Kopenhag için acil durum çağrısı!…

Bildiğiniz gibi Kopenhag’da yapılacak olan iklim zirvesine sayılı günler (şu an itibarıyla tam 68 gün) kaldı.

Bilmem bana katılır mısınız ama, Kopenhag’da yapılacak olan bu hayati öneme sahip zirvede konuşulacak olan şeyler ve şu anda Bangkok’da süren hazırlık müzakerelerinde çıkmaza saplanmak üzere olan süreç hepimizin tek tek bireysel geleceğini de, çocuklarımızın geleceğini de, ülkemizin ve dünyanın geleceğini de o kadar yakında ilgilendiriyor ki, yani bu mesele o kadar ciddi bir ölüm kalım meselesi ki, bence bundan daha önemli herhangi bir şey olduğunu düşünmek için en az Tayyip Erdoğan kadar sorumsuz ve ne dediğini bilmez, en az Barack Obama kadar korkak, en az AB liderleri kadar paragöz olmak gerekiyor.

Yine bana katılır mısınız bilmem ama, çıkmaza girmiş gibi görünen ekonomik kriz, Kürt sorunu, türban, Ergenekon gibi meseleler de, her gün gündemimize bir yenisi eklenen açılımlar da iklim değişikliğinin yanında oyuncak gibi kalıyor. Eğer bir şeyler yapmaz, uyukladığımız yerden kıpırdamaz, dünyayı harekete geçirmez ve bu arada kendi hükümetimizin hepimizi göz göre göre aptal yerine koyan sahtekar ikiyüzlülüğünü teşhir etmek için bir şeyler yapmazsak, ne yeşil saymaya hakkımız olur artık kendimizi, ne solcu, ne sosyalist, ne çevreci, ne ekolojist, ne demokrat, hatta ne de “modern” birer yurttaş! Yurttaş olmanın da, kendini modern kabul etmenin de ilk koşulu sürü zihniyetini ve liderlerin iki dudağı arasından çıkacak emirleri beklemek yerine kendi kaderini kendi eline almak değil midir?

Bir şeyler yapmalıyız… Zamanımız o kadar az, sorun o kadar acil ki, eğer bir şey yapmazsak, yarın “peki Kopenhag’da işler sarpa sararken, sen ne yaptın?” diye sorduklarında utançtan başımızı yerden kaldıramayız. Filipinler’de ve Vietnam’da dün, İstanbul’da geçtiğimiz haftalarda sel sularına kapılıp ölen insanlarin katili bu sistem; kendi konforumuzdan, keyfimizden ve alıştığımız değerlerden vaz geçmek istemediğimiz için değişmesin diye direndiğimiz, bin bir bahane bulup sürdürdüğümüz fosil yakıt ve kâr bağımlısı bu düzen… Ve bu düzeni değiştirmek için elini gerçekten taşın altına koymaktan imtina eden bizleriz… Sellerden, kasırgalardan, susuzluktan, açlıktan ölen ve ölecek olan, bugün ve yarın iklim değişikliğinin tetiklediği savaşlardan ve soykırımlardan ölen ve ölecek olan, acı ve yoksulluk içinde yaşayan insanların, yani aslında kendi çocuklarımızın ve yaşam şartları ortadan kalkan tüm diğer canlıların da…

Kopenhag müzakereleri ABD’den Türkiye’ye kadar işi yokuşa sürmek için her türlü manevrayı yapan ülkelerin politikacıları ve bürokratları tarafından mayınlanıyor. Başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin heyetleri herkesin kabul ettiği en basit ortak değerleri bile masaya yatırıyor, işe yarar hedefleri ve politika önerilerini tartıştırmıyor, süreci oyalayarak ve uzatarak baltalama stratejisi izliyorlar. Türkiye dahil olmak üzere bazı diğer ülkelerin heyetleri de bir sonuç çıkmama ihtimali karşısında keyifleniyor, düzenlerinin değişmeyeceğini, rahatlarının kaçmayacağını düşünüp ellerini ovuşturuyorlar.

Eğer biz ayağa kalkmaz, işlerin bugünkü gibi bürokratik karmaşa ve ilgisizlik perdesi altında sürüp gitmesi için bu bürokrat ve politikacı taifesinin işlerini kolaylaştırmaya devam edersek, onlar kadar biz de sorumlu olacağız. Artık incir çekirdeğini doldurmayan gündemlerden, politika diye yaptığımızı sandığımız kişisel çekişmelerden, dünyanın farkında olmayan köşe yazarlarının ve lafta “kanaat önderlerinin” belirlediği yapay gündemlerden, kendine ait bir gezegeni olduğunu sanmaktan ibaret olan ulusal çıkar demagojisinden, tüketme tutkusundan başka bir şey olmayan ilerleme ve kalkınma bağımlılığından, ama en önemlisi de kendini bir şey sanma yanılgısından ve kendi tutuğumuz takımın (yani siyasi partinin, derneğin, arkadaş grubunun, okulun, artık her ne ise) çıkarlarını gezegenin ve insanlığın ortak çıkarlarından üstün görme dar görüşlülüğünden kurtulmak zorundayız.

İnsanlığa ve kolektif eylemin gücüne inanarak yapılması gereken son acil durum çağrısıdır bu!

Hemen harekete geçmek zorundayız! Artık gerçekten hiç ama hiç zamanımız kalmadı ve bu bir retorik değil.

NELER YAPABİLİRİZ?

– 24 Ekim Küresel Eylem günü yaklaşıyor. 24 Ekim eyleminin ve 12 Aralık’ta Kopenhag zirvesiyle aynı anda yapılacak olan mitingin organizasyonuna katılabiliriz. Küresel Eylem Grubu’nun çalışmalarına aktif olarak katılmak, söz söylemek, toplantı organize etmek, standlarda durup, bildiri dağıtıp, mahallemizde, okulumuzda ya da işyerimizde insanları haberdar edip sokağa çıkmak için http://www.kureseleylem.org/ ve http://www.350.org/

– Yeşiller’in Kopenhag’a doğru iklim değişikliği kampanyasına katılabilir ve destek verebiliriz. Türkiye’nin nasıl bir eylem planına sahip olması gerektiği konusunda söz söylemek, hükümeti ve kamuoyundaki etkili ismleri harekete geçirmek için yapılacak çalışmalarda aktif rol almak için http://yesilleriklim.wordpress.com/ ve http://www.yesiller.org/V1

– Kopenhag’a yönelik ses getiren eylemler yapan Greenpeace’e destek olabiliriz. Bilgi almak için http://www.greenpeace.org/turkey/

– İkilm değişikliği ile ilgili düzenli yayın yapan Açık Radyo’yu takip edebilir, son gelişmeleri öğrenebilir, destek verebiliriz. Dinlemek ve yazıları takip etmek için http://www.acikradyo.com.tr/ ve FM 94,9 MHz

– Gazetelere, web sitelerine, bloglara, forumlara yazılar; politikacılara, gazetecilere, köşe yazarlarına ve diğer etkili insanlara mektuplar yazabilir, onları harekete geçmeleri için uyarabiliriz. Ya da kendi blogumuzu kurabilir, kendi çevremizi örgütleyebilir, kendi kampanyamızı hazırlayabilir, kendi meşrebimize uygun başka bir sivil toplum kuruluşunun ya da girişimin yaptığı çalışmalara katılabilir, destekleyebiliriz. Birlik olmak kadar çeşitli olmak da, yapılan çalışmalara destek vermek kadar kendi mücadele dilini ve yöntemini yaratmak da önemli…

– Cebimizde ekstra paramız varsa, tüketimi arttırıp küresel ısınmayı hızlandırmak yerine, iklim değişikliğine karşı mücadele eden bu gruplardan istediğimiz birine maddi yardımda bulunabiliriz… Atılan her adım için mali kaynak gerekiyor ve dünyadaki paralar bizim değil, dünyayı yok oluşa sürükleyen şirketlerin ve uluslararası işbirliği ihtimalini baltalayan poltikacıların ve bürokratların denetiminde…

– Eğer gerçekten istersek, hemen şu anda harekete geçebliriz…