Tevhid Parçalı Değil Bütün Anlaşılmalıdır

Ninemin Sakalları Olsaydı  Dedem Olurdu. Ya da, Muhammeden Resulullah Tahakkümün İnsan İradesiyle İçselleştirilmesidir.

“Beşerin böyle dalâletleri var. Putunu kendi yapar, kendi tapar.”

Tevfik Fikret.

Değerli Yoldaşım Dilaver Demirağ’a

Kelime i tevhid “La ilahe illallah muhammedün resulallah”, yani Allahtan başka ilah yoktur ve Muhammed onun kulu ve elçisidir anlamındadır. Bu anlamı  parçalayıp La ilahe illallah’ı tevhid olarak önümüze koyup onu da devrimci olarak tanımlamak bir makale yazarken söylemimizin temeline oturttuğumuzda o temeli sallantıda bırakır. Öyle ya, nereye koyacağız tevhidin kalan yarısını? Ya da, diğer yarısı olmadan La ilahe illallah tevhid değil tekbirdir. Kavramları yerinde kullanalım ki tezimiz de sabun köpüğü gibi dokunulduğunda sönmesin değil mi?

Putperestlere karşı allahın birliğini kural olarak getiren tek tanrı düşüncesi ne kadar devrimciyse, onun kurallarının bir peygamber tarafından ifade edileceği ve insanların o peygambere biat ederek kurtulacağı dogması da o kadar köleleştiricidir. Bu durum suyun içinde nefessiz kalmış birinin kafasını sudan çıkartıp derin bir nefes almasını sağladıktan sonra yeniden suya batırmaya benzer. Fransız devriminde halkın kısa bir dönemlik özgürlük yanılgısının yeni egemenlerce daha beter bir hegemonyayla son bulması ve Sovyetlerde çarın devrilmesiyle nefes alan halkın devlet bürokrasisiyle çarı arar hale gelmesi sanırım bunlara tarihsel örneklerdir. Tek tanrılı dinler de kendi tarihsel dönemlerinin benzer bir yanılsamasıdır. Özetle tek tanrılı dinler de beşerin kendi yaptığı ve taptığı bir puttan daha öte bir nitelik taşımazlar.

Bu yanılsamayı fark etmemizde bize yardımcı olacak temel gösterge çıkışından bu yana hiçbir tek tanrılı dinin kitabının ve peygamberinin özel mülkiyeti reddetmiyor olmasıdır. Bu göstergeyi iyi tahlil edip biraz derinine indiğimizde tek tanrılı da olsa dinlerin temelinde insanın insan üzerinde tahakküm kurması ereğinin olduğunu ve tüm ilerici ve aydınlatıcı ideolojilerde olduğu gibi kendinden önceki sömürü ve adaletsizliklere bir başkaldırı ve reddedişle çıkıp kendi tahakkümünün tohumlarını hazırladığı uygun toprağa ekmesini de rahatlıkla görürüz.

Bu gerçeği görmemizin önünde bir engel varsa o da düşünme biçimimizi o hegemonyanın bize dayattığı  paradigmadan kurtaramamış olmaktır. Öyle ya, eğer biz tek hücreli canlılar, toprağın oluşumu, tek hücreli canlının kıyıyla buluşması  ve bitki ve çok hücreli canlılara dönüşümü, hayvanlar, homo sapiens, homo erektus, alet yapımı ve sair süreçleri değil “insan hayvanlar ile bitkiler ile taş ve toprakla, galaksiler vb ile eş değer değildir. İnsan başkadır” biçiminde tezahür eden dinin yaratılış efsanesini kendimize rehber edinirsek zihnimiz esirken düşüncemiz özgür ve özgürleştirici olamaz.

Hiçbir tek tanrılı  din çekincelerini saklı tutarak seni kabul etmez sevgili dostum. Ticareti, doğal olarak özel mülkiyeti, köleliği, allahı inkar edenlerle savaşmayı ve daha birlikte olumlamayacağımız pek çok şeyi kabul eden ve kerhen dahil olamayacağın bir kurumun içinde var olan ve inkar edilemeyecek ama zaten doğanın kendinde de aranıp bulunabilecek (şaman inanışı hemen tümünü içerir ve tek tanrılı dinlerden çok önce bu özgürleştirici bilgileri bünyesinde barındırır örneğin) tek tük bilgiler için bir dini meşrulaştırmaya ve neredeyse kutsamaya çalışmak çok zorlama bir iyi niyet örneği en iyimser bakışla.

İnsanın kendine ve doğaya yabancılaşmasının ayıplandığı, doğanın bir parçası olduğu için kutsandığı, en yüce mertebenin en az doğaya müdahale edende olduğu devrimci inanışlar ve Bakunin, Kropotkin, Proudhon’un hatta Marx’ın öncüller olarak işaret ettiklerinin dinsel alanda karşılığı tek tanrılı dinler değil doğa çıkışlı çok tanrılı dinlerdir. Budizm, hinduizm, Şamanlık, mazdek inancı, hatta Kızılderililerin inanç ve yaşam biçimleri modernizmle bir arada var olamayacaklarından mı korkutuyor seni? Modernizm ekolojik devrimin önünde duran en önemli engeldir oysa. Bunda mutabık değilsek önce bunu da bir başka muhabbette açıklamak isterim.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page