Ordu büyüktür Meclis, Vali büyüktür Belediye Başkanı, Tayyip büyüktür Topbaş…

Akp’nin demokrasi açılımı ambalajının süslü içininse boş olduğu yerel yönetimlere bakılınca anlaşılıyor.ilker_basbug_tayyip_erdogan2

Merkezi Didişme

TSK “zafer haftası” açıklamasında da gördüğümüz şekilde durmadan siyasetle ilgili konuşuyor. Genelkurmaydaki kadrolar değişiyor, Türkiye değişiyor ama ordunun siyasetin cazibesine karşı zaafı değişmiyor. Ordunun siyasete müdahil olmasının bir ülkede demokrasinin önündeki en ciddi engellerden olduğunu okuya okuya büyüdük, yaza yaza yaşlanıyoruz.

Akp’yi oluşturan kadrolar iktidara gelmeden önce daha şiddetli, iktidar olduktan sonra dalgalı bir seyirle sürekli orduya yüklendiler. Eleştirilerinin temelinde aslında kendilerinin de içselleştiremediği demokrasi eleştirileri vardı.  İşte bu demokrasi eleştirilerindeki haklılığın yanına Ergenekon soruşturmalarını ve “Demokratik Açılım Süreci”ni de ekleyince Akp hükümeti demokrat çevrelerden puan toplamayı başardı.

Ancaaak…

Yerel Didişme

Gerek İçişleri Bakanlığı gerekse valiler her sene en az bir kaç düzine yerel yöneticiyi görevden alırlar. Ve bu görevden almaların en az dörtte birinin nedeni açıklanmaz. Valiler ve kaymakamlar rahatça yerel hizmetler, bütçe, planlama vs. hakkında atar tutarlar. Belediye başkanları neden görevdedir? Bir belediye başkanının yapabilip de bir valinin yapamayacağı bir şey var mıdır?

Türkiyede bir siyasi partinin yerel seçimlere katılabilmesi için 41 ilde örgütlenmiş olması gerekiyor. Bir ilçede belediye başkan adayı göstermek ile diğer 40 ilin ne ilgisi vardır acaba? Bunun yanı sıra bağımsız bir belediye başkan adayı neden bir muhtarın azalarını belirlediği gibi bir belediye meclis üyesi adayları listesi çıkartamamaktadır?

“Demokratik Açılım Süreci” pek de belirgin olmayan içeriğinin her geçen gün kırpıla kırpıla kuşa döndüğü garip bir terane oldu. Başbakan RTE’nin duygusal bir konuşmasıyla halkın umutlarını yükselten ve devamında Akp’nin türban açılımı gibi yarıda kalacağını düşündüren bu sürecin en önemli ayaklarından biri aslında yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olmalıydı. Ancak devlet erkinin başına bir kez oturan bu erki paylaşmaya hiç de gönüllü olamıyor. Yerel yönetimlere ilişkin bir demokratikleştirme gündeme bile gelmiyor, hatta hükümetin eylemleri bunun tam ters yönünü işaret ediyor.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Zafer Haftası açıklamasında TSK’nın “…kültürel farklılıkların siyasallaştırılmasını, başka bir ifadeyle siyasal temsil aracı olmasını, toplumsal siyasal kimlik unsuru haline getirilmesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası içinde mümkün göremez.” olduğunu söyledi. Başbakan RTE ise geçtiğimiz günlerde (imarına engel olacağımız) 3. köprü güzergahı hakkında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nı yalanlayarak, güzergahın henüz belli olmadığını ve helikopterle dolaşarak karar vereceklerini söyledi.

Görevi Türkiye’yi fiziki saldırılara karşı korumaktan ibaret olması gereken bir örgüt ülkenin “toplumsal, siyasal” hayatına dair yorum yapmamalıdır. Bu yorumlar ne kadar anti-demokratikse, Başbakanın tamamen yerel yönetimin alanına giren 3. köprü kararına karışması da aynı derecede anti-demokratiktir.

En doğrusunu sadece kendinin bildiğini düşünen ve halkın sesine kulaklarını tıkayan, yerel yönetimlere de kukla olmaktan başka şans tanımayan bir yönetimin eğer bir demokratik açılım yapmaya niyeti varsa buna kendinden başlamalıdır. (Buradan sadece Akp’ye yüklendiğim anlaşılmasın. Akp’nin yerine gelecek herhangi bir büyük partinin de daha demokratik yerel yönetimler yaratmaya uğraşacağını zannetmiyorum.)