Yeşeriyorum

Belediyelerde Katılımcı Bütçe Süreci

Günümüz temsili demokrasinin en önemli handikaplarından biri de seçim sonrası dönemdeki demokrasi sorunlarıdır. Seçilen adayın özellikle belediyelerde mutlak gücü bir dahaki seçime kadar elinde bulundurabiliyor olması, halkın karar mekanizmalarında etkin olarak rol almasının önündeki en önemli engellerin başında gelmektedir. Belediye Başkanı ile beraber Belediye Meclisi ilgili bölgenin – şehrin ilçenin veya kazanın – yönetiminde tek söz sahibi konumdadır. Belediye meclislerindeki çoğunluğun genellikle başkan seçilen adayın “tarafı”nı tuttuğunu da göz önünde bulundurursak, bu süreçte önemli bir demokrasi problemi olduğu daha net görülebilir.

Bu sürecin çözümü günümüz siyasetinin kirlenmiş tabiri ile “sıradan vatandaş”ın yani halkın dahil olduğu bir katılımcı demokrasi modeli oluşturmaktan geçer. Kendi yaşamını ve sorunlarını en iyi bilen organ olan halkın kentin – ilçenin yönetimine katılması adaletli ve sürdürülebilir bir yaşam ortamı oluşturulması için en elzem elementlerden biridir. Katılımcı demokrasi, temsili demokrasinin “biz sizin temsilciniz” önermesi yerine “beraber yönetelim” önermesi doğrultusunda işleyen bir yönetim biçimidir.

Katılımcı demokrasi prensibi belediyeler düzeyinde “katılımcı bütçe” süreçleri oluşturularak başarılabilir. Katılımcı Bütçe süreci 1988 yılında Brezilya’nın Porto Alegre bölgesinde seçimi kazanan Worker’s Party (WP) tarafından uygulanmış bir modeldir. Bu model daha sonra Diğer Güney Amerika ülkeleri ile İsveç, İspanya, Fransa ve Belçika gibi birçok ülkede başarıyla uygulanmış bir “katılımcı demokrasi” mekanizmasıdır.

Katılımcı Bütçe

Günümüz belediyelerinin bütçelerinin büyük çoğunluğu devlet tarafından sağlanan veya yerel vergilerden toplanan kalemlerden oluşur ve bu kalemlerin büyük kısmı, işçi maaşları gibi sabit giderlerin karşılanmasında kullanılır. Bu sabit giderlerin dışında kalan miktarlar ise belediyenin yatırım yapmak üzere kullanacağı miktarları belirler. Bu bütçeler günümüz sisteminde belediye başkanı tarafından belediye meclis üyelerine danışılarak belirlenir. Katılımcı Bütçe modelinde ise bu kalemlerin nasıl harcanacağı halk tarafından belirlenir. Katılımcı, halka bütçe konularını ve kamu politikasını tartışma ve ilgili konularda karar verme imkanı sağlayan, doğrudan, gönüllü ve evrensel demokrasi modelidir. Bu modelde vatandaş sadece oy vermez aynı zamanda bu konular ile yakından ilgilenir.

Katılımcı Bütçe süreci temelde dört prensip barındırır: Kaynakların en fakir bireylerin yararı için kullanılması; belediyeler ve vatandaşlar arasına yeni bir ilişki kurulması; sosyal bağların ve sosyal ilgilerin yeniden şekillenmesi; yeni bir demokratik kültür oluşturulması ve aktif vatandaşlığı teşvik edilmesi (Urban News, İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Ajansı, 2003).

Katılımcı Bütçe süreci, bütçenin mikro – yerel diye adlandırılan mahalle seviyesindeki toplantılar ile başlar. Bu toplantılar, kadın – erkek, zengin – fakir gibi sosyal statüleri ne olursa olsun her bireyin eşit – gönüllü katılımına açıktır. Ne kadar çok katılım olursa, sürecin o kadar başarılı olacağı ön görülmektedir. Bu toplantılarda, mahallenin, yol inşaatı, altyapı, su sorunu gibi temel somut sorunları tartışılır ve o yılki bütçede hangi sorunun öncelikli olduğuna ve yatırıma ihtiyacı olduğuna dair karar verilir. Mahalleler kendilerini temsil etmesi üzerine bir “sözcü” seçerler. Bu “sözcü” her bütçe sürecinde değişir. Sözcü katılımcıların itirazı üzerine (yerelin belirleyeceği kriterler ışığında) her an değiştirilebilir ve böylece mahalle yönetiminde mutlak güce sahip olması engellenir.

Yine bütçe sürecinde, mahallelerin temsil edildiği kamu politikaları toplantıları düzenlenir. Bu toplantılarda, farklı kamu politika alanları için ayrı ayrı toplantılar düzenlenir ve bu toplantılara mahalle temsilcileri ile beraber her isteyen birey katılabilir ve söz hakkına sahip olur. Bu toplantılarda her bir politika alanı için hangi konuya öncelik verilmesi gerektiği tartışılır ve kamu hizmetlerin nasıl dağılması gerektiği konusunda bilgi alışverişinde bulunulur. Bütçenin ana kalemlerinin nereye harcanması gerektiği tartışılır. Her mahallenin her politika kalemine ilişkin eşitlik prensibine dayalı harcama kalemi vardır. Yani bu toplantıda hangi kalemlerin hangi mahalledeki politikaların uygulanmasına ve hizmetlerin sağlanmasına ilişkin temel kararlar alınır. Ayrıca, “Katılımcı Bütçe Konseyi” için her politik alandan “sözcüler” seçilir. Bu sözcüler, mahalle toplantılarında olduğu gibi, her bütçe sürecinde değişir. Sözcü katılımcıların itirazı her an değiştirilebilir ve böylece bütçenin dağıtımında mutlak güce sahip olması engellenir.

Son olarak, Katılımcı Bütçe Konseyi, hangi mahallede hangi hizmetin yapılması gerektiğine dair kararların ve harcamaların belirlendiği son noktadır. Konsey bu harcama kalemleri belirlenirken, mahalle toplantılarının ve kamu politikaları toplantılarının çıktıları doğrultusunda çalışmak ve bu toplantılarda çizilen sınırların dışına çıkmamak ile yükümlüdür. Konseyin kararları mutlak bir biçimde mahalle toplantıları katılımcılarının belirlediği doğrultuda, kamu politikaları önceliklerine uygun olmak zorundadır. Mahalle katılımcılarının itiraz ettikleri kararlar bütçeye yansıtılmaz.

Ayrıca, bütçe kalemlerinin hizmetlere aktarımı belirlenirken “adaletli dağıtım yaklaşımı” denilen bir pozitif ayrımcılık uygulanır. Yani, en küçük nüfusa sahip olan ya da en dezavantajlı nüfusun yaşadığı bölgelere “ek pay” ayrılır ve bu bölgelere daha fazla hizmet gitmesinin yolu açılır. Bu bölgeler, vatandaşların talepleri, altyapı eksiklikleri, su – yol, toplu

taşıma gibi temel hizmetlere ulaşımdaki yetersizlikler göz önünde bulundurularak belirlenir.

Katılımcı bütçe, temelde bu süreçler sonucunda oluşturulur. Ancak burada belirtmek gerekir ki, katılımcı bütçe süreci sadece, Belediye Bütçesinde hizmet kalemlerinin nereye harcanacağına dair karar vermez. Aynı zamanda, bu süreçler, belediyenin vergi politikası, maaş politikası gibi unsurların da tartışıldığı platformlardır. Yani halk bu süreçte, belediye vergilerinin miktarlarının belirlenmesinde de rol alır. Örneğin, Porto Alegre deneyiminde, belediyenin bütçe gelirlerinin büyük kısmını oluşturan vergi politikası halk tarafından belirlenmiş, herkesin beklediğinin aksine, vergisinin nereye ve nasıl kullanıldığını gören halk, vergilerin kullanılmasında kendi inisiyatifi yer aldığında vergilerin arttırılmasına karar vermiş.

Porto Alegre’de, katılımcı bütçe süreci ile beraber halkın hizmetlere erişimi kolaylaşmış, bütçe toplantılarına katılan vatandaş sayısı başlangıçta az olmasına rağmen bütçenin demokratik oluşumu sonrasında giderek artmıştır. Porto Alegre Workers Party Belediye Başkanlığı döneminde ezen – ezilen ilişkisi üzerine kurulan tahakkümün çarkından çıkmayı başarmıştır. Bölgede fakir insan sayısı azalmış, sağlık hizmetlerinin halka ulaşımında artış yaşanmış ve birçok bölgenin alt yapı sorunu çözüme kavuşmuştur.

Ancak, bu süreç Workers Party inisiyatifi ile başladığından, ve yasal bir dayanağa sahip olmadığından dolayı parti, Brezilya’daki politik konjektür değişiminde seçimi kaybettiğinde süreç durmuştur.

Kategori: Yeşeriyorum