Türkiye’nin Derdi

Türkiye ekonomisi dünya sıralamalarında yükselirken, yaşam kalitesi neden düşük kalıyor?

Türkiye 700 milyar dolar civarındaki gayri safi yurtiçi hasılası ile dünyanın en büyük 17. ekonomisi konumunda. Kişi başına düşen milli gelir sıralamasında (2007) ise Türkiye IMF ve CIA verilerine göre 55. sırada.

2007 yılı verilerine göre İnsani Gelişmişlik Endeksinde 84. sırada yer alan ülkemiz, Mutlu Gezegen Endeksine göre ise 98. sırada yer alıyor.

Tüm bunlar ne demek oluyor?

Kişi başına düşen gelirde 55. sırada oluşumuza bakalım. Bizden daha iyi gelir seviyesindeki 54 ülkenin yaklaşık yarısını Avrupa ülkeleri oluşturuyor. Petrol zengini ülkeleri, Amerika, Japonya, Kanada gibi gelişmiş ülkeleri, bir de, küçük fakat turizm zengini tropik ülkeleri bir kenara koyunca geriye Türkiyenin aşık atmakta olduğu esas ülkeler olan bir avuç Latin Amerika ve Doğu Avrupa ülkesi kalıyor.

Başka bir şekilde dile getirirsek Türkiye bu listede tam da olması gereken yerde duruyor. Peki diğer endekslerde tepetaklak olmamızın nedeni ne acaba?

İnsani Gelişmişlik Endeksi hesaplanırken kişi başına düşen milli gelir (satın alma gücü de dahil), eğitim seviyesi ve ömür beklentisi de işin içine giriyor. Türkiye 84. sırada yer alırken 83. sırada yer alan Ermenistan ve 81. sıradaki Çin ile bir kıyaslama yapacak olursak ömür beklentisi ve eğitim düzeyimiz Çin ve Ermenistanın gerisindeyken gelir seviyemizin belirgin bir şekilde yüksek olmasıyla endeksi toparlıyoruz.

Mutlu Gezegen Endeksinin hesaplanması ise kabaca insanların tatmin seviyeleri ile ömür beklentilerini çarpıp sonucunu ekolojik ayak izine bölerek yapılıyor. Yani bu endeks ile hesaplanmaya çalışılan şey birim miktar doğal kaynak ile ne kadar insan mutluluğu yaratılabildiğidir.

Bu endeks ile oluşturulan listeye baktığımızda ise ilk sıraları fakir ve küçük Güney Amerika ve Asya ülkelerinin aldığını görüyoruz. Bizi diğer endekslerde sollamış olan pek çok gelişmiş ülkenin ise listenin dibine oturmuş olması da ayrıca kayda değer.

Legatum Enstitüsünün uluslararası refah araştırmasına göre Türkiye en müreffeh 61. ülke. Araştırmanın ilginç yanı ise sonuçları yorumlayarak sunması. Ekonomiye ağırlık veren bu rapora göre Türkiyenin dezavantajlı olduğu konular; yetişmiş insan gücü, tekrar eden politik gerilim ortamı, bireylerin sisteme ve diğer insanlara güvensizliği, uzun çalışma saatleri, az miktardaki tatil hakkı ve kadın-erkek eşitsizlikleri.

Bu endekslerin içeriklerini kıyaslarsak ekonomik değerlere en çok ağırlık verenin Legatum Refah Endeksi olduğunu, İnsani Gelişmişlik Endeksinin sosyal kriterlere daha çok ağırlık verdiğini, Mutlu Gezegen Endeksininse İnsani Gelişmişliğe bir de sürdürülebilirlik kriterini eklediğini görüyoruz. Türkiye ise hesaplara insanın yaşam kalitesi ile ilgili veriler girdiğinde sıralamalarda düşüyor. Hele bir de doğayla olan ilişkimizi işin içine katınca daha da düşüyoruz.

Başka bir değişle, Türkiye finansal olarak kendinden güçsüz durumdaki pek çok ülkeden yaşam kalitesi ve doğayla uyumlu bir yaşam sürme konusunda oldukça geride.

Bunun böyle olduğunu anlamak için endekslere, rakamlara gerek yoktu diyebilirsiniz. Ancak günlük söylemlerde kemikleşmiş bir şekilde yer alan “fakirlik” vurgusu ve de günümüzde içinden geçmekte olduğumuz küresel ekonomik kriz sorunlarımızı ekonomi odaklı algılamamızı dayatıyor.

Türkiye’de herkesin refah içinde yaşadığını iddaa etmiyorum. Fakat bireylerin refahını kendi ekonomik düzeyleri kadar içinde yaşadıkları ortamın refah seviyesi de belirler. Türkiye’de devletin kamu hizmetlerinin kalitesinin tam bir rezalet olduğunu ve yaşadığımız kentlerin de bize iyi bir yaşam sunmaktan ne kadar uzak olduğunu düşünürsek cebimizdeki parayla mutlu olmakta neden zorlandığımızı belki anlayabiliriz.

Türkiyenin derdi miktar değil kalitedir. Ne kadar kazandığımız değil, o parayla neler yapmamıza izin verildiğidir. Kazancımız ve harcamalarımız üzerinden alınan devasa vergiler ile bize ne hizmetler getiril(me)diğidir.

Türkiyenin derdi para kazanmanın finansal olmayan bedelleridir. Sağlığımızı, gençliğimizi, özgürlüğümüzü ve doğamızı para uğruna harcatmış olmamızdır.

Türkiyenin derdi yoksulluktan çok yoksunluktur.

Türkiye’de fakirlik, dünya koşullarına göre çok ağır bir fakirlik değildir. Ancak fakirlik ülkemizde oldukça kalıcıdır. Düşen kolay kalkamaz. Çünkü eğitimsiz, sağlıksız, erken evlenmiş, çok çocuk yapmış, köyden göçmüş ve erken yaşlanmış bir kadındır Türkiye.

Hükümetler için ekonomiyle uğraşmak kolaydır. Makro ölçekten müdahale edilebilir ekonomiye. Oysa yaşam kalitesini iyileştirmek, hele bir de doğayla uyumlu bir yönetim sürdürmek meclisten halledilemeyecek kadar yerel konulardır. Yöneticilerin bireysel çabasını ve halkın katılımını gerektirir. Yerel yönetimlere güç verilmesini gerektirir.

Doğayla uyumlu ve kaliteli bir yaşam; özenli, uzun vadeli, nakış gibi çabalar gerektirir. Fakat Türkiye’de yönetimler gündeliktir, kaba sabadır. Çünkü eğitimsiz, sağlıksız, dikkatsiz, küfürbaz, kuma getiren, dayakçı bir erkektir Türkiye.

not: resim http://icmihrak.blogspot.com/ adresinden alınmıştır.