Yeşeriyorum

Akasyaların Günahı Ne?

Atina’da Akasya Katliamı Yaklaşıyor!!! – Ya Bizde Neler Oluyor?

Atina’nın sembolü olan iki ağaç vardır. Biri akasya, biri de turunç. Atina’da dolaşırken bu ağaçları hemen her sokakta görmek mümkündür. Özellikle turunçlar, Atina’ya yabancı olan birinin hemen dikkatini çeker, çünkü yaz kış portakal görünümünde olan bu turunçları dalından kopartıp yemek isteğiyle yanıp tutuşursunuz. Şahsen ben de ilk gördüğüm zaman bu duyguya katılıp kopartıp tadına bile bakmıştım. Ama ne yazık ki, tatları hiç bizim bildiğimiz portakalları andırmaz, çünkü yenilemeyecek kadar acıdırlar. Bu turunçlar bir nevi şehrin sembolü olmuş, yenilemedikleri için de şehrin peyjazında hoş bir yer almışlardır. Yaz-kış yapraklarını dökmedikleri için Atina’nın yakıcı yaz sıcaklarında yaratıkları gölgelerle sokaklarda yürüme imkanını sağlarlar. Turunçların olmadığı bir Atina düşünmek neredeyse imkansızdır.

Bir de akasyalar vardır. Yunanca’da akakia denilen akasyalar iyilik, günahsızlık anlamına gelir. (Kakia yunanca da kötü olan, akakia ise kötü olmayan anlamına gelmektedir). Akasyalar, biz de belki de turunçlar kadar bilinmiyordur. Yani; zaten etrafımızdaki ağaçların ne olduğu genelde pek az bilindiğinden, akasyalar daha çok çiçek açtıkları zaman biz de merak uyandırır ve ilgimizi çeker. Atina’da ise durum biraz farklıdır. Şehrin neredeyse bütün sokakları turunçlar ve akasyalar tarafından paylaşılmış gibidir, bazı sokaklar baştan sona akasya ağaçlarıyla kaplıdır, bu ağaçları merak etmeden geçemezsiniz. Gerçi son zamanlarda bunlar da amansız budamalardan nasibini almış, Japon bonsailerinden etkilenilerek çiçek açan dalları kesilmiş, boyları ufalmış, şehrin “modern” görünüme kavuşması uğruna ehlileştirilmişlerdir.

Ancak, Atina belediyesinin son zamanlardaki faaliyetleri anlaşılan akasyaları sünnet etmekle kalmayacak, onları şehirden tamamen uzaklaştıracak. Yoksa, Atina’nın 1950’lerde 60’larda filmlerine konu olan, şarkılara türkülere, anılara yer etmiş akakiaları belediyenin kurbanı mı oluyor? Şu anda şehrin bazı bölgelerinde, özellikle şehrin kalburüstü diye tabir edeceğimiz alışveriş ve yeme –içme mekanlarının bulunduğu sokaklardaki akasyaların dozer kepçeleriyle topraklarından kaldırılışına şahit olmak ne yazık ki mümkün. Diyeceksiniz ki, Türkiye’de bu kadar sıcak gelişmeler yaşanırken, bize ne komşunun akasyalarından. Belki, yazının tamamını okursanız nasıl bir ilişki kuracağımı göreceksiniz. Bu anlamda “Komşu da pişer bize de düşer” lafını hatırlatmakta yarar var.

Atina Belediye başkanı Kaklamandis anlaşılan akasyalardan kurtulmak, onların yerlerine yurtdışından ithal ettiği ağaçları dikmek heveslisi. Ancak, Atinalılar bu işin peşinde. Belediye’nin bu faaliyetine karşı dava açmışlar. Her ne kadar zaman kazanmak için davayı Mayıs’a erteletmiş olsa da, mahkeme dava görülene kadar akasyalara dokunmalarını engellemiş. Ama burada da halk, belediyenin davayı beklemeden akasyaları yerlerinden edeceğinden endişeli.

Ne tesadüftür ki, biz de benzer manzaralar özellikle büyük şehirlerde yaşanıyor. İstanbul’da yaşananlar belki de bunun en somut örneği. Yerel seçimler yaklaşırken İstanbul’da yaşanan, önümüzdeki günlerde yaşanacak olan benzeri olayları hatırlamakta, akılda tutmakta fayda var.
Beyoğlu bu anlamda bir yerel yönetim tarafından pervasızca uygulama hatalarıyla dolmuş, İstanbul’un güzide ilçelerinden biri. İstiklal caddesinin şu son halinden memnun birisi çıkar mı acaba diye merak ediyorum doğrusu? Bu caddenin birkaç yıl içersinde yaşadığı değişim pek çok soruyu akla getiriyor. Önce Taksim ve civarının yurtdışından (yanılmıyorsam İtalya’dan ithal edilmişti) getirilen ağaçlarla çevre düzenlemesi yapılmıştı. Kısa bir süre sonra, alt yapı sorunları, yol genişletme gerekçeleriyle bu ağaçlar söküldü, yerlerine dev saksılar içersinde bir takım bitkiler geldi. Bu arada İstiklal Caddesinin ve etrafındaki sokakların taşları iki kere değişti. Şu son hali ise ne yazın sıcağına ne de kışın yağan yağmura, kara bir çözüm sağlıyor. Aydınlatma açısından ise Turkcell’in maskotundan yayılan mavi ışıklarla donatılan sokaklar şehri gece nasıl bir siluetle ortaya koymakta ve sokakların asıl sahibinin Turkcell olduğu izlenimini vermektedir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin en çok kazanan belediye olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Bu paraların nasıl ve ne şekilde kullanıldığını öğrenmek elbette bizim vatandaşlar olarak en doğal hakkımız, çünkü bunlar bizim cebimizden çıkan paralar. Ama bundan da öte, İstanbul’daki yerel yönetimlerin göz ardı ettiği başka bir durum daha var: Yerellik. Bütün bu faaliyetler gerçekleşirken halkın ne düşündüğü ne istediği hiç umurlarında değil. Galataport’u, Haydarpaşa Garı ve çevresi üzerindeki oyunları, Dubai towersları, Üçüncü Köprü planları hangi insiyatifle ortaya çıkıyor, sormaktayız? Yerel insiyatifler, sivil toplum kuruluşları, odalar, sıradan vatandaşın bu projeler üzerindeki fikirleri neden inatla göz ardı ediliyor. Yoksa demokrasi edebiyatlarıyla uyutuluyor muyuz? Yoksa demokrasi bizdeki uygulamalarından başka bir şey mi?

Kategori: Yeşeriyorum