<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeşil Gazete &#187; Kürt</title>
	<atom:link href="http://yesilgazete.org/tag/kurt/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://yesilgazete.org</link>
	<description>AKTÜEL YEŞİL GAZETE</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Jul 2010 10:16:52 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>DTP ve Popülizm</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/12/28/dtp-ve-populizm/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/12/28/dtp-ve-populizm/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 23:35:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ümit Şahin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik açılım]]></category>
		<category><![CDATA[DTP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Açılımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=6489</guid>
		<description><![CDATA[Daha ilkeli ve daha az popülist olmak, her saniye sokağın nabzını tutmak yerine barışa ve şiddetsizliğe kararlılıkla hizmet etmek DTP’nin tarihsel sorumluluğu bugün...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">D</span>erin ve silahlı güçlerin Kürt sorununun demokratik bir biçimde çözülmesini engellemek için yaptıkları operasyonların son halkası DTP’nin kapatılması, partinin en sevilen isimlerine siyaset yasağı konması ve DTP’li belediye başkanlarının savaş suçluları gibi tek sıraya dizilerek kelepçelenmesi ve tutuklanması oldu. Bütün bu rezaletler Kürt sorununun çözümünde asıl muhatap olması gereken seçilmiş Kürt siyasetçilerin meşruiyetini zedelemiyor. Üstelik DTP’liler sistem tarafından bu türden akıl almaz haksızlıklara uğradıkça, toplumun farklı kesimlerinin gözündeki önemleri ve haklılıkları daha da artıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu sistemli baskı ve yıldırma politikaları sürerken DTP’yi eleştirmenin yanlış olduğuna dair  görüşlere ben de kısmen katılıyorum. Özellikle de partinin dayandığı tabanın ve tarihin yok sayıldığı resmi ideoloji soslu eleştiriler devletin sürdürdüğü kirli kampanyaya destek vermek anlamını taşıyabilir. Şu anda en son ihtiyacımız olan şey sivil ve silahsız Kürt siyasetinin yok edilmesi olsa gerek. Hükümetin beceriksizliği, samimiyet eksikliği ve dayandığı tarih dışı siyaset anlayışı da başlatılan derin operasyonla birleşince Kürt sorununun barışçı ve demokratik çözümü giderek zorlaşıyor çünkü.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama bütün bunlar aynı zamanda DTP’yi gerektiğinde en sert bir şekilde eleştirilmeyi de gerekli kılıyor. Çünkü barışın yolunu açabilecek başka bir siyasi güç yok. Bu yüzden DTP’nin yaptığı hatalar olduğundan daha vahim sonuçlara yol açabilir ve parti açması gereken barış yolunu istemeden de olsa tıkayabilir. Bu hataların başında da DTP’nin iflah olmaz popülizmi geliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">DTP (ve herhalde artık BDP de) Türkiye’nin az sayıdaki gerçek kitle partilerinden biri. Dolayısıyla gerçek bir kitle tabanına yaslanıyor ve bütün kitle partileri gibi dayandığı taban homojen değil. Bu taban ortak bir etnik kimliği savunsa da ne kültürel, ne sınıfsal, ne de sosyolojik olarak bütünüyle birbirine benzeyen insanlardan oluşuyor. Elbette bu kitleyi oluşturan insanların çıkarları da her zaman ortak değil.</p>
<p style="text-align: justify;">DTP, işte bu kitle tabanını kontrol etmeyi ve oy almayı sürdürmek için bildik popülist yöntemlere başvuruyor. Her nabza uygun şerbet, ortalama bir politik söylem ve kimi temel ilkelerin bile pragmatik gerekçelerle terk edilebilmesi…</p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin Abdullah Öcalan’ın parti tabanının önemli bir bölümü üzerindeki tartışılmaz ağırlığı, Öcalan mitinin DTP tarafından sürekli yeniden üretilmesine neden oluyor. Bir “tek adam” mitini beslemenin bu kadar ağır bir siyasi sorunu “demokratik” yollarla çözmek için en iyi fikir olduğu söylenebilir mi bilmiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde (özellikle partinin eski sosyalist ağabeyleri ve radikal genç tabanı bu tür bir söyleme yatkın olduğu için) “uluslararası sömürge Kürdistan” ve “ulusal sorun” gibi savaşı ve şiddeti meşrulaştıran, barışa hizmet etmekten uzak tezler tekrar edilmeye devam ediyor. Bu türden ömrünü tamamlamış Leninist tezler yeniden üretilecekse partinin genel çizgisinin de bu ideolojiyle tutarlı olması beklenmez mi? Öyle olmadığı herkesin malumu oysa ki…</p>
<p style="text-align: justify;">Ya da Kürt halkının dinsel duyarlıkları iyi bilindiği için, dinsel söylem de aynı rahatlıkla ve dini siyasete alet edecek bir şekilde kullanılabiliyor. Üniforma sembolü, mavzer edebiyatı gibi militarist göstergelerin, hatta sine-i millet ve dağlara dönme retoriğinin bu kadar rahat kullanılması da yine başka her şeyden çok popülizm alışkanlığının dışa vurumu değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Geçenlerde Osman Baydemir’in halkın huzurunda ettiği galiz küfürler de aynı popülist siyasetin yansımaları arasında yer alıyor. Popülist siyaset anlayışının nasıl eril, hatta maço olduğunu ve bu erkek dilin taban tarafında nasıl memnuniyetle karşılandığını bir kez daha kanıtlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tür bir popülist siyaset anlayışının DTP kadroları tarafından tesadüfen benimsendiğini de, ellerinden bundan başka bir şey gelmediğini de düşünüyor değilim. Eleştirilecek yanları bir yana DTP bu topraklardan çıkan en iyi eğitimli, tarih ve toplum bilinci en güçlü, en idealist siyasi hareketlerden biri. Kadınların siyasetteki etkinliği ve yerel siyaset yapmaktaki başarıları da cabası… Bölgede fazla oy kaybetmeden bugüne dek gelmeleri de yerlerinin sağlam olduğunu gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt sorununda bugün bulunduğumuz eşik her zamankinden daha kritik. Çeşitli konjonktürel nedenlerin de yardımıyla hükümet ilk kez demokratik çözüm yolunda anlamlı bir irade göstermiş durumda. Bölgede benimsenen ve desteklenen, MHP’nin ve CHP’nin bütün şoven saldırılarına karşın Batı’da da büyük tepki görmeyen bir açılım süreci, şimdilik başarısızlığa uğramış görünse de, bir kez başlamış durumda.</p>
<p style="text-align: justify;">DTP böyle ciddi bir barış şansının var olduğuna gerçekten inanıyorsa ve Ahmet Türk’ün dediği gibi barışın geldiğini ve silahların sustuğunu gördüğü gün ölmeye hazır olacak bir kararlılığa sahipse, artık bu uğurda daha fazla risk almak zorunda.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha ilkeli ve daha az popülist olmak, her saniye sokağın nabzını tutmak yerine barışa ve şiddetsizliğe kararlılıkla hizmet etmek DTP’nin tarihsel sorumluluğu bugün.</p>
<p style="text-align: justify;">DTP böyle yaparsa belki dönemsel olarak biraz oy kaybedebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama biraz oy kaybetmek, bütün barış umutlarını kaybetmekten iyidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/12/28/dtp-ve-populizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiddet Açılıma Zarar Veriyor</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/12/08/siddet-acilima-zarar-veriyor/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/12/08/siddet-acilima-zarar-veriyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 08:13:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşillerden]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=5617</guid>
		<description><![CDATA[Yeşiller partisi basın bürosundan yapılan açıklamada, daha fazla siyasal demokrasi ve özgürlük talebiyle destekledikleri demokratik açılım sürecinin, şiddet sarmalinin içinde can çekişmesinden kaygı duyulduğu açıklandı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">Y</span>eşiller Partisi basın bürosundan yapılan açıklamada, daha fazla siyasal<a rel="attachment wp-att-5618" href="http://yesilgazete.org/2009/12/08/siddet-acilima-zarar-veriyor/mol/"><img class="alignright size-full wp-image-5618" title="mol" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/mol.jpg" alt="mol" width="108" height="108" /></a> demokrasi ve özgürlük talebiyle destekledikleri demokratik açılım sürecinin, şiddet sarmalinin içinde can çekişmesinden kaygı duyulduğu açıklandı. <span id="more-5617"></span>Buna rağmen sorunun taraflarının kalıcı bir barış surecinin ağır yükünü taşıyıp tarihsel sorumlulukları nı yerine getirmek yerine, populist politikalara teslim olmuş gözüktüğü tespiti yapilan acıklamada Cumhuriyet tarihi kadar eski olan kürt sorununun çözümünün ancak şiddetsizlik zemininde olanaklı olduğu görüşü dile getirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yandan DTP nin kapatılması gündemdeyken diğer yandan da barış sürecinin taraflarının karşılıklı hassasiyetlerine özen gösterilmeyişi şiddetin tahrik edilmesiyle sonuçlanmıştır denilen açıklamada, sorumluluğun süreci kötü yönettiği ortada olan AKP hükümetinde olduğu vurgulandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta DTP ve AKP iktidarı olmak üzere, barıştan yana olduğunu dile getirmiş tüm örgüt ve bireylere acil çağrı yapan Yeşiller Partisi, yazili basın açıklamasında konuya ilişkin şu görüşleri dile getirdi:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221;Kürt sorunu bir kez daha siyasal ve askeri şiddet ortamının insafına teslim ediliyor. Geçtiğimiz günlerde özellikle CHP ve MHP parti başkan ve vekilleri ile bir kısım medya ve yazarlarının, süreci tıkayan tavır ve söylemleriyle yükselen tepkileri ve tepkileri takip eden şiddeti endişe ile izliyorduk. Ancak bugün Tokat&#8217;ta yaşanan çatışma ile birlikte barışa dair umutlarımız iyice soluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddetin her türlüsü, Kürt halkının eşitlik ve adalet için sürdürdüğü haklı mücadelesine ve halkların kardeşliğine zarar vermektedir. Amaçlanan barış ise, yöntemin şiddet içermesini kabul edilemez buluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeşiller Partisi olarak, kadim coğrafyamızda yaşamakta olan tüm kardeşlerimizi barış için şiddetsiz eylemliliğe davet ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer barış istiyorsak şiddete karşı sesimizi çıkartmalıyız. Eğer barış istiyorsak şiddet uygulamamalıyız. Eğer barış istiyorsak daha fazla kan akmadan, sen-ben diye ayrım yapmaksızın, kardeş olduğumuzu birbirimize hatırlatmalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ceylan icin, Serap için ve ölen tüm çocuklar için&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/12/08/siddet-acilima-zarar-veriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzmir Yine İlk Kurşunu Mu Attı?</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/11/25/izmir-yine-ilk-kursunu-mu-atti/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/11/25/izmir-yine-ilk-kursunu-mu-atti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 21:39:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=5131</guid>
		<description><![CDATA[Bu durumda Adalet Bakanı’nı dinleyelim, “belki suç işleyen vatandaşlarla ilgili bir açıklama yapar” dediğimizde korkumuzun başladığı noktaya gelmiş oluyoruz. Adalet Bakanı, olaylarla ilgili yaptığı açıklamada DTP’yi suçladı ve Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davasıyla karşı karşıya bulunan DTP’nin daha dikkatli davranması gerektiğini söyledi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em><span class="drop">I</span>zmirliler, şehirlerinin güzelliği, mutfaklarının sağlığı ve kızlarının güzelliğinin yanında, Kurtuluş Savaşı’nda ilk kurşunun atıldığı mekan olmakla da övünürler.<span id="more-5131"></span> Gazeteci Hasan Tahsin, işgale başlayan Yunan ordusunun sancaktarını vurup, Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır. Bu, önemli bir semboldür gerçekten. Bir kurtuluş hikayesinin ilk adımı bu şehirde atılmıştır. Bugünlerde İzmir’de yaşananlarsa, acaba yeni bir ilk kurşun mu atıldı sorusunu akıllara getiriyor. Ancak bu kurşun kurtuluşun değil, çöküşün ilk kurşunu.</em></p>
<p style="text-align: justify;">İzmir bugünlerde yine gündemde. Demokratik Toplum Partisi (DTP) konvoyunun taşlanması tüm yurtta gündemi bir anda değiştirdi. Açılım sürecine tepkilerin yoğunlaşarak arttığı bugünlerde, gelin, bu önemli olaya biraz daha derinlemesine bakalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize anlatılan hikaye şu: DTP’liler bir konvoy oluşturarak eşbaşkanları Ahmet Türk’ün şehre gelişini kutluyorlardı. Araçlarını Abdullah Öcalan’ın ve PKK’nin posterleri ve flamalarıyla donatmışlardı. Bu çok provokatif bir hareketti. Buna tepki gösteren İzmirli yurttaşlar konvoya taş ve sopalarla saldırdı. Neyse ki İzmir polisinin ve İzmirlilerin sağduyulu çabası sonucu ölen olmadı. DTP’yse, Anayasa Mahkemesi önündeki davasında kendi ölüm fermanını imzalamış oldu. (Son iki ifade, farklı kelimelerle bugün Adalet Bakanı Cemil Çiçek tarafından dile getirildi.) DTP’den yapılan “siz bizim oraya gelirseniz görürsünüz” tarzı açıklama da her şeye tuz biber ekti. Bu sırada DTP konvoyundaki araçlardan birinin bir kişiye çarpması/çarptırılması nedeniyle DTP’li bir kişi de tutuklandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Olaylar bu şekilde kabul edildikten sonra, Deniz Baykal, hükümete yüklendi; Erdoğan ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek de DTP’ye. Ortalık toz-duman. Bu noktada biraz nefeslenelim ve sakin kafayla düşünelim. Ben, televizyon seyretmesem de düzenli olarak gazeteleri ve internet sayfalarını takip eden biriyim. Bütün bu haberleri görmüş ve okumuş olmama rağmen hiçbirinde DTP konvoyuna asılmış bir Öcalan veya PKK posteri/flaması görmedim (DTP’lilerin Öcalan’ı ve PKK’yi terörist olarak kabul etmemesi ve bu nedenle araçlarına bunların posterlerini/flamalarını asmaktan geri durmalarını gerektirecek bir durum olmamasını bir kenara koyuyorum.). Gören var mı? Belki ben kaçırmışımdır. Gören varsa bana bir haber verirse sevinirim.</p>
<p style="text-align: justify;">Demek ki olayların başlangıcıyla ilgili bir şüphemiz var şimdiden. Sonrasındaysa, yine düşünmek lazım. Olayların olduğu caddeye baktığımızda gayet temiz, dükkanların olduğu, altyapısı tamamlanmış bir cadde olduğunu görüyoruz. Nasıl oluyorsa, DTP’lilerin araçlarla geçişi sırasında bir anda Öcalan ve PKK posterlerini gören vatandaş, nereden buluyorsa hemen eline bir taş ve sopa alıyor ve anında tepkisi şiddetle dile getiriyor. Bu sırada da bu “duyarlı ve eli çabuk” vatandaşların sayısı bir anda 100’ü aşıyor. Posterleri ne ara gördün, o taşı-sopayı ne ara buldun, o insanlar bir anda nereden çıktı diye soran yok. Çünkü “İzmirli duyarlı yurttaş, tepkisini gösteriyor.”! Ve bu örgütlü bir iş değil!… Ne yalan söyleyeyim, içime bu konuda da bir şüphe düştü.</p>
<p style="text-align: justify;">DTP konvoyundaki araçlardan bir tanesi vatandaşlardan birine çarptı. Görüntüleri görmüşsünüzdür. Şoför tutuklandı. Herhalde adam yaralamaktan yargılanır. Çarpmanın kasten mi yanlışlıkla mı olduğunu ortaya çıkarmak hakimin görevi. Bu önemli bir ayrım, çünkü buna göre şoför kasten veya taksirle adam yaralamaktan yargılanacak ve bu ikisi arasında alınabilen ceza açısından önemli bir fark var. Ha Milliyet’in internet sayfası şimdiden “O Dehşet Şoförü Tutuklandı” başlığının altında “İzmir’de protestocuları ezen şoför cezaevine gönderildi” diyerek hükmünü vermiş bile, o ayrı (Tutuklular cezaevine değil, tutukevine gönderilir. Ancak cezanız kesinleştikten sonra cezaevine girersiniz). Kabul ettim, burada bir yaralama var ve hukuksal sürecin işlemesi doğal. Peki, DTP konvoyunun önünü kesip, içinde çocukların da bulunduğu araçları taşlayan, camlarını indiren, envai çeşit küfürle onları tehdit edenler hakkında herhangi bir işlem yapıldı mı? Yapılacak mı? Çünkü benim bildiğim kadarıyla Anayasanın 1. maddesinde Türkiye’nin bir Hukuk Devleti olduğu yazıyor. Burada da bir suç işlendi (en basitinden mala zarar verildi). Bir Hukuk Devleti’nde suç, cezasız kalmaz. Duyarlı vatandaş eğer DTP’den DTP’lilerden hoşlanmıyorsa mahkemeye gitsin değil mi? Hangi davayı açmak istiyorsa açsın. Tabii, dava açmak dışında, herkes şiddetsiz protesto gösterisinde bulunabilir. Kanun buna izin veriyor. Ancak taş ve sopayla araç taşlamak nedense bana pek “şiddetsiz”miş gibi gelmiyor. “Vatandaş hakkını arıyor” desek, o da olmaz. Bir Hukuk Devleti’nde hakkımızı ancak ve ancak mahkemelerde aramamız gerektiği için ihkak-ı hak (kişinin kendi hakkını yine kendisinin araması) kanunlarca yasaklanmış durumda. Adres yine mahkeme yani. Bu “Hukuk Devleti olma” işi de ne zormuş yahu!</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumda Adalet Bakanı’nı dinleyelim, “belki suç işleyen vatandaşlarla ilgili bir açıklama yapar” dediğimizde korkumuzun başladığı noktaya gelmiş oluyoruz. Adalet Bakanı, olaylarla ilgili yaptığı açıklamada DTP’yi suçladı ve Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davasıyla karşı karşıya bulunan DTP’nin daha dikkatli davranması gerektiğini söyledi. Yani, DTP konvoyuna bir taşı da kendisi attı. Açıklamasında konvoya yapılan saldırıdan bahsetmemesi, o güruhun hükümet tarafından desteklenmesi anlamını taşır. Mesaj açık: Hükümet, İzmirli saldırganların yanındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cemil Çiçek’in açıklamasına bir başka açıdan bakalım: “DTP sanki kapatılmak istiyor” cümlesi masum bir cümle değil. Cümlenin muhatabı doğrudan Anayasa Mahkemesi. Söyleyenin Adalet Bakanı olması durumu daha da vahim hale getiriyor. Sürmekte olan bir davayla ilgili açıklama yapmaktan kaçındığını sanıyorduk hükümet üyelerinin ama bunun “sadece bazı davalarla” ilgili bir hassasiyet olduğu anlaşılıyor. Çiçek, bu davada Anayasa Mahkemesi üyelerine doğrudan seslenmekten geri kalmıyor. Bu açıklamadan sonra üyelerin DTP’yi kapatmama kararı alması daha da zor. Demek ki, İzmir’deki saldırıyla ilgili olarak İçişleri Bakanı’nın değil de, kendisini ilgilendirmeyen bir olayda Adalet Bakanı’nın açıklama yapmasının altında başka bir neden var.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada, kişisel teorim şu şekilde: AKP, gerçekten çok başarılı bir plan çerçevesinde ilerliyor. Plan şu: 1) Açılım söylemiyle Kürt vatandaşların gönlünü çelmek (Radikal Gazetesi’nde Murat Yetkin’in izlenimleri AKP’nin bunu az-çok başardığını gösteriyor; özellikle “sizin hiç köyünüz yakıldı mı” söylemiyle.) 2) Açılıma tepki duyan vatandaşları DTP’ye yöneltip ve onları destekleyip DTP’yi tahrik etmek 3) DTP’nin tahrik edilmesinin ardından yaptığı açıklamalar ve eylemler aracılığıyla marjinalize edilip kapatılmasını sağlamak (“siz bizim oraya gelirseniz görürsünüz” söylemi) ve son olarak 4) Hem DTP’yi kapattırdığı için İzmir’de, hem de DTP’siz kalmış Diyarbakır’da kazanmak.  Böylece Türkiye’nin dört bir yanında AKP’nin egemenliği sağlanmış, muhalefetin iki büyük kalesi düşmüş olacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısacası, “tek bayrak, tek devlet, tek millet” sloganına yakında “tek parti” de eklenecek gibi…</p>
<p style="text-align: justify;">İzmir’deki olaylarla ilgili beni en çok korkutansa, vatandaşa çarpan DTP aracının videosunu çeken kadının çığlıkları oldu. Kendinden geçercesine saldırganlara “helal olsun”, DTP’lilereyse “Allah belanızı versin” diye bağıran kadın, büyük olasılıkla halis muhlis bir ev kadını. Hatırlatmak gibi olmasın ama Yugoslavya İçin Uluslar arası Ceza Mahkemesi’nin dehşete düşüren kayıtlarına baktığınızda, iç savaştaki en acımasız katiller arasında hiçbir siyasi yanı olmayan ev kadınlarının, berberlerin, bakkalların olduğunu görürsünüz. Unutmayalım ki Milosevic, savaş öncesinde hiçbir sabıkası olmayan basit bir avukattı. Toplumsal gerilimlerde en başta normal vatandaş dönüşüme uğruyor. Yugoslavya gibi olmakla olmamak arasında yalnızca ince bir çizgi var.</p>
<p style="text-align: justify;">Görülüyor ki AKP’nin planı büyük bir risk taşıyor. Eğer süreç iyi idare edilemezse, bu sadece AKP’nin kaybetmesi anlamına gelmez. İzmir’de yaşanan bu olaylar, yeni bir savaşın ilk kurşunu haline gelir. Ancak bu savaşın bir Kurtuluş Savaşı olmayacağı çok açık.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">-Serkan Köybaşı-</p>
<p style="text-align: justify;">Yeşiller Partisi &#8211; Beyoğlu İlçe Örgütü</p>
<p style="text-align: justify;">Eş-koordinatörü</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/11/25/izmir-yine-ilk-kursunu-mu-atti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sessiz Çoğunluk, Vahşi Azınlık</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/11/24/sessiz-cogunluk-vahsi-azinlik/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/11/24/sessiz-cogunluk-vahsi-azinlik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 13:49:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efe Göktoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[DTP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=5015</guid>
		<description><![CDATA[Bizi ne ilgilendiriyorsa onu, ama bu sefer en marjinalinden başlayarak talep edelim. Bir an önce talebimiz gerçekleşsin diye değil, sessiz çoğunluğun hoşgörü yarıçapı genişlesin diye.

&#8212;
Yakın zamana kadar Recep Tayyip Erdoğan, AB sürecini hızlandırdığı, Ermenistanla görüşmelere yeşil ışık yaktığı ve AKP hükümetleri sırasında ciddi miktarda devlete ait varlık yabancı yatırımcılara satıldığı halde yapılan pek çok anketten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="drop">B</span>izi ne ilgilendiriyorsa onu, ama bu sefer en marjinalinden başlayarak talep edelim. Bir an önce talebimiz gerçekleşsin diye değil, sessiz çoğunluğun hoşgörü yarıçapı genişlesin diye.</p>
<p><span id="more-5015"></span></p>
<p>&#8212;</p>
<p>Yakın zamana kadar Recep Tayyip Erdoğan, AB sürecini hızlandırdığı, Ermenistanla görüşmelere yeşil ışık yaktığı ve AKP hükümetleri sırasında ciddi miktarda devlete ait varlık yabancı yatırımcılara satıldığı halde yapılan pek çok anketten en milliyetçi lider olarak çıkıyordu. Demokratik Açılım sürecinin etrafında dolaşıp durduğumuz son aylarda bu algıda bir değişiklik olmuşm mudur bilmiyorum. Ancak yaşadığım şehir olan İzmirde bir şeyler  olduğu kesin.</p>
<p>&#8220;Sessiz çoğunluk&#8221; Richard Nixon&#8217;ın 1969&#8242;da yaptığı bir konuşma sayesinde populerleşen bir terim. Nixon&#8217;ın ekibi tarafından Amerika&#8217;da yükselen muhalif ve özgürlükçü değişim dalgasını tasvip etmeyen, Vietnam savaşı karşıtı gösterilerden uzak duran geniş bir kesime işaret etmek için kullanılmış. Böyle genel bir terime ihtiyaç duymuşlar çünkü detaylara girdiğinizde bu kitle pek az ortak özellik içeren bir kitle. &#8220;Sessiz çoğunluk&#8221; terimi ile ulaşmayı hedefledikleri kitleyi ne oldukları üzerinden değil, neyin zıttı oldukları  üzerinden tek bir etiket kullanarak başarıyla tanımlamışlardır.</p>
<p>Günümüz Türkiyesinde devasa bir tadilat sürmekte. Bu kadar çok değişikliğin olduğu yerde bu değişikliklerden sonuçlarından bağımsız olarak rahatsızlık hissedecek kesimlerin olması da gayet doğal. Değişikliklerin kendisi kadar değişikliklerin sürükleyicisi olan AKP&#8217;nin iki dönemdir devam eden tek parti iktidarının tepki doğurduğu bazı kesimler de var.  &#8220;Eski günler&#8221;in özlemini çeken ve bugün olanlardan rahatsızlık hisseden ancak buna karşı da bir alternatifi olmayan bu kesimleri Nixon-vari bir kategorizasyona açık kılıyor.</p>
<p>Daha önce herhangi bir küme altında ortaklaştırılamayan kitleler günümüzde AKP&#8217;ye ve politikalarına duydukları tepki üzerinden ortak bir tanımın içine sığar hale geliyorlar. Acaba Nixon yönetiminin iktidardayken tabanını genişletmek için kullandığı bu terim Türkiye&#8217;de birleşik bir muhalefet oluşturmak için kullanılabilir mi? Ben zannetmiyorum.</p>
<p>Bunu deneyen var mı diye baktığımda görebildiğim en benzeşen hareketler Osman Pamukoğlu&#8217;ndan geliyor. Ancak o da asker kişiliğinin verdiği alışkanlıkla olsa gerek halkın genelinin marjinal bulacağı fikirler ortaya atabiliyor. Politik meselelerin çözümünde açık açık şiddeti savunan bir kaç partiye kardeş gelen Hepar&#8217;ın MHP ya da BBP&#8217;den farkı (olmayan )kendi kitlesi yerine sessiz çoğunluğa oynamasında yatıyor.</p>
<p>Dün İzmir&#8217;in Hatay semtinde DTP konvoyu taşlandı. Ayarsız hemşerilerimin kim oldukları veya kimler tarafından ve nasıl provoke edildikleri belirsiz. Ancak kişisel deneyim ve gözlemlerimden bu eli taşlı İzmirlilere sempati besleyen ciddi bir kesimin olduğunu biliyorum.</p>
<p>Peki nasıl oluyor da gündelik hayatında demokratik ya da en azından aklı başında tavırlarıyla bildiğim insanlar konu Kürt meselesine gelince bir anda kanımı donduran sözler sarfedebiliyorlar?</p>
<p>Ben bunun nedenini CHP&#8217;ye bağlıyorum. CHP kendini &#8220;demokrat ve ilerici&#8221; diye tarif eden bu kitleleri on yıllar boyunca sadece negatif politik söylemlerle doldurdu. Hatta genel olarak SHP&#8217;nin bir ara estirdiği ılık bir rüzgar dışında &#8220;sosyal demokrat&#8221; cenahtan pek az pozitif söylem duyduk. Koray Doğan Urbarlı&#8217;nın bir <a href="http://yesilgazete.org/2009/11/05/izmirin-kotu-yonetilmesinin-sebebi-akpdir/">yazısı</a>nda da belirttiği gibi başta İzmir olmak üzere Türkiye&#8217;de CHP&#8217;nin galip geldiği tüm şehirlerde CHP&#8217;nin temsil ettiği değerler sayesinde değil AKP&#8217;ye duyulan tepki sayesinde sandıktan CHP çıkmıştır.</p>
<p>Kürt halkının giderek sesi daha duyulur oluyor. Doğruları yanlışlarıyla DTP genel anlamda yapıcı bir politika izliyor. Buna karşın CHP, politikalarını tepkisellikten kurtaramadığı için yavaş yavaş marjinalize oluyor. CHP&#8217;nin faşizme doğru savruluşunu bir an önce nihayete erdirip MHP ile birleşmesini ya da dağılıp gitmesini umuyorum. Çünkü sadece &#8220;Atatürk&#8217;ün partisi&#8221; etiketi ile sürüklediği kitle çok daha aklı selim bir politik kurumu hakediyor.</p>
<p>Ancak Dersim&#8217;deki istifalara bakarak &#8220;CHP bitmiştir&#8221; demek için de çok erken olduğunu düşünüyorum. Zira CHP bunu yıllardır yapıyordu ve bitip tükendiği de yok. Çünkü merkez solun renksiz, cansız ve negatif yapısı seçmenini de seçicilikten uzaklaştırmıştır. Önüne ne konduğuna değil hangi tabakta sunulduğuna bakmaktadır bu seçmen kitlesi.</p>
<p>Cemil Ertem CHP&#8217;nin durduğu yeri <a href="http://taraf.com.tr/makale/8676.htm">tarif ederken</a> çok geniş bir Ergenekon çemberi çizmiş ve içine &#8220;farkında olmadan&#8221; da girilebileceğini söylemiş. Ben bu kadar geniş bir çember çizilecekse bunun adına Ergenekon denmesi konusunda çekinceliyim açıkcası. Ayrıca Ergenekon davası görülmeye başlandıktan kısa bir süre sonra Ergenekon devri kapanmış oldu zaten.</p>
<p>Bugün DTP&#8217;lilere taş atanların, bombalama yapıp suçu ASALA&#8217;ya atacakların, işsiz kalacak korucuları galeyana getirip kan dökeceklerin günü olmaya doğru gitmektedir. Sessiz çoğunluğun desteklediği vahşi azınlığın günü&#8230;</p>
<p>Şimdiye kadar Yeşil Gazete&#8217;de yazdığım en karamsar satırların ardından &#8220;neler yapılabilir?&#8221; konusunda da bir iki kelime yazmazsam olmaz.</p>
<p>Takkenin düşüp kelin göründüğü, Kürt halkının devlet tarafından tanındığı, Suriyelilerin rahatça girip çıktığı, bir kaç seneye Ermenilerin de dedelerinin doğduğu topraklara dönebileceği bir ülkedeyiz. Pandoranın kutusu artık açıldığı için görmezden gelmeyi, sakin olmayı, hoşgörüyü salık vermek fayda etmeyecektir. Çünkü insanlar çabalayarak hoşgörülü olmazlar. Toplumun değişimi onları da değiştirir, hoşgörü yarıçapları genişlemek durumunda kaldığı için daha fazla insan çeşidi ile yaşamayı başarırlar.</p>
<p>Değişimden korkmayan bizler bu süreç için talep edebildiğimiz kadar değişim talep etmeliyiz. Örneğin eşcinsel evliliklerin yasallaşmasını talep etmeliyiz. Zorunlu askerliğin kaldırılmasını, başörtüsü yasağının kaldırılmasını ve tüm sahillerde çıplak denize girebilmeyi, seçim barajının düşürülmesini ve nüfus cüzdanlarından din hanesinin kaldırılmasını ve&#8230;</p>
<p>Bizi ne ilgilendiriyorsa onu, ama bu sefer en marjinalinden başlayarak talep edelim. Bir an önce talebimiz gerçekleşsin diye değil, sessiz çoğunluğun hoşgörü yarıçapı genişlesin diye.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/11/24/sessiz-cogunluk-vahsi-azinlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Barış Temsilcileri Sınır Kapısında</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/10/19/baris-temsilcileri-sinir-kapisinda/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/10/19/baris-temsilcileri-sinir-kapisinda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 17:33:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=3170</guid>
		<description><![CDATA[Silopi’de Kürt açılımının en önemli adımlarından birine tanıklık etmek üzere bekleyen aydın, sanatçı ve politikacılardan oluşan barış heyeti sınır kapısı içine alındı. Heyette bulunan Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Bilge Contepe ile yaptığımız telefon konuşmasında aldığımız bilgiye göre 10-15 kişilik barış heyeti uzun bir bekleyişin arından Silopi’den Türkiye’ye giriş yapan grubun sorgulandığı sınır kapısındaki gümrük bölümüne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="drop">S</span>ilopi’de Kürt açılımının en önemli adımlarından birine tanıklık etmek üzere <a rel="attachment wp-att-3171" href="http://yesilgazete.org/2009/10/19/baris-temsilcileri-sinir-kapisinda/bilge-2/"><img class="alignright size-full wp-image-3171" title="bilge" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/bilge2.jpg" alt="bilge" width="88" height="108" /></a>bekleyen aydın, sanatçı ve politikacılardan oluşan barış heyeti sınır kapısı içine alındı.<span id="more-3170"></span> Heyette bulunan Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Bilge Contepe ile yaptığımız telefon konuşmasında aldığımız bilgiye göre 10-15 kişilik barış heyeti uzun bir bekleyişin arından Silopi’den Türkiye’ye giriş yapan grubun sorgulandığı sınır kapısındaki gümrük bölümüne alındı.</p>
<p>İçlerinde sanatçı Zeynep Tanbay, Dur De girişiminden Cengiz Algan ve DTP’li milletvekillerinin de bulunduğu heyet için de yer alan Bilge Contepe, henüz sonucun belli olmadığını, ancak heyetlerinin sınır kapısında olmasının barış sürecini desteklemek açısından önemli bir girişim olduğunu söyledi.</p>
<p>Bilge Contepe yaptığı açıklamada silahların susması için atılacak her adımın son derece kritik olduğunu, Kürt açılımının sürmesi için devletin de sağduyulu davranacağını umduklarını belirtti. Silopi’de sınır kapısının yakınında bekleyen yaklaşık 50 bin kişi de barış için sabahtan beri bekleyişini sürdürüyor.</p>
<div><span style="font-size: x-small; font-family: Arial TUR;"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial TUR;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: x-small; font-family: Arial TUR;"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial TUR;"> </span></span></div>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Arial TUR;"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial TUR;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/10/19/baris-temsilcileri-sinir-kapisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilge Contepe, Habur&#8217;da&#8230;</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/10/19/bilge-contepe-haburda/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/10/19/bilge-contepe-haburda/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Oct 2009 22:15:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=3152</guid>
		<description><![CDATA[Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Bilge Contepe, bugün Türkiye'ye gelecek olan barış gruplarını karşılamak için Silopi'de... Pkk'nın Kandil ve Mahmur'dan gönderdiği iki grubu karşılayacak olan aydın ve siyasetçiler arasında Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü de var.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">Y</span>eşiller Partisi Eş Sözcüsü Bilge Contepe, bugün Türkiye&#8217;ye gelecek olan barış gruplarını karşılamak için Silopi&#8217;de&#8230; Pkk&#8217;nın Kandil ve Mahmur&#8217;dan gönderdiği iki grubu karşılayacak olan aydın ve siyasetçiler arasında Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü de var.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Irak&#8217;tan Türkiye&#8217;ye geçecek olan grubun toplam 34 kişiden oluştuğu ve Silopi&#8217;de bu kişileri özel yetkili bir savcı ile birlikte siyasetçilerin ve aydınların bekleyeceği bilinmekte. Örgütün dağ kadrosundan 8 kişi, Kuzey Irak&#8217;taki Mahmur Kampı’ndan da 4&#8242;ü çocuk 26 kişi Habur Sınır Kapısı’ndan giriş yapacak.</p>
<p>-Koray Doğan Urbarlı-</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/10/19/bilge-contepe-haburda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben Bir Türk&#8217;üm</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/09/14/ben-bir-turkum/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/09/14/ben-bir-turkum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 09:36:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay Çaparoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Bektaşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Kardeşlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Laz]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Rum]]></category>
		<category><![CDATA[Sünni]]></category>
		<category><![CDATA[Süryani]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=2206</guid>
		<description><![CDATA[Ben bir Türk&#8217;üm.
1000 yıldır Anadolu ve Mezopotamya&#8217;da, dünyanın etnik, kültürel, folklorik ve tarihi olarak hemen hemen en zengin cografyasında, bu coğrafyanın öteki halklarıyla barış içinde yaşadım.
Bana kapılarını açtılar..
Ortaasya&#8217;da yaşayamaz hale gelmiştim ve zor koşullar beni göç etmeye zorladı.
Horasan&#8217;a oradan da Anadolu&#8217;ya, Kafkaslara ve Balkanlara yayıldım. Gittiğim her yerin dilini öğrendim, yemeklerini oyunlarını danslarını öğrendim. Onlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="drop">B</span>en bir Türk&#8217;üm.</p>
<p>1000 yıldır Anadolu ve Mezopotamya&#8217;da, dünyanın etnik, kültürel, folklorik ve tarihi olarak hemen hemen en zengin cografyasında, bu coğrafyanın öteki halklarıyla barış içinde yaşadım.<span id="more-2206"></span></p>
<p>Bana kapılarını açtılar..</p>
<p>Ortaasya&#8217;da yaşayamaz hale gelmiştim ve zor koşullar beni göç etmeye zorladı.</p>
<p>Horasan&#8217;a oradan da Anadolu&#8217;ya, Kafkaslara ve Balkanlara yayıldım. Gittiğim her yerin dilini öğrendim, yemeklerini oyunlarını danslarını öğrendim. Onlar da benimkileri öğrendiler.</p>
<p>Birlikteliiin ve paylaşımın en güzelini sundular bana.</p>
<p>Kapılarını açtılar.</p>
<p>Ermeniler, Kürtler&#8230;</p>
<p>Yardımcı oldular ve Bizans&#8217;a karşı Malazgirt Savaşı&#8217;nda Türklerin yanında yer aldılar.</p>
<p>26 Agustos 1071 idi.</p>
<p>Malazgirt Ovasından (Kürtçesi MILAZGIR) Anadolu&#8217;ya açıldım.</p>
<p>Yörük idim tarlayı sürmesini bilmez idim hayvancılık yapardım ekseri.</p>
<p>Öğretti bana Ermeni öğretti bana Rum öğretti bana Kürt.</p>
<p>Elbiseyi dikmesini, toprağı işlemesini, kümeste hayvan yetiştirmesini, duvar örmesini öğretti bana.</p>
<p>Ne varsa bildiği sundu hiç gücenmeden sıkılmadan.</p>
<p>Dilimi öğrendi, kültürümü öğrendi</p>
<p>Dilini öğrendim, kültürünü öğrendim.</p>
<p>Dinlerini de öğrendim.</p>
<p>Hrıstiyan da oldum Müslüman da oldum.</p>
<p>İslam&#8217;i seçtigimde Aleviliği kendime yakın buldum.</p>
<p>HAK MUHAMMED ALİ dedim.</p>
<p>Enel HAK dedim.</p>
<p>Adalete inandim, doğruluktan yana tavır koydum.</p>
<p>Selçuklu beni ezdi, Osmanli beni ezdi, sürdü, dışladı.</p>
<p>Yeri geldi isyan ettim Baba Iİshak, Baba İlyas oldum.</p>
<p>Bektaşi Veli&#8217;de, Ahi Evran&#8217;da YAHUDİLERLE RUMLARLA ERMENİLERLE KÜRTLERLE SÜRYANİLERLE LAZLARLA verdim elele. Dergâhlarımda insan eğittim insan yetiştirdim. Birlikte ürettim, birlikte yarattim birlikte paylaştim. Ve birlikte yedim ekmeği&#8230;</p>
<p>Pir Sultanda Hızır Paşa&#8217;ya başkaldırdım.</p>
<p>Zalime direnirken Şeyh Bedreddin de, din dil ırk cinsiyet ayrımı olmadan geldim bir araya, BÖRKLÜCE ile oturdum Torlak Kemal&#8217;le yürüdüm</p>
<p>ADALET İÇİN, HAK İÇİN, ÖZGÜRLÜK İÇİN, EŞİTLİK İÇİN&#8230;</p>
<p>Kadınım da erkeğim de birdi.</p>
<p>Rumum da Ermenim de Kürdüm de birdi.</p>
<p>Hrıstiyan, Müslüman, Yahudi, ayrımı yoktu bende.</p>
<p>Alevi-Sünni ayrımı da yoktu.</p>
<p>Özüm de sözüm de birdi.</p>
<p>Bir dilim ekmeğim vardi paylaşırdim. Yoksuldum belki biraz da yoksundum ama paylaşacak suyum paylaşacak ekmeğim paylaşacak yüreğim vardı hepsiyle&#8230;</p>
<p>Kalender Çelebi de Celali isyanlarında başkaldırdım benim ekmeğimle oynayana.</p>
<p>Zulmedene&#8230;</p>
<p>İnsan ayırana.</p>
<p>&#8216;BI-IDRAK&#8217; derdi bana Osmanlı. Saray hizmetine bile almazdı.</p>
<p>Savaşlarda en öne sürer, en ağır vergiyi benden alırdı.</p>
<p>Avsardım, Kozanoğluydum ,Dadaloğluydum.</p>
<p>Karacaoğlandım. Nesimi idim. Hallac-i Mansur idim.</p>
<p>Yunus&#8217; un dizelerinde &#8216;YARADILANI HOŞGÖR YARADANDAN ÖTÜRÜ&#8217; diyen dil benim dilimdi.</p>
<p>Sevgiyle doğrulukla birlikle yoğurdum özümü.</p>
<p>Hallac-ı  Mansurken derimi yüzdüler.</p>
<p>Nesimiyken dirim dirim doğradılar.</p>
<p>HAKKI İNSANDAN ayrı görmedim.</p>
<p>İnsanı insandan ayrı görmedim.</p>
<p>Üstüme üstüme geldi karanlığı egemenlerin, kıyıldım, katledildim, sürüldüm.</p>
<p>Yine sığındığım  kapılar, bana Anadolu&#8217;yu açanlardı.</p>
<p>Yüzyıllarca aynı mahallede aynı köyde aynı sokakta yaşadım onca milletle.</p>
<p>Dili, dini, rengi farklı da olsa</p>
<p>o benden ben ondandım.</p>
<p>Bir ağaçta yetişen meyveler gibi renk renk, çesit çesittik.</p>
<p>Aşılandıkça çeşitliliği, bereketi, verimi, meyvesinin güzel tadı artan bir ağaç gibiydik beraber&#8230;</p>
<p>Türkülerimde ne savaşa, ne Osmanlıya, ne ayrimcılığa övgü dizmedim.</p>
<p>Ne Kürdü kınadım, ne Ermeni&#8217;yi ne de Rum&#8217;u.</p>
<p>Sitem ettim bazen kızını vermeyen nineye&#8230;</p>
<p>Sitem ettim aşkıma karsılık vermeyen o güzel &#8216;GAVUR&#8217; kızına&#8230;</p>
<p>Kız aldım, erkek aldım, kız verdim, erkek verdim.</p>
<p>Karıştım kaynaştım.</p>
<p>Egemenler kaynatırken ortalığı ben direndim barışta ısrar ettim.</p>
<p>zaman geldi Çanakkale&#8217;de siperimin gerisinde omuz omuza çarpıştım Kürtle, Ermeniyle, Rumla, Arapla, Süryaniyle, Çerkesle, Lazla, Hristiyanla, Müslümanla, Aleviyle, Sünniyle&#8230;</p>
<p>Ermeni kardeşimle aramı açtılar.</p>
<p>Savaşın, açlıgın ve sefaletin ortasında bana Ermeni&#8217;nin malını yağmalattı İTTIHAT VE TERAKKIİ cemiyeti.</p>
<p>Sürdüler kardeşlerimi.</p>
<p>Kanlarımızla boğmaya kalktık bir avuç sömürücü için birbirimizi. Hem Anadolu&#8217;da hem Balkanlarda. Çok çok sonraları da KIBRIS&#8217;ta&#8230;</p>
<p>Yeri geldi biraraya geldik işgal edilen yurdumuzu savunmak için.</p>
<p>Elele verdik</p>
<p>Emperyalizmin ordularına karşı direndik.</p>
<p>Kürt Maras&#8217;ı &#8216;kahraman&#8217; yaparken yanındaydım.</p>
<p>Kürt Antep&#8217;i &#8216;gazi&#8217; yaparken yanındaydım</p>
<p>Kürt Urfayi &#8216;şanli&#8217; yaparken yanındaydım.</p>
<p>Erzincan&#8217; dan kovarken Rusları Dersimli Seyit Riza, yanındaydım.</p>
<p>Erzurumda savaşırken Kazım Karabekir, askeriydim.</p>
<p>Hep beraberdik. Aclıkta, yoklukta, savaşta, ölümlerde, acılarda, sevinçlerde ve mutluluklarda&#8230;</p>
<p>Zor koşullarda direndik.</p>
<p>Ve bir ülke kurduk.</p>
<p>Sonra benim adımı kullanarak TÜRKLÜGÜMÜ zırh yaprak KÜRT KARDEŞİME ayrımcılık uygulandı.</p>
<p>İlk mecliste KÜRTÇE konuşabiliyordu KÜRDİSTAN MEBUSLARI.</p>
<p>İngilizlerin oyununa gelmediler, azınlık statüsünü kabul etmediler ve benimle beraber Lozan&#8217;da bu ülkeyi ASLI UNSUR olarak kurdular.</p>
<p>Ama ırkçı güçler ülke kurulduktan sonra onları yoksaydı, benim de kültürümü, müziğimi, bağlamamı yasakladığı gibi onun da dilini, kültürünü, kimliğini VE VARLIĞINI yoksaydı.</p>
<p>Ceza kesti KÜRTÇE konuşuyor diye.</p>
<p>Ermeni ögretmenleri okullardan attılar, Lazları sürdüler Rumları kovdular.</p>
<p>Beni yalnızlaştırdılar.</p>
<p>Ben onlarla anlamlıydım.</p>
<p>Balkanlarda onlarla beraberdim et ve tırnak gibiydim.</p>
<p>Beni ayırdılar.</p>
<p>Yunanistan&#8217; da onlarla beraberdim.</p>
<p>Rumcam çok iyiydi onların da Türkçesi.</p>
<p>Ermenicem vardı doguda Kürtçem vardı onların da Türkçesi.</p>
<p>Arapça ve Farsça da öğrenmiştim.</p>
<p>Yediğim yemek adları kokladıgım çiçek adları hep onların dilinden girdi dilime.</p>
<p>Ben de ona öğrettim bendekileri.</p>
<p>Ama parçaladılar beni kopardılar. yalnızlaştırdılar.</p>
<p>Adına TURANCILIK dediler benim etnik kökenim üzerinden olmadık yanlışlar yaptılar.</p>
<p>Kırdılar gururumu.</p>
<p>Oysa ben onların farklılıklarını zenginlik olarak görüyordum.</p>
<p>Ama bana HAYIR ONLAR TEHDİT dediler.</p>
<p>BÖLÜCÜ YIKICI HAİN diye ögrettiler bana onları.</p>
<p>1000 yıllık tarihim boyunca içiçe olduğum insanlarla aram aşılmaz duvarlar ördüler.</p>
<p>Araya kan girdi.</p>
<p>Mübadelelerle zorunlu tehcirlerle sürdüler onlari mallarına el koydular ağalara aşiret reislerine pay ettiler mallarını.</p>
<p>1940&#8242; larda AŞKALE ye çalışma kamplarında ölümlere gönderdiler GAYRIMÜSLİM komşularımı, mallarını VARLIK VERGİSİ adi altında yağmaladılar.</p>
<p>Süryani kardeşlerime Mardin&#8217;i Urfa&#8217;yı yaşanmaz hale getirdiler.</p>
<p>Kürt kardeşlerimi kıyımlarla, katliamlarla, yasaklarla, sürgünlerle, inkar politikalarıyla ezdiler.</p>
<p>Beni bir ucubeye çevirmeye kalktılar özümden değerlerimden kültürümden arındırarak.</p>
<p>6-7 eylül olaylarında binlerce Rum ve Ermeninin evlerini yağmalattılar bana.</p>
<p>Bu ülkenin vatandaşı olan gayrimüslimlere AZINLIK HAKLARINI vermemek için onları ANAYSAL düzenlemelerle binlerce yıllık sahiplerini bu cografyanın, YABANCI ilan ettiler..</p>
<p>Mal mülk edinme haklarini kısıtladilar. Kurdukları vakıflari kapattılar. 30 bin e yakın gayrimenkulüne el koydular.</p>
<p>Beni ona karsı düşmanlaştırdılar.</p>
<p>Korkar oldum 1000 yıllık kardeşimden.</p>
<p>Düşmanlik besler ve kin tutar oldum.</p>
<p>Hrant Dink&#8217;i öldürttüler bana. Ortak ettiler bu katliama.</p>
<p>Alevi kardeşlerimle aramı açtılar.</p>
<p>Maraş&#8217;ta, Sivas&#8217;ta, Çorum&#8217;da, Malatya&#8217;da, Yozgat&#8217;ta, Dersim&#8217;de, Gazi mahallesinde kah yaktırdılar kah kestirdiler kah baltalarla doğrattılar Alevi diye Kürt diye.</p>
<p>Askere alıp savaşlara götürdüler PKK&#8217;li diye Kürt çobanları Kürt muhtarları Kürt çocukları öldürttüler. Masum köylüleri bindikleri dolmuşlara kilitleyip ateşe vererek öldürdüler. Ormanlarını tarlalarını TERÖRİSTE DESTEK VEREMESİN diye yaktırdılar. Köylerini boşalttılar, işkencelerden geçirdiler yeri geldi DIŞKI yedirdiler&#8230;</p>
<p>Sürdüler 5 milyonunu zorla batıya.</p>
<p>Issiz egitimsiz feodal bir halktilar çogunlukla ve uyum saglayamadilar ellerini yurtlarini birakip geldiklerinde metropollere.</p>
<p>Birbirimize koydular her fırsatta.</p>
<p>Böldüler, parçaladılar, ayırdılar.</p>
<p>Ve hep de benim adımı kullandılar tüm bu acıları yaşatırken.</p>
<p>TÜRK OL YA DA ÖL dediler çoğu kez.</p>
<p>NE MUTLU TÜRK&#8217;ÜM DİYENE demeyenleri CUMHURIYETİN İLELEBET EZELİ VE EBEDİ DÜŞMANI ilan ettiler.</p>
<p>Halbuki ben de mutlu değildim diğer kardeşlerim gibi.</p>
<p>Evsizdim, yolsuzdum, susuzdum, okulsuzdum, işsizdim&#8230;</p>
<p>Yolsuzluklardan, hortumlamalardan, vergi kaçırmalardan sefil düşürülmüş bir halktım.</p>
<p>Onları, farklılıklarından ötürü ayrıca zulme uğrattılar ve benim gözümü köretmek için, yoksulluğuma geleceksizliğime karşı başkaldırmayayım diye BÖLÜCÜLÜK veya ŞERİAT teraneleriyle uyuttular&#8230;</p>
<p>Halbuki ben de KÜRTTÜM ben de LAZDIM ben de ARAPTIM ben de RUMDUM ben de ERMENİYDİM ben de ÇERKEZDİM.</p>
<p>Onlarla beslenmiş onları beslemiş öyle varolmustum. Kendimi onlarla anlamlandırmıstım.</p>
<p>Dilimle kimliğimle kültürümle herşeyimle&#8230;</p>
<p>TÜRK OLACAKSIN dediler onlara YA SEV YA TERKET dediler.</p>
<p>Utandırdılar beni TÜRKLÜĞÜMDEN.</p>
<p>Utandırdılar beni&#8230;</p>
<p>Ve şimdi.</p>
<p>Kan savaş kin intikam ölüm çiğlıkları attırıyorlar bana.</p>
<p>Terör bahanesiyle hepsine karşı.</p>
<p>Malatya&#8217;da Hrıstiyanlari öldürtüyorlar bana.</p>
<p>Trabzonda rahipleri. İnsanlarimi linç ettirmeye uğrasıyorlar bana.</p>
<p>&#8216;Kana kan&#8230; intikam&#8217; sesleri yükseliyor dumanlar arasında.</p>
<p>Barışı UNUTTURARAK ESİR ALIYORLAR benliğimi.</p>
<p>Ben TÜRK&#8217;ÜM&#8230;</p>
<p>Tarihim KÜRTLERSİZ RUMLARSIZ ERMENİLERSİZ ARAPLARSIZ LAZLARSIZ ÇERKESLERSİZ GÜRCÜLERSİZ SÜRYANİLERSİZ ALEVİLERSIZ SÜNNİLERSIZ HRİSTIYANLARSIZ YAHUDİLERSİZ silik bir defter gibidir.</p>
<p>içinde hiçbirsey yazmayan içi boş bir kitap gibidir.</p>
<p>Benim tarihim onlardır onların tarihi ben.</p>
<p>BENİ ONLARA ONLARI BANA DÜŞMAN ETMEYİN&#8230;</p>
<p>GELİN BARIŞI ARAYALIM&#8230;</p>
<p>SEVGİYİ KARDEŞLİĞİ BİRLİKTELİĞİ&#8230;</p>
<p>FARKLILIKLARIMIZLA BİR BÜTÜN OLALIM AHENK IÇINDE YAŞAYALIM.</p>
<p>VAR MI BUNDAN DAHA GÜZELİ?</p>
<p>TÜRK&#8217;üm&#8230;</p>
<p>Daha fazla utanmak istemiyorum&#8230;</p>
<p>Ve TÜRKLÜGÜMÜNÜN zalim sömürücülerin ellerinde daha fazla bir oyuncak gibi kullanılmasını ve 1000 yıllık komşularıma karsı kullanılmasını artık KALDIRAMIYORUM&#8230;</p>
<p>BARIŞ istiyorum&#8230;</p>
<p>Eski günlerdeki gibi.</p>
<p>Bir Bektaşi dergahında, aynı sofrada oturmuş ortaklasa ürettikleri ve hazırladıkları yemeği yiyen, sohbet eden her inançtan, her düşünceden, her etnik kökenden, her renkten, her cinsten, her dilden ve her dinden insanlar GÖRMEK istiyorum&#8230;</p>
<p>Çok mu şey istiyorum?</p>
<p>Belki evet.</p>
<p>Ama hakkım&#8230;</p>
<p>Çünkü bir TÜRK&#8217;ten önce onlar ve herkes gibi,</p>
<p>ben de bir İNSANım&#8230;</p>
<p>Sevgiler&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/09/14/ben-bir-turkum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Çizgiler</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/09/02/kirmizi-cizgiler/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/09/02/kirmizi-cizgiler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 06:50:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=1985</guid>
		<description><![CDATA[Fırat Bilir
Şırnak Emek Platformu
Medya-İletişim Komisyonu Üyesi
Çoğunuz biliyordur, İçişleri Bakanı Beşir Atalay liderliğindeki grup, Kürt Sorunu’nun çözümüne yönelik başlatılan demokratik açılım çalışmalarının ilk aşamasını bitirdi. Bunda çeşitli kesimlerin sorun hakkındaki görüşlerini ve hassasiyetlerini dinlediler ve not aldılar. Çalışmanın sonundaki en önemli boyut, ülkenin ve devletin kırmızı çizgileriydi. Aynı şekilde geçtiğimiz hafta ve dünkü 30 Ağustos kutlamalarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1986" title="resimler_haber_besir_atalay(2)" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/resimler_haber_besir_atalay2-150x150.jpg" alt="resimler_haber_besir_atalay(2)" width="150" height="150" /><span class="drop">F</span>ırat Bilir</strong></div>
<div>Şırnak Emek Platformu</div>
<div>Medya-İletişim Komisyonu Üyesi</div>
<p style="text-align: justify;">Çoğunuz biliyordur, İçişleri Bakanı Beşir Atalay liderliğindeki grup, Kürt Sorunu’nun çözümüne yönelik başlatılan demokratik açılım çalışmalarının ilk aşamasını bitirdi. <span id="more-1985"></span>Bunda çeşitli kesimlerin sorun hakkındaki görüşlerini ve hassasiyetlerini dinlediler ve not aldılar. Çalışmanın sonundaki en önemli boyut, ülkenin ve devletin kırmızı çizgileriydi. Aynı şekilde geçtiğimiz hafta ve dünkü 30 Ağustos kutlamalarında konuyu kırmızı çizgilere getiren bu kez, İlker Başbuğ oldu. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Devlet Bahçeli ve Deniz Baykal’ın hemfikir olduğu nokta da bu zaten: Kırmızı Çizgiler.</p>
<p>Peki nedir bu kırmızı  çizgiler? Kısaca, üniter yapın korunması, Türkçe dışındaki dillerin resmi dil olmaması ve etnik farklılıkların siyasi kimlik olarak kullanılmaması, alt kimlik tanımına yer verilmemesi. Adı geçen bu çizgilerin ne kadar kalın olduğunun bir önemi yok. Zaten Anayasa’nın değişmez ilk maddelerinde yer alıyor. Mesele de burada zaten. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana varolan kültürel ve siyasi sorunlar bu maddelerin değişmezliğinden kaynaklanmadı mı?</p>
<p>Açıklayayım; her anayasa, kendisine bağlı olarak tüm kanunları ve kurumları  şekillendirir. Bu da gerektiğinde dil ve düşünce farklılıklarının  önüne geçilmesini gerektirir. Karşı koyma halinde de baskı, zulüm ve işkenceye, sürgünlere ve sosyo-ekonomik yaptırımlara başvurulabilir. Bu, Türkiye’nin 87 yıllık geçmişinde en iyi uyguladığı şeydi. Özellikle de 12 Eylül Darbesi’yle demir parmaklıklar ardına tıkılan Kürtler, sosyalistler, demokratlar; bunun en iyi tanıkları oldu.</p>
<p>Halihazırda demokratik açılım ve saçılım içinde olanların anayasanın değiştirilmesini gündemlerinde tuttukları açık. Fakat şu kıpkırmızı çizgilerin bu değişikliğin önünü ne derece açacağını sorgulamak gerekiyor. Kürt Sorunu’nun çözümünü isteyenlerin bugüne kadar somut hiçbir çalışmasının olmaması, dahası buna ket vurmaya çalışanların gönlünü hoş tutarcasına yapılan açıklamalar, demokratik bir Anayasa değişikliğinden bahsetmelerini abesle iştigal kılıyor.</p>
<p>Toplumsal ötenazi’yi bile siyaset sahnesinde Kürtlere karşı bir argüman olarak kullanan Devlet Bahçeli (www.gundem-online.com), toplumu kışkırtmak ve dahi ordunun yerine savaş çığırtkanlığı yapmakla meşgulken; bu kırmızı çizgilere hiç gerek bile kalmıyor. Zaten ortada Kan Kırmızı Çizgiler mevcut! (www.evrensel.net).</p>
<p>Peki Kürtlerin kırmızı  çizgileri yok muydu da hiç bahsedilmiyor. Evet Kürtlerin kırmızı çizgileri yok. Zira Kürtlerin bu süreçten istediklerinin tamamı demokratik, eşit, özgürlükçü ve sivil bir Türkiye’nin yaratılmasına katkı sağlayacak şeyler. Kürtçe resmi dil olsun, okullarda okutulsun; sonra da Lazlar, Çerkesler sıraya girecek, olmaz öyle şey! Olur, bal gibi de olur. Bugün olmasa da yarın elbet olur. İşte üniter yapının savunucularının kabul etmek istemedikleri konu da bu. Sen bu yapıyı savundukça da bugün Kürtlerin çıkardığı sesi yarın bir başkası da çıkarır. Bu ülke barış yüzü de görmez. Farklılıkların, siyasi kimlik haline gelmesinden neden korkuluyor peki? Söyleyeyim, farklılığını saklamak zorunda kalanlar da siyasette ben de varım diyecek. Peki üniter yapı savunucuları oturdukları koltuğu bırakmak isterler mi? Hiç istemediler ki!</p>
<p>Çizgi dedikleri aslında akan kandan beslenenlerin kırmızısıyla boyanıyor. Gördük işte, görüyoruz; üniter devlet yapısı, ne dil, ne ırk ne de demokrasi tanıyor. Tanısaydı savaş olur muydu? Tanısaydı, dilini, kültürünü özgürce kullanmak isteyen Kürtler onlarca defa ayaklanır mıydı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/09/02/kirmizi-cizgiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kimliğimi Sordular Yaramı Gösterdim</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2008/06/03/kimligimi-sordular-yarami-gosterdim/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2008/06/03/kimligimi-sordular-yarami-gosterdim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 14:39:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dilaver Demirağ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=235</guid>
		<description><![CDATA[ 
“Bir sağnak yıkasa yaralarımı belki
Yumuşayacak gecenin mimikleri, ağrılarım dinecek” 
A.Hicri İzgören
1 Haziran&#8217;da Kadıköy’de acının ve umudun sesi birlikte dillenmiş, iki ırmak Kızılırmak ve Dicle birbirine el vererek aynı denize kavuşmaya karar vermişlerdi. Edi Bese ile Artık Yeter aynı acının sağanağına isyan ediyordu.
Yıldızlar kadar parlak gökyüzünde güneşin ışıltıları altında parlayan metalin tehdidine ise yumruklar sıkılarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/2008/06/fft5_mf77441.jpeg"><img class="alignleft size-medium wp-image-237" style="float: right;" title="fft5_mf77441" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/2008/06/fft5_mf77441-300x222.jpg" alt="" width="241" height="179" /></a> </p>
<p><em><strong><span class="drop"></span>Bir sağnak yıkasa yaralarımı belki</strong></em></p>
<p><em><strong>Yumu<span style="font-family: Arial;">şayacak</span> gecenin mimikleri, ağrılarım dinecek” </strong></em></p>
<p><em><strong>A.Hicri İzgören</strong></em></p>
<p>1 Haziran&#8217;da Kadıköy’de acının ve umudun sesi birlikte dillenmi<span style="font-family: Arial;">ş, iki </span>ırmak Kızılırmak ve Dicle birbirine el vererek aynı denize kavuşmaya karar vermi<span style="font-family: Arial;">şlerdi</span>. Edi Bese ile Artık Yeter aynı acının sağanağına isyan ediyordu.<span id="more-235"></span></p>
<p>Yıldızlar kadar parlak gökyüzünde güneşin ışıltıları altında parlayan metalin tehdidine ise yumruklar sıkılarak isyan ediliyordu. Her helikopter geçişinde “Sayın Öcalan” sesleri pervane gürültüsüne e<span style="font-family: Arial;">şlik ediyordu. </span>İşte o zaman anladım ki barışın sesleri birbirine benzese de acının grameri farklı olduğunda anlaşılan cümleler aynı dilden değildi. Bir halkın 25 yıldır olağan gün görmemişliğinden doğan isyanı fiilerin çekimlerini farklı kılıyordu.</p>
<p>Burada barış dendiğinde anlaşılan savaşmamak olsa da O’rada Barış Adaletle elele vererek kendi cümlelerini konuşmak arzusuydu. Belki bu yüzden dağlarda bir cigaranın külüne karışan ölü canların dumanı yayıyordu bir coğrafyaya. Tülbentli anaların yol yol olmuş yüzlerindeki her bir çizgide ölümün, içe gömülmüş bir yasın ve dışa çıkmamış bir acının yanık sesi yankı yapıyordu.</p>
<div><strong><em>“Kimsesizlik,</em></strong></div>
<div><strong><em>Ürperten uçurum</em></strong></div>
<div><strong><em>Sunağında kanayan hayat</em></strong></div>
<div><strong><em>Kaç çocuğun yangın yeri”</em></strong></div>
<div><strong><em></em></strong></div>
<div>Güne<span style="font-family: Arial;">ş yan</span>ığı esmer yüzlerde vakar bir olgunluğun yaşlı yüzü kadar, isyanın genç sesi de çığlık çığlığa yankılanan bir dağ kartalı gibiydi. Bir coğrafya düşünün, orada ülkenin başka bir yerinde gördüğünüz muameleyi, sahip olduğunuz hakları uygulamıyorlar. İsminiz Ferhat değil de welat ise dayak yemek, işkence görmek öldürülmek ya da aşağılanmak arasında bir tercihte bulunma hakkına sahipsiniz evet sahip olduğunuz yegâne hak susmak, itaat etmek ve aşağılanmak. Eğer bu yolu tercih etmez de onurlu bir yaşam ve eşitlik talep etmeye kalkarsanız o zaman da yukarıda saydıklarımdan birini tercih etmek durumundasınız. Yani kırk katır mı kırk satır mı türü bir ölümlerden ölüm beğen hali.</div>
<p>İşte dün kürsüde konuşan Kürt genci hükümetin himmeti AB’nin bastırması ile yapılabilen bu mitinge katılan Türk gençlerine olağan hali yaşayamamanın nasıl bir şey olduğunu, her aileden bir anne ya da babanın bir acı ile yüreğinin dağlanmak olduğunu anlatmaya çabalıyordu.</p>
<p>Açıkçası dün Kürt halkının vakarına, olgunluğuna ve yaşanan onca acıya rağmen hala birlikte yaşama ve Welattın Memede kardeşim diye sarılma arzusuna tek kelime ile hayran oldum. Evet, “PKK’ yi dağlarda arama o heryerde”, ya da PKK halktır halk burada” diyen öfkeli dil halkın çoğunluğunun birlikte ya<span style="font-family: Arial;">şama arzusu bask</span>ın olduğu için mitingin halet-i ruhiyesini ifade etmiyordu ama bize bu sorunu şu ana kadar olduğu gibi ipe un serme mantığı ile geçiştirmekte ısrar etmek halinde öfkenin kardeşliğe pek ala da galebe çalabileceğini gösterir mahiyetteydi.</p>
<p>O sloganları da o sloganı atanları da tutuklamak çözüm değil tersine bu sloganları bir kırmızı alarm olarak algılamazsak karşımızda bu şekilde düşünen bir sürü genç bulacağız. Ve orada yanan yürekler burada da bir sürü yürek dağlamaya devam edecek.</p>
<p>Dağlarda sadece gerilla yok, gencecik yaşta mecburi olan bir görevi yerine getirmek için orada olan, çok doğal olarak arkadaşlarını yitirme duygusu ile düşman bellediği diğer gençlere karşı büyük bir öfke duyan memedler de var. O memedlerin annesi, karde<span style="font-family: Arial;">şleri ve yak</span>ın çevresi de var. Burada yükselen milliyetçi öfkeyi besleyen de bu acı.</p>
<p>Ama bu acının sorumlusu asla ve asla bu vakur halk değil, yıllardır çözüm değil ölüm üreten askeri mantığın tank rengine teslim olmuş fırsatçı, ikiyüzlü ve ahlak yoksunu devlet tapmacı, devlet mantıklı politikacılar var.<br />
İşte dün yapılan miting çok geç olmadan diyen aklın sakin, adil ve sevecen dilinin sesiydi. Bu sese değil de hâlâ meseleyi basitçe bir terör sorunu olarak gören, orada ya<span style="font-family: Arial;">şanan şiddeti bir adalet talebi gibi de</span>ğil de “devlete meydan okunmaz, okuyanlar kahredilir diyen” militer zalimliğin sesine kulak vermeye devam edersek yaşanacak acılar bunun yanında bin beter olacak.</p>
<div><strong>Konukseverliğin Mırıltısı</strong></div>
<div>Dün biz ye<span style="font-family: Arial;">şillerin önerdi</span>ği milliyetçiliği dışlayan çözüm önerisi fiilen oradaydı. Malum biz yeşiller geçen aralıkta yaptığımız Ye<span style="font-family: Arial;">şil Diyalog toplant</span>ılarından birinin konusu olan “Kürt sorununda barış ve diyalog” içerikli toplantımız da benim aracılığımla artık hiç birimizin ev sahibi olmayacağı, herkesin aynı evi birlikte ve eşit bir biçimde kullandığı konukseverlik eksenli bir çözüm vardı. Geçen Yüzyılın en büyük filozoflarından Derrida tarafından ortaya konan Konukseverlik Ya da Koşulsuz Buyruk anlayışı millet gibi sabit bir yeri, sınırları belirlenmiş bir ulus devlet anlayışından sıyrılmayı kapsıyordu. Onun göçmenler için ürettiği bu kavram benim için kürt kardeşlerimle bir arada eşit ve özgür bir biçimde yaşamanın da formülasyonu anlamına geliyor.</div>
<p>Biz Türkler konuk, kürtler ise ev sahibi oldukları halde (40 bin kişilik olduğu söylenen mitingte çoğunluk kürtlerdi) bize hiçte ev sahibi muamelesi yapmadılar. Tersine bize evin sahibi bizmişiz gibi davranarak hiç kimsenin evin sahibi olmadığı, herkesin konuğa dönüştüğü bir eşitlik biçimi içinde davrandılar.</p>
<p>Yanı başımdaki kürt amcanın gözündeki parıltı, bizi yanında görmekten kaynaklanan mutlu gülümseme hali, yaşlı kürt dedenin vakarı hafızamda kalan bu görüntüler eşlik ederken, diğer yandan da geçen yüzyılın en büyük etik filozofu, bir Yahudi olan Emanuel Levinas’ın en şöhretli kavramı yüzü ve onunla iç içe olan koşulsuz buyur etme, karşılama, kendini ötekine koşulsuzca açma, “yüz öldürülemeyendir” sözleri zihnimde çınlayıp duruyordu.</p>
<p>Adeta Levinas’mı o kürt amcaydı, o kürt amca mı Levinas oluvermişti bilemiyorum ama “Min Kalben Diyarbekir” (Diyarbekir sen kalbimdesin) <span style="font-family: Arial;">şark</span>ısı kulaklarımda yankılanıp durdu.</p>
<p>Eve gittiğimde gözyaşlarımı tutamadım, çünkü o yüz benim yüreğimi kanatmış vicdanımı teki altında bırakmıştı. Elbette bir Türk olarak onun yaşadığı onulmaz acıların sorumlusu, onun da tıpkı yüreği yangın yerine dönmüş asker analarının acılarının sorumlusu olmaması gibiydim. Ama onun acıları bana yeryüzünde devletlerin insanlara yaşattığı acıları anımsattı. O nedenle bir kez daha devlet denen soyutlamaya, o insanlık dışı canavara karşı içimden büyük bir öfke yükseldi. Ve şu sloganlar dilimden çıkıverdi. <strong>“Tüm Devletler Katildir”</strong> <strong>“Devletler Mezara”</strong> evet dünya gezegeni <span style="font-family: Arial;">şu devlet denen ac</span>ı kaynağından kurtulduğunda, onunla birlikte o iğrenç ölüm makinesi olan ordularda, onların uçakları, helikopterleri, tankları ve tüfekleri de çöplüğü boyladığında o zaman barışın dilini çok daha güçlü bir biçimde konuşacağız.</p>
<p>O zamana kadar “Biji A<span style="font-family: Arial;">ştiya” (Yaşas</span>ın Barış) ve “Ya<span style="font-family: Arial;">şas</span>ın Özgürlük ve Eşitlik” vb</p>
<div><span style="font-size: medium;">     </p>
<p></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2008/06/03/kimligimi-sordular-yarami-gosterdim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt Sorununun Şiddetsiz Çözümü</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2008/03/10/kurt-sorununun-siddetsiz-cozumu/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2008/03/10/kurt-sorununun-siddetsiz-cozumu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Mar 2008 21:36:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Savaş Çömlek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/yg/?p=54</guid>
		<description><![CDATA[Gates gitti operasyon bitti. 
Savaş sirenlerinin zoruyla ortaya çıkan sanal karartma da sona erince, döndük baktık ki her şey olduğu yerde duruyor! Hala İstanbul’dayız trafikle boğuşuyoruz, zorunlu din dersinden, türbandan, çocukların okul taksitlerinden konuşuyoruz, bu arada Kürt sorununda da hala başladığımız yerdeyiz. Aslına bakarsanız, nasıl Irak savaşı olmadıysa sınır ötesi harekat da hiç olmadı. En [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold;"><span class="drop">G</span>ates gitti operasyon bitti. </span><span id="more-54"></span><br />
<a href="http://bp2.blogger.com/_Rb4abKTK124/R9WqwmLFf1I/AAAAAAAAAS4/j8feTCvrkB4/s1600-h/WAR-15.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5176231098589740882" style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_Rb4abKTK124/R9WqwmLFf1I/AAAAAAAAAS4/j8feTCvrkB4/s320/WAR-15.jpg" border="0" alt="" /></a>Savaş sirenlerinin zoruyla ortaya çıkan sanal karartma da sona erince, döndük baktık ki her şey olduğu yerde duruyor! Hala İstanbul’dayız trafikle boğuşuyoruz, zorunlu din dersinden, türbandan, çocukların okul taksitlerinden konuşuyoruz, bu arada Kürt sorununda da hala başladığımız yerdeyiz. Aslına bakarsanız, nasıl Irak savaşı olmadıysa sınır ötesi harekat da hiç olmadı. En azından bu harekat yapılmış olsaydı Kürt sorununda bir mesafe kaydederdik. Evet evet bu sınır ötesi harekat hiç olmadı, olduysa da çatışmalarda ölenlerin analarının, babalarının, kardeşlerinin ve sevenlerinin yüreğinde oldu. Her şey sanaldı. Ben televizyonda gördüm tüm ayrıntıları, silahları, bombaları, helikopterleri, top mermilerine ve bombalara yazılan mesajları. O mesajları yazan askeri de gördüm. Daha önce Hollywood filmlerinde de görmüştüm bombalara mesaj yazıp gülümseyen askerleri&#8230; Niçin bu mesajları yazdıklarını düşündüm. Sizce trajik değil mi? Bir biçimde ölüme gönderdiği insanlarla iletişim kurmaya ya da kendilerince oyun oynayıp, eğlenmeye çalışıyorlar. Hiç şüphem yok ki askerlerin seçme şansları olsa bombalar yerine sevgililerine mesaj yazmayı tercih ederlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Her neyse, olduysa da olmadıysa da sınır ötesi hareket bitti ve anlaşıldığı kadarıyla Kürt sorununun çözümüne ilişkin tartışmalar yeni bir boyut kazandı. Artık tartışma sivil çözüm ana başlığı altında yapılıyor. Biz Türkiye Yeşilleri de bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu tartışmanın doğrudan ve etkin bir tarafı olmak niyetindeyiz. Sivil çözüm arayışlarının siddet karşıtlığı zemininde oluşması gerektiğini düşünüyoruz. Tartışmada kimin yanındayız, kimlerle dayanışma halindeyiz sorusunun yanıtı da kuşkusuz bizim için çok net, her zaman olduğu gibi şiddete maruz kalanların yanındayız. Kimler mi şiddete maruz kalıyor? Cenazesini toprağa verirken yas tutamayan, tutmasına izin verilmeyen, “davamız için feda olsun” ya da “vatan sağ olsun” demek zorunda bırakılanlar. Gaz ve zora dayalı bir hamaset söylemiyle “ölmek”, “öldürmek “ zorunda bırakılanlar. Biz en başta bu insanların yanındayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkusuz şiddetin bin bir çeşidi var. Kürt sorunu bağlamında da en temel sorunlardan biri kültürü ve diliyle bir topluluğu yok saymaktır ki bu şiddet sona ermeden Kürt sorununun çözümü olanaklı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://lh4.google.co.uk/egoktogan/R9WrgWLFf3I/AAAAAAAAATE/6Lw4QcXppHo/WAR-8.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer;" src="http://lh4.google.co.uk/egoktogan/R9WrgWLFf3I/AAAAAAAAATE/6Lw4QcXppHo/WAR-8.jpg.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Uzun yıllardır sol siyasette savunulan &#8221;ulusların kendi kaderini tayin hakkı&#8221; temelde etik olarak doğru bir ilke olmakla birlikte biz yeşillerin ulus ve uluslaştırma sürecine ilişkin çok ciddi eleştirilerimiz var. Uluslaştırma sürecinin kendisi, çokluğu tekliğe dönüştürme sürecidir ve bu biçimiyle de açıkca şiddet içerir. Bu nedenle biz “Yeşiller” ulus kavramı yerine doğadan öğrendiğimiz ekosistem, biyo-bölge kavramlarıyla düşünmeyi tercih ediyoruz.Yani çok kültürlü, çok dilli insan topluluklarının içinde yaşadıkları doğal cevrede hem kendi aralarında hem de birlikte var oldukları canlı ve cansız yaşam formlarıyla kararlı bir denge halinde olma durumunun bu tür sorunların çözümünde yol gösterici olacağına inanıyoruz. Aslına bakarsanız ister tarihsel olarak bakalım istersek doğanın bilgeliğine başvuralım tek başına bir Kürt sorunundan söz etmek doğru değildir. Bir Ortadoğu hatta Kafkasya’yı da içine alan daha geniş bir bölgenin sorunundan bahsedilmelidir. Bu geniş bölgede binlerce yıldır Yezidiler, Keldaniler, Asuriler, Türkmenler, Araplar, Farslar, Ermeniler, Kürtler ve daha onlarca farklı topluluk bir arada kararlı bir denge içinde yaşadı ve binlerce yıl sürdüğüne göre de bu bir tesadüf değildi. Aslına bakarsanız bu kararlı dengenin bozulmasının temel nedeni, zalimce bir şiddet biçimi olan yapay çizilen sınırlar içinde uygulanan uluslaştırma sürecinin ta kendisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İzlediğim kadarıyla sivil çözüm tartışmaları zifiri karanlıkta kimse birbirini duymazken zorlu bir labirentte doğru yolu aramaya benziyor. Tartışmaya taraf olan kimi kesimler de yapılan işin poker oynamak olduğunu sanıyor olsalar gerek blöfler ve restlerle ortalığı gerip kazanma hırsıyla yanıp tutuşuyorlar. Oysa bu oyunda taraflardan birinin kazanma şansı yok. Ya hep birlikte kazanırız ya da hep birlikta kaybetmeye devam ederiz. Demokrasi, özgürlük, adalet gibi kavramların ne kadar önemli olduğunu kuşkusuz hepimiz biliyoruz ve anlıyoruz. Ancak bunların ötesinde DTP dahil sorunun ve tartışmanın taraflarının açıklanmış anlaşılır ve detaylı bir politikalarının olmayışını anlamak mümkün değil. Aslına bakarsanız diplomatik dille hazırlanmış bir planın da sorunun çözümünün anahtarı olduğuna inanamıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyleyse ne yapmalı?</p>
<p style="text-align: justify;">Günün ağarmasına daha çok var ama en azından ay ışığını bekleyelim. Kocaman bir sofra kuralım. Herkez otursun sofranın bir kenarına, birbirimizin konuğu olalım yiyelim içelim söyleşelim. İçimizde biriktirdiğimiz ağuları ortaya dökelim, acılarımızı paylaşıp doyasıya yasımızı tutalım. Uzaklarda çalınan bir rembetiko dinleyelim, belki bir rumeli türküsü mırıldanırız. Bir kürt ninesinden mem-u zin i dinleyelim. Soframızın adı Gağant olsun, süryanilerin damıttığı şarabı içip kırk gün kırk gece halaya duralım. Kırk günün ardından hala olmadıysak ve utancımızdan yerin dibine geçmeyeceksek bari ABD başkanına gidelim de bizi barıştırsın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2008/03/10/kurt-sorununun-siddetsiz-cozumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
