<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeşil Gazete &#187; Kadın</title>
	<atom:link href="http://yesilgazete.org/tag/kadin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://yesilgazete.org</link>
	<description>AKTÜEL YEŞİL GAZETE</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Jul 2010 10:16:52 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Türkiye Kadın Hakları Karnesi BM&#8217;de Mercek Altında</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/07/22/turkiye-kadin-haklari-karnesi-bmde-mercek-altinda/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/07/22/turkiye-kadin-haklari-karnesi-bmde-mercek-altinda/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 06:09:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[cedaw]]></category>
		<category><![CDATA[gölge rapor]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadının insan hakları yeni çözümler derneği]]></category>
		<category><![CDATA[türk kadınlar birliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=10198</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye Hükümeti Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) kapsamında ülke raporunu şu sırarlarda New York&#8217;ta BM&#8217;ye sunarken, Türkiye&#8217;deki kadın hakları örgütleri de yazdıkları gölge rapor ile Hükümete cevap veriyorlar.
İşte bu gölge raporu sürecinde var olan Kadının İnsan Hakları &#8211; Yeni Çözümler Derneği ve Türk Kadınlar Birliği&#8217;nin yazmış olduğu basın bildirisi:
Türk Kadın Hakları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">T</span>ürkiye Hükümeti Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) kapsamında ülke raporunu şu sırarlarda New York&#8217;ta BM&#8217;ye sunarken, Türkiye&#8217;deki kadın hakları örgütleri de yazdıkları gölge rapor ile Hükümete cevap veriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu gölge raporu sürecinde var olan Kadının İnsan Hakları &#8211; Yeni Çözümler Derneği ve Türk Kadınlar Birliği&#8217;nin yazmış olduğu basın bildirisi:</p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="font-weight: normal;font-size: 13px"><strong>Türk Kadın Hakları Karnesi Birleşmiş Milletler’de Mercek Altında</strong></span></h1>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Türkiye Hükümeti, 21 Temmuz 2010’da  <strong>Birleşmiş Milletler’de Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) </strong>kapsamında 6. ülke dönem raporunu sunacak. Kadın- erkek eşitliğinin izlenmesi konusunda en önemli uluslararası mekanizma olan CEDAW çerçevesinde, Türkiye’nin  yükümlülüklerini  ne derece yerine getirdiği değerlendirilecek.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Kadın örgütlerinin hazırladığı alternatif  CEDAW Gölge Raporu Türkiye’de kadına karşı ayrımcılığın her alanda devam ettiğini ortaya koyuyor.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’deki durumun sivil toplumun katılımıyla daha objektif ve etkin değerlendirilmesini sağlamak ve CEDAW mekanizmasını Türkiye’de kadına karşı ayrımcılığı ortadan kaldırma yolunda somut bir araç olarak kullanmak amacıyla, son iki yıldır rapor üzerinde çalışmakta olan <strong>TCK Kadın Platformu </strong>ve <strong>CEDAW Sivil Toplum Yürütme Kurulu</strong> üyesi 20 kadın sivil toplum örgütü, ülke çapında örgütlü 6 etkin kadın platformu ve 135 yerel ve merkezi bağımsız kadın örgütünün desteğiyle, Hükümet Raporu’na alternatif bir <strong>CEDAW Gölge Raporu</strong> hazırladı. Platformlar adına CEDAW Türkiye Gözden Geçirme Oturumu’na katılacak olan Kadın Örgütleri Delegasyonu, CEDAW Komitesi’ne Gölge Raporu sunacak ve Türkiye’de kadın erkek eşitliğini sağlamak için kadınların taleplerini dile getirecek. Öte yandan Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Selma Aliye Kavaf başkanlığındaki hükümet delegasyonu da resmi hükümet raporunu sunmak üzere toplantıda bulunacak.</p>
<p style="text-align: justify;">CEDAW Sözleşmesi çerçevesinde hazırlanan, <strong>Yasalar Önünde Eşitlik, Siyaset ve Karar Alma Mekanizmalarına Katılım, Eğitim, İstihdam, Sağlık, Medya ve Kadına Karşı Şiddet</strong> konularında Türkiye’deki durumu değerlendiren ve acil eylem taleplerini dile getiren kapsamlı rapor, <strong>Türkiye’de her alanda kadına karşı ayrımcılığın devam ettiğini ve gerçek hayatta kadın-erkek eşitliğini sağlamak için siyasi iradenin yetersiz kaldığını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gölge Rapor, bir önceki CEDAW Gözden Geçirme sürecinden bugüne kadın hakları konusunda kaydedilen gelişmenin çok kısıtlı olduğuna dikkat çekerek 2005’teki taleplerini büyük ölçüde yineliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>CEDAW Komitesi, Hükümet ve  Gölge Raporları’nın değerlendirmesinin ardından Türkiye’deki kadın haklarının durumuna ilişkin Nihai Görüşleri’ni yayınlayacak.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">1979 yılında Birleşmiş Milletler genel kurulunda onaylanan <strong>CEDAW, </strong>kadınların insan haklarını koruyan uluslararası ve bağlayıcı bir yasa niteliği taşıyor. Sözleşme’yi 20 Aralık 1985’te imzalayan Türkiye, imza koyan diğer ülkeler gibi, periyodik raporlar sunarak CEDAW Komitesi’ne kadına karşı ayrımcılığı önlemek üzere aldığı önlemleri açıklıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Kadın Örgütleri ve Platformları somut talep ve acil eylem önerileri ile yasa ve uygulamaların Türkiye’nin imzacısı olduğu CEDAW sözleşmesine uygun şekilde düzenlenmesini bekliyor.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yasalar Önünde Eşitlik</strong> ilkesinin hala Anayasa, Türk Ceza Kanunu (TCK), Türk Medeni Kanunu (TMK) gibi temel yasalarda eksik kaldığını belirten raporda, Eşitlik Çerçeve Yasası’nın çıkartılması; Anayasa’da eşitlik için geçici özel önlemlerin düzenlenmesi; TCK’da namus cinayetleri, bekaret testleri, cinsel yönelime dayalı ayrımcılık ve gençlerin rızaya dayalı cinsel ilişkileri konularında ayrımcılık içeren düzenlemelerin kaldırılması; “evlilik süresince edinilmiş malların ortak paylaşımı” ilkesinin geriye yönelik işletilebilecek şekilde düzenlenmesi talep ediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Siyaset ve Karar Alma Mekanizmalarına Kadınların Katılım </strong>oranının TBMM’de %9, Bakanlar Kurulunda ise %8 olduğunu vurgulayan Gölge Raporu, Siyasi Partiler ve Seçim Yasalarına %50 eşitlik hükmünün (parite) eklenmesini ve kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik geçici özel önlemleri içermesini öngörüyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Eğitim </strong>konusunda cinsiyet eşitsizliğinin devam ettiğini belirten rapor, kadınların %19.6’sının okur yazar olmadığına dikkat çekiyor. Talepler arasında eğitimde cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi için gerekli önlemlerin alınması, anadilde eğitim konusundapolitika geliştirilmesi ve kız çocukların okullaşması için teşvik sistemlerinin geliştirilmesi yer alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İstihdam</strong> oranlarına bakıldığında Türkiye’de kadınların işgücüne katılma oranı, dünyadaki en düşük oranlardan biridir (%24,6) ve 2005 yılından beri de düşmeye devam etmektedir. Kadın örgütleri Gölge Rapor’da istihdam konulu 2010/14 sayılı Başkanlık Genelgesi’nin tam olarak uygulanmasını; cinsiyet eşitliğinin kalkınma planları ve mali politkalarda öncelik haline getirilmesini; aile ve iş yaşamının uyumlulaştırılması için yasal ve kurumsal mekanizmaların yaratılmasını; ebeveyn izni yasasının çıkartılmasını ve 0-5 yaş çocuk eğitim ve bakım hizmetlerinin karşılanmasını talep ediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sağlık </strong>alanında kadın örgütlerinin talepleri arasında herkesin ücretsiz, ulaşılabilir, bütüncül, kaliteli sağlık hizmeti alabilmesi; evli kadınların gebeliği sonlandırmasında eşin rızasının aranmasını öngören Nüfus Planlamasına Dair Kanun 6. madde, 2. bendinin kaldırılması; aile planlaması hizmetlerinin yaygınlaştırılması; anne ölümlerinin önlenmesi ve  HIV/AIDS’li kadın ve kız çocuklarının korunmaları ve tedaviye ulaşmalarına ilişkin önlemler alınması yer alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Medya</strong>da kadınlar hâlâ geleneksel roller içinde temsil edilmekte, medya, teşhir, magazinleştirme, cinsiyetçi önyargıları yineleme aracılığıyla kadınların insan haklarını ihlal etmektedir. Gölge Rapor medyada toplumsal cinsiyet duyarlılığının izlenmesi ve yaygınlaşmasını, RTÜK’te eşit temsil sağlanmasını, TRT, RTÜK ve Basın Yasası’nın CEDAW’la uyumlaştırılmasını öngörmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">2009’da KSGM tarafından yayınlanan yurt çapında araştırmaya göre Türkiye’de <strong>kadına yönelik şiddet</strong> oranı %39’dur. Buna karşılık sığınak sayısı sadece 52’dir. Kadın örgütlerinin acil eylem talepleri arasında şiddeti önlemek için bütüncül devlet politikalarının geliştirilmesi; ilgili kurum ve kuruluşlara kaynak sağlanması; belediyelerin sığınmaevi açma sorumluluklarını yerine getirmesi ve alanda yetkin kadın örgütleri ile işbirliği yapması; Ailenin Korunmasına Dair Kanun yönetmeliğinin uygulanması; ve cinsel şiddet kriz merkezlerinin kurulması yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Geçtiğimiz 5 yıllık dönemde çeşitli alanlarda kurullar kuruldu, yasal düzenlemeler yapıldı, eylem planları ve genelgeler çıkartıldı. Ancak hala bütün kurumları içeren, koordineli, bütünlüklü ve gerçek anlamda bir kadın erkek eşitliğini hedefleyen ve garantileyen mevcut bir hükümet politikası bulunmamaktadır. Bunun bir sonucu olarak;</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Hala kadınlar yakınları olan erkekler tarafından namus adına öldürülüyor, zoraki ve erken yaşta evlendiriliyor,</li>
<li>Hala kadınların  %19.6’sının okuma yazması yok,</li>
<li>Hala kadınların  % 75.4’ü işgücüne katılmıyor, kentlerde yaşayan kadınların istihdam oranı %17.6,</li>
<li>Hala 155 vali arasında hiç kadın vali yok,</li>
<li>Hala kadın belediye başkanı oranı % 1 bile değil,</li>
<li>Eşitlik Çerçeve Yasası gündemde bile değil ve</li>
<li>Siyasi Partiler ve Seçim Yasası değişmedi.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman';font-size: small"><span style="font-size: 11.5pt;font-weight: bold;font-style: italic">Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği</span></span></em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman';font-size: small"><span style="font-size: 11.5pt;font-weight: bold;font-style: italic">Tel: 0212 251 00 29</span></span></em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman';font-size: small"><span style="font-size: 11.5pt;font-weight: bold;font-style: italic"> </span></span></em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman';font-size: small"><span style="font-size: 11.5pt;font-weight: bold;font-style: italic">Türk Kadınlar Birliği</span></span></em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman';font-size: small"><span style="font-size: 11.5pt;font-weight: bold;font-style: italic">Tel: 0312 467 17 70</span></span></em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman';font-size: small"><span style="font-size: 11.5pt;font-weight: bold;font-style: italic">-Devin Bahçeci-</span></span><strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman';font-size: small"><span style="font-size: 11.5pt;font-weight: bold;font-style: italic"><br />
</span></span></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/07/22/turkiye-kadin-haklari-karnesi-bmde-mercek-altinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Komünist Manifesto ve Yeşil 2</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/08/komunist-manifesto-ve-yesil-2/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/08/komunist-manifesto-ve-yesil-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 16:48:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Emekçi Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=7967</guid>
		<description><![CDATA[COPY-PASTE BİR 8 MART KUTLAMASI
İki yeşil var. “Park ve bahçe” yeşili ve “orman, kır, vadi, dağ” yeşili. Uyaracaklar olabilir ama unutmadım; bir de cennet yeşili.
İzafiyet teorisi, bir şeyin yerini tanımlayabilmek için bir başka noktayı başlangıç almanız gerektiğini söylüyor. Elbette &#8220;şey&#8221;i &#8220;şey&#8221;le tanımlamak anlamsız gelebilir. &#8220;Böyle bir anlamsızlığın içine düşeceğine bırak dağınık kalsın&#8221; demek de mümkün. Fakat bir de şeyi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em><strong><span class="drop">C</span>OPY-PASTE BİR 8 MART KUTLAMASI</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">İki yeşil var. “Park ve bahçe” yeşili ve “orman, kır, vadi, dağ” yeşili. Uyaracaklar olabilir ama unutmadım; bir de cennet yeşili.</p>
<p style="text-align: justify;">İzafiyet teorisi, bir şeyin yerini tanımlayabilmek için bir başka noktayı başlangıç almanız gerektiğini söylüyor. Elbette &#8220;şey&#8221;i &#8220;şey&#8221;le tanımlamak anlamsız gelebilir. &#8220;Böyle bir anlamsızlığın içine düşeceğine bırak dağınık kalsın&#8221; demek de mümkün. Fakat bir de şeyi, şey bile olmayana göre tanımlayanlar var. Bu izafiyet teorisine uymuyor. Bu dünyadayız ama dünyadaki yerimizi öte dünyaya göre tanımlıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne demeli?</p>
<p style="text-align: justify;">İzafiyet teorisinin de içinde bulunduğu pozitivist külte tapınanlar için bu görüş bilim dışı ve dikkate alınamaz. Fakat onlara göre “şey, şey olmayana göre tanımlanamaz” olsa da, tanımlandığına da şahitler. Belki kalpleriyle değil ama gözleri ve kulaklarıyla. Demek -onlar mümkün görmese de- olabiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bense olur mu olmaz mı diye tartışmak yerine bunu bir fırsat olarak görme taraftarıyım. Evet, aşırı fırsatçılığım sırıtabilir ama umudum fırsatçılığımın salt kişisel bir beklentisi olmamasında. Kusurum varsa nasılsa açığa çıkar ve içimdeki hesaplı şahısla böylece yüzleşmiş olurum merak edenler, merak buyurmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Özetle diyeceğim şu; dünyadaki yeşilin cennet yeşiline izafe edilerek tanımlanmasından memnun olurum. Düşünsenize cennetin mümkün olabilen mütevazı bir kopyası yeryüzünde olsun. İçinden bal akan ırmaklar, orada serinleyen huriler…</p>
<p style="text-align: justify;">Bal gibi ırmaklara kimsenin itirazı olacağını sanmam fakat iş huri’lere gelince bu laiklere batabilir. Bir de cinsiyetçilik karşıtları ile ataerkilliğe itirazı olanlara. Türkiye’ye baktığınız da -batıdaki gibi- laikler ve cinsiyetçilik ve ataerkil zihniyet karşıtlarının aynı grubu oluşturduğu söylenemez. Bu nedenle ayırmak zorundayız. Fakat bu bir fırsat daha yaratıyor; Türkiye koşullarında “copy-paste edilecek cennet” söylemini ataerkil ve cinsiyetçi bulanlarla daha kolay anlaşabilirim. Çünkü sadece bu dünyaya yönelik bir kopya cennet fikrine pek bir sıcak baktığımı söylediğimde cinsiyetçilik karşıtlarıyla da aynı cenneti paylaşmaya şiddetle eğilimli olduğumu söylemiş oluyorum ve laiklere değil ama onlara -biraz burun kıvırsalar da- daha anlamlı gelebilir. Bir de onların da ötekileştirilmekten canı yananlardan olduğunu bilerek örtüye de pek takılmayacaklarını sanıyorum. Laikler ise yaklaşık 80 yıl sonra ve daha yeni yeni ötekileştirilmenin ucundan tadına bakıyor. Çünkü “laikler” dediğimiz laikler değil. Laiklikten ekmek yiyenler. Bu sözlere sonra gerekirse tekrar dönebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dönebiliriz çünkü Türkiye’ye özgü bir modernite projesi olarak laik olanlarla itişme olasılığımızdan söz ediyorum. “Neden öfkelendiğinizi hiç anlamıyorum, bu cennette huriler olacak da örtülü olanlar olmayacak mı?” gibi “vurdumduymaz” bir söz alıp, “Hem huri fikrine hem de örtünme fikrine aynı anda nasıl itiraz edeceksiniz?” gibi, oldukça sinir bozucu bir soruyu sadece onlara sormayı inatla isteyebilirim. “Tanrı öte dünyanın cennetinde huri’lere yol vermişse orada örtünmek isteyenleri önleyecek değil ya” diyecek kadar üzerlerine de gidebilirim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama bu aşamada tekrar hatırlatmak gerekir mi, ben “o vaktin / kıyametin” çan sesinin (çan deyince bazı ötekileştirilmiş Müslümanlar bir kırılma yaşayabilir onlar için de ezan diyelim) verdiği “ilhamla” konuşuyorum, zorda olsa yeryüzünde kopya bir cenneti öte dünyadan, bu dünyaya paste edebilir miyiz, bunu anlamaya çalışıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle örtünme veya açılma oranlarıyla bir zorum yok. Bu sorunlar -içinde bize özgü laiklerin de olduğu- copy anının sorunu, paste anının olmayacağına kalıbımı basarım.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddetli çatışma içerecek yaklaşımları bir kenara bırakmaya ve bu tür farklı düşünceler nedeniyle farklı bir toplumdan söz ettiğimizi zannetme pozisyonunu terk etmeye bir o kadar “şiddetle” eğilimliyim. Müslümanlar için Medine kriterleri uygunsa laik-modernistler için de Kopenhag kriterleri uygun olsun. Aralarında uçurum göremiyorum. Daha çok nitelikle ilgiliyim ve zorbalıktan vazgeçmiş bir insan topluluğundan ve onların “doğaya nasıl döneceğinden” söz etmeye eğilimliyim. Kime ne “kim ne giymiş neden giymiş nice giymiş”&#8230; Zarfa değil mazrufa odaklıyım da diyemem; şahsın mazrufu da insanın gündelik yargısına terk edilecek gibi değil, bu da öte tarafta tanrının, bu tarafta hukukun sorunu. Ama sistemin, bu dünyadaki sistemin, mazrufuyla ilgili olduğumuza şüphe yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama açıkçası cennetteki hurilerin cinsel bir objeye dönüştürülmüş olmasına içerlemiyor da değilim.  Fakat bu böyle anlatılıyor diye bütün bir cenneti erkek cenneti olarak görmek de içimden gelmiyor. Böyle bir cennetin eşek cennetinden de pek farkı olmaz bana göre. Oysa ben mekansal cennette insan için çok gerçekçi bir zemin buluyorum. Çünkü bu dünyadaki körlüğümün bir parçası olarak, hurileri “ben” öne çıkarıyor olabilirim. Gılman’dan söz etmeye cesaret bulamayan yeryüzündeki kadınları da anlıyorum ama! Fakat tanrının onlara eşit davranmadığı fikri de, erkeklerin fikri. Ama unutmayalım &#8220;egemen erkeklerin&#8221; fikri&#8230; ve “bu kültürün oluşmasında kadınların payı yoktur” denemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Cennetle ilgili bunca söz etmiş olmam bir önyargı oluşturabilir. Ama yemin ederim bir tanrıtanımazım ve bu yüzden yemin bulsam yemin, rakı bulsam rakı içerim. Doğru anlaşılmak için yemin etsem boş olacak bu yüzden. Üstelik tanrının içtiğim rakının değil, sarhoşluğumda yaptığım densizliğin hesabını soracağını zannedecek kadar “iyi niyetli bir pozitivistim&#8221; de.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha geçen yazının hesabına yatırdığım cümleye dokunamadım.</p>
<p style="text-align: justify;">Olsun…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazı da 8 Mart için, emekçi kadınları kutlama niyetiyle olsun. Aslında emekçi olmayan kadın nasıl oluyor onu da bilmiyorum. Daha doğrusu emekçi olmayan insan nasıl oluyor… bu tür insan nerede “ürüyor, kim üretiyor?”</p>
<p style="text-align: justify;">Levent Arslan   <a href="mailto:umitleventarslan@gmail.com">umitleventarslan@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/08/komunist-manifesto-ve-yesil-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlara Şiddetsiz Bir Gün Yok!</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/11/27/kadinlara-siddetsiz-bir-gun-yok/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/11/27/kadinlara-siddetsiz-bir-gun-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 14:01:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=5222</guid>
		<description><![CDATA[Kadına Yönelik Şiddete Karşı uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla Ankara Kadınlar Platformu, 25 Kasım’da bir eylem gerçekleştirdi. Şiddetin lanetlendiği gün kadınlar yine şiddetin hedefindeydi.
KESK’in uyarı grevi nedeniyle Kızılay’da gerçekleştirdiği basın açıklamasında (miting) bir araya gelen Ankara Kadın Platformu aktivisti kadınlar, birkaç gün önce Yüksel Caddesinde stant açmış ve konuyla ilgili sözlü ve el ilanlarıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">K</span>adına Yönelik Şiddete Karşı uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla Ankara Kadınlar Platformu, 25 Kasım’da bir eylem gerçekleştirdi. Şiddetin lanetlendiği gün kadınlar yine şiddetin hedefindeydi.<span id="more-5222"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-5223" title="4" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/43.jpg" alt="4" width="314" height="235" />KESK’in uyarı grevi nedeniyle Kızılay’da gerçekleştirdiği basın açıklamasında (miting) bir araya gelen Ankara Kadın Platformu aktivisti kadınlar, birkaç gün önce Yüksel Caddesinde stant açmış ve konuyla ilgili sözlü ve el ilanlarıyla kamuoyunu bilgilendirmeye çalışmışlardı. KESK’in eylemi sürerken saatler 12:40’ı gösterdiğinde Ankara Kadınlar Platformu aktivisti kadınlar YKM’ye yürümek için alandan ayrıldılar. Sağ taraftaki kaldırımdan yürüyerek Kızılay Derneği binasına doğru yürüyen kadınların önü henüz Soysal Pasajına bile varmadan polis barikatıyla kesildi. Aralarında Eğitim Sen Genel Başkanı, SES Genel Başkanı ve DTP kadın milletvekillerinin bulunduğu kadınların korteji polisin sert tutumuyla karşılaştı. Yürümek için ısrarla yolun açılmasını talep eden kadınlar, sonunda amacına ulaştı ve polisler kuşatmayı kaldırdı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘ERKEK DEVLET ŞİDDETİNE KARŞI SUSMUYORUZ YÜRÜYORUZ’ </strong>pankartı arkasında yürüyen kadınlar, saat : 12: 54’de YKM önünde diğer kadınlarla buluştular. Buradan Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı’na yürüyüp basın açıklaması yapmak isteyen kadınların yürüyüşü polisler tarafından engellendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Polis şefleri ses aracı üzerinden kadınlara defalarca şu anonsu yapıyordu, ‘Kıymetli kadınlar yaptığınız eylem kanun dışıdır. Metro alt geçidini kullanarak Yüksel Caddesine gidebilirsiniz. Yolu kapatmak kanuna göre suçtur’ Kadınlar polisin bu uyarısına, ‘<strong>POLİS EVİNE BAYRAM TEMİZLİĞİNE – BİZE GÜCÜNÜZ YETMEZ BİZ KAZANACAĞIZ – JİN JİYAN AZADİ &#8211; ERKEK DEVLET ŞİDDETİNE SON &#8211; TECAVÜZCÜ POLİS BU SOKAKLAR BİZİM &#8211; YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI &#8211; AÇ AÇ BARİKATI AÇ &#8211; DÜNYA YERİNDEN OYNAR, KADINLAR ÖZGÜR OLSA &#8211; JİN JİYAN AZADİ &#8211; İNADINA İSYAN, İNADINA ÖZGÜRLÜK &#8211; CİNSEL, ULUSAL SINIFSAL SÖMÜRÜYE SON &#8211; GELSİN BABA GELSİN DEVLET GELSİN POLİS GELSİN COP İNADINA İSYAN İNADINA ÖZGÜRLÜK &#8211; TACİZE TECAVÜZE SON -  BEDENİMİZ EMEĞİMİZ KİMLİĞİMİZ BİZİMDİR &#8211; YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI &#8211; TECAVÜZCÜ POLİS HESAP VERECEK &#8211; MEDYA TECAVÜZE VE ÖLÜMLERE ORTAK OLMA &#8211; ERKEK ŞİDDETİNE SON &#8211; ERKEK ÖLDÜRÜYOR &#8211; YASALAR KORUYOR  &#8211; CİNSEL YÖNELİM AYRIMCILIĞINA HAYIR’</strong> sloganlarıyla yanıt verdiler. Zaman zaman polisin biber gazı kullandığı bekleyiş saat : 14.20’ye kadar sürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">DTP milletvekili Sevahir Bayındır&#8217;ın da bulunduğu kadınlar uzun süre direndiler. Kimi zaman ayakta polis barikatını zorlayarak, kimi zaman oturma eylemi yaparak direnişlerini sürdürdüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Saat 15.30 civarında tek sıra halinde Yüksel Caddesi’ne yürüme kararı aldılar. Güvenpark’ın iç tarafından çıkıp trafik lambalarına geldiklerinde bir daha polis saldırısıyla karşılaştılar. Kaldırım üzerinden Yüksel Caddesi&#8217;ne yürüyen kortejin bu kez ortasına müdahale eden polis karşılaştığı direnişle geri adım atmak zorunda kaldı. Kortejin ön tarafına ısrarla yürümesini söyleyen polise kadınlar &#8221;arkadaşlarımızın önü açılmadan yürümeyeceğiz&#8221; dediler. Daha sonra birleşen yürüyüş kortejiyle kadınlar, yaklaşık 4 saatlik direnişin ardından Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı&#8217;na ulaştılar.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan Hakları Anıtı önünde toplanan <strong>Ankara Kadın Platformu</strong> aktivistleri adına yapılan basın açıklamasında; insanca bir yaşamı, özgürlüğü ve barışı kazanacak güce sahip olduklarını belirterek; ‘Namus cinayetleri, taciz ve tecavüzler, mahkemelerde uygulanan haksız tahrik indirimleri, nefret cinayeti adı altında işlenen katliamlar sona ersin. Danışma merkezleri ve sığınma evleri açılsın. Her çocuğun anadilinde eğitim görmesi sağlansın. Zorunlu göç mağduru kadınların yaşadıkları sorunlar çözülsün. Kadınlar için ücretsiz eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hakkı sağlansın. Kadınların işten çıkarılmasına son verilsin. Ücretsiz kreşler açılsın. Kentler kadınların güvenle yaşayabileceği biçimde düzenlensin. Yargı ‘erkek yargı’ olmaktan çıksın. 4320 sayılı ailenin korunmasına dair kanun etkinleştirilsin. Gözaltında, cezaevinde cinsel şiddet işkence son bulsun. Medya şiddeti sona ersin’ denildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kızılay’ın çok hareketli saatlerinde geçen şiddete karşı kadın eylemi, çevreden de epeyce ilgi gördü.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadına Yönelik Şiddete Karşı uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle Ankara Kadın Platformu&#8217;nca gerçekleştirilen eylem, saat: 16:00 civarında halaylar ve türkülerle son buldu&#8230; Her ne kadar KESK’in uyarı grevi’nin bu tarihe denk getirilmiş olması bir şanssızlık kabul edilse de, her şeye rağmen nitelikli bir eylem olduğu tartışılmaz bir gerçek…</p>
<p style="text-align: justify;">-Yılmaz Kızılırmak-</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/11/27/kadinlara-siddetsiz-bir-gun-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kefensiz Ölüler Gökteki Yıldızlar Gibidir</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/11/25/kefensiz-oluler-gokteki-yildizlar-gibidir/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/11/25/kefensiz-oluler-gokteki-yildizlar-gibidir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 22:09:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Süryani]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=5070</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımı yüzyılın başından bu yana dünyada şiddete uğramış bütün kadınlara ve özellikle Anadolu coğrafyasında yaşamış SÜRYANİ kadınlarına ve Barış analarına atfediyorum.

25 Kasım tüm dünyada “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü”dür. Bu nedenle çeşitli paneller, gösteriler, etkinlikler düzenlenerek  insanların dikkatleri bu konuya çekilecek. Bu yazıyı yazarken şu anda bile  dünyada kadınlar fiziksel, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><span class="drop">B</span>u yazımı yüzyılın başından bu yana dünyada şiddete uğramış bütün kadınlara ve özellikle Anadolu coğrafyasında yaşamış SÜRYANİ kadınlarına ve Barış analarına atfediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">25 Kasım tüm dünyada “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü”dür.<span id="more-5070"></span> Bu nedenle çeşitli paneller, gösteriler, etkinlikler düzenlenerek  insanların dikkatleri bu konuya çekilecek. Bu yazıyı yazarken şu anda bile  dünyada kadınlar fiziksel, ekonomik ve psikolojik şiddet kurbanı olmaya devam edecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu günün tarihçesine bir yolculuk edelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan tam 47 yıl önce, Dominik Cumhuriyeti&#8217;nde, Trujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük mücadelesini yükselten Mirabel kız kardeşlerin, diktatörlüğün askerleri tarafından, tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün ve insanlık ayıbının yıl dönümüdür. Trafik kazası süsü vermeye çalışan Trujilo diktatörlüğü sonunda katliam ve tecavüzü kabul etmek zorunda kalmıştır. Mirabel kız kardeşlerden birinin kod adının Kelebek olmasından da esinlenerek; o günden sonra bu üç kız kardeş, gerek Dominik’te gerek dünya da &#8220;Kelebekler&#8221; adıyla efsaneleştirilerek anılmaya başlarlar. Yüzyılın başlarını baz alırsak o günden bu yana o kadar çok kelebeğe kıydılar ki, militarist, şovenist, faşist anlayışlar. Dünden bu yana acımasızca kanatları kırılan kelebekler 1981&#8242;de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda; 25 Kasım kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele ve dayanışma günü kabul edildi. Daha sonra 1985 yılında, BM tarafından ”25 Kasım, kadına yönelik şiddetin yok edilmesi için uluslararası mücadele” günü ilan edilir. 1981 den bu yana dünyanın dört bir köşesinden kadınlar, efsaneleşen bu üç kelebeğin tutuşturduğu ateşi harlıyor. Kadın hareketi de bu yıllardan sonra kelebeklerden aldığı bu ateşle dünya genelinde daha da gelişti. Bu yeterli midir? Elbette hayır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz kadınlar dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de fiziksel, cinsel, ekonomik ve psikolojik şiddetin her türlüsüne maruz kalıyoruz. Bizim gibi geri kalmış, çağdaşlıktan uzak ırkçı ve militarist yönetimlerle idare edilen ülkelerde eğitim hakkımız elimizden alınıyor, kamuya ait yerlerde anadilimizle konuşamıyor, evlere mahkum ediliyoruz. Ev işi işçiliğindeki emeğimiz görünmüyen ya da yoksayılan bir üretim şekline dönüşüyor. Ne istihdam ne de yönetim alanında erkekler kadar yer bulamıyoruz. Bu alanlara girerken de, içlerinde yer alırken de ayrımcılığa uğruyoruz. Düşük ücretle, sosyal güvencesiz çalıştırılıyor ve tüm bunların üstüne iş yerlerinde psikolojik-cinsel şiddetle karşı karşıya bırakılıyoruz. Yaşadığımız dönemde ise neo-liberal politikaların yaşamın her alanında egemen kılınmasıyla kapitalizm küresel krizinde etkisiyle kadınların daha çok işsiz kaldığı, ilk işten çıkartılanların  hep kadınlar olduğunu görüyoruz . Krizin en büyük bedelini psikojik ve ekonomik olarak biz kadınlar ödüyoruz. Erkeğin işden çıkartılmasında ise bunun sorumlusu bizmişiz gibi fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete maruz bırakılan yine biz kadınlarız.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddet yalnızca bedenimizi değil ruhumuzu da parçalıyor. Evde, işyerinde, sokakta şiddet o kadar alışılagelmiş ki bedenimiz, emeğimiz, kimliğimiz yok ediliyor. Ama yasalar hala değişmiyor. Şiddet kol geziyor etrafımızda ölümün gölgesiyle yaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Savaş; anaları gözyaşlarına boğan, onları sevdiklerinden, yavrularından mahrum bırakan, gelinleri eşsiz, çocukları babasız, anneleri evlatsız bırakan bir şiddettir. Bu günün Türkiye&#8217;sindeki kelebekler ise faili meçhul cinayetlerde ve gözaltında kaybolan evlatlarını arayan cumartesi anneleri  ile  barış analarıdır. Barış anaları evlatlarının yasını bile tutamadıkları bu çağda her türlü militarist baskıya rağmen alanlardaki ve yüreklerdeki yerini hep almıştır. Militarist güçler tarafından dönem dönem fiziksel şiddete maruz kalan barış analarının psikolojik travmasını hangi kalem anlatabilir ki&#8230; Bir barış anasının dağa giden oğlunun ardından ailece işkence tezgahından geçirilerek işkencede gözü önünde çırılçıplak soyulmuş 14 yaşındaki kızına yapılan tecavüz seyrettirilerek psikolojik işkenceye maruz bırakılmasını hangi bilim açıklayabilir. Başka bir barış anasının da kendi anadili dışında konuşamamasından ötürü dil&#8217;den ötürü yaşadığı psikolojik baskıyı sanırım haber ajanslarından defalarca duymuşuzdur.Özellikle ülkemizde kadın olmak zor  zanaat .1915’lerde gayrı müslüm kadın olmak zordu(şimdi bu kadınlar  gökyüzünde kefensiz yıldızlardır).Bu gün ise Kürt kadını olmak çok daha zor. Bir kadının en büyük karşılaştığı şiddet savaştır. Kadınlar savaşı iki kez yaşar. Bedenine yapılan tecavüz ve onurunu yok eden bu insanlık dışı uygulamalarla kadın iki kez yok edilir. Yaşanan kirli savaşda savaşa paralel artan fuhuş, köy boşaltmalar ve zorunlu göçlerle kadınları daha da yoksullaştırarak, savaşa ayrılan bütçe kadınların ceplerinden kesilerek ekonomik ve psikolojik şiddet hayatlarının bir parçası oldu 30 yıldır ülkemizde. Yüzyılımızın başında 1915 lerde Süryani, Ermeni, Rum, Ezidi, Türk  kadınları emperyallerin Anadolu coğrafyasında pay sahibi olmak için 12-13 yaşındaki kız çocuklarından tutunda, yaşlı kadınlara  kadar en çok da gayri müslümlere  hunharca tecavüz edilmiş, gelecekleri iğdiş edilmiştir. Panislamizm adına binlerce kız çocuğuna ve kadına tecavüz edilip, zorla islamlaştırıp kırımın ve şiddetin dikalasını yaşamıştır kadınlar. Özellikle savaşlarda erkek egemen kültür, dünyaya bacak arasından bakan anlayışlar ile  kadını cinsel bir obje olarak tecavüz etmeden öldürmemiştir. Savaş sırasında en çok korunması gereken yaşlılar, çocuklar ve kadınlar faşist ve ırkçı yaklaşımlar nedeniyle en büyük bedel ödeyenler olmuştur tarih boyunca. Savaşdan sağ kurtulan kadınların yaşadığı psikolojik travmayı ise anlatmak mümkün değildir. Yaşanan o büyük kırımda ölülerini bile gömemeyenler&#8230;kefensiz ölüler gökteki yıldız gibidir. Tıpkı Süryani tarihinde önemli bir yeri olan Sürma Hanım gibi&#8230; Sürma Hanım gibi daha nice kelebekler acımasızca yok edildi bu topraklarda. Bir kadının ömrüne kaç ölüm sığar bilmiyorum. Yaşayarak direnmeyi öğrenmek daha çok da kadına özgü bir şey sanırım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu güne kadar coğrafyamızda yaşanan başkaldırılar, isyanlar, direnişler ve şiddet için resmi ideoloji her zaman farklı bir argüman, terminoloji veya literatür kullanmıştır. Kadına yönelik şiddet ise tüm dünyada hep aynı replikle yapılmıştır.Şiddetin önüne geçilememesinin en önemli nedenlerinden biri de, bu şiddeti uygulayanların kontrolsüz ve cezasız kalıyor olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı ülkelerde bununla ilgili hiçbir yasa yokken, başka ülkelerde ise yasalar bazı şiddet biçimlerini cezalandırabilirken, bazılarını yasa dışı bırakıyor. Gerekli yasaların bulunduğu durumlarda bile birçok ülkede yasalar tam olarak uygulanmıyor. Yine aile içi tecavüz sadece 51 ülkede cezai bir suç olarak tanımlanıyor. (UNIFEM, 2003).</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyada her 6 dakikada bir kadına tecavüz ediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">· ABD‘de her yıl 4 milyon kadın erkeklerin şiddetine maruz kalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">· Hindistan‘da her gün 5 kadın çeyiz kavgaları nedeniyle yakılarak öldürülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">· Güney Afrika‘da her 90 saniyede bir kadına tecavüz ediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">· Irak&#8217;taki savaşın ilk aylarında tam 20 bin kadına tecavüz edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">· İngiltere ve Galler‘de her 20 kadından birinin şimdiye kadar tecavüze uğradığı tespit edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">· Batman‘da bir yıl içerisinde 303 kadın intihara sürüklendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa’da her yıl 25,000 kadın tecavüze uğruyor (Avrupa Kadınlar Lobisi, 2001). Türkiye’de kadınların %35.6’sı bazen, %16.3’ü sık sık aile içi tecavüze uğruyor (2000 yılında yayınlanan taramalar, Müslüman toplumlarda kadın ve cinsellik, WWHR Yayınları: İstanbul, 2000). Bu rakamlara hergün yenileri ekleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllık kadın ölümlerindeki bilançolara baktığımızda I. ve II. Dünya savaşlarında ki insan kaybından çok daha fazla kadın katlediliyor günümüzde. Son günlerde artan bir hızla, tecavüz ve ölüm haberleri magazinleştirilerek ve medyatik hale getirilerek kadın bedeni üzerinden reyting uğruna kadın onuru yeniden yeniden çiğneniyor, feodal yapıları, mafyayı, çeteleri, fuhuş ticaretini, dizi adına, program adına evlerimize taşıyanlar, erkek egemen zihniyeti sarsılmaz bir kalesi gibi sunuyorlar. Daha dün koyun otlatmaya giden küçücük  bir kız olan Ceylan&#8217;a havan topuyla kıyan, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ı öldüren anlayışlar hala işbaşında.Hala analar evlatlarının katilleri yargılansın diye  mahkeme koridorlarında saçlarını ağartmaya devam ediyorlar.Ancak biz kadınlar biliyoruz ki biz sustukça, biz sessiz kaldıkça nice hemcinslerimiz, bu ataerkil vahşet elinde, namus adına, töre adına, din adına, kurşunun adres sormadığı savaş iklimlerinde can vermeye devam edecek&#8230; Biz kadınlar artık susmayacağız. Ya hep beraber, ya hiç birimiz. Artık kendi yazgımızı kendimiz çizmek üzere, sözümüzü birleştirerek, örgütlülüğümüzü, dayanışmamızı örüyoruz. Sesimize daha çok Sesler katarak artık yeter diyoruz! Toplumsal cinsiyetçiliği tarihin karanlık sayfalarına gömüp  kadını imha eden savaşlara ve kıyımlara hayır diyoruz. Ataları kırıma uğramış, tecavüz edilerek hunharca katledilmiş, gelecekleri yok edilmiş, evladları öldürülmüş kelebekler adına; kadınlar geçmişde yaşadıklarının hesabını sormak için yönetenlere, tarihinle yüzleşmesi ve gelinen açılım tartışmalarına müdahil olmak için bir dizi eylemlilik ve kampanyalarla baskı kurmalıdır. Çünkü şimdi kelebekler zamanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP TOZDUMAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/11/25/kefensiz-oluler-gokteki-yildizlar-gibidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar ve Yeryüzü</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/11/24/kadinlar-ve-yeryuzu/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/11/24/kadinlar-ve-yeryuzu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 22:50:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge Contepe]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=5036</guid>
		<description><![CDATA[Biz Kadınlara göre bugünkü “dünya düzeni”, erkeklerin gerek kadınlar gerekse doğa üzerindeki güçlerinin beklide en aşırı dışavurumunu temsil etmektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">Y</span>ine Kadınlarla Başlamak</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: right;">Yeryüzünün her biçimde taciz edilmesi, kadınların taciz edilmesinin bir metaforu haline gelmektedir.</p>
<p style="text-align: right;">(Judith Plant, 1989)<span id="more-5036"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Biz Kadınlara göre bugünkü “dünya düzeni”, erkeklerin gerek kadınlar gerekse doğa üzerindeki güçlerinin beklide en aşırı dışavurumunu temsil etmektedir. Uzun bir geçmişi olan patriyarkalliğin tarihi, on altıncı-on dokuzuncu yüzyılların sınaî ve bilimsel devrimlerinden çok daha gerilere uzanmaktadır. Patriyalkarlik, babanın mutlak egemenliği demektir. Ancak bu tanımlama genelde daha çok erkeklerin çıkarlarını öne çıkaran kadınları arka plana iten bir sistemi tanımlamak üzere kullanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınlar, tarih boyunca erkeklerin gücüne karşı mücadele etmişlerdir. Kadınlar erkeklerin gücünü bazen bireysel ya da kolektif olarak kırmayı başarabilseler bile, erkek gücü son noktada asla kırılmış değildir. Kadınlar, kendileri üzerinde fiziksel, ekonomik, ideolojik ve duygusal bir denetim kurmakta uzmanlaşmış olan çok başlı bir canavarla savaşmaktadırlar. Batı toplumlarında başlayan ( İngiltere ve Fransa )  on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılların politik devrimleri, bireysel politik haklar talebiyle kadınlara bir çıkış yolu sunar gibi görünüyordu. Kadınların artık babaların ve kocaların taşınır malları olmaları gerekmiyordu. Pek çok kadın kendisini yeni toplumsal hareketlerin eşitlik ve özgürlük talepleriyle özdeşleştirmişti. Ne yazık ki Fransız devriminin üçüncü sloganı olan “kardeşlik”, gerçeklik haline geldi. Sendikalar ve toplumsal hareketlerdeki yeni kolektif mücadele içinde, kadınların yarışı kaybeden atlar durumuna düştüğü, erkekler uğruna, kardeşlik uğruna bir mücadele olduğu görüldü</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni sanayileşen toplumların politik sistemlerinde yer alamayan kadınlar, kırsal tarım geleneği yerini şehirli sanayi toplumuna bıraktıkça üretim sisteminin uzağına düştüler. Şehir yaşamı, kadınları sınırlayan toplumsal sınırların bazılarını yıkarken, yaşamlarını da fiilen bölüyordu. Sanayi toplumu, kadınları, bir yanda iş, ticaret, politika ve kültürden oluşan kamusal dünya ile öbür yanda, aile, cinsellik ve ev işinden oluşan özel dünya ile bölünmüş durumda, toplumsal bakımdan şizofrenik bir hale getirdi. Erkekler, özel dünyada kadınların hizmeti ile yaşarken, kamusal dünyaya da egemendiler. Kadınlar kamusal dünyaya, yalnızca kendi özel dünyalarındaki sorumluluklarını reddederek (“fahri erkekler olarak”)  giriyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">On dokuzuncu yüzyılın “ ilk dalga “ feministleri, kamusal dünyaya eşit bir temelde girmek için mücadele yürütmüşlerdi. Yirminci yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde ise kadınlar kendi yaşamlarındaki, bölünmeleri yıkmanın, özel dünyayı kamusal dünyayla yeniden birleştirmenin zorunlu olduğunu artık fark etmiş durumdaydılar. Ekolojik ve askeri yangının giderek artan tehlikeleri, kadınların daha da ileri gitmesi gerekliliğini açıklığa kavuşturmaktadır. Olay, cinsiyet temelinde bölünmüş bir toplumun yol açtığı zararları onarma olayı değil , erkeklerin yarattığı ekonomik, politik,, askeri ve cinsel egemenlik yapılarını alaşağı etme olayıdır.  Bununla birlikte, söz konusu yapılar, kadınların hem çevrelerine, hem de aralarına birtakım engeller koymuşlardır. Kadınların mücadeleleri, sınıf, ırk, etnik köken ve cinsiyet bölünmeleri nedeniyle parçalanmıştır. Kadınlar geçim araçlarıyla ilişkileri bakımından da birbirlerinden farklıdırlar. Sanayi toplumlarında kadınlar üretim sürecine ancak dolaylı ve eşit olmayan yollarla katılabilirken, sanayileşmemiş toplumlarda doğrudan kendilerinin ve ailelerinin hayatta kalma sorumluluklarını üstlenmişlerdir. Güneyde Piyasa geçim ekonomilerine giderek baskın çıktıkca, kadınlar kendi topraklarının sanayileşmiş tarım tarafından yutulduğunu görmekte, yiyecek maddeleri yerine peşin parayla satılabilecek ürünler yetiştirme baskısını hissetmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekolojik krizi doğrudan ekonomik, askeri ve politik sistemler, içlerinden bir kısmı onlara katılmış ve nimetlerinden yararlanmışsa da, kadınlar tarafından yaratılmadı. Kadınların maruz kaldığı sömürü ve baskıyı çok sayıda erkek de paylaşmış olmakla birlikte. Bu iktidar yapıları erkek çıkarları ve önceliklerinden yola çıkmaktadırlar. Gelecek açısından yaşamı sürdürebilir bir toplum kadınların görüş ve önceliklerinden yola çıkmalıdır. Yaşam araçlarını yaratıp sürekliliğini sağlamaktan sorumlu olanlar kadınlardır. Yoksulluğa, çevre kirliliğine, savaşa karşı en dayanıksız olan insanlara ( çocuklar, yaşlılar ve hastalar) bakanlar kadınlardır. Bedenleri doğum mühendisliğinin deney alanı durumuna getirilen ve özürlü çocuklar doğuran kadınlardır. Piyasa ekonomilerinde çoğu reklamların hedef kitlesi olan ve üzerinde korkunç bir tüketim baskısı hisseden kadınlardır. Nitekim piyasa ekonomilerinde bir kadını değeri, kullandığı markayla ve ev bütçesinden çocuklarına en son model gereçleri edinip edinememesiyle ölçülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Feministler ve yeşiller modern topluma köklü bir eleştiriyi yöneltiyorlar.  Modern toplumun yanlışlığını eleştirmeyenler toplumsal düzenin bozukluğunun bir parçası görümündedir…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bilge Contepe</p>
<p style="text-align: justify;">Yeşiller Partisi Eş sözcüsü</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/11/24/kadinlar-ve-yeryuzu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kentte Kadın Olmak</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/11/13/kentte-kadin-olmak/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/11/13/kentte-kadin-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 00:37:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Nursel Şengür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=4531</guid>
		<description><![CDATA[Size bilmediğiniz bir sorundan söz etmiyorum. Ancak hayata miyop baktığımız alanlar vardır. Ya da biri söylediğinde bildiklerimizi çeşitlendiren, kategorilere ayırarak kafamızda biçimlenmesini sağlayan şeyler…
Ne zaman kadın hareketinden söz etsem ya kaderden söz edilir ya da “kadın hakları, erkek hakları yoktur! İnsan hakları vardır” diye söylenen bir replikle karşılaşırım. Bu bana her söylendiğinde aklımdan olmadık sorular [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">S</span>ize bilmediğiniz bir sorundan söz etmiyorum. Ancak hayata miyop baktığımız alanlar vardır. Ya da biri söylediğinde bildiklerimizi çeşitlendiren, kategorilere ayırarak kafamızda biçimlenmesini sağlayan şeyler…<span id="more-4531"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman kadın hareketinden söz etsem ya kaderden söz edilir ya da “kadın hakları, erkek hakları yoktur! İnsan hakları vardır” diye söylenen bir replikle karşılaşırım. Bu bana her söylendiğinde aklımdan olmadık sorular geçer hep…</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek evde karısından dayak yiyor da biz sessiz mi kalıyoruz;</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek çocukları sırf erkek oldukları için okula gönderilmiyor da biz alkış mı tutuyoruz,</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek gece sokağa çıktığında ya da karanlık bir sokakta tacize uğrama kaygısı ile korkular içinde yürüyor da biz ohh olsun, bu saatte sokağa çıkılır mı hiç, çıkarsan bu gelir başına mı diyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkekler tacize veya tecavüze uğruyor da ve biz kıyafetinden dolayı tahrik ettin mi diyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Namus ya da töre nedeniyle öldürülüyor ya da berdel için ailenin küçük oğlu veriliyor da görmezden mi geliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tersine çevirdiğimiz zaman bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıveriyor; insan hakkı var kavramının kadın haklarını kapsayamadığı.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bir yerde mağdur edilen biri ya da birileri varsa orada hak ihlalleri vardır. Ve bu ihlaller sonucunda insan başlığının tanımlamaya yetmediği bir hareketin ortaya çıkması da kaçınılmazdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepimizin aslında pekiyi bildiği, hissettiği ama çoğumuzun görmezden geldiği ya da bilmek istemediği bir gerçekle yaşıyoruz biz kadınlar. Bugün tüm dünyada biz kadınlar, kadın olmayanlar için sorun olarak dahi düşünülmeyecek pek çok haktan mahrum yaşıyoruz. Bu nedenledir ki kadın hakları kavramı var ve insan hakkı kavramını kullanarak bunlara dikkat çekmek mümkün değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu anlamda biz kadınların da engellenmişliklerin etkisiyle konuşmaktan korktuğumuz korkularımız, açmazlarımız var. Biz kadınların yapmaktan hatta hayal etmekten korktuğumuz arzularımız var.</p>
<p style="text-align: justify;">Kentte yaşayan kadınlar için ulaşım, iletişim sorunları; bazen hangi otobüse bineceğimizi bilmemekten, hangi devlet dairesinde işlemlerimizi yapmayı bilmediğimize, öğrendiğimiz zamansa işlemlerin nerede ve hangi sırayla yapılacağını bilmemeye kadar uzanan kâbus dolu bir süreç.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamusal alandan uzaklaştırılmış olmamız, bu kabus dolu sürecin temel kaynağı iken, kamusal alanda yaşadığımız bu sıkıntılar kendi kendimizi de kamusal alandan uzak tutmanın bir mazereti haline dönüşüyor. Biz kadınlar bir kısır döngü yaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu kadar sorunu neden yaşıyoruz?</p>
<p style="text-align: justify;">Temel sorun nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Binlerce yıldır kamusal alanın kurallarının belirlenmesinde hemen hemen hiçbir fonksiyonumuz olamadı. Orada yer almak demek kurallarının belirlenmesinde, paylaşılmasında yani karar mekanizmalarında yer almak demek. Oysa bütün kurallar kadının olmadığı bir dış dünya için oluşturulmuş ve erkekler için gayet güzel işliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadının sokağa çıkması demek alışılagelmiş bütün kuralların sorgulanması, dönüşmesi, bu güne kadar kendine hizmet etmek için gelmiş olan bu ikinci cinsle sokakları paylaşmak anlamına geliyor. Bu anlamda kasıtlı olarak kamusal yaşamı bize zorlaştırmak için karşımıza çıkan engeller var. Bir de kadın dostu kentlerin nasıl olabileceğini bilmemekten kaynaklanan engeller var.</p>
<p style="text-align: justify;">Kasıtlı olarak yaşadığımız en önemli sorunlarımızdan birisi günün herhangi bir saatinde, herhangi bir yerde maruz kaldığımız tacizler. İş yerlerimiz, parklar, otobüsler, duraklar, kaldırımlar, pazar yerleri, eylem alanları, aklınıza gelebilecek her yer. Ama özellikle ıssız veya karanlık sokaklar kadınlara haddinin bildirileceği en elverişli alanlar. Araç kullanan kadınlar içinde son derece yaratıcı uygulamalarla karşılaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani kadın işyerinde, evinde kısaca her yerde kendine bir şans yaratmaya karar verdiğinde hele bir de bunu hayata geçirmeye başladığında çevresinde bulunan hemen herkes tarafından haddi bildirilir. Bu konuda yelpaze üşütecek kadar geniş…</p>
<p style="text-align: justify;">Kasıtlı olmayan, bilmemekten kaynaklanan sorunlarımız da azımsanamayacak kadar çok.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplu taşıma araçlarının basamakları son derece yüksektir. Etekle otobüse binmeye çalışan kadın için, yaşlı ve zor yürüyen bir insan, engelli veya çocuklar için de son derece sıkıntılıdır toplu taşıma araçları.</p>
<p style="text-align: justify;">Üst ve alt geçitler sorunu tüm bu insanlar için büyük sorunlardan birisi. Kadınlar ev işlerinden sorumlu tutuldukları için alışveriş yapmak, çocukları okula/kreşe götürüp getirmek, son dönemlerde banka ve fatura işlemleri de kadının yükü haline gelmeye başlamıştır. Ücret karşılığı çalışan kadın ev işi olarak tanımlanan angaryaları da üstlendiği için ulaşım daha bir önemli hale geliyor. Elindeki yükler, çocuğu ve günün yorgunluğu ve eve ulaştıktan sonra yemek, sofra kurma, bulaşık gibi angaryaları da yerine getirecek kadın için durak aralarındaki uzaklık, alt/üst geçitler, kaldırımların darlığı, yolların araba park yeri olarak kullanılması gibi sorunlar kadınların yaşamını son derece zorlaştıran sorunlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınlar kentsel yaşama katılmakta türlü problemlerle karşı karşıyayken bir başka trajedi kentsel dönüşüm projeleri.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu projeler ne anlama geliyor;</p>
<p style="text-align: justify;">Evleri yıkılmış kent yoksullarının barınma hakkı kentten oldukça uzak ücra ve alt yapısı oluşturulmamış alanlara sürülmesi ile zaten vahim olan yaşam koşullarının daha yaşanmaz hale dönüştürülmesi demek oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani kentsel dönüşüm gerçekte para sahipleri ile fakir insanlar arasındaki bir mücadele alanı olarak karşımıza çıkıyor. Kadınların kentsel yaşama ve hizmetlere erişimi zaten hayli zor iken, bu süreçle birlikte artık kent merkezleri ve zaten az olan imkânları kadınlara daha da uzak hale geliyor. Kent merkezlerinden uzaklaştırılan kadınların iş yerlerine, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişebilmeleri çok daha zorlaşıyor. Yani kadınlar eve hapsediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir başka sorunumuz su, kanalizasyon ve yollar ile ilgili altyapı eksiklikleri. Tüm bu eksiklikler karşımıza iş yükü olarak çıkıyor. Yolların bozuk, çamurlu olması ev temizliğini ve çamaşır angaryasını aynı zamanda su sarfiyatını ikiye katlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki biz ne istiyoruz?</p>
<p style="text-align: justify;">Sıraladığımız yapısal ve fiziksel sorunlar aslında bizim için birer talep. Kentler kadınların yurttaş ve kentli olarak görüldüğü, kısa, orta ve uzun vadede ihtiyaçlarımıza cevap verebilen bir donanım ile düzenlenmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddet gören kadınlar için sığınma evleri istiyoruz; nüfusu 50 bini geçen her belediye sığınma evi açmak zorunda.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanca yaşanabilir konutlar istiyoruz, konutlar kadınların kolayca kullanabilecekleri mimari özelliklere ve donanıma sahip değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitelikli ve ulaşılabilir sağlık ve eğitim kurumları istiyoruz; kolay ulaşılabilir ve cinsiyetçi bakış açısından uzak, kadınların gittiklerinde kolayca işlerini yürütebilecekleri altyapıya sahip…</p>
<p style="text-align: justify;">Ücretsiz ve güvenilir dolaşım özgürlüğü; tacize uğramamak için oturma koltukları daha fazla, basamakları düz ayak başlayan, engelli vatandaşlar için kolaylaştırıcı donanıma sahip ve basamak aralıkları kolayca çıkılabilir nitelikte…</p>
<p style="text-align: justify;">Angaryalarımız arasında bulunan çocuk ve yaşlı bakımının yerel yönetimler tarafından üstlenilmesini istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ucuz ve sağlıklı besinlere ulaşabilecekleri kent pazarları istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Evde üreten kadınlar için sosyal güvence ve örgütlenme ve ürünlerini güvenle satabilecekleri mekanlar istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kentin tüm sokaklarının kadınlar için daha güvenli ve nitelikli hale getirilmesi; karanlık sokakların aydınlatılması, yüksek kaldırımların, kadınların kolayca yürüyebileceği hale getirilmesi, sokakların araba park mekânları olmaktan çıkartılması, alt geçit ve üst geçit yerine düzayak yürünebilecek bir trafik mekanizmasının uygulanabilmesi için gerekli önlemlerin alınması</p>
<p style="text-align: justify;">Özgürce gidebileceğimiz yeşil alanlar</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınların bir araya gelebileceği mekânlar beklenen taleplerimiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm il ve ilçeler kadın dostu haline getirilmeli. Hamilelik, kemik erimesi, kucakta çocuk, evde çocuk ve bebek arabası ile bir kadın, tekerlekli sandalyesi ile ulaşmaya çalışan bir engelli, yaşlısı, hastası ile bu insanlar için tasarlanmış bir kent arzuluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütçeyi hazırlarken, kadını toplumun yarısı olduğunu gözeterek hizmet noktası olarak görülmek istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Çözüm önerilerimiz;</p>
<p style="text-align: justify;">Yerel yöneticilerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda eğitmesi gerekiyor,</p>
<p style="text-align: justify;">Yerel yönetimlerin yerel kadın sorunlarını bilmesi için bizi dinlemesi gerekiyor, bu nedenle mahalle meclislerinin yolunun açılması ve tüm meclislerde kadın kotasının uygulanması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yerel hizmet sunum raporu ve eylem planın hazırlanması ve kadın örgütleriyle işbirliğine ilişkin çalışma başlatması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç;</p>
<p style="text-align: justify;">Biz kadınlar erkeklerin yaşarken farkına bile varmadıkları ama bizim için hayati önem taşıyan şeyleri istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya’da bize de ait olan şeyleri istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani bizden çalınan hayatlarımızı, umutlarımızı, mutluluğumuzu, insan olduğumuz hissinin hatırlanmasını istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Korkmadan yaşamak istiyoruz</p>
<p style="text-align: justify;">Bizden çalınan geceleri ve sokakları istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sokakta sakız çiğnemeyi istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kararlarımızı kendimiz vermek istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Birilerinin bacısı, anası, karısı olarak anılmak değil kendi adımızla anılmak istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Satılmaktan, dövülmekten, tecavüz edilmekten kurtulmak istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunlar kadar önemli olan! KARAR MEKANİZMALARINDA YER ALMAK İSTİYORUZ.</p>
<p><strong>Nursel Şengür </strong></p>
<p><strong>Bursa, Kasım 2009</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/11/13/kentte-kadin-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekoloji ve Kadının Etkileşimi</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2009/09/04/ekoloji-ve-kadinin-etkilesimi/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2009/09/04/ekoloji-ve-kadinin-etkilesimi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Sep 2009 07:50:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rana Arıbaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=2058</guid>
		<description><![CDATA[Rana Aribas
İÇAÇEP Dönem Sözcüsü
TURÇEP Basın Koordinatörü
Türkiyede  &#8220;kadın&#8221; olmak ne kadar başlı başına bir sorun ise, ekolojist bir kadın olmak da o kadar zordur. Zira ekoloji başlı başına bir kavramdır. 
Ekoloji, organizmalarla, içinde yaşandıkları ortamı ve bu iki varlığa ait karşılıklı etki ve ilişkileri inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlanabilir. Bu tanımlamadaki organizmalar, diğer bir deyim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-2060" title="resim_04082009204423" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/resim_040820092044231.jpg" alt="resim_04082009204423" width="82" height="110" /><span class="drop">R</span>ana Aribas</strong></p>
<div>İÇAÇEP Dönem Sözcüsü</div>
<div>TURÇEP Basın Koordinatörü</div>
<p style="text-align: justify;">Türkiyede  &#8220;kadın&#8221; olmak ne kadar başlı başına bir sorun ise, ekolojist bir kadın olmak da o kadar zordur. Zira ekoloji başlı başına bir kavramdır. <span id="more-2058"></span></p>
<p>Ekoloji, organizmalarla, içinde yaşandıkları ortamı ve bu iki varlığa ait karşılıklı etki ve ilişkileri inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlanabilir. Bu tanımlamadaki organizmalar, diğer bir deyim ile canlılar veya canlı çevre; insan, hayvan ve bitkilere ait bireyleri veya bunlardan oluşmuş toplumları ifade etmektedir. Tanımlamanın içinde geçen organizmaların içinde yaşadıkları ortam deyimi ise cansız çevre olarak da ifade edilir ve hava, su, toprak, ışık gibi faktörleri kapsar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bağlamda , ne yazık ki ülkemizde &#8220;Feminist Kadınlar&#8221;, &#8220;Politikacı Kadınlar&#8221; görmemize rağmen ekolojiye hiçbir ideolojiye dayanmadan salt ve sadece kendini yeşil bir dünyaya adamış, bunu bir yaşam biçimi haline getirmiş kadın sayısı yok denecek kadar azdır. Ekolojist olmak ne popülist bir söylem olabilir ne de bir partinin alt grubu. Çevre tamamen kendi içinde değerlendirlmesi gereken bir kavramdır ve bunun politizasyonu yoktur. Ekolojist olmak en az feminis olmak kadar, en az siyaset yapmak kadar evrenseldir. Bu bir yaşam biçimidir. Yaşama ekolojik denge açısından bakabilmek göllerin çölleştiği, adım başı carbon salınımını artıran santrallerin kurulduğu bir dünyada çok ciddi bir iştir ve yarına kalması mümkün değildir. Bu noktada tam da kadın duyarlılığı, kadın disiplini ile daha özel daha güzel bir dünya kurulabilir. Kadın bir laleyi dikerken ruhunu koyarak diker, çünkü sahiplenir ve günümüz Türkiyesinde geleceğini çocuklardan ödünç aldığını bilen kadınların yeşil seslerine yeşil gecelerine , yeşil günışığına acil gereksinim vardır.Bu noktada başında olduğum İçaçep İçanadolu Çevre Platformunda altın madenlerine hayır diyoruz,2B arazilerine hayır diyoruz, nükleere hayır diyoruz ve biliyoruz ki başka bir dünya ancak bizimle mümkün.Bu ülkenin hatta bu dünyanın acil ekolojik kadınlara gereksinimi vardır.Türkiye yakın tarihte KYOTO yu imzalamıştır , bu carbon salınımını eğer uygun yasalar çıkarılırsa azaltılabileceği belli olsada, Türkiye&#8217; de termik santrallerin kurulması , nükleere karşı alternatif olamayacağı aşikardır, her iki santralde ülkemizde kirli, fosil yakıt tüketimine katkı sağlayan enerji tipleridir. Bunlara dur demek gerekmektedir. Kadın belki anne olmasının da getirdiği bir edinimle , olayların içine girdiğinde daha disipline, daha sonuç alıcı edinimler olduğu bir çok çalışmada ortaya çıkmıştır. Kadın ve çevre konusunda üç  temel başlık söz konusudur</p>
<p style="text-align: justify;">1: Çevreyi etkileyen olarak kadın<br />
2: Çevreden etkilenen olarak kadın<br />
3: Çevre ile politik duruşlarda kadınların üzerine düşenler</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda dünyada en ilgi çeken ve bilinen kadın Rachel Carson ,  bir bilim insanı ve ekolog olarak yazdığı : Sessizlerin Çığlığı ve Çığlığı kitabı ilk kadın ekolojist başkaldırı kitabıdır.<br />
Ülkemizde ise Türkiye Tabiatını Koruma Derneği&#8217;nden Hediye Öncül, Ihlamur Ağcaı kampanyası ile eylemci yeşil kadınların öncülerindendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ülkede sel felaketlerinden de, siyanürle çıkan altından da en çok etkilenen kadınlar olduğu bilimsel verilerle açıklanmıştır.Bu bağlamda da kadınlar hem etkilenen hem de mevcut gerçekliği göz önüne alarak etkilemek durumundadır.Hepimize kolay gelsin.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2009/09/04/ekoloji-ve-kadinin-etkilesimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kota Sorunu Üzerine</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2008/08/19/kota-sorunu-uzerine/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2008/08/19/kota-sorunu-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 21:37:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ümit Şahin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kota]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=467</guid>
		<description><![CDATA[Bir siyasi partide veya demokratik örgütte, “yönetim” seçimleri sadece liyakat esasına göre değil, aynı zamanda temsil esasına göre yapılır. Seçimlerin temelini oluşturan delege sisteminin amacı da budur. Bu konuyu biraz daha açmaya çalışayım:
Bir örgütün/kurumun/devletin demokratik olup olmadığını belirleyen en basit ölçüt şudur: “Yönetenlerin”, yönetilenlerin (ya da daha kibar bir deyişle, yönetenlerin aldığı kararlara tabi olanların) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="drop">B</span>ir siyasi partide veya demokratik örgütte, “yönetim” seçimleri sadece liyakat esasına göre değil, aynı<a href="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/2008/08/kadin-21.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-482" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/2008/08/kadin-21.jpg" alt="" width="106" height="72" /></a> zamanda temsil esasına göre yapılır. Seçimlerin temelini oluşturan delege sisteminin amacı da budur. Bu konuyu biraz daha açmaya çalışayım:<a href="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/2008/08/kadin-21.jpg"></a><span id="more-467"></span></p>
<p>Bir örgütün/kurumun/devletin demokratik olup olmadığını belirleyen en basit ölçüt şudur: “Yönetenlerin”, yönetilenlerin (ya da daha kibar bir deyişle, yönetenlerin aldığı kararlara tabi olanların) içinden ve onlar tarafından eşit oy hakkıyla seçilmesi. (Elbette bu kuralın geçerli olduğu her durumda demokrasi var demek değildir. Ama bu temel ölçüt uygulanmıyorsa başka ne gibi düzenlemeler yapılmış olusa olsun demokratik bir yapı yok demektir.) Bu nedenle örneğin bir şirket, tanımı gereği demokratik değildir. Çünkü şirket yönetimini hissedarlar seçer, çalışanların oy ve seçimlere katılma hakkı yoktur. Aynı şekilde vakıflarda da (en azından Türkiye’deki uygulamasıyla) seçme ve seçilme hakkı sadece vakıf kurucularına aittir (mütevelli heyeti biçimi). Çalışanların ve gönüllülerin katılımları başka şekillerde düzenlenir. Dolayısıyla şirket ve vakıf gibi yapılarda demokratik teamüller çeşitli şekillerde işletilmeye çalışılsa da, bu yapılar tanım olarak demokratik değildir.<a href="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/2008/08/kadin-3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-483" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/2008/08/kadin-3.jpg" alt="" width="125" height="91" /></a></p>
<p>Dernekler ve siyasi partiler ise başta tanımladığım demokratik örgüt örnekleridir ve temel olarak aynı esaslara dayanırlar. Yani tüm üyelerinin kural olarak eşit haklara sahip oldukları, kimsenin yönetici olma ve oy kullanma hakkının sınırlanamayacağı oluşumlardır. Büyük yapılarda (çoğu siyasi partilerde, şubeleri olan derneklerde ve dernek federasyonlarındaki gibi) bu oy hakkı iki dereceli olarak kullanılır. Yani delege sistemiyle. Delege sistemi bile tabanın bütününe oy hakkı ve seçilme şansı tanımadığı için genel seçimler örneğinde olduğu kadar demokratik değildir (mesela Türkiye’de tek parti döneminde genel seçimler de iki dereceliydi!)</p>
<p>Bu nedenle demokratik olmayan şirket, vakıf gibi yapılarda yönetim ve benzer görevlere seçimde liyakat çok daha önemliyken (bir işe eleman alırken ya da terfi sırasında liyakat esasının geçerli olması gibi), dernek ve siyasi partilerde liyakat kadar temsil esası da önemlidir.</p>
<p>Delege sistemi, bölgesel temsilde adaleti sağlamayı hedefler. Ama adaletsizlik ihtimali sadece bölgesel değildir. Toplumsal cinsiyet evrensel düzeyde en önemli adaletsizlik kaynağı (ya da en belirgin olanı) olarak kabul edilir. Bu nedenle de yaklaşık otuz yıldır, öncelikle Avrupa yeşil partilerinde başlayarak ve kısmen diğer sol partilere de yayılarak temsil esasına dayalı yapılarda (sadece parti yönetimlerinde değil, aday listelerinde kota uygulaması yapmak yoluyla bazı ülkelerdeki parlementolarda da) cinsiyet adaletsizliğini azaltmaya yönelik kota kuralları uygulanıyor. Toplumsal cinsiyet temelinde adaletsizliği azaltmaya yönelik kota da dünyanın her yerinde dezavantajlı konumda olan kadın lehine oluyor. Kota yoluyla yönetsel yapılarda cinsiyet temelinde temsil adaleti arttırılmış oluyor.</p>
<p>Kadın kotası dışında da kota uygulayan yerler var. Örneğin ABD’nin bazı eyaletlerindeki yeşil partiler etnik ve ırksal adaletsizliği azaltmaya yönelik olarak Latino ve Afro-Amerikalılara da kota uyguluyorlar. Elbette etnik ve ırksal adaletsizlikte de, toplumsal düzeyde dezavantajlı olan grupların temsilini arttıracak bir önlemdir bu. Bunu mümkün kılan şeyin de ABD’de demografik yapının bu esaslara göre kategorize edilmiş olması olduğunu unutmamak gerekir.</p>
<p>Temsilde kadın kotasının %50 olması bu nedenle, yani toplumun %50’si kadınlardan oluştuğu için normal olandır. Ama elbette burada bir sorun ortaya çıkıyor. Toplumdaki bu doğal oran, örgüt üyeleri arasında da aynen geçerli midir? Ne yazık ki geçerli olamadığı için, yani toplumsal nedenlerle kadınlar politikaya katılmak için erkekler kadar (ya da ABD’de Latinolar ve Afro-Amerikalılar beyazlar kadar) imkan sahibi olmadıkları için, %50 temsil çoğu zaman mümkün olmuyor ve kota oranı düşürülüyor.</p>
<p>Bu tartışmada önemli birinci nokta, temsilde adaletin her zaman dezavantajlı toplumsal kesim lehinde kullanılabileceğidir (toplumsal cinsiyet örneğinde kadınlar).</p>
<p>İkinci önemli nokta ise demokratik yapılarda elbette liyakatin önemli olduğu, ama temsil adaletinin eşit önemde (belki de daha önemli) olduğudur. Yani parti yönetimi seçimlerinde sadece liyakat esasına göre hareket edilemez.</p>
<p>Kadın kotası ile ilgili tartışmalarda asıl sorunun, kadınların ezilen, dışlanan, toplumsal yaşama katılırken daha büyük engellerle karşılaşan bir toplumsal grup olarak görülüp görülmediği, yani cinsiyetçi / erkek egemen toplumda kadının durumuna ilişkin bir fikir birliği olup olmadığı olduğunu düşünüyorum. Belki de yukarıda anlatmaya çalıştığım temel siyaset/demokrasi ilkelerinin ötesinde, asıl tartışmanın bu yönde yürümesi gerekir.</p>
<p>Ümit Şahin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2008/08/19/kota-sorunu-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8221;Hayasızca&#8221; Galata Köprüsüne Gittiler</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2008/07/07/hayazizca-galata-koprusune-gittiler/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2008/07/07/hayazizca-galata-koprusune-gittiler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 12:51:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=322</guid>
		<description><![CDATA[Kadınlar, Galata Köprüsü üzerinde dekolte elbiseyle balık tuttuğu gerekçesiyle hakkında dava açılan iki çocuk annesi Gülcan Köse’nin “hayâsızca harekette bulunmak” suçundan hapis cezasına çarptırılmasını aynı yerde balık tutarak protesto ettiler.
Galata Köprüsü’ne yürüyerek “Bedenimiz bizimdir” diyen kadınların, “Bedenimiz Bizimdir İnisiyatifi” adına yaptıgı basın açıklaması şöyle:
 -Kadınlar ne giyeceklerine kendileri karar verebilir mi?
-Kadınlar Galata Köprüsü&#8217;nde istedikleri gibi gezebilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="drop">K</span>adınlar, Galata Köprüsü üzerinde dekolte elbiseyle balık tuttuğu gerekçesiyle hakkında dava açılan<a href="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/2008/07/fft22_mf27890.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-323" title="fft22_mf27890" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/2008/07/fft22_mf27890-300x232.jpg" alt="" width="300" height="232" /></a> iki çocuk annesi Gülcan Köse’nin “hayâsızca harekette bulunmak” suçundan hapis cezasına çarptırılmasını aynı yerde balık tutarak protesto ettiler.</p>
<p>Galata Köprüsü’ne yürüyerek “Bedenimiz bizimdir” diyen kadınların, “Bedenimiz Bizimdir İnisiyatifi” adına yaptıgı basın açıklaması şöyle:<span id="more-322"></span></p>
<p> -Kadınlar ne giyeceklerine kendileri karar verebilir mi?</p>
<p>-Kadınlar Galata Köprüsü&#8217;nde istedikleri gibi gezebilir mi?</p>
<p>-Kadınların hareket özgürlüğü var mıdır?</p>
<p>Biz kadınlar bu soruların cevabının evet olduğunu biliyoruz. Oysa, ülkemizde her gün yeni bir şey öğreniyoruz. Son dersimizi Galata Köprüsü&#8217;nde aldık. Öğrendik ki bir kadın, tek başına, taytı ve tshirtüyle balık tutuyorsa, &#8220;hayasızlık suçu&#8221;ndan 5 ay hapse mahkum edilebiliyormuş. Çünkü bu kadın köprüdeki bazı erkeklere göre &#8220;genel ahlakı&#8221; rencide etmiş.</p>
<p> Biz feministler ve kadın örgütleri bu kararı protesto ediyoruz ve TCK&#8217;nın kadınlara karşı ayrımcılık yapan 225. maddesi &#8220;Hayasızca Hareketler&#8221;in derhal iptal edilmesini talep ediyoruz!</p>
<p>Yeni TCK amacını kişilerin hak ve özgürlüklerini korumak olarak tanımlıyor. Oysa geçen hafta şahit olduğumuz gibi TCK&#8217;daki &#8220;hayasızca hareketler&#8221; maddesi biz kadınların hak ve özgürlüklerini ihlal ediyor. Türkiye&#8217;de kadın hareketi 2002-2004 yılları arasındaki mücadelesi ile kadınların bedenlerinin ve cinselliklerinin sadece kendilerine ait olduğu gerçeğinin yasalar tarafından kabul edilmesini sağladı.&#8221; Kabul edilmeyen taleplerimiz için mücadelemiz devam ediyor.</p>
<p>2002 yılından beri talep ettiğimiz gibi TCK&#8217;dan &#8220;Hayasızca Hareketler&#8221; maddesi çıkartılmalıdır. Çünkü, &#8220;genel ahlak kuralları,&#8221; &#8220;edep töreleri,&#8221; &#8220;hayasızca hareket&#8221; gibi kavramlar zamana ve topluma göre değişkenlik gösterir ve görecelidir. Kimine göre kadının omzunun, kime göre kadının dizinin görünmesi &#8220;hayasızlık&#8221; sayılabilir. Hukuk sisteminde bu kavramların yer alması kadınlara karşı ayrımcılığı ve eşitsizliği meşrulaştırmaktadır. Tüm uğraşlarımıza rağmen bu madde yasadan çıkartılmadı. Ve bugün, bir kadın Galata Köprüsü&#8217;nde balık tuttuğu için hayasızca davrandığı gerekçesiyle beş ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkemenin ceza gerekçesi ve erkek egemen zihniyeti gündelik yaşamda da kadınları vurmaya devam ediyor. Tayt giydiği, &#8220;cilveli&#8221; saat sorduğu için kocaları tarafından öldürülen kadınların katilleri, aynı mahkemelerde aklanıp &#8220;haksız tahrik&#8221; indirimi ile ödüllendiriliyor. Yılbaşında Taksim&#8217;de binlerce erkek tarafından gerçekleştirilen cinsel saldırı suçunun karşılığı 57 Lira oluyor!</p>
<p>Bizler, erkeklerin, ailenin ve devletin bedenlerimiz üzerindeki denetimine karşı çıkıyoruz. Nerede ne giyeceğimizin yargı kararlarıyla belirlenmesine, kıyafetlerimiz üzerindeki sözlü ve yazılı her türlü kural ve denetime itirazımız var. Bugün bedenlerimizin denetim altında tutulmasını sağlayan, kadına yönelik suçlar hala meşru. Bu meşruiyet yüzünden hala şiddet görüyoruz. Kadınların bedenleri üzerinde erkek egemen sistemin denetimi ve toplumdaki genel muhafazarkarlaşma &#8220;genel ahlak&#8221; adı altında meşrulaştırılıp yasalaştırılıyor.</p>
<p>Biz kadınlar uzun mücadelemiz sonunda değişen yasal düzenlemelere rağmen, kazanımlarımızın yok sayılmasına izin vermeyeceğiz! &#8220;Genel ahlak&#8221; bahanesiyle en temel insan haklarımızın ihlal edilmesine ve bedenlerimizin erkek egemen sistemin denetimine bırakılmasına izin vermeyeceğiz!</p>
<p> <br />
<strong>Ne olmuştu?<br />
</strong>1. Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki davayı karara bağlayan hâkim Cahit Marancı, Köse’yi 6 ay hapse mahkûm etti. Hâkim, Köse’nin mahkemeye karşı tutumunu lehine takdir ederek cezayı 5 aya indirdi.<br />
Sanığın sabıkasız olması ve tekrar suç işlemeyeceği kanaatinin hasıl olduğunu ifade eden Marancı, cezayı erteledi. İddianamede, 12 Haziran 2007’de dekolte kıyafetle balık tutmaya çalışan Gülcan Köse’nin (28) eteğinin rüzgârdan havalanması sonucu mahrem yerlerinin göründüğü belirtiliyordu.</p>
<p>Savunmasında hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Köse, “Balık tutmaya çalışırken güvenlik görevlileri gelip laf attı. Ben de küfrederek gitmelerini söyledim ve polis çağırdım. Üzerimde iddia edildiği gibi gecelik yoktu. Kesinlikle teşhircilik de yapmadım” demişti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2008/07/07/hayazizca-galata-koprusune-gittiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şemsiye Gölgesinde Kadınlık</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2008/03/16/semsiye-golgesinde-kadinlik/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2008/03/16/semsiye-golgesinde-kadinlik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Mar 2008 20:20:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aysen Ataseven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[KEG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/yg/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[8 Mart’ta KEG&#8217;in kadın temalı sloganları, savaş karşıtı, sağlık sistemindeki düzenlemeleri eleştiren, nükleer karşıtı vb. sloganların arasında bir çeşni olarak yer aldı. (Pek çok politik örgütün kadınları da benzer şekilde, örgüt politikalarını “kadın sesi” olarak dile getirdi 8 Mart’ta.) Bu bir politik duruşun karşılığı elbette. Kadın meselesini sistem karşıtlığı eksenine yerleştiren ve kadını “mesele” yapan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">8</span> Mart’ta KEG&#8217;in kadın temalı sloganları, savaş karşıtı, sağlık sistemindeki düzenlemeleri eleştiren, nükleer karşıtı vb. sloganların arasında bir çeşni olarak yer aldı. (Pek çok politik örgütün kadınları da benzer şekilde, örgüt politikalarını “kadın sesi” olarak dile getirdi 8 Mart’ta.) Bu bir politik duruşun karşılığı elbette. Kadın meselesini sistem karşıtlığı eksenine yerleştiren ve kadını “mesele” yapan şeyin kapitalizm olduğu alt metnine gelip dayanan bir görüşün sesi.<span id="more-65"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Oysa kadın meselesini &#8220;bütün kötülüklerin anası olan kapitalizm&#8221; karşıtlığı üzerinden tartışmak, buna entegre etmek, şu herşeyi çözen sistem karşıtlığı anahtarının buraya da uyacağını iddia etmek, doğru tarafları olsa da, eksiktir ve biraz da kolaycılıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü kadın meselesi temel olarak varoluşsal bir insanlık meselesidir ve en önemli bileşeni cinselliktir. Cinsellik mevzusu halledilmeden kadın mevzusu da halledilemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüketim kültürünün sattığı şey de temelde cinselliktir. Bunu da cinselliği en cok çağrıştıran kadın bedeni üzerinden yapar. Çünkü dişilik arzu yaratır ve arzu duymak yasaklı bir iştir. Bu iki kavram &#8220;çok satar&#8221; in karşılığıdır. Sistem bu anlamda faydacıdır. Ve elbette pazarını büyütmek için ne gerekiyorsa yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat bu yasaklık durumunun temelleri çok daha derinlere dayanır. Dinlerde en çok kontrol altına alınmaya çalışılan şeyin zevk ve arzular olması tesadüf değildir. Ödüller de (cennetteki imkan ve vaadler ) yine zevk ve arzular üzerine kuruludur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu açıdan bakınca mesele, toplum için (hem kadınlar hem erkekler için) bu arzuyla başetmektir, bununla yaşamayı öğrenmektir. Yani insanların cinsellikleri ile barışmasıdır. Bu ise cinselliği &#8220;üreme&#8221; faaliyetinden &#8220;haz&#8221; faaliyetine taşır ki, bunun adı &#8220;günah&#8221;tir. Dinsel terimler işin içine girince nedensellik oklarının yönleri kimileri için tartışmalı olsa da, bununla başetmenin yolu, (en azından hetoroseksüel dünyada) son tahlilde kadını kontrol altında tutmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden kadınların dişiliklerini yönetmesi, hayata katma sanatını tecrübe etmesi büyük devrim olurdu. Çünkü kadının dişiliğini görünür biçimde yaşayıp yönetebilmesi demek, erkeğin himayesi ve iktidarını alaşağı etmesi, hatta belki de ele geçirmesi demektir. Maskülen gelenek, buna izin vermemek için ne gerekiyorsa yapar, kadını kırar, yönetebileceği  küçüklüğe getirip, örneğin &#8220;tüketir&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu insan(lığ)ın derin dünyasına dair bir meseledir ve bireylerden başlayarak toplumların kendi zaaflarına bakıp yüzleşmesini gerektirir. Sistem karşıtlığı, garanti yolsa da burada samimisi değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece “bonobo”laşmaktan söz etmiyoruz elbette (Çünkü beceremeyiz). “Kadın hakları” söyleminin aseksüel bir toplum varsayımı içerisinde tanımlanan ve kabul gören tanımından çıkması ve cinselliğin maskülen okuması ile yüzleşilmesi ihtimalinden söz ediyoruz ve bu ihtimali seviyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sonraki 8 Mart eyleminin daha özgür ruhlu biçimler ve söylemler tercih etmesi dileğiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2008/03/16/semsiye-golgesinde-kadinlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
