<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeşil Gazete</title>
	<atom:link href="http://yesilgazete.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://yesilgazete.org</link>
	<description>AKTÜEL YEŞİL GAZETE</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Mar 2010 20:24:00 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Peki, Gökçek’in Hiç Mi Suçu Yok?</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/11/peki-gokcek/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/11/peki-gokcek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:02:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Kocaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[Melih Gökçek]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Ulaşım Zammı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=8023</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye, bu şekilde yönetiliyor. Şirket gibi. Express Dergisi'nin kapağı gibi: TC Holding! Bir partinin, başka bir kurumla olan mücadelesinde zamlı biletin zararını da, ucuz biletin zararını da halk çekiyor. Başbakan, bir belediyenin devasa borçlarına tek kelime etmiyorken, bu borçlar yanında ufak bir meblağ kalan ulaşım zararını diline doluyor. Hem de ortadaki zarar, halka karşı oluşan bir zararken. Belediye zarar ediyorken, halk kâr ediyorsa zaten ortada çok büyük bir problem yok mudur?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-full wp-image-8028" title="LiveImages_Foto Haber_676_Melih Gökçek balon patlattı_A19123346" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/LiveImages_Foto-Haber_676_Melih-Gökçek-balon-patlattı_A19123346.jpg" alt="LiveImages_Foto Haber_676_Melih Gökçek balon patlattı_A19123346" width="347" height="220" /><span class="drop">A</span>KP’nin yargı kararlarından kendisine karşı olanlarıyla mücadelesinde yeni bir kulvar açılmış görülüyor. İbretlik bir kulvar. Bir belediye ne iş yapar? Bir başbakan halka hizmete nasıl bakar? Belediye başkanı bir şehri kilitliyorsa ona arka mı çıkar, yoksa uyarır mı?<span id="more-8023"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kulvarı açan Danıştay. Ankara Büyük Şehir Belediyesi’nin kontrolünde olan şehir içi ulaşımın ücretlerini, 6 sene öncesine döndüren bir karara imza attı Danıştay. Bunun üzerine de Melih Gökçek, doğrudan kendisine bağlı olan belediye otobüsleriyle birlikte dolmuş ve özel otobüsleri de içine alan bir hareketle Ankara’nın ulaşımını kilitledi. Zarar gerekçe gösterilerek sefer sayısı azaltıldı. Yani, bu indirimden Ankaralıları, olabildiğince az yararlandırılmaya çalıştılar. Dolu otobüsler, akşam ve sabah saatlerinde de azaltılan seferlerle birlikte, Gökçek, indirime sebep olan Danıştay’a karşı bir kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. İnsanın da aklına ister istemez, grevler, iş bırakmalar, Tekel İşçileri geliyor. O zaman, kendi hakları için iş bırakan vatandaşları halka şikâyet edenler, şimdilerde iş bırakarak, kurumları halka şikâyet ediyorlar. Hak, sadece onlarda hak. Tabi bu arada, Ankara Belediyesi, ulaşımda aktarmayı da kaldırmış bulunuyor. Bir ay sonra, ulaşım tekrar zamlandığında, tüm bu olaylar unutulduğunda, Ankaralı bir bakacak ki, ulaşımda aktarma diye bir şey yok artık. Tarihe karışmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Gökçek gibi bir belediyeci, bu zam kararının arkasından dolaşmayı bilirdi aslında. Düşünün ki, Ankara’nın sembolü konusunda neler yaptı. Bildiğim kadarıyla Ankara’nın sembolü o dini içerikli sembol değil. Mahkeme kararıyla değil. Bir yerde görüyor musunuz Ankara’nın gerçek amblemini? Göremezsiniz. Bir şekilde, o amblem geri planda tutulmaktadır. Yani yargı kararının çevresinden dolanılabilmektedir pek güzel bir şekilde. Hem bu sefer Gökçek’in önünde güzel bir örnek de var. İzmir’in Gökçek’i Aziz Kocaoğlu. (Pek çok ortak noktaları var. Mesela, ikisi de metro yapmayı pek sevmiyorlar. İkisi de şehrin ana caddelerini şantiye alanına çevirmekte ustalar. İkisi de zam sever.) Aynı Ankara’da olduğu gibi, mahkeme ulaşım zamlarını iptal etmişti. Ne oldu İzmir’de? (Ayrıntıları <a href="http://yesilgazete.org/2009/12/28/belediye-izmirlilerle-dalga-geciyor/">buradan</a> okuyabilirsiniz.) Bir gün indirimli tarife uygulandı. Ertesi gün ise, eski zammın da üstünde bir tarife yürürlüğe girdi. Bunu yapmıyor Gökçek. Partisinin genel tavrına uygun bir şekilde yargı kararlarıyla mücadeleye yeni bir kulvar olarak ekliyor bu zammı. Neler denmiyor ki?</p>
<p style="text-align: justify;">Gökçek’in en büyük argümanı zarar. Belediye ulaşımı ucuzlatırsa, öğrencileri 60 kuruşa taşırsa zarar eder. Etsin! Şirket mi burası? Kamu hizmetinde kâr aranması, her türlü yükümlülüğünü yerine getiren vatandaşlardan bir de kâr elde edilmeye çalışılması doğal mı? Bu belediye, Ankaraspor’dan kaç milyon lira zarar etti kimsenin umurunda mı? Her yeni futbolcuyu, su faturasına eklenen bir zam olarak gördü Ankaralılar. Devlet de, belediyeler de bazı hizmetlerinde kâr arayamaz, aramamalı. Temel hizmetler bunlar. Ulaşım, sağlık vb. Belediye zararları kesmek istiyorsa, anlamsız alt geçit yapımlarını bırakabilir, Ankara’dan bir şampiyon çıkarma arzusunu mevkisinin gücüyle desteklemeyi kesebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Melih Gökçek’e en büyük destek de Başbakan’dan geldi. Hemen hemen aynı sözleri tekrar ettiler. Gökçek, &#8220;Kendileri 2003 maaşları ile idare edebileceklerini düşünebiliyorlarsa, Ankara Belediyesi&#8217;ne de 2003 fiyatları ile idare edebilmeyi düşündürsünler&#8221; derken; Başbakan, “Ankara Belediyesi kapısına kilit vurur, gelsin Danıştay yönetsin. Biz millete hesap veriyoruz ama millet adına karar verenlerin millete hesap verme gibi bir durumları yok ki. Ama biz kararı alırken de hesabı verirken de milletin karşısındayız.” dedi. İnanılır gibi değil aslında. Başbakan’ın, çıkıp, “Melih Gökçek, senin görevin halka hizmet etmektir. Ulaşımını kilitlemek değil, kolaylaştırmaktır. Ya işini yap, ya da bilen biri yapsın.” demesi gerekirken, vatandaşa, “bu karardan hoşlanabilirsiniz ama yine de bu zararı da siz çekeceksiniz” demeyi seçiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye, bu şekilde yönetiliyor. Şirket gibi. Express Dergisi&#8217;nin kapağı gibi: TC Holding! Bir partinin, başka bir kurumla olan mücadelesinde zamlı biletin zararını da, ucuz biletin zararını da halk çekiyor. Başbakan, bir belediyenin devasa borçlarına tek kelime etmiyorken, bu borçlar yanında ufak bir meblağ kalan ulaşım zararını diline doluyor. Hem de ortadaki zarar, halka karşı oluşan bir zararken. Belediye zarar ediyorken, halk kâr ediyorsa zaten ortada çok büyük bir problem yok mudur?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/11/peki-gokcek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçek Oyuncu Aslına En Uygun Biçimde &#8220;Gibi&#8221; Yapandır</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/11/gercek-oyuncu-aslina-en-uygun-bicimde-gibi-yapandir/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/11/gercek-oyuncu-aslina-en-uygun-bicimde-gibi-yapandir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>32guner</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=8021</guid>
		<description><![CDATA[Altan Erbulak söylemiş: &#8221; Gerçek oyuncu aslına en uygun biçimde &#8216;gibi&#8217; yapandır, diye.&#8221; Ve oyuncu ile gerçek oyuncu arasındaki fark, mukavva bir kemanla Stadivarius bir keman arasındaki farka benzer..&#8221; diye devam etmiş.
Ne kadar doğru bir benzetme.
Her şeyden önce belirteyim ki, Murat Mahmutyazıcıoğlu, bir tiyatro tutkunu olarak çok özel bir yere koyduğum aktörlerden.Keskin dönemeçler içeren, son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">A</span>ltan Erbulak söylemiş: &#8221; Gerçek oyuncu aslına en uygun biçimde &#8216;gibi&#8217; yapandır, diye.&#8221; Ve oyuncu ile gerçek oyuncu arasındaki fark, mukavva bir kemanla Stadivarius bir keman arasındaki farka benzer..&#8221; diye devam etmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne kadar doğru bir benzetme.<span id="more-8021"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyden önce belirteyim ki, Murat Mahmutyazıcıoğlu, bir tiyatro tutkunu olarak çok özel bir yere koyduğum aktörlerden.Keskin dönemeçler içeren, son derece sert bir oyunda tökezlemeden gövdelendirdiği  kimliği başarıyla taşıyor.İşte aktör budur, bundan ötesi olamaz diye düşündüğüm, etkisini uzun süre hissettiğim o yırtıcı oyunculuk&#8230;belleğe çakılan bir oyunculuk bu.Adeta bir şizofrenik rüyaya sürüklüyor izleyiciyi.Umarsız yalnızlıklarını kalın tuğlalarla örerken, tek başınalığı en çok yaşadığı ( Jack&#8217;i kovduğu ) o sahnede zayıflılığını göstermemek adına kabuk değiştirmesi mükemmel..kısa bir an ve nüanslı bir oyunculuk.Kendisini terk eden Jack&#8217;i nefretle süzüşü.</p>
<p style="text-align: justify;">Tuzla buz olmuş bir aynadan yansıyormuşcasına parçalı görüyorduk onu sahnede.Korku vardı gözlerinde, panik.Şakağında acıyla kasılmış bir damar seğiriyordu aralıksız.Uzak bir bakış.Umursamaz bir omuz silkiş. Yaralarıyla yorgun her yolcu gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Dalgalar kıyıya yeni fırtınalar taşıyordu.Fırtınayı besleyen rüzgarı arkasına almıştı.Sözcükler yuvarlanıp yere düşüyordu.Salon gölgeler içindeydi.Teninde kindar, kuşkulu,sırılsıklam huzursuzlukların pas yürümüş pırıltısı.</p>
<p style="text-align: justify;">Murat Mahmutyazıcıoğlu kendini yaratıyor bu oyunla.Benzerlerinin gelmesi zor gibi.Ama daha kimbilir neler yapacak..hangi kimlikleri yaşar kılacak sahnede ?</p>
<p style="text-align: justify;">Masaya otuz yıllık hayatını koydu geçen hafta.Ben de ses kayıt cihazımı, kalemimi, defterimi.Dinledim, sordum, yazdım.Taa en başından başladık zaten.Ankara Koleji  yılları, Efes Antik Tiyatro&#8217;da, &#8220;Troya&#8217;lı Kadınlar&#8221; oyununda Tanrı Posseidon&#8217;u canlandırdığı on beşinci yaşına yelken açtık ilkin.Öyle dolu dolu anlattı ki, durdurmaya, kesmeye kıyamadım bir türlü.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde çocukluğunu bıraktığı kaleler vardı.Gecenin sessizliği, ıssızlığını çoğalttığında terk etmişti o kaleleri.Belki Maude&#8217;u arayan geç kalmış bir Harold&#8217;dı o.</p>
<p style="text-align: justify;">Hüzne yağmur olan bulutlarla kuşatıldığı günleri hatırladı birden.Sanki çok uzaklarda bir yere daldı, ya da bana öyle geldi.Belki de ilk kez onun farklı iklimlerden çıkıp geldiğini o an ayrımsadım.Gözlerinde yağmur sonrasının o yumuşacık buğusu..</p>
<p style="text-align: justify;">Acıları, düşbozumları, kırıklıkları hep kendinde kilitlemiş, çocukluğunun, ilk gençliğinin amansız yalnızlıklarını dindirecek, dengeleyecek bir şeyler bulmaya çalışmıştı.Bulmuştu da.Bulduğu tiyatroydu.Tiyatro yaşam biçimiydi, yeni bir hayat yaratmaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">İç Mimarlık eğitimi, Şahika Tekand Stüdyosu&#8217;nda tiyatro dersleri.(Hemen belirteyim, Şahika Tekand Stüdyosu’nda edindiği oyuncu kimliği, gerçekten üst düzeyde ve övgüye değer.)</p>
<p style="text-align: justify;">Amatör tiyatrolar, bir kaç reklam filmi.Kararsızdı.Biraz yorgun, azıcık tedirgindi.Ne galip, ne mağluptu henüz.Belirlediği tek mevzi tiyatroydu, oyunculuktu.Hayır, televizyonda ünlü olup para kazanmak değildi istediği.Mesela, III.Richard&#8217;ı yaşar kılmaktı sahne.Doğru dürüst oyunlarda, filmlerde rol almaktı.Kalıcı olmaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Haldun Dormen&#8217;in sözlerini anımsıyorum: &#8221; O yaşlarda şöhretin kokusu Mephisto gibi, insanın gözünü karartabilir ama bütün bunlara rağmen tiyatro sevgisini feda etmeyen, bu uğurda bir çok şeyden vazgeçmeye, razı olan çocuklar da var..&#8221; İşte, onlardan biriydi Murat.Hayatla tek tabanca güreşen.</p>
<p style="text-align: justify;">Derken, &#8221; Şeytanlar Savaşıyor&#8221;, &#8221; Oidipus Nerede ? &#8220;, &#8221; Apartman&#8221;, “Ayı”, “Ağzı Çiçekli Adam”, “ Şeytanlar Savaşıyor”, “ Candan Can Koparmak”  adlı oyunlar geliyor peşi sıra.İki de film.&#8221; Zombilerin Düğünü&#8221; ve &#8221; Recep İvedik III &#8220;.</p>
<p style="text-align: justify;">Tiyatroda o kadar mutlu ki.Her rolünü, her defasında keyif alarak, tadına vararak oynuyor.Dünyalar onun oluyor sahnede.An geliyor oyunculuğu tekstin önüne geçiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221; Seni Seviyorum Diyecek Kadar Sarhoş, önerildiğinde ille Sam karakteri, demiştim.Hissetmiştim, başarılı olacağımı, rolü üstleneceğimi..dedim ya, metin tiyatrosu yapıyoruz biz.Tekst iyi olmalı ki, onu oyunculuğumuzla parlatalım.Karşı gerçekçi oyunlar tercihim aslında..&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Stanley Kowalski kimliğinde düşünüyorum, Murat&#8217;ı.Hırçın, lodoslu bir Stanley.Tennessee Willliams&#8217;ın &#8220;Suddenly Last Summer&#8221;, &#8220;The Nigt of the Iguana&#8221; sında görüyorum onu, Gore Vidal&#8217;ın  &#8220;The City and Pillar&#8217;&#8221;ında mesela.”Fortune and &#8220;Men&#8217;s Eyes “da Rocky&#8221; kimliği.( Keşke &#8220;Düşenin Dostu&#8221; tekrar oynansa..Rocky rolünde Murat&#8217;ın neler yapabileceğini düşünüyorum.Cemil Süleyman&#8217;ın &#8220;Siyah Gözler&#8221; romanı bugün  tüm estetik değerleri korunarak filme alınsa  Murat dışında kimseyi o role düşünemem kolay kolay.<br />
Yeni bir şimdiye sürüklenme zamanıydı artık.</p>
<p style="text-align: justify;">Seyirciyle iç içe sergilenecekti &#8221; Seni Seviyorum Diyecek  Kadar Sarhoş&#8221;.5 Aralık 2009 tarihinde başlandı provalara.Günlerce, saatlerce kelimenin tam anlamıyla kan ve ter içinde çalışıldı.Sonuç dorukta bir oyunculuk, bir aktörün tüm kariyeri boyunca yakalayabileceği en önemli rollerden birine hayat vermekti.Kısaca başarıydı. .(Sana teşekkür borçluyuz Murat.Sen o sahnedesin, diye mutluyuz.Seninle aynı yüzyılda yaşadığımız için de.)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221; Yeni oyunumuzda ise, &#8221; Korku Tüneli&#8221; adı, büyümeyi reddeden bir adamım öyküsünü taşıyoruz sahneye.Düşle gerçek arasında yaşanan gelgit manzaraları, anlayacağın.Çok sevdiğim bir rol daha..&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra bir şey oldu.Zaman üstümüze kapandı sanki.Pus rengi bir ışık düştü duvarlara.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221; Bir hakikat var mı, derken bir hayale döneriz &#8221; diye fısıldadı Rıza Tevfik. &#8221; Hayat budur benim için..hatta senin için de..&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Camlarda yağmur taneleri.</p>
<p style="text-align: justify;">Birden hatırladım.“Oyuncu oyuncudur” demiş Altan Erbulak.” Hiç oyuncu olmayanlar vardır.İşte onların çoğu seyircidir.Kumaşında birkaç ilmik oyunculuk dokunmuş olanlar vardır.İşte onlar, bildiğimiz oyunculardır.Bir de vücutlarının her santimetre karesi tiyatro tanrısının gözetiminde, tiyatro yapsın, insanlara seslensin diye yaratılmış olanlar vardır.İşte onlar GERÇEK OYUNCUdur.Onlar için Shakespeare, Feydau, Gogol, Erduran, Taner yoktur.Onlar için sadece oynayacakları oyun, kişiliğine bürünecekleri rol vardır.İnsanı oynayacaklardır.Bizlere seslenecekler, dünyanın neresinde olursa olsun seyircilere yazarın yazdıklarını doğru olarak aktaracaklardır..”</p>
<p style="text-align: justify;">Sahi, hiç seni seviyorum diyecek kadar sarhoş oldunuz mu ?<br />
1980&#8242;li yılların ilk yarısıydı. Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde yüksek lisansımı yapıyordum. Tez konum Erkek Eşcinselliği.. yani en büyük sosyal ve cinsel tabulardan biri.O kadar kısıtlı sayıda yayın vardı ki, çoğunu yurt dışından getirtmek durumunda kalmış, sonrasında &#8220;Yalnızlık Adası&#8217;nın Erkekleri&#8221; (1991) adlı ilk kitabımda temin ettiğim tüm kaynakçayı ek olarak okura sunmuştum.Amacım ilerki yıllarda araştırma yapacak olanlara bir basamak yaratmaktı sadece. Küçük bir basamak.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Çay ve Sempati&#8221;yi biliyordum.1965-66 sezonunda Gen- Ar&#8217;da Cüneyt Gökçer yönetiminde sahneye konmuştu.Dönem için cesur bir oyundu kuşkusuz.Zeki Müren ve Altan Karındaş, Asuman Korad başrollerini paylaşmıştı &#8220;Çay ve Sempati&#8221;nin.Effemine tavırlı bir kolej öğrencisinin kimlik arayışıydı &#8221; Çay ve Sempati&#8221;.Hemen bir iki yıl sonrasında Dormen Tiyatrosu &#8221; Arkası Yarın&#8221; ile lezbiyen ilişkinin sularında dolaşırken, 1970 lerin hemen başında Gülriz Sururi- Engin Cezzar Tiyatrosu son derece sert ve iddialı bir oyunla, (&#8221;Düşenin Dostu&#8221;) İstanbul seyircisinin karşısına çıkmıştı.Engin Cezzar, Bülent Erbaşar ama özellikle Prenses tiplemesiyle Ali Poyrazoğlu &#8220;Düşenin Dostu&#8221;nda harikalar yaratmış, oyun olumlu, olumsuz pek çok tepki almıştı.&#8221;Çılgınlar Klübü&#8221;nün gördüğü büyük ilgi, &#8220;Oğlum Çiçek Açtı&#8221; nın sahnelenişi. Tuncay Özinal&#8217;in unutulmaz &#8221; Nice Yıllara&#8221;sı.</p>
<p style="text-align: justify;">Caryl Churcill&#8217;in &#8220;Seni Seviyorum Diyecek Kadar Sarhoş&#8221; adlı oyununa gelince.Tiyatro Boyalı Kuşun yapımcılığını üstlendiği  adeta, deprem gibi, yara gibi, bıçak gibi, burgu gibi bir oyun.Soluk kesen, ürperten, şaşkına çeviren.Fatih Gençkal ve Murat Mahmutyazıcıoğlu&#8217;nun yaşar kıldıkları  Jack ve Sam  tipleri o kadar başarılı ve gerçek ki..Her iki oyuncu da daha fuayede başlayan ön oyundan yakalıyor seyirciyi, iki aktörün oyun boyunca alışverişleri mükemmel.Bir anda jilet kesiği yalnızlıklara, ufunetli ihtiraslara koşuyor..an geliyor ölümle sevişiyorlar.Yok ederek kazanmak.Geçtiği her yeri kurutan bir kış ayazı gibi..büyüyen bir tümör gibi. Kanlı kangrene dönüşen bir yara gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Hastalıklı tutkulardan yola çıkıyor kahramanlarımız..tutkuları için yapamayacakları tek şey yok.İktidar ve güç yarışındalar.Gemsiz azısız bir koşu bu.Kabuğu kırılmış bir istakozken canavara, bazen oyunculuklarıyla öldürmeyen, sıyırıp geçen bir zıpkına dönüşüyorlar oyun süresince.Seyirci tedirginlik ve şaşkınlıkla hipnotize olmuşcasına sahnede olup biteni izliyor.Müzik muhteşem.Jale Karabekir&#8217;in rejisi ise kelimenin tam anlamıyla kusursuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sam ve Jack&#8217;i hayata teğelleyen neydi ? O tek &#8216;şey&#8217;.Sam ve Jack olduklarında, bir bütünü paylaştıklarında, varlıklarını, güçlü olduklarını anladıkları, gerçeğiydi bu.Gerisi zaten bir yığın mask, bir dehşet oyunuydu.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar Sam ve Jack olunca bir &#8216;şey&#8217;diler.&#8217; Var&#8217;dılar.Kendilerini gerçekleştirdikleri andı bu birleşme.Sam&#8217;in yüzünde peşine düşülmüş bir av hayvanının korkaklığı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni bir oyuna, oyunlara başlamanın satırbaşıydı çekip gitmeleri.Kopuşu yaşarken bir vücut olmaları da bundandı.Çığlıkları tırmanıyordu duvarlarda, duyulmaza inip sönüyordu sonra.Ayrılırken yek diğerine koşuyorlardı.Ne kadar hoyrat, ne kadar kandırıcı, ne kadar bildikti yüzleri.Sabitlenmiş, yerleşmiş, gitmeyen, gitmeyecek olan bir ihtirasın tutsağıydılar.Cılk yaraydılar bu bağlamda.Birbirlerine ihtiyaç duyuyorlardı.Kendi egolarına göre biçimlendirip, yönettikleri dünyayı tüketirken, yokoluşla yazgılı hiçliklerine sığınmayı yeğliyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Güneşi kırpıp yıldız yapıyor, ölüm yağdırıyor, çehrelerini aynaya tutup tersinden kendilerine bakıyorlardı.Mutlu son mu ? Haydi, canım !</p>
<p>Pınar Çekirge / 32guner@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/11/gercek-oyuncu-aslina-en-uygun-bicimde-gibi-yapandir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel Isınma: Bu Yaz Hava Bir Derece Daha Sıcak</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/11/kuresel-isinma-bu-yaz-hava-bir-derece-daha-sicak/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/11/kuresel-isinma-bu-yaz-hava-bir-derece-daha-sicak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 12:12:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Isınma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=8019</guid>
		<description><![CDATA[Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, bu yıl ülke Türkiye genelinde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin bir derece üzerinde seyredeceğini açıkladı. 
Çağlar dün düzenlediği basın toplantısında yaklaşan yaz mevsimi öncesinde sıcaklıklarla ilgili bilgi verdi: “Önümüzdeki dönemde Mart sonu Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında sıcaklıklar ülke genelinde ortalamanın bir derece üzerinde olacak. Ilık bir bahardan sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">D</span>evlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, bu yıl ülke Türkiye genelinde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin bir derece üzerinde seyredeceğini açıkladı. <span id="more-8019"></span></p>
<p>Çağlar dün düzenlediği basın toplantısında yaklaşan yaz mevsimi öncesinde sıcaklıklarla ilgili bilgi verdi: “Önümüzdeki dönemde Mart sonu Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında sıcaklıklar ülke genelinde ortalamanın bir derece üzerinde olacak. Ilık bir bahardan sonra biraz daha sıcak yaz mevsimi bekliyoruz.”</p>
<p style="text-align: justify;">Meteoroloji İstanbul Bölge Müdürü Mustafa Yıldırım ise yağış tahminlerini açıkladı. Yıldırım, “Yağışlar Karadeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında mevsim normalleri civarında olacak. Diğer bölgelerde ise mevsim normallerinin altında kalacağını tahmin ediyoruz” diye konuştu. (Radikal)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/11/kuresel-isinma-bu-yaz-hava-bir-derece-daha-sicak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayıştay Denetimine Askeri İtiraz</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/11/sayistay-denetimine-askeri-itiraz/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/11/sayistay-denetimine-askeri-itiraz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 12:10:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Askeri Harcamalar]]></category>
		<category><![CDATA[Genelkurmay Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sayıştay]]></category>
		<category><![CDATA[Sayıştay Denetimi]]></category>
		<category><![CDATA[TSK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=8016</guid>
		<description><![CDATA[Genelkurmay Başkanlığı, askeri harcamaların Sayıştay denetimine açılmasını öngören Sayıştay Yasa Teklifi’ne itiraz etti. Gerekçe ‘projelerin gizliliği’. Genelkurmay’ın en önemli itirazlarından biri teklifin Sayıştay’ın Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) ‘performans denetimi’ yapmasını öngörmesi. ‘Performans hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığının açıklanmasının istihbarat açısından sakınca doğuracağını’ savunan Genelkurmay, “Askeri hizmetlerin özellikleri göz önüne alındığında Silahlı Kuvvetler performansı ve verimliliği kanun teklifinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">G</span>enelkurmay Başkanlığı, askeri harcamaların Sayıştay denetimine açılmasını öngören Sayıştay Yasa Teklifi’ne itiraz etti. Gerekçe ‘projelerin gizliliği’. <span id="more-8016"></span>Genelkurmay’ın en önemli itirazlarından biri teklifin Sayıştay’ın Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) ‘performans denetimi’ yapmasını öngörmesi. ‘Performans hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığının açıklanmasının istihbarat açısından sakınca doğuracağını’ savunan Genelkurmay, “Askeri hizmetlerin özellikleri göz önüne alındığında Silahlı Kuvvetler performansı ve verimliliği kanun teklifinde öngörülen kriterler itibarıyla ölçülebilir değildir” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Mevcut uygulamada TSK, hesap denetimine zaten tabi. Gündemdeki teklif Sayıştay’a ‘Yerindelik’ denetimi yetkisi vermiyor. Örneğin “Niye sekiz değil, 10 denezaltı alındı” diye sorulamayacak; ancak kurumun bütçede belirtilen projelerin hedef, süre ve koşullarına uyup uymadığına bakılacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Genelkurmay’ın itirazları ise ‘ayniyet denetimi’yle ilgili. Silah ve mühimmat dahil TSK’nın zimmetinde olan her türlü malzemeyle alakalı olan ‘ayniyet denetimi’ mevcut durumda TBMM isterse gizli nitelikteki ‘TSK’nın Elinde Bulunan Devlet Mallarının Denetlenmesine Ait Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik’ hükümlerine göre yapılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Genelkurmay’ın itiraz ettiği teklifte ‘performans denetimi’yse şöyle tanımlanıyor: ‘Hesap verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgili olarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesi, değerlendirilmesi, kamu kaynaklarının etkin, ekonomik ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığının incelenmesi&#8230;’ Teklif’te TSK’nın proje ve harcamalarının (örneğin bir denizaltı alımı) ne kadar hayata geçirildiği ve stratejik planlara ne kadar ulaşıldığına ilişkin performans denetiminin yapılması da öngörülüyor. Teklife göre Sayıştay Genelkurmay ve MİT gibi güvenlik kurumlarıyla ilgili denetim ve raporlama aşamalarında ‘gizlilik’ esasına göre hareket edecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Genelkurmay’ın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda tasarıyı ele almak için oluşturulan alt komisyona ilettiği itirazlarda ise öne çıkan başlıklar şöyle:</p>
<p>Güvenlik endişesi: TSK’nın elinde bulunan devlet mallarının milli güvenlik ile ilgili olmaları nedeniyle Sayıştay tarafından denetlenmesi esnasında bu konudaki bilgilerin herkes tarafından öğrenilmesi değişik sakıncalar doğuracaktır. Örneğin TSK’nın elinde bulunan denizaltı, gemi, füze, uçak, silah sistemleri, birliklerin konuş yeri ve durumu gibi ve sair bilgi, malzeme, tesis ve yerlerin güvenliğini garanti altına alacak bir denetim gerekmektedir.<br />
İstihbari endişe: TSK’nın birlik sayısı ve niteliği, teşkilat yapısı, envanterdeki ana silah sistemlerinin sayısı, muharebe araçlarının sayısı, komuta kontrol ve muharebe sisteminin sayısal kapasitesi, fiili kadroları gibi bilgilerinin tüm kamuoyunca ulaşılabilme imkânı olan bir raporda yer alması istihbarat mülahazasıyla uygun değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Performans hedefi: Performans hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığının açıklanması, istihbarata karşı koyma yönüyle sakınca teşkil edecektir. Askeri hizmetlerin özellikleri ve gerekleri göz önüne alındığında Silahlı Kuvvetler performansı ve verimliliği kanun teklifinde öngörülen kriterler itibarıyla ölçülebilir nitelikte bulunmamaktadır.<br />
Ekonomik verimlilik aranamaz: Performans denetiminde esas olan ekonomiklik ve verimlilik, Silahlı Kuvvetler denetiminde aynı anda aranamaz. Bu durum savunma hizmetlerinin ruhuna ve özüne aykırıdır. Silahlı Kuvvetlerin etkinliği ve verimliliği eğitimle sağlanır. Eğitimin verimliliği tatbikatla ölçülür. Tatbikatın verimliliği ise ancak konusunda yetişmiş askeri uzmanlar tarafından ölçülebilir. Sayıştay Kanun teklifinde ise tüm kamu idarelerinin Sayıştay tarafından performans denetimine tabi tutulacağı öngörülmektidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Orduevi kâr amacı gütmüyor: Orduevleri, askeri gazinolar, askeri kantinler ve askeri müzelerin kuruluşlarında kâr elde etme amacı bulunmamaktadır. Söz konusu kurumlar Sayıştay denetimine tabi değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurum dışı uzman olmaz: Sayıştay’a kurum dışından uzman çalıştırma yetkisi verilmesi anayasal bir yetkinin kurum dışındaki kişilere devredilmesi anlamına gelebilir ve bu durum Anayasa’ya aykırı olabilir. (Yurdagül Şimşek/Radikal)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/11/sayistay-denetimine-askeri-itiraz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Göle Su Gelene Kadar, Kurbağanın Gözü Çıkar&#8221;</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/11/gole-su-gelene-kadar-kurbaganin-gozu-cikar/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/11/gole-su-gelene-kadar-kurbaganin-gozu-cikar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 12:04:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Konut Edindirme Yardımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=8013</guid>
		<description><![CDATA[Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemelerinin 2008 Temmuz ayından bu yana benim gibi milyonlarca emekçinin mağdur edilmesi tepki gösterilmeyecek gibi değil. KEY hesaplarında biriken paraların sahiplerine yani bizlere gerçek faizi ile birlikte ödenmesi, uzatmalardan kaynaklı gecikme faizlerinin de hesaba katılması ve öyle ödenmesi gerekirken, yapılan son açıklamalar 1555 Tl. Ödeneceği yönünde. O da 108 ay tam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">K</span>onut Edindirme Yardımı (KEY) ödemelerinin 2008 Temmuz ayından bu yana benim gibi milyonlarca emekçinin mağdur edilmesi tepki gösterilmeyecek gibi değil. KEY hesaplarında biriken paraların sahiplerine yani bizlere gerçek faizi ile birlikte ödenmesi, uzatmalardan kaynaklı gecikme faizlerinin de hesaba katılması ve öyle ödenmesi gerekirken, yapılan son açıklamalar 1555 Tl. Ödeneceği yönünde. O da 108 ay tam kesinti yapılan emekçilere.<span id="more-8013"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Siz idare olarak hem KEY hak edişlerini rötarın rötarı şeklinde ödeyeceksiniz (son tarih 31 Mart 2011) hem de “piyasa”nın en düşük faiziyle nemalandıracaksınız. Kırıntıyı bile vermemek için bin dereden su getireceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Su demişken AKP Hükümetinin KEY ödemelerindeki tutumu güzel mi güzel bir öz deyişimizi hatırlattı. “Göle su gelirmiş ama kurbağanın da gözü çıkarmış” Bu özlü sözümüzdeki durum biz emekçilerin KEY paralarını beklememize tam da denk düşen bir ifade zannederim.</p>
<p style="text-align: justify;">Emekçilerin KEY hesaplarında biriken alacaklarının ödenmesinin ertelene, ertelene yüz binlerce emekçinin mağdur edildiği gerçekliği ortada dururken,. Hükümet’in IMF, Dünya Bankası ve sermaye kesimlerinin alacaklarına ilişkin ödemeleri bir gün bile sektirilmiyor.,(12 Mart günü 11 Milyar dolar üzerinde dış borç anapara ve faiz ödemesi gerçekleştirilecek. Merkez Bankası açıklaması. Gazeteler)</p>
<p style="text-align: justify;">Emekçinin KEY ini ötele İMF ve dünya Bankasına sakın geciktirme. İşte hükümetin “adaleti” bu .</p>
<p style="text-align: justify;">Ertelemelerde öne sürülen gerekçeler inandırıcı olmadığı gibi, milyonlarca emekçi beklentiye sokularak, her seferinde hayal kırıklığı yaşatılmaktadır. Eğer hükümet, 2010 veya 2011 yapılacak bir genel seçimler öncesine denk getirerek bundan nemalanmayı umuyorsa biz emekçiler artık bu zokayı yutmayacağımızı altını çize, çize şimdiden duyurmak isteriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Maaşlarımızdan kesinti yapıldığında gecikmeyenlerin bugün bu kadar rahat olmalarının hesabını emekçiler soracaktır. Hükümet Yaşadığı ekonomik ve siyasi krizin faturasını emekçilere çıkartmamalıdır. Kaldı ki, her uzatma faiz oranlarında da yeni hesaplamaları zorunlu kılmaktadır. KEY hesaplarında biriken paralar sahiplerine gerçek faizi ile birlikte ödenmekle birlikte, uzatmalardan kaynaklı gecikme faizleri de hesaba katılmalıdır ki “adalet” yerini bulsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Tasfiye Halide ki Emlak Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Sayın, hükümetin kararlarını ifade ederken “ ilk listenin 1 milyon 665 bin kişiye yaklaşık 560 milyon lira ödemeyi ön gördüğünü” belirterek yasa gereği her üç ayda yayınlanan listelerle 2011 Mart 31 ine kadar pey der pey ödeme yapacaklarını emekçilerin gözünün içine baka, baka söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyelim ki 31 Mart 2011 tarihinde listelerde adımızı göremedik!(burası böyle bir ülke sehven insan ölür)  o zaman yargı yolu açılıyor eh! En iyi ihtimal 9-10 ay da yargı süreci bulduk mu 2012 Ocak –Şubatını ..Ne demiştik İMF ye Dünya Bankasına  sektirmeden emekçiye  seeeeektire.,seeeektire Eh ! İşinize geliyorsa AKP nin “Adaleti” böyle.</p>
<p style="text-align: justify;">
Göksel Rıza ÖZKAN</p>
<p style="text-align: justify;">Niğde Eğitim Sen Başkanı</p>
<p style="text-align: justify;">KESK Niğde Dönem Sözcüsü</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/11/gole-su-gelene-kadar-kurbaganin-gozu-cikar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Adil ve Demokratik Bir Seçim&#8221;</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/10/adil-ve-demokratik-bir-secim/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/10/adil-ve-demokratik-bir-secim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:46:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşillerden]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim Barajı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşiller Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=8003</guid>
		<description><![CDATA[
Bugun Taxim Hill Otel&#8217;de on uç siyasi partinin girisimiyle &#8220;Seçim Barajı&#8221; kaldırılsın basin çıklaması yapıldı.
Açiklama Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Hüseyin Güngör tarafindan okundu.

SİYASİ  PARTİLERDEN ORTAK ÇAĞRI:
&#8220;SEÇİM BARAJI KALDIRILSIN, ADİL VE DEMOKRATİK BİR SEÇİM SİSTEMİNE GEÇİLSİN!&#8221;
Siyasi partiler, her türlü düşüncenin politik süreçlere katılmasını sağlayan en önemli araçlardır. Bu işlevlerini yerine getirmeleri ise adil ve demokratik bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="margin: 1ex;">
<div style="text-align: justify;"><span class="drop">B</span>ugun Taxim Hill Otel&#8217;de on uç siyasi partinin girisimiyle &#8220;Seçim Barajı&#8221; kaldırılsın basin çıklaması yapıldı.</div>
<p>Açiklama Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Hüseyin Güngör tarafindan okundu.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-8009" title="secim-baraji-kalksin-talebi-38512" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/secim-baraji-kalksin-talebi-38512.jpg" alt="secim-baraji-kalksin-talebi-38512" width="250" height="175" /></p>
<p style="text-align: justify;">SİYASİ  PARTİLERDEN ORTAK ÇAĞRI:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;SEÇİM BARAJI KALDIRILSIN, ADİL VE DEMOKRATİK BİR SEÇİM SİSTEMİNE GEÇİLSİN!&#8221;<span id="more-8003"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi partiler, her türlü düşüncenin politik süreçlere katılmasını sağlayan en önemli araçlardır. Bu işlevlerini yerine getirmeleri ise adil ve demokratik bir seçim sisteminin varlığıyla mümkün olabilir. Ancak 12 Eylül darbesinin yarattığı antidemokratik, yasakçı ve militarist zihniyetin ürünü olan ve ne yazık ki bütün iktidarlar tarafından ‘’yönetimde istikrar’’ gerekçesiyle savunulan % 10’luk seçim barajı demokratik temsile engel olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim barajı  kaldırılmalıdır; çünkü dolaylı ve dolaysız olarak pek çok adaletsizliğe yol açmaktadır. Baraj engeline takılan siyasi partilerin aldıkları oylarla çıkarmaları gereken milletvekillikleri barajı aşan partilere dağıtılmakta, bu partiler aldıkları oy oranının çok üzerinde sandalye sayısı elde etmektedirler. Bu sistem nedeniyle örneğin 2002 genel seçimlerinde olduğu gibi halkın oylarının % 46&#8217;sı meclis dışında kalan partilerde toplanabilmekte, seçimde birinci olan parti ise oyların % 34&#8242;ünü aldığı halde % 66&#8242;ya varan bir meclis çoğunluğu elde edebilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim barajı  kaldırılmalıdır; çünkü demokrasinin temeli olan ‘’temsilde adalet’’ ilkesi zedelenirken ‘’yönetimde istikrar’’ın sağlandığını söylemek, rejim tartışmalarının hiç bitmediği ülkemiz için oldukça zordur. Yönetimde istikrar savının aksine tek parti iktidarları, hükümetlerin en çok tartışıldığı, en derin siyasal krizlerin, hukuksuzlukların, hak kayıplarının ve toplumsal gerginliklerin yaşandığı dönemler olmuştur. Bu süreçte kurulan hükümetlerin gerçekte demokratik meşruiyete sahip oldukları söylenemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim barajı  kaldırılmalıdır; çünkü bu seçim sistemi meclise halkın değil, gerilim politikasıyla toplumu kutuplaştırıp birbirlerinin değirmenine su taşıyan liderlerin iradesini  yansıtmaktadır. Ülkenin halk adına yönetildiği, ülkenin kaderinin halk adına belirlendiği yer olması gereken Meclis, gerçekte halka kapalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim barajı  kaldırılmalıdır; çünkü seçmeni güçlüden yana tercihe zorlayarak siyaseti alternatifsiz bırakmakta ve böylece parti içi demokrasiyi fiilen engelleyerek lider sultasını pekiştirmektedir. Bugün milletvekillerinin kim olacağını belirleme yetkisi bazı istisnalar dışında tamamen birkaç siyasi parti liderinin tekelindedir ve seçilmek ancak onlara tâbi olmakla ve onlardan olur almakla mümkündür. Bu kaygıyla hareket eden vekiller iradelerini özgürce kullanamamakta, Meclis&#8217;teki  bir siyasi partinin milletvekili sayısı, parti liderinin sayısal gücünden başka bir anlam ifade etmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim barajı  kaldırılmalıdır; çünkü dünyada uygulanan en yüksek oran olan %10’luk barajın neden olduğu çarpıklık Türkiye’de demokratik ve özgür siyaset yapmayı imkânsız hale getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta AKP olmak üzere Meclis’teki ve Meclis dışındaki bütün siyasi partilere sesleniyoruz:</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin, adil temsil için ilk ve en somut adımı atarak seçim barajını derhal kaldıralım ve seçim sistemini demokratikleştirelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin, hep birlikte siyaseti halka geri verelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin, kısır, renksiz ve halk nezdinde güvenirliği tartışmalı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ni, güven duyulan, toplumdaki farklılıkları yansıtan, çok sesli ve çok renkli gerçek bir meclis haline getirelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçek bir demokrasi için ön koşul olan bu çağrımıza Meclis’teki iktidar ve muhalefet partilerinin verecekleri yanıt demokrasi yolunda bir samimiyet testi olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz aşağıda imzası  olan siyasi partiler, en kısa zamanda her siyasal görüş ve düşüncenin sandıktaki gücü oranında Meclis’te temsiline olanak sağlayan, barajsız ve adil bir seçim sistemine geçilmesini samimiyetle savunuyor, bu amaçla demokrasiden yana olduğunu ileri süren bütün siyasi partileri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ni göreve çağırıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">BİLDİRİYİ  İMZALAYAN SİYASİ PARTİLER</p>
<p style="text-align: justify;">Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)</p>
<p style="text-align: justify;">Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP)</p>
<p style="text-align: justify;">Emek Partisi (EMEP)</p>
<p style="text-align: justify;">Emekçi Hareket Partisi (EHP)</p>
<p style="text-align: justify;">Güçlü  Türkiye Partisi (GTP)</p>
<p style="text-align: justify;">Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR)</p>
<p style="text-align: justify;">Liberal Demokrat Parti (LDP)</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP)</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP)</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyalist Parti</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Birleşik İsçi Partisi (TBİP)</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Hümanist Partisi (THP)</p>
<p style="text-align: justify;">Yeşiller Partisi (YEŞİLLER)</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">BASIN TOPLANTISINA KATILAN PARTİ TEMSİLCİLERİ</p>
<p style="text-align: justify;">Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) adına PM üyesi Şamil Altan</p>
<p style="text-align: justify;">Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) adına Genel Başkan Doğan Tarkan</p>
<p style="text-align: justify;">Emek Partisi (EMEP) adına Genel Başkan Yrd. Güven Gerçek</p>
<p style="text-align: justify;">Emekçi Hareket Partisi (EHP) adına Genel Başkan Yrd. Serkan Atak</p>
<p style="text-align: justify;">Güçlü  Türkiye Partisi (GTP)</p>
<p style="text-align: justify;">Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) adına Genel Başkan Yrd. Azad Sağnıç</p>
<p style="text-align: justify;">Liberal Demokrat Parti (LDP) adına Genel Başkan Yrd. Feyza Geçmen</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) adına Genel Başkan Rıdvan Turan</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyalist Parti adına Genel Başkan Yrd. Kadir Akın</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP) adına Genel Başkan Yrd. Zafer Nuhoğlu</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Birleşik İsçi Partisi (TBİP) adına Genel Başkan Zeki Kılıçarslan</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Hümanist Partisi (THP)</p>
<p style="text-align: justify;">Yeşiller Partisi (YEŞİLLER) adına Eş Sözcü Hüseyin Güngör</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/10/adil-ve-demokratik-bir-secim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köyde mi Yaşamalı Şehirde mi?</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/10/koyde-mi-yasamali-sehirde-mi/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/10/koyde-mi-yasamali-sehirde-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:33:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Ozan Erzincanlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeşeriyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Köy]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=8001</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de 1927 yılında insan nüfusunun yüzde 75,8&#8242;i köy ve beldelerde yaşarken  2009 yılına gelindiğinde bu oran, yüzde 24,5&#8242;e gerilemiş. İl ve ilçe merkezinde  ikamet edenlerin oranı da 82 yılda yüzde 24,2&#8242;den yüzde 75,5&#8242;e çıkmış.
Bu konuyu açmak gerekirse, 1927 yılında aynı coğrafyada yaşıyormuşuz ve nüfusumuz  13.648.000 kişi imiş.
Bunların 10.345.184� ü (% 75,8) köy [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">T</span>ürkiye&#8217;de 1927 yılında insan nüfusunun yüzde 75,8&#8242;i köy ve beldelerde yaşarken  2009 yılına gelindiğinde bu oran, yüzde 24,5&#8242;e gerilemiş. İl ve ilçe merkezinde  ikamet edenlerin oranı da 82 yılda yüzde 24,2&#8242;den yüzde 75,5&#8242;e çıkmış.</p>
<p>Bu konuyu açmak gerekirse, 1927 yılında aynı coğrafyada yaşıyormuşuz ve nüfusumuz  13.648.000 kişi imiş.</p>
<p>Bunların 10.345.184� ü (% 75,8) köy ve beldelerde; 3.302.816� sı şehirlerde  yaşıyormuş.</p>
<p>2009 yılına gelindiğinde ise nüfus 72.561.312 kişi olmuş.  <span id="more-8001"></span></p>
<p>Bunların 17.777.521� i (%24,5) köy ve beldelerde; 54.783.791�i şehirlerde  yaşıyor.</p>
<p>82 yılda köy ve belde nüfusu 1,7 kat artarken şehir nüfusu 16,6 kat artmış !</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Şehir Nüfusu Neden Artar?</strong></span></p>
<p>İnsanların şehre göç etme sebeplerini yazarken önce kendi aklımdakileri,  tahminlerimi bir ortaya dökmek istiyorum. Şöyle bir düşünürsek köyden kente göç  sebepleri şunlar olabilir:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Köyde güvenlik eksikliği</li>
<li>İşsizlik</li>
<li>Eğitim güvencesi</li>
<li>Sağlık güvencesi</li>
<li>Akrabalara yakın olma isteği (herkes göç edince akrabalar şehirde daha sık  görüşebiliyorlar, kimse köyde son kalan olmak istemiyor)</li>
<li>Şehir hayatının sürekli reklâmının yapılıyor olması</li>
<li>Köylünün hakir görülmesi</li>
<li>Şehir hayatında daha çok olay ve etkinlik olması</li>
<li>Şehirde lüküs hayat rüyası</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu sebepler  tam da günümüzde gerçek görünümlü  bir aldanmacadır. Mustafa Kemal&#8217; in belirttiği gibi aslında köylü  milletin efendisidir. Bu kelamı şehirliler arada bir okuyup gördüklerinde  içlerinden güler de geçerler. Ancak bu lafın doğruluğu son yıllarda iyice ortaya  çıkmaya başlamıştır ve çok yakında kendini ayan beyan ispat edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin bunları yazdıktan hemen sonra çeşitli internet sitelerinden  bulduğum köyden kente göçün  sebepleri konusunda okul kitabı bilgilerine bakalım ve bunları irdeleyelim.  (Elbette beklendiği gibi duygusuz ve sadece ekonomiye  dayandırılmış istatistikler göreceğiz.)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>(Okul Kitapları ve  İstatistiklere Göre) Köyden Kente Göçün Nedenleri (ve bunların sorgulaması)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Köyden kente göç nedeni 1:</span><strong> Kırsal alanlardaki hızlı nüfus artışı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yorum:</strong> Eskiden de kırsalda yaşayan kişilerin doğurganlık oranı aynı idi ancak nüfus  artmıyordu. Bu maddenin doğru yazılışı şöyle olmalı idi:</p>
<p><em>- Bebek ölüm oranlarının azalması, halk sağlığı konusundaki gelişmelere rağmen  nüfus planlaması ve bilgilendirmeleri yapılmaması sonucu kırsal alanda hızlı  nüfus artışı</em></p>
<p>Bu aslında dünyadaki güçler tarafından bilerek yapılan bir uygulama. Ölüm  oranları azalsın ancak nüfus planlaması yapılmasın. Bu kişilere pek eğitim  imkânı da sunulmasın. Böylece şehre akmak zorunda kalan koca bir nüfus olsun ki  fabrikalarda, kömür ocaklarında köle olarak kullanılabilsin. Böylece bu fabrikalarda,  madenlerde eskiden 100  kişiye iş sağlayan üretim faaliyetleri tek bir makine ve tek bir işçi ile  yapılabilir. Ve böylece işsiz kalan 99 kişinin alacağı para sadece 1 kişiye  giderek onu zengin eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Durum böyle karmaşık bir içinden  çıkılmazlıklar sarmalı iken politikacıların her çiftin en az 3 çocuk yapması  yönünde verdiği telkinler; beni dünyanın geleceği hakkında  umutsuzlaştırıyor.</p>
<p>Evet, köyden kente göçün okul kitaplarında sunulan sebeplerini irdelemeye devam edelim,</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Köyden kente göç nedeni 2:</span><strong> Miras yoluyla tarım alanlarının daralması ve ailelerin geçimini karşılamaması</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yorum:</strong> Eskiden de miras yolu ile tarım alanları bölünüyordu. Ancak bu durum insanları  şehre göçe zorlamıyordu. (Ayrıca insandan başka hangi canlı acaba  kalabalıklaştıkça  nüfus yoğunluğu daha düşük olan bir yeri bırakıp da daha yoğun bir yere gitmeyi  tercih eder? Bunu yapanın, yaratıkların en zekisi kabul edilen insan olması çok  ilginç. Bu durum gösteriyor ki insan, günümüzde özgürlüğü en kısıtlanmış  canlıdır. Düşünün ki sivrisinekler bile böyle bir zorunlu göçe maruz  kalmıyorlar&#8230;)</p>
<p>Aslında bunun açılımı çok daha geniş� İlk maddede bahsettiğimiz gibi  kırsal nüfus arttı. Gelgelelim nüfus planlaması hakkında insanlara bilgi götürülmedi.  Hem bu arada tarım endüstriyelleşti. Çok gerekiyormuş gibi 1 kişi, eskiden 100  kişinin ürettiği tarım ürününü makineler ve bazı kimyasallar yardımı ile üretmeye başladı.</p>
<p>Gelin şu çarpıklığa bakın: hem nüfus artıyor  ve her kişinin sahip olduğu tarımsal  üretim alanı azalıyor; hem de kişi başına üretilebilen tarım ürünü artıyor! Bu  durumda çok büyük bir kesim için kırsalda iş imkânı son buluyor ve bu  kişiler şehirde benzer bir çarkı döndürmeye gidiyorlar. Önceleri fabrikalar,  kömür ocaklarında çok  sayıda işçi gerektiren işler yapacaklar ve yıllar geçtikçe onların yerini makine  ve bilgisayarlar alacak. Böylece reklâmlardaki gibi tıkır tıkır işleyen  ekonominin çarkları arasında bir çok insanın ezilmesi ile birileri  zenginleşirken birileri fakirleşecek&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Köyden kente göç nedeni 3:</span><strong> Tarım alanlarının yetersiz gelmesi ve erozyonun artmasıyla toprağın verimsiz  hale gelmesi</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yorum: </strong>Tarım alanlarının yetersiz hale gelmesi ve erozyon sonucu verimsizliğin sebebi  aslında 100 kişi ile yapılması gereken işlerin yapay gübre, tarım zehri ve  makineler ile 1 kişi tarafından yapılmaya çalışılması çabasıdır. Bu çaba yeni  kuşakta genetiği ile oynanmış tohumlar ile 1000 kişi yerine 1 kişinin çalışması,  daha çok gübre ve daha çok zehir şeklinde gelişiyor (!?).</p>
<p>Görüldüğü gibi çark gitgide daha içinden çıkılmaz bir hal alıyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Köyden kente göç nedeni 4:</span><strong> Tarımda makineleşmenin artması ve buna bağlı olarak tarımsal işgücünün  azalması</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yorum: </strong>İşte asıl bundan bahsediyoruz. Makineler aslında insanlar daha az çalışabilsin,  böylece işten arta kalan zamanda mutlu olabilsin diye icat edilip üretildiler. Ancak ne hikmetse şu anda  makineler, insanları işsizlik ve sonucunda mutsuzluğa sürüklüyor. Buna rağmen  insanlar sürekli daha verimli, en verimli makineyi yapmak çabasındalar.</p>
<p style="text-align: justify;">Garip ki çok garip&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Köyden kente göç nedeni 5:</span><strong> Kırsal kesimde iş imkanlarının sınırlı olması</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yorum: </strong>Bu da tarımda suni gübre, tarım  zehri ve makine kullanımı ile 100 kişinin işini  1 kişinin yapması sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Şu an Türkiye&#8217; de tüm  tarımsal üretim gerçek anlamda ekolojik (organik) olarak yapılsa, tüm işsizler  fazlası ile iş bulurlar. Zaten biraz da bu gerçeği göz ardı etmek için istihdam  verilerindeki önemli göstergelerden biri &#8220;tarım dışı istihdam&#8221; dır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Köyden kente göç nedeni 6:</span><strong> Ekonomik istikrarsızlık ve sosyal problemler</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yorum: </strong>10.000 yıldır günün büyük bölümü belli işler yapmaya alışmış insanoğlu kahvede,  kapı önlerinde işsiz güçsüz oturmak zorunda kalırsa; elbette ekonomik  istikrarsızlık ve sosyal problemler ortaya çıkar. En azından çalışmanın yerini  tutacak sosyal faaliyetler geliştirilmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde bu sorun televizyon  ile çözüldü aslında. Dünyanın en fazla TV izlenme oranı sanırım Türkiye� de.  Yazık bize ki gerçek hayat yaşanılabilir olmadığı için, beyaz camda başkalarının  sahte hayatlarını yaşamaya  çalışıyoruz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Köyden kente göç nedeni 7:</span><strong> Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yorum: </strong>Hem bazı güçler insanların şehre yerleşmesini istiyor olmaları; hem halk  tıbbının bilimciler tarafından hakir görülüp yok edilmesi ve hem de sağlık  sektörünün yoğun nüfusta hastaya daha kolay ulaşabilmesi amaçlı sağlık hizmetleri  belde ve köylere götürülmedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğitim ona keza. Zaten mevcut eğitim sistemimiz ve  tüm otoriteler okuldaki eğitimden başka hiçbir aktiviteyi �eğitim� olarak kabul  etmediği için insanlar mecburen kalabalık şehirlere gitmek zorunda hissettiler  kendilerini. Ne de olsa okula gitmemiş, özel ders bile almamış olan Kemalettin  Tuğcu; ortaokul terk olan Yaşar Kemal bize göre eğitimsiz kişilerdir değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Köyden kente göç nedeni 8:</span><strong> İklim ve yer şekillerinin olumsuz etkileri</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yorum: </strong>Burada asıl  bahsedilmek istenen deprem sanırım (Çünkü maalesef iklim değişimi dendiği zaman  vatandaşımız aslında yanı başımızdaki felaketin farkında değil).</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik sebepler ile ve kültürel birikim hiçe sayılarak  derme çatma yapılan binalar sonucu depremlerin fazla öldürücü olması da göçün  sebeplerinden biri olarak sayılıyor. Son Elazığ depremi haberlerinde, derme çatma yapıldığı iddia edilen evler  yüzünden ölümler olduğu iddia ediliyor. Yani yeni teknoloji ile yapılsa kimse  ölmezmiş&#8230;</p>
<p>Arkadaşlar, o köyde kimsenin yeni teknolojiye ulaşacak durumu  yok! Biz asıl, orada yaşayan insanlara geleneksel sağlam yapı kurma bilgi ve  becerisini nasıl kaybettirebilmişiz, bunu sorgulamalıyız. (Ayrıca kimsenin depremlerin oluş saatlerini  sorguladığı yok. Şili� deki deprem gün ortasında olmuş. Elazığ�daki deprem  sabaha karşı 4�te. Gölcük depremi de sabaha karşı olmuştu. Herkesin uyuduğu  saatte olan depremlerin daha ölümcül olması doğal değil mi?)</p>
<p style="text-align: justify;">Emin olunuz yoğun şehirleşme  ve kocaman binalar her koşulda kırsaldaki basit konutlardan daha tehlikelidir.  Şimdi TOKİ oralara gidecek ve insanlara ruhsuz, tek tip evler yapacak. İnsanlar  sağlam evlerinde, kırılgan hayatlar yaşayacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir de daha önceki bir yazımdan bir alıntı:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>�Dünyanın en büyük fay hattı olan Afrika� daki Büyük Rift Vadisi&#8217;nde insanlar  taş devrini yaşıyor iken çok büyük depremler olmuş ancak, hemen o civarda  yaşayanlar hariç, insanlar pek zarar görmemiştir. Oysa aynı depremler bugün olsa  bir atom bombasından çok daha fazla zarara ve ölüme sebep olur.�</em></p>
<p>Görüldüğü gibi deprem, insanlar kendileri ev inşa etmeye başladıktan itibaren  ciddi anlamda ölümcül olmaya başlamıştır. Evler büyüyüp sıklaştıkça da  öldürücülüğü artacaktır. İlkel insan için rüzgar kadar doğal bir vaka olan ve  korkulmayan deprem; ne ilginç ki günümüz modern insanının belki en korktuğu doğa olayıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Köyden kente göç nedeni 9:</span><strong> Kentlerde sanayinin gelişmiş olmasından dolayı iş imkânlarının fazlalığı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yorum: </strong>Evet görünürde  şehirde iş imkanı fazladır. Ancak zamanla işverenler (kendileri iyi  niyetli olsa da ayakta kalabilmek için) daha çok makine-bilgisayar alırlar;  bazı işleri teknolojik altyapısı kuvvetli uzman firmalara devrederler ve her  sene işçi çıkarırlar. Bakkal açsanız iki sokak öteye bir süpermarket kurulur ve  batarsınız. (Bence bu aralar şehirdeki en iyi iş çöpten kağıt toplayıcılığı..  Geleceği var, iş saatleri esnek, kıyafet yönetmeliği yok, geliri fena değil,  kolayca başlanabiliyor, rekabet düşük, uzmanlık ihtiyacı minimum, hem de dünyaya  çok faydalı)</p>
<p>Teknolojik gelişmeler ve bölgesel nüfus yoğunluğu arttıkça daha çok kişinin ihtiyaçları daha az  kişinin çalışması ile sağlanır. Ayrıca ne hikmetse bu daha az sayıdaki çalışanın çalışma  saatleri de sürekli uzatılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha da ilginci ortaya 2 grup insan çıkar; gün boyu neredeyse hiç iş yapmayanlar ve gün boyu nerdeyse durmadan çalışanlar. Kimse �çalışanların çalışma saatlerini azaltalım ve çalışmayanlara pay edelim. Böylece herkes mutlu olsun.� demez. (Ne mutlu ki son zamanlarda birkaç akıllı kişi bu amaçla kampanyalar başlatıyor bakınız:  <a href="http://yesilgazete.org/2010/02/15/haftalik-calisma-saati-21e-indirilsin-cagrisi">http://yesilgazete.org/2010/02/15/haftalik-calisma-saati-21e-indirilsin-cagrisi</a>)</p>
<p>İşte kitaplarda öğretilene göre köyden kente göçün sebepleri ve tarafımdan  yorumlanan gerçek içerikleri.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Peki, ne yapmalı?</strong></span></p>
<p>Ben diyorum ki artık şehirlerin  devri geçti. Ben  bu yılın başında bir beldeye yerleştim ve  şehirdekinden çok daha iyi imkânlara kavuştum. Teknoloji bağımlısı bile olsanız  birçok beldede ulaşamayacağınız  bir imkan neredeyse pek kalmamış gibi. Hele bir de  ufak bir hususi ulaşım  aracınız ve belde içinde kargo-posta hizmeti var ise; köylerde bile şehirdeki  imkanlar yanı sıra kırsalın nimetlerinden faydalanabilirsiniz.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong> Günümüzde Belde ve Köylerde Yaşamanın Şehirlere Göre Avantajları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kendi deneyim ve gözlemlerime  göre iyice alışmadan farklılıkları yazayım:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kendiniz üretemiyorsanız  	bile pazardan en iyi tarhanayı, salçayı, yoğurdu yapan  kişilerden muhabbet ederek şehirdekinin üçte biri fiyatına harikulade gıdalar  alacaksınız.</li>
<li>Belediye başkanı, muhtarı, kaymakamı yolda görüp derdinizi anlatabileceksiniz.</li>
<li>Çocuğunuz okula yürüyerek, birçok arkadaşı ile şehre göre çok daha fazla güven  içinde gidecek.</li>
<li>Çocuğunuz sadece ilkokul  	mezunu bile olsa; eğer televizyonu kaldırıp eve sadece radyo alır, evde 1000  	kadar kitap içeren çeşitli ilgi alanlarında çeşitli romanlardan oluşan bir  	kitaplık oluşturur ve çocuğunuzun ayda bir kitapçık okumasını  	sağlayabilirseniz; çocuğunuz doğayı gözlemleme ve bolca oyun oynama  	imkanlarını da  kullanarak büyüdüğünde şehirde asla olamayacağı kadar eğitimli bir  	insan olacak.</li>
<li>Günümüz pozitif bilimlerinin  	tümünün temeli doğadır. Pozitif bilimleri anlamanın ve bu alanda gelişmenin  	temel yolu doğayı gözlemlemektir. Kırsalda bu imkânınız şehre göre çok fazla  	olacak.</li>
<li>Belde ve köylerde hava temiz,  	gıdalar daha sağlıklı olduğu için daha az hasta olacaksınız. Ayrıca artık  	kırsalda iyi sağlık hizmetine hızlı ulaşmak belki de şehirden çok daha  	kolay. (Biz buna geçen hafta bizzat şahit olduk. Şehirde 3 gün  doktor peşinde koşup ulaşamayacağımız bir sağlık hizmetini bulunduğumuz beldede  yarım saat içinde alabildik. Hem de doktor günde yaklaşık 15 kadar hastaya baktığı ve iş  yoğunluğundan stres altında olmadığı için bizimle uzun uzun ilgilendi; 2 günde  sağlığımıza kavuştuk.)</li>
<li>Daha düşük bedelli daha  	güzel bir eve sahip olur veya kiralarsınız. Daha büyük bir evde olmanıza  	rağmen giderleriniz şehirdekinin yarısından azdır.</li>
<li>İnternet teknolojisi ile  	birçok işinizi şehre gitmek zorunda kalmadan yapabilirsiniz. (Artık birçok  	işte, hizmet alanlar için sizin fiziki olarak nerede olduğunuzun önemi  	yoktur. Ve artık bir çok köyde internet teknolojisi mevcut.)</li>
<li>Küçük bir bahçeniz de olursa  	geliriniz düşük, işiniz yoksa bile ekip biçtiğiniz ile hayata  	tutunabilirsiniz. Ayrıca komşuluk ilişkileri daha sıkıdır. Komşularınız siz  	açken şehirdeki kadar kolayca uyuyamaz.</li>
<li>Şehirlerde şehir ışıkları  	yıldızların parlaklığını emer. Belde ve köylerde yıldızlar çok parlaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Sonsöz</strong></span></p>
<p>Son bilgilerimize göre Türkiye� de 81 il, 923 ilçe ve 35.000&#8242;den fazla köy  bulunmaktadır. Şehir nüfusları düşse ve ilçe, köy nüfusları 3 kat kadar artsa  herkes daha mutlu olacaktır. Ancak güç odakları ekonomik zarara uğrayacağı için  bu fikrin kötü ve zararlı olduğu konusunda sürekli beynimizi yıkamaktadır.</p>
<p>Peki kitleler aslında tek tek bireylerden oluşmaz mı? Ve dünyayı iyi ya da  kötü yapan, bu bireylerin verdikleri  kararlar değil midir?</p>
<p>Ben derim ki eğer şehirde yaşama talihsizliği içerisindeyseniz, çok da fazla  düşünmeden pılınızı pırtınızı toplayıp size en cazip gelen ilçe ve hatta köye  gidin.</p>
<p style="text-align: justify;">Benim bildiğim en büyük düşünürlerden biri olan Tebrizli Şems� in şu lafı,  bana şehirden beldeye göçme gücü verdi. Umarım size de yardımcı olur:</p>
<p><em>&#8220;Düzenim bozulur,hayatım alt üst olur&#8221; diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olmayacağını? (Tebrizli Şems)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Sevgi ve saygılarımla,<br />
Hakan Ozan Erzincanlı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/10/koyde-mi-yasamali-sehirde-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Nükleer Korkusu&#8221; Göç Ettiriyor</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/10/nukleer-korkusu-goc-ettiriyor/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/10/nukleer-korkusu-goc-ettiriyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 10:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu]]></category>
		<category><![CDATA[Atom Santrali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=7998</guid>
		<description><![CDATA[Turizm cenneti Akkuyu’ da 35 yıldır &#8220;Nükleer atom santrali kurulacak korkusu&#8221; yaşayan köylüler göç ediyor. Beldeden bir yıl içinde 700 kişi göç etti.
Göçten en çok endişe duyanların başında Büyükeceli Belediye Başkanı Mehmet Kale geliyor. Kale, ”Göçü durduramasak belediyemiz fes edilecek. 5393 sayılı belediye yasasına göre 2 bin seçmenin altında olan belde belediyeler kapatılacak. Göçün tek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">T</span>urizm cenneti Akkuyu’ da 35 yıldır &#8220;Nükleer atom santrali kurulacak korkusu&#8221; yaşayan köylüler göç ediyor. Beldeden bir yıl içinde 700 kişi göç etti.<span id="more-7998"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-full wp-image-7999" title="akkuyugoc.hlarge" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/akkuyugoc.hlarge.jpg" alt="akkuyugoc.hlarge" width="370" height="246" />Göçten en çok endişe duyanların başında Büyükeceli Belediye Başkanı Mehmet Kale geliyor. Kale, ”Göçü durduramasak belediyemiz fes edilecek. 5393 sayılı belediye yasasına göre 2 bin seçmenin altında olan belde belediyeler kapatılacak. Göçün tek nedeni kurulması düşünülen Nükleer Atom santrali &#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyükeceli beldesi Hürriyet Mahallesi Muhtarı Kemal Budak ise “Akkuyu Köylüsü Nükleer’den değil Organik Tarımdan ekmek yemek istiyor. Nükleer enerji değil Akdeniz rüzgarıyla güneşini elektriğe çevirecek güneş enerjisi, istiyor Köylü toprağını bırakmak istemiyor. Tarımdan gelen gelirleri azaldığı için toprak satıyor. Nükleer yandaşları bilinçli bir politika ile Akkuyu köylüsünü topraklarından kaçırtıyor.&#8221; diyor</p>
<p>Bölgedeki belediye başkanları işadamları ve nükleer karşıtlarıyla ortak bir açıklama yaparak, hükümete uyarıda bulundu ve nükleer santralden vazgeçilmesi istendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyükeceli Belediyesi Tesisleri&#8217;nde gerçekleştirilen toplantıda konuşan Mersin Nükleer Karşıtı (NKP) Platform Sözcüsü Sabahat Aslan, nükleer santrallerin kuruldukları bölgenin geleceği, yaşam alanı ve ekolojik dengesi açısından büyük bir tehlike olduğunu söyledi. Söz konusu santrallerin çalıştığı süre boyunca atıklarının sürekli radyasyon yaydığını vurgulayan Aslan, bu radyasyonun da tarım, hayvancılık, balıkçılık ve turizmi yok ettiğini, bunun yanında insan sağlığını bozduğunu belirterek, söz konusu enerjinin aynı zamanda da pahalı, hammadde ve teknoloji açısından da dışa bağımlı olduğunu savundu.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslan, &#8220;Dünya artık nükleer santralden vazgeçiyor. Çünkü çok pahalı ve riskli. Teknolojisi ne kadar yenilense de kaza riski engellenemiyor ve üretim güvenliği sağlanamıyor. Daha ucuz enerji elde edilemiyor. Ülke olarak enerjiyi etkin ve verimli kullanabiliriz. Bunun yanında yenilenebilir enerji kaynaklarına güneş ve rüzgar enerjisine yatırım yapabiliriz. Bu nedenle nükleer santrallere ihtiyacımız yok. Bizler tarımımıza, hayvancılığımıza, turizmimize ve sağlığımıza sahip çıkmak için ülkemizin nükleer çöplük haline dönüşmemesi için Akkuyu&#8217;da ve ülkemizin hiçbir yerinde nükleer santral yapılmasını istemiyoruz&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün gelinen noktada Akkuyu&#8217;nun, dünyanın en güzel koylarından birine sahip olduğunu kaydeden Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Meclis Başkanı Faik Burakgazi, bölgede bir nükleer santral kurulmasının, üzücü olduğunu söyledi. Burakgazi, bu noktada da nükleer karşıtı mücadelede yöntemin değiştirilmesi gerektiğini bildirdi, mevcut karşı çıkışlarınsa karar vericiler üzerinde herhangi bir etkisinin de olmadığını iddia etti. Nükleer santral ihalesinde sona gelindiğini hatırlatan Burakgazi, hükümete ve yetkililere seslenerek; Akkuyu&#8217;dan yükselen çığlığa kulak verilmesini istedi. Burakgazi, nükleer santralle ilgili olarak verilen kararın yeniden gözden geçirilmesini ve projenin ertelenmesi talebini gündeme taşıyarak, dünyanın yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneldiğini, bu kapsamda da Mersin&#8217;in nükleer enerji yerine, güneş enerjisinden faydalanabileceğini söyledi. Nükleer santral yapımını &#8216;tarihi bir hata&#8217; olarak nitelendiren Burakgazi, bu hatadan bir an önce dönülmesi uyarısında bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;">Mersin Sanayici ve İşadamları Derneği (MESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Doğan da, balık çiftlikleri ve nükleer santrale karşı uzun bir süredir mücadele ettiklerini anlatarak, nükleer santral konusunun kamuoyuna açık bir platformda bilim insanları tarafından tartışılıp, kamuoyunun bilinçlendirilmesini konusunu gündeme taşıdı. Ali Doğan, Büyükeceli Belediyesi önderliğinde çevre ilçe ve belde belediyelerini kapsayan geniş kapsamlı bir eylem planı hazırlanması çağrısı yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Başkan yardımcısı ve aynı zamanda da Mersin Gazeteciler Cemiyeti (MGC) Yönetim Kurulu Başkanı da olan Ahmet Ünal ise, gazetecilik mesleğini icra edenler olarak da kentte bir nükleer santral yapılmasına karşı olduklarını dile getirdi. Ahmet Ünal, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Biz gazeteciler olarak hayattan yanayız, çevreden yanayız. Burada kavganın asıl noktasındayız. Eğer kavga buradan başlayacaksa; buranın çok iyi örgütlenmesi gerekir. Mersin&#8217;de yaşayan gazeteciler adına biz bu mücadelenin içinde varız. Büyükeceli&#8217;den Mersin&#8217;e ve Antalya&#8217;ya kadar bir kamuoyu oluşturup, eylem sürecini başlatmanın tam zamanıdır.&#8221; diye konuştu</p>
<p style="text-align: justify;">Akkuyu Nükleer Santralı henüz proje aşamasında, ancak yıllardır süren altyapı ve hazırlık çalışmalarını yürüten işçileri var.</p>
<p style="text-align: justify;">Mehmet Miras</p>
<div style="text-align: justify;">NTV</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/10/nukleer-korkusu-goc-ettiriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emekliler &#8216;Rüşvet&#8217;i Protesto Etti</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/10/emekliler-rusveti-protesto-etti/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/10/emekliler-rusveti-protesto-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 09:59:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Emekli-Sen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=7995</guid>
		<description><![CDATA[DİSK/Emekli &#8211; Sen, Türkiye Emekliler Derneği’ne (TİED) üye olmadığı halde yaklaşık 770 bin kişiden, bilgi ve rızaları olmadan 18 TL aidat kesilmesine karşı sert tepki gösterdi. Emekli – Sen’liler, 9 Mart Salı günü, saat: 12:30’da, başta Ankara olmak üzere ülkenin her yerinde, SGK İl Müdürlükleri önünde yaptıkları basın açıklamalarıyla bu yasal olmayan RÜŞVETİ protesto ettiler.
ONURUYLA [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-full wp-image-7996" title="emeklisen_311613456" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/emeklisen_311613456.jpg" alt="emeklisen_311613456" width="318" height="238" /><span class="drop">D</span>İSK/Emekli &#8211; Sen, Türkiye Emekliler Derneği’ne (TİED) üye olmadığı halde yaklaşık 770 bin kişiden, bilgi ve rızaları olmadan 18 TL aidat kesilmesine karşı sert tepki gösterdi. Emekli – Sen’liler, 9 Mart Salı günü, saat: 12:30’da, başta Ankara olmak üzere ülkenin her yerinde, SGK İl Müdürlükleri önünde yaptıkları basın açıklamalarıyla bu yasal olmayan RÜŞVETİ protesto ettiler.<span id="more-7995"></span></p>
<p style="text-align: justify;">ONURUYLA YAŞAYAN EMEKLİLER KİRLİ OYUNLARI BOZACAKTIR</p>
<p>ANKARA &#8211; (Yılmaz Kızılırmak) ‘TİED – SGK İŞBİRLİĞİ İLE YAPILAN AİDAT SOYGUNUNA SON’ pankartı ardında gerçekleşen eylem yoldan geçenlerce ilgiyle izlendi.</p>
<p>Ankara’da gerçekleşen protesto eylemi, Necatibey Caddesi üzerinde bulunan SGK Müdürlüğü önünde yapıldı. Saat: 12.30’da basın açıklaması yapan –yapılan açıklamanın tamamı aşağıdadır- Emekli – Sen Genel Başkanı Veli BEYSÜLEN, ‘Kişi başı 18.00 TL. olan bu kesinti, birçoğu derneğe üye olmamış toplam 770.000 emeklinin maaşından yapıldı. Bunu rakama vurduğumuzda 13 milyon 860 bin, yani eski parayla 13 trilyon 860 milyar TL. kesilip derneğin kasasına aktarıldı. Bütün bunlar 5 Ocak’ta Dernek başkanı tarafından Başbakana çiçek verilmesinin nedenini açıkça ortaya koyuyor’ dedi. Yapılan kesintinin yasal olmadığını vurgulayan BEYSÜLEN, derneklerin üyelik işlemlerinin ve üyelerinden aidat kesintilerinin yasada açıkça ortaya konulduğunu belirterek, bu yapılanın yasadışı olduğunu belirtti.</p>
<p>Emekliler basın açıklaması sırasında, ‘AKP ZAMMINI AL BAŞINA ÇAL – SAVAŞA DEĞİL EMEKLİYE BÜTÇE – EMEKLİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ’ sloganlarını haykırdılar.</p>
<p>Yeni yıla girildiğinde hükümetin emekli aylıklarında yapılacak düzenleme konusunda uçurduğu balonu, Emekliler Derneği Genel Başkanı Kazım ERGÜN o günlerde başbakana çiçek vererek kutlamış ve kendisine biçilen misyonu yerine getirmişti. 950 TL emekli maaşı alan Kazım ERGÜN’ün, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Yönetim Kurulu üyeliği yaptığı ve buradan da ayda 4 bin 300 lira aldığı öğrenilmişti.</p>
<p>Emekliler, aylıklarından rızaları alınmadan bu korsan derneğe üyeymiş gibi kabul edilerek kesilen ve derneğin kasasına akıtılan 13 milyon 860 bin TL’yi, emeklilerin mücadelesinin önünde barikat örülmesi için verilen bir rüşvet olarak değerlendirmektedir.</p>
<p>Bu ülkede onuruyla yaşayan ve demokrasi mücadelesinden emekli olunmaz diyen emekliler, uygulamaya konulan oyunları bir gün mutlaka bozacaktır.</p>
<p>DİSK/Emekli – Sen Genel Başkanı tarafından okunan metin:<br />
Değerli Basın Emekçileri, Değerli Arkadaşlar;</p>
<p>Hepinizin bildiği gibi, Çalışma ve Sosyal Bakanı Ömer Dinçer Aralık ayı içinde yaptığı açıklamada intibak yasası çıkarmak için çalışma yaptıklarını ve emeklilerin maaşları arasındaki farklılıkları gidereceklerini söyleyerek, milyonlarca emekliyi beklentiye sokmuştu.</p>
<p>Bu açıklamaya ve emeklilerin yıllardır süren beklentisine rağmen, intibak yasası çıkarmayan hükümetin yaptığını söylediği sözde iyileştirmeye ilişkin açıklama 5 Ocak 2010 tarihinde partisinin grup toplantısın da Başbakan tarafından yapıldı. Başbakan az maaş alan emekliye çok, çok maaş alan emekliye ise az zam verdik, böylece emeklilerimiz arasındaki farkı gidermeye çalışıyoruz dedikten sonra açıklamasına, iktidara geldiğimiz 2002 yılından bu yana emeklilerimizi enflasyona ezdirmedik şeklinde devam etmişti. Gerçekleri çarpıtmayı ve rakam oyunlarıyla toplumu yanıltmayı çok iyi beceren Sayın Başbakan bu konudaki ustalığını bir kez daha gösterdi ve toplumu yanılttı. Halbuki, bu ülkede yaşayan herkes çok iyi bilir ki, günlük hayatta karşılaştığımız enflasyonla TÜİK tarafından açıklanan enflasyon arasında dağlar kadar fark vardır. Buna rağmen iktidara geldiğimizden beri emeklilerimizi enflasyona ezdirmedik demek, insanlarla dalga geçmekten başka bir şey değildir.</p>
<p>Başbakanın toplumu yanıltması bununla da sınırlı kalmadı. Açıklamasında düşük maaş alana yüksek zam verdik diyerek böbürlenen Başbakanın düşük maaşa verdiklerini söylediği %20’inin reel karşılığı 62.00 TL. yüksek maaşa verdikleri %4,5’un karşılığı ise 102.00 TL’dir. Başbakanın söylediğini doğru kabul etmek 62 rakamının 102 rakamından büyük olduğunu kabul etmek ve dolayısıyla matematiği tersten okumak anlamına gelir.</p>
<p>Açıklamanın yapıldığı AKP Grup toplantısında Milletvekili sıralarında kucağında çiçekle oturmakta olan Türkiye Emekliler Derneği başkanı Kazım Ergün açıklama biter bitmez, kucağındaki çiçekle kürsüye çıkarak, açıklamasıyla milyonlarca emekliyi bir kez daha hayal kırıklığına uğratan Başbakan’a çiçek verdi. Dernek başkanı bu kısmı iyileştirmeyi intibak yasası zannetmiş olmalı ki, Hiçbir anlamı olmayan, yılbaşında tükettiğimiz mallara yapılan zamlar sonucu fazlasıyla geri alınmış olan bu komik artış için Başbakana çiçek vererek, iktidar tarafından tezgâhlanmış olan bir oyunda kendisine biçilen rolü oynamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Basın Emekçileri, Değerli arkadaşlar;<br />
Bütün bu yapılanlar yetmiyormuş gibi, şimdide Şubat ayı maaşını almaya giden emekliler, maaşlarından yapılan kesintiyle karşılaştılar. Bu kesinti cemiyet kesintisi adı altında eski adı Türkiye İşçi Emekliler Derneği, yeni adı Türkiye Emekliler Derneği olan derneğe üye olarak gösterilen emeklilerin maaşlarından aidat kesintisi diye yapıldı.</p>
<p>Kişi başı 18.00 TL. olan bu kesinti, birçoğu derneğe üye olmamış toplam 770.000 emeklinin maaşından yapıldı. Bunu rakama vurduğumuzda 13.milyon 860 bin, yani eski parayla 13 trilyon 860 milyar TL. para kesilip derneğin kasasına aktarıldı. Bütün bunlar 5 Ocak’ta Dernek başkanı tarafından Başbakana çiçek verilmesinin nedenini açıkça ortaya koyuyor. Bizler buna şaşırmadık. Çünkü bu oyun yıllardır tekrar, tekrar sahnelenmektedir. Hepinizin bildiği gibi emekli maaşları Ocak ve Temmuz ayları olmak üzere yılda iki defa arttırılmaktadır. Dolayısıyla aidat kesintisi emeklilerin maaşlarının miktarını tam olarak öğrenemedikleri Ocak veya Şubat aylarında yapılmaktadır.  Bu yıl yapılan da daha önceki yıllarda yapılanlardan farklı değildir.</p>
<p>Değerli Basın Emekçileri;<br />
5253 sayılı Dernekler kanununun 11. maddesi: “Dernek gelirleri alındı belgesi ile toplanır ve giderler harcama belgesi ile yapılır. Dernek gelirlerinin bankalar aracılığı ile toplanması halinde banka</p>
<p>tarafından düzenlenen dekont veya hesap özeti gibi belgeler alındı belgesi yerine geçer. Alındı belgeleri ve harcama belgelerinin saklama süresi beş yıldır.<br />
Dernek gelirlerinin toplanmasında kullanılacak alındı belgeleri yönetim kurulu kararı ile bastırılır. Alındı belgelerinin şekli, bastırılması, onaylanması ve kullanılması ile dernek gelirlerinin toplanmasında kullanılacak yetki belgesine ilişkin hususlar yönetmelikte düzenlenir.</p>
<p>Dernek gelirlerini toplayacak kişiler yönetim kurulu kararıyla belirlenir ve bunlar adına yetki belgesi düzenlenir.” demektedir. Kesintinin cemiyet kesintisi adıyla yapılması bu maddeye karşı bir hile olarak yapıldığı kuşkusunu uyandırıyor. Kanunun bu açık hükmü de göstermektedir ki, dernek gelirleri ancak dernek yönetimince bastırılan belgelerle yine dernek yönetimi tarafından yetki verilen kişilerce toplanabilir. Hal böyle iken SGK tarafından birçok emeklinin haberi olmadan emekli maaşlarından aidat kesilmesi ve derneğin kasasına aktarılması kanunsuz bir uygulamadır. Üstelik bu kesintiler kurum tarafından üye formları istenip incelenmediği için derneğin verdiği liste dikkate alınarak yapılmaktadır.</p>
<p>Bu aidatların neye dayanarak yapıldığını tespit emek amacıyla 15.01.2009 tarihinde tarafımızdan SGK Başkanlığına yazılan yazıya 17.3.2009 tarihinde kurum başkanlığı tarafından cevap verilmiş ve aidat kesintisinin sözde dayanağı olarak 5502 sayılı kanunla SGK’ya devredilen SSK Yönetim Kurulunun 15.9.2005 tarihinde aldığı karar gösterilmektedir. Kurumun dayanak olarak aldığı bu karara göre aidat kesintisi talebinde bulunan emekli derneğinin bu talebinin yerine getirilmesi için müracaat tarihinde Türkiye genelinde en az %35 oranında örgütlü olması, kurum tarafından gelir/aylık ödenen toplam emekli dul ve yetim sayısının en az  %1 ‘ini üye yapması ve bu şartların da T.C. İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığından alınan yazıyla belgelendirilmesi gibi kriterler göz önüne alınarak kesinti yapılmaktadır.</p>
<p>Görüldüğü gibi bu kriterlerin dayandırıldığı her hangi bir kanun maddesi bulunmamaktadır. Aksine 506 sayılı SSK kanunun 121. maddesi ile 5510 sayılı SSGSS kanununun 93. maddesi kurum tarafından bağlanan gelir, aylık ve ödenekler başkasına devir ve temlik edilemez, nafaka borçları dışında hak sahibinin onayı olmadan haciz konamaz denmektedir.</p>
<p>Sendika olarak kurulduğumuz günden itibaren birçok defa üyelerimizin muvafakatinin dikkate alınması ve üyelik aidatlarının kurum tarafından ödenen gelir ve aylıklarından kesilerek sendikamız hesabına aktarılması için yaptığımız bütün başvurulara, yukarıda belirtilen kanun maddeleri gerekçe gösterilerek red cevabı verilmiştir. Bütün bunlar yandaş örgütlerin iktidar tarafından nasıl korunduğunu gösteriyor.</p>
<p>Kesintinin dayanağı olarak gösterilen SSK yönetim kurulu kararı kanuni hiçbir dayanağı olmayan idari bir karardır. Bu nedenle kararın iptali için önümüzdeki günlerde idari yargıda dava açacağız. Dava açmak üzere, avukatımız tarafından hazırlık yapılmaktadır. Bunun yanı sıra tüm emeklileri maaşlarından kesinti yapılıp yapılmadığını tespit etmek için SGK birimlerine başvurmaya çağırıyoruz. Bu konuda hazırlanmış olan dilekçeler tüm şube ve temsilciliklerimizde bulunmaktadır. 9 Mart 2010</p>
<p>GENEL YÜRÜTME KURULU ADINA<br />
GENEL BAŞKAN VELİ BEYSÜLEN</p>
<p style="text-align: justify;">(soldiyalog)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/10/emekliler-rusveti-protesto-etti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şahenk ve Sabancı Yok Olmasın</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/10/sahenk-ve-sabanci-yok-olmasin/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/10/sahenk-ve-sabanci-yok-olmasin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 09:37:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haber Merkezi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sivil Toplumdan]]></category>
		<category><![CDATA[Akbank]]></category>
		<category><![CDATA[Garanti Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf]]></category>
		<category><![CDATA[Ilısu Barajı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=7990</guid>
		<description><![CDATA[Hasankeyf, 10 bin yıldır olduğu gibi bugün de Dicle&#8217;nin kıyısında yaşıyor. Üzerinde Ilısu Barajı&#8217;nın kara bulutları dolaşıyor. O, direniyor. Yaşıyor.
Bu akşam, Ilısu Barajı için eksik krediyi veren ve Hasankeyf&#8217;in yok edilmesine ön ayak olan Ferit Şahenk ve Suzan Sabancı&#8217;yı düşünüyorum. Garanti Bankası&#8217;nın ve Akbank&#8217;ın patronları&#8230;
Onlar şimdi ne yapıyor? Sonuçta onlar da insan evladı değil mi? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-7991" title="hkbankalar" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/hkbankalar.jpg" alt="hkbankalar" width="520" height="255" /><span class="drop">H</span>asankeyf, 10 bin yıldır olduğu gibi bugün de Dicle&#8217;nin kıyısında yaşıyor. Üzerinde Ilısu Barajı&#8217;nın kara bulutları dolaşıyor. O, direniyor. Yaşıyor.<span id="more-7990"></span></p>
<p>Bu akşam, Ilısu Barajı için eksik krediyi veren ve Hasankeyf&#8217;in yok edilmesine ön ayak olan Ferit Şahenk ve Suzan Sabancı&#8217;yı düşünüyorum. Garanti Bankası&#8217;nın ve Akbank&#8217;ın patronları&#8230;</p>
<p>Onlar şimdi ne yapıyor? Sonuçta onlar da insan evladı değil mi? Başlarını yastığa rahat koyuyorlar mı?</p>
<p>İçine düştükleri günah hakkında medyanın haber yapmasını engelliyorlar. Peki vicdanlarının sesini susturabiliyorlar mı? Bilmiyorum.</p>
<p>Vicdanları kalmış mıdır? Onu da bilmiyorum.</p>
<p>Ancak kesin olarak bildiğim başka bir şey var. Şayet bu yanlıştan geri adım atmazlarsa, Şahenk ve Sabancı, Hasakeyf&#8217;ten çok kendilerini yok etmiş olacak.</p>
<p>İşledikleri vicdan suçunu unutmak ve unutturmak için elbette çok çalışacaklar.</p>
<p>Konu hakkında tek bir haber yaptırmayacaklar. Reklam veren oldukları için, gazeteleri, dergileri ve televizyonları kolayca susturacaklar. Devlet bizi çok sıkıştırıyor diyerek, kendi servetlerini, dünyanın servetinden daha çok önemseyecekler.</p>
<p>Kültür ve sanat müzeleri açtıracaklar. Müzelere, kendi adlarını ve soyadlarını verecekler. Toplantılar düzenleyecekler, o toplantılarda ne kadar doğasever olduklarını anlatacaklar. Yaban keçilerine uydu vericisi taktıracaklar. Çevreci ürünler geliştirecekler. Duş başlıkları, ampuller dağıtacaklar. Fotoşop hilesiyle kutup ayılarını koruyacaklar. Kendi yönettikleri vakıflara, sayısız sosyal sorumluluk projesi yaptıracaklar.</p>
<p>Çok uğraşacaklar. Didinecekler. Ancak hiçbiri beş para etmeyecek. Olmayacak&#8230;</p>
<p>Şuurlarının altındaki acı, hiç dinmeyecek. Onlar hiç farkında olmasa bile, tarih huzurunda işledikleri günah, onların peşini hiçbir zaman bırakmayacak. İnsan uygarlığının en değerli izlerinden birine, Hasankeyf&#8217;e ve doğaya karşı işledikleri suç, asla unutulmayacak.</p>
<p>Öyle bir an gelecek ki, Hasankeyf ve Dicle Nehri sulara gömülse ve geriye yalnızca o muhteşem fotoğrafı kalsa bile, Şahenk ve Sabancı&#8217;dan daha gerçek olacak.</p>
<p>Hasankeyf, uğrunda binlerce insanın mücadele ettiği bir coğrafya, onlarsa bu mücadelenin kötü adamları olarak tarihe geçecek.</p>
<p>Şahenk ve Sabancı, tarih karşısında, kendi kendilerini yok edecek.</p>
<p>Şimdi düşünüyorum da&#8230; Ilısu Barajı&#8217;nın duvarı çoktan örülmüş.</p>
<p>Duvarın taşları, Şahenk, Sabancı ve ötekilerin korkuları.</p>
<p>Duvarın arkasında biriken, Dicle&#8217;nin suyu değil, onların serveti.</p>
<p>Sular altında kalan ise, aynı insanların onuru.</p>
<p>Zaman gerçeği en çıplak haliyle gösterecek. Bu yolculukta, hep beraber, Dicle&#8217;ye arkadaşlık edeceğiz. Tüm dünya, tek vücut olup şu sorunun yanıtına şahitlik edeceğiz:</p>
<p>&#8220;Yok mu bu korku duvarını yıkacak bir yiğit?&#8221;</p>
<p>Yanıtının altına imzamızı koyacağız. Vicdanımızın sesi ve Dicle nehrinin suyuyla&#8230;</p>
<p>Şimdi, o yiğit sesimizi duysun diye, bir kez daha sesleniyorum.</p>
<p>Şahenk ve Sabancı yok olmasın! Hasankeyf yok olmasın!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;">07.03.2010 </span></p>
<p style="text-align: justify;">Güven Eken<br />
Doğa Derneği Başkanı<br />
<a href="mailto:guven.eken@dogadernegi.org"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/10/sahenk-ve-sabanci-yok-olmasin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
