[Kuşlar, Orman ve Ben] Gökmen Argun ile SGP’yi konuştum: Küresel düşün, yerel hareket et!

Türkiye’de Doğa ve İnsan Konularının Yakın Tarihi’nde Tanıklıklar

Güneşin Aydemir

17

Gökmen Argun ile SGP’yi konuştum: Küresel düşün, yerel hareket et!

Alper artık bana sormaktan vazgeçti. Neden derseniz, sor sor nereye kadar! O da haklı.

Her haftasonu yazayım diyorum, bir şekilde olmuyor. Zaten Şubat sonundan beri yollardaydım. Sizin de çeşitli yerlerden tanıdığınız Durukan ve bir başka arkadaşımız Karen ile birlikte yollardaydık. Urla, Torbalı, Kuşadası, Muğla, Köyceğiz, Fethiye, Dalyan, Bodrum yollarında. Bayram değil, seyran değil bunlar neden geziyor diye soranlarınız olmuştur. Bir kere bir vaktimiz oldu, bir aralık, bir nefes aralığı. Uzun süredir iade-i ziyaret yapmak istediğimiz insanlar. Bir de gezelim, görelim, kafaları bir rahatlatalım istedik. Nitekim öyle de oldu.

Bu kısa rapordan sonra devam edeyim. Yıl 1993 civarı. (nerede kaldığımızı merak edenler için bir önceki yazı şu linkte )

Bir yandan aklımda sorular zihnimi bulandırıyordu. Öte yandan sürekli hareket halindeydim. Okuldan mezun olmuş, akademik kariyer yapmayı denemiş ve bana göre olmadığını anlamış durumdaydım. Benim durumumdaki insanların para kazanmaya başlamak gibi bir derdi vardı. Nedense ben elime verilmiş YÖK Bursunu da kabul etmemiştim. Kuş, börtü böcek peşinde koşar bir haldeydim. Bir yerden dönüp, evden tekrar ayrılmam arasında geçen süre 1-2 günü geçmiyordu.

Sultansazlığı

O dönem Türkiye’nin doğal alanları üzerinde irili ufaklı pek çok proje yapılmaya başladı. Çoğu, envanter tutma amaçlı, keşif yönünde yapılan araştırmalardı. Tam olarak bilimsel amaçlı değil koruma amaçlı olduğu için de amatör kuş gözlemcileri ile bilim insanlarının birlikte çalıştığı o hibrit çalışmalardı diyebiliriz.

Bu çalışmalar çoğunlukla uluslararası kuş koruma kuruluşlarının yürüttüğü çalışmalardı. Daha sonra ismi BirdLife International olan ve Uluslararası Kuşları Koruma Örgütü olarak Türkçe’ye çevirebileceğimiz kuruluş kanalıyla Türkiye’de pek çok kuş koruma amaçlı proje gerçekleştirildi. Birdlife’ın Türkiye’deki temsilci kurumu o dönemde Doğal Hayatı Koruma Derneği idi.

Türkiye, Anadolu coğrafyası, doğasıyla, barındırdığı tür sayısıyla ve çeşitliliği ile Avrupa’lı kuş gözlemcilerinin tarih boyunca en gözde yerlerinden biri olmuştur. Zira bir Avrupa’lı için Küçük Asya, Uzak doğu, Afrika, Akdeniz ve Kuzey yarıküre kuşlarını bir arada görebilecek çok az yerden biriydi. Anadolu’nun nasıl fantastik bir doğa coğrafyası olduğu konusuna ileride kapsamlı şekilde geleceğiz.

Araştırmacılar çalışma alanlarını bu yöne çevirmişlerdi ve sürekli kuş uzmanları çeşitli vesilelerle geliyorlardı. Kuş gözlemci sayısı o dönem o kadar azdı ki bu araştırmalara eşlik edecek yerli kuşçular olarak hepimiz katıldık o çalışmalara ve Anadolu’nun doğasını, köylerini, insanını ilk defa o sırada yakından tanıma fırsatı bulduk.

Küçük ölçekli projeler dönemi başlıyor…

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP), Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ile ortak bir programı vardır. Dünya Bankası da bu programın ortaklarından biridir. Küresel Çevre Fonu, İngilizce ismin kısaltması ile GEF’in üç ölçekte dağıttığı fonların en küçüğü, küçük olduğu için çok, pek çok sevdiğimiz bir fon programı vardır. SGP (Small Grants Program), “küresel düşün, yerel hareket et” sloganıyla sadece sivil toplum örgütlerine açık olan bir fon programıdır.

Bugün onlarca küçük projeyi desteklemiş bu programın koordinasyonunu Doğal Hayatı Koruma Derneği günlerimde çalışma arkadaşım olan Gökmen Argun yapıyor. Kendisiyle ufak bir röportaj yaptım. Paylaşıyorum.

Güneşin Aydemir: Gökmen merhaba. Sen şimdi SGP’nin neredeyse 8 yıldır Türkiye Koordinatörüsün. SGP yi biraz anlatır mısın bize? Nedir?

Gökmen Argun

Gökmen Argun: Güneşincim, birşeyler söylemeden önce sana teşekkür etmek istiyorum, bize bu fırsatı vermen büyük incelik. Programı öncesinde de tanıyordum. Hatta bir yayın projemizi desteklemişlerdi. Bu benim en hızlı desteklenmiş hiç uzamadan kaynağa ve desteğe ulaştığımız bir örnekti. Farklı çizgisi olduğunu düşündüren bir kaç not vardı aklımda. İçinde olmak da bir sürpriz oldu benim için.

SGP benim gözümde yakın geleceğimizi kendi ellerimizle nasıl şekillendirebileceğimizi gösteren bir program. Dünyanın hızla değişimine karşın sarsılmadan ayakta kalabilmek çok önemli. Yenilikçi denemeler yapmamıza da yaşadığımız toplumun bilgi birikimini etkin olarak devreye sokmamıza da olanak vermek gerekiyor. Dikkat, bilgi birikimini devreye sokmak söylendiği kadar kolay bir iş değil. Çoğunlukla boş bir alana girdiğimizi sanıyoruz, adımlarımız getirdiklerimizle sınırlı oluyor. Bu sorunları doğru analiz etmeyi, çözümlerin dayanaklarını kaçırmamızı getirebiliyor ne yazık ki.

Bu programla aslında GEF daha nitelikli bir sorun analizi ve çözümleri mevcuttakilerden öykünerek tespit etmeyi arıyor. Üstelik bunu aklımızın erdiği gözümüzün gördüğü ölçeklerde yapabilir ve hatta ancak bu şekilde yukarıya taşıyabiliriz diye kuruyor stratejisini. Bir de aslında içimizden bildiğimiz bir şeyi yeniden öğreniyoruz, ya da yeni yollar deniyoruz diyelim. Geleneksel üretim alanlarının, yani insan doğa ilişkisini en azından belirgin hatlar üzerinde dayanıklı kılacak çalışmaları desteklemeyi benimsiyor SGP. Sadece biyoçeşitlilik açısından değil, ekolojik tarım, karbon tutma, enerji verimliliği, toplumun tüm taraflarını dahil etme, iletişim platformları kurma, bilgi yönetimi gibi alanlarda da sorun çözmeyi veya koşulları doğa ve insanın birlikte faydasına olacak şekilde iyileştirecek adımlar atmayı da hedefliyor.  

Gökmen Argun (Fotoğrafı Yıldıray Lise wordpress.com‘dan aldık)

SGP’yi bilinen tipte bir hibe programından farklı kıldığına inandığım bir kaç unsur var. Öncelikle tecrübe. Biliyorsun ülkemizde 1993’ten önce kurulmuş kurum sayısı pek az. Bu sene 24üncü yılımız. Bu bize farklı zamanlarda, farklı ve hızla değişen politikalarla ve hukuki altyapıyla, farklı toplumsal dinamiklerle çalışma imkanları verdi. Bu stratejimizi küresel çerçeveden kopmadan kendi toplumsal koşullarımızla kurgulama deneyim biriktirme pratiğine dönüştü. Burada ulusal yönlendirme komitemizin yapısı ve yaklaşımı çok önemli bir temel. Öncelikle komite üyeleri gerek resmi veya sivil gerekse akademik camianın çok kıdemli ve ileri görüşlü uzmanlarından oluştu. Bu temsilde resmi, sivil ve akademi eşit sayıda üye ile yer aldı. Gerçek bir uzlaşma zeminidir bu. Değerlendirme sırasında derin konuşmalar olur, değerler konur, analizler yapılır, bir yandan da içimize siniyor mu diye beraberce bakılır. Özel bir platformdur. Cesur kararlar da verebilmiştir mesela. Ufkumu genişleten tartışmalar gördüm. Bir de hatırlarsın, projelerin büyük kısmı komiteyle yüz yüze toplanır, kendini anlatma fırsatı bulur başvuranlar. Yabancılık ortadan kalkar. Kâğıtta yazanlardan daha fazlasıyla karşılaşırız. Projesi kabul edilmeyenlerden dahi hoş geri dönüşler alırız, onlarla da iletişim devam eder. Bu sayede ilkinde değil ama üçüncüsünde desteklenen projelerimiz oldu. Aynı stratejik hedeflere sahip olmak ve küsmeden alınmadan devam etmek anahtar bu işin diye düşünüyorum. Doğa korumada inatçılık kazanır ya onun gibi.

Güneşin Aydemir: Bu sürecin başından beri sanırım 3. ulusal koordinatörsün. Diğerleri de arkadaşlarımızdı. Kimdi onlar? 

Gökmen Argun: Benden önce Zeynep Bilgi Buluş vardı biliyorsun. Biliyorsun biz de Bilgi’yle çalıştık. DHKD (Doğal Hayatı Koruma Derneği) mutfağında yetişmişlerden biri o da bizim gibi. Daha öncesinde de Esra Karadağ var. Onunla tanışma ya da bu program üzerine konuşma şansım olmadı. Son dört senedir programın asistanlığını Başak Okay yürütüyor, çok donanımlı bir arkadaşımız ve uzun seneler program sorumlusu Özge Gökçe Aktaş şimdi Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nde görevli ve tabi çok sayıda gönüllülerimiz oldu, kimi akademik kariyer yaptı kimi sivil platformlarda kritik roller üstlendi.

Bilgi ve Özge aslında önemli ölçüde çatıyı kuranlar olmuş. Bizim dönemimizin özelliği ise kadim ya da geleneksel üretim alanlarını geçmişten daha çok öne çıkarmak oldu. İlk kez biyoçeşitlilik, iklim değişikli ve arazi bozunumu odak konuları üzerinden seçilen üretim alanları eşzamanlı projelerle desteklendi bu dönemde.

Güneşin Aydemir: SGP bugüne kadar kaç proje, kaç stk destekledi? Kaç yıldır fon dağıtılıyor? Bu projelerin ortak özelliği neydi? (Çeşitlilikleri, coğrafik olarak yaygınlığı, sistemik sorunlara bulunan çözümler açısından)

Gökmen Argun: Evet sayılar. 24 yıldır fon veriliyor. Bugüne kadar desteklenen proje sayısı 264. 10 kurumdan 9’u yerel olmak üzere 157 sivil toplum kurumunu desteklemişiz. Kimsenin adını duymadığı küçücük ve çok yürekli sivil kurumlarla çalıştık. İnanılmaz işleri tüm enerjilerini vererek yapabilen insanlar gördük. Aslında bizim ortaya koyduğumuz toplam hibe 6 milyon dolar, 24 yıl için bu ne kadar küçük görüyorsun. Bugün bu miktarda proje bütçeleri var Türkiye’de. Daha da önemlisi bizim katkımızdan daha büyük bir katkının 8,5 milyon dolardan fazlasının projelerin öz kaynaklarından ve ortaklarından geldiğini unutmamak gerekir. 800’e yakın kurum bu projelerin ortağı destekçisi olmuş. Daha sayılar çok, isteyenler Doğal Öyküler adlı yayınımızdan daha fazlasını öğrenebilir. (Doğal Öyküler kitabına ilişkin bilgi vermek üzere 2 sene önce Yeni Ufuklar radyo programına konuk olan Gökmen Argun‘u bu link üzerinden dinleyebilirsiniz) (Doğal Öyküler yayımlandığı sırada Yeşil Gazete’den de duyurmuştuk)

Son uygulama dönemine kadar Türkiye’nin her köşesinden gelen projelerle çalışıyorduk. Bu dönemde ise hibe bütçesini %70’ini iki alana odaklayacak bir stratejiyi hayata geçiriyoruz. Bu yaklaşım, COMDEKS dediğimiz bir örnek uygulamadan yola çıktı. İlk olarak 11 SGP ülkesinde deneme amaçlı uygulandı, bizde de Datça Bozburun Yarımadaları Önemli Doğa Alanı’nda. Aynı alan içinde bir ön değerlendirme yapılıp alanda aktif sivil kurumları proje geliştirmeye davet eden, eşzamanlı destekleyen ve sinerjinin avantajlarından ve ekonomisinden yararlanan bir yöntem bu. Kısaca geleneksel üretim alanlarının korunması denebilir.

Hala bildiğin üç odak alanında geliyor projeler; biyolojik çeşitliliği koruma, iklim değişikliği ile mücadele, arazi bozunumuna engel olma. Bizde ağırlık biyolojik çeşitliliğe ve bunun altında tarımsal ekolojiye düşmekle birlikte, iklim değişikliği ile mücadelede yenilikçi şaşırtıcı projeler destekledik.

Bugün SGP bisiklet kullanımı adına siyaset değiştiren projeleri, yaratıcı az emisyon eksenli Eko-Karavan, Güneş-Bot, Güneş-Ev gibi tasarım araçlarını ciddi alternatifler olarak kamuoyuna sundu.

İklim değişikliği ekseninde ulusal hedefleri hayata geçirmek kolay değil. Bu konuda halen resmi ya da sivil alanda bir büyük stratejik adım atılamadı. SGP çevre alanında çalışan sivil toplum kurumlarının uzmanlıklarıyla ve yapmakta olduklarıyla iklim mücadelesini ilişkilendirmesi ve sivil kapasitenin çözümde harekete geçmesi amacıyla desteklenmiş kritik projeleri de var.

Aslında temel olarak SGP; sivil toplumun, yani akılcı ve yetenekli bir kitlenin kararlara ve uygulamalara aktif katkısına destek vermekle, en büyük kültürel sorunumuz olan birilerinden çözüm bekleme anlayışına karşı kapasite gelişimine katkı koyuyor diyebiliriz.

Güneşin Aydemir: Genel olarak SGP’nin desteklediği projelerle neler başarıldı?

Gökmen Argun: Bunun sözünü ettiğim (Doğal Öyküler) kitapta tüm detayları var, ama birkaç not düşecek olursak.

Nesli tehlike altındaki 34 tür için, örneğin inci kefalini, çöl varanını, dağ horozunu, leoparı, Datça hurmasını, yer yedi-uyurunu, sayısız mercanlarımızı sayabilirim. Çok ama çok var, diğer tehdit kategorilerine ve bitkilere girmiyorum.

24 milli park, 13 tabiatı koruma alanı gibi korunan alanlarda toplamda 60,000 hektarın üzerinde koruma ve iyileştirme çalışmaları desteklendi. Bu çalışmaların tümü yerel halkın doğrudan katkısıyla oldu.

Türkiye’nin ilk yaban hayatı koridorunun ilanı ve ilgili ağaçlandırmalara ek olarak 42,500 hektar orman alanında da koruma ve 4 milyondan fazla fidanın toprakla buluşması gibi sonuçlar da elde edildi.

Türkiye’nin ilk balıkçılığa kapalı alan uygulaması 6 noktada SGP ile desteklendi.

Yönetmeliklerde (örneğin ölü ağaçların ormanda bırakılması), sirkülerde (örneğin orfozun avına dair düzenlemeler) değişiklikler ya da belediyelerin bisikletli yaşamı destekleyen kararlarında SGP’nin desteklediği çalışmaların katkısı çok büyük. Bu her biri kendine özgü ayrıştırıcı nitelikleriyle Komitenin dikkatini çeken ve desteklenen çalışmalar

Whitley, Ekvator, BBC Wildlife gibi dünya ölçeğinde prestijli ödüllerini de ülkemize kazandırdılar.

Sizin de Tatuta Çiftliği yaklaşımınız ilk SGP’den desteklenmiş, bir de bu şekilde yıllarca hız kesmeden devam edebilen çalışmalar da var, bunları desteklemiş olmak da bizi onurlandırıyor.

Güneşin Aydemir:Bir de seninle DHKD yıllarında birlikte çalıştık. O dönem ile şimdiki dönem arasında bir karşılaştırma yapacak olsan, neler söylerdin? 

Gökmen Argun: Bu karşılaştırmanın birçok ekseni olabilir. İlk aklıma gelen malum, finansal kaynaklar yönünden. Bugüne bakacak olursak geçmişten daha zorlu bir dönemde olduğumuzu söyleyebilirim. Bir dönem bizim DHKD’de olduğumuz 90’lı yıllardan 2010’lara kadar daha çeşitli kaynağa ulaşabiliyordu. Resmi sivil işbirliği açısından bakarsak, yakın geçmişte daha kuvvetli bir dayanışma olduğunu, resmi yazışmaların ve yasal düzenlemelerin o dönemde yatırımcıların karşısına daha güçlü çıkabildiğini ve yasaları yönetmelikleri işlevli hale getirebildiğini söyleyebiliriz.

Yaklaşım açısından, tabi bunları çok kabaca dile getiriyorum, bizim dönemimizde yani 90lı yılların sonunda iklim değişikliği ve dayanıklılık konusu bugünkü kadar gündem oluşturmuyordu. Avrupa Birliği müzakere süreci doğayı koruyan yasal zemini güçlendirmek açısından önemli bir destek oluşturuyordu örneğin, bugün böyle bir motivasyon var diyemeyiz. Bilgi birikimi açısından bugün daha fazla kaynak yayın, veri tabanı, güncel araştırmalara ulaşabiliyoruz, tür eylem planlarımız, yönetim planlarımız var. Geçmişte konuştuğumuz konulardan biri yeterli veri yokluğuydu. Bugün, biraz da hızlı değerlendirme yöntemleriyle hareket etmeyi öğrendik de denilebilir.

Güneşin Aydemir: Başka demek istediklerin? 

Gökmen Argun: Çözümlerin çok boyutu var Güneşincim, ancak yerel yani küçük ölçeklerin, gerçek anlamda toplumsal tüm tarafları kadınıyla, genciyle, engellisiyle kavrayan yaklaşımların etkinliğine inanıyorum. Bir ölçek seçimi yapmıyorum aslında, her ölçeğin işlevini önemsiyorum, ancak yerel ölçeğin ihmal edildiği durumlarda kalıcı veya sağlıklı sonuç alınamadığına inanıyorum.

 

Devam edecek….

 

 

Güneşin Aydemir

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page