8 Mart’tan Fukuşima’ya, oradan mücadeleye…

Daha iyi çalışma koşulları için mücadele ederken polisin saldırısına uğradığı için yaşamını yitiren 120 kadının 1910 yılından itibaren anılmaya başlanmasıyla kabul gören, tarihe Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak geçen bir gün 8 Mart. Daha iyi çalışma koşullarından daha iyi ve bir “hak “olan “sağlıklı yaşam” için uğraş vermemiz gerektiğini Çernobil Nükleer felaketinden sonra bir kez daha gösteren Fukuşima Nükleer Felaketi’nin yıldönümü ise ondan sadece 3 gün sonra. Japonya’da  başlayan fakat, meydana geldiği coğrafya ile  sınırlı kalmayıp dünyanın damarlarında dolaşmaya başlayan Fukuşima Nükleer Felaketi için tüm dünyada anma etkinlikleri yapılıyor. İki nokta arasındaki en kısa mesafenin bir “doğrusal çizgi”oluşundan hareketle, bu iki noktayı takvim üzerinde işaretlersek  aralarında çizeceğimiz doğruya sanırım “yaşam için adalet” adını verebiliriz.

Dünyanın dört bir yanında baskı gören, erkekler tarafından kuralları belirlenen bir oyunu oynamaya davet edilen, pek çok konuda fiziksel ve psikolojik olarak sömürüye maruz kalan kadınların birlikte sokağa dökülmesi, tüm gücü elinde toplayan şirketlerin dünyanın kaynaklarını sömürmesinin sonuçlarından biri olarak ortaya çıkan nükleer felaketlere ve her tür ekolojik yıkıma  karşı toplumların sokağa dökülmesinden çok farklı değil. Kaldı ki kadınların iş dünyasında karşılaştığı  şeffaf tavanların inşa edilmesi ile doğanın ve onun kaynaklarının talan edilmesi aynı zihniyetin ürünü.

“Sokağa dökülmek”kavramını tepki göstermek olarak imleyecek olursak, bunun dozu “söz”ün dinlenmediği, kaos ve gerilim dönemlerinde artıyor . Bizzat katılma olanağı bulamadıysam da okuduğum kadarıyla, Türkiye en renkli, en canlı 8 Mart’larından birini yaşadı bu sene. Şüphesiz bunun, son bir yıl içinde kadınların acı tecrübeleriyle: yaşanan kadın cinayetleriyle, çocuk gelin tasarılarıyla, tecavüze meclis çatısı altında meşruluk kazandırılmaya  çalışılmasıyla,  kadının  var olma mücadelesinin yükselmesiyle ilgisi var. Neticede “sokağa dökülmek” bilim insanlarının, akademisyenlerinin bile dinlenmediği bir ülkede halkın yapabileceği en anlamlı şey. Diğer taraftan Fukuşima anması vesilesiyle 11 Mart tarihinde Türkiye’de yapılan basın açıklamalarına, kampanyalara,  eylemlerin  son 6 yıl içinde nasıl arttığına  bakarsak yine orada hükümetin nükleer santral kurmada ısrar ediyor oluşu yatıyor. Mevzu nükleer santrallerin nükleer savaşa davetiye çıkarması, atıkların ekosistemi, dolayısıyla tüm canlıların yaşamını  tehdit etmesinin sorgulanması açısından önem taşırken  Akkuyu Nükleer santralinin kurulması için bilimsellikten uzak raporların hazırlanması, var oluşumuzun ne büyük bir tehdit altında olduğunun göstergesi. “Bitir işi raporu” nun hazırlanmasıyla Türkiye Atom Enerjsisi Kurumu(TAEK)’in saha parametreleri raporuna dayanılarak Akkuyu için inşaat lisans başvurusunun yapılmış olması, Türkiye’de Nükleer “Zırva”nın gerçekleştirildiği   günlerde nükleer santrallere karşı çok daha güçlü eylemler ortaya konmasını gerektiriyor. Yazının başına dönecek olursam, kaynağı aynı olan iki sorundan bahsediyorsak, sorunlardan birindeki iyileşmenin diğerinde de iyileşme sağlayabileceğini iddia edebiliriz.  Zira bu ikisinin birbirini besleyen mücadeleler olduğunun en güzel kanıtını felaketi  direkt yaşayan Fukuşima’da görüyoruz.

Japonya’da doğanın radyasyona teslim edilmesinin karşısında duran Fukuşima’lı kadınlar bugün hala her cuma akşam üstü  Başbakanlık binasının önünde toplanıyor ve sistemden hesap soruyor. Nükleer santrallerin felaketten 1 yıl sonra kapatılmasında ve bu süre zarfında bugün sadece 2 reaktörün çalıştırılıyor olmasında  ve diğer 41 reaktörün hala devre dışı bulunmasında  yaşam için mücadele eden kadınlar yer alıyor. Doğanın katledildiği, ölümün sıradanlaştırıldığı, savaşkanlığın her alanda hissedildiği, dünyanın  erkek egemen bir kültürden beslendiği her zamankinden daha çok  kadınların dikkatinde. Ataerkil ve hiyerarşik bir toplum olan  Japonya’da kadınlar iki devrimi birden gerçekleştiriyor.

Burada durup 16 Nisan’ı düşünüyorum, sanırım bizim için devrim yapma zamanı geldi de geçiyor. Bir arkadaşımın Uykusuz’da görmemi sağladığı , 8 Mart Dünya kadınlar günü öncesinde Cumhurbaşkanımızın  yaptığı bir konuşmada “Kadını insan olarak kabul edersek pek çok şey çözülür” demiş olduğunu anlatan, Bir kadının bir erkeğe  “Selam Dünyalı, ben insanım” dediğini resmeden bir karikatür artık çok fazla geliyor.

Not: Fukuşimadan Çıkarılacak 10 Ders: Risklerin azlatılması ve toplumların nükleer felaketlerden korunması için 11 Mart 2017 Fukuşima nükleer felaketinin 6. yıl dönümü anmasıdır .Felaketin etkileri hala devam ediyor. Bu kitapçık Fukuşima’daki yerel insanların acı tecrübelerini, Fukuşimanın gerçeklerini ve yeni felaketlerin önlenmesi amacıyla gelecekte alınması gereken aksiyonları baz alıyor. Japonya’dan bu seslenişleri okuyabilir ve kendi toplumunuzu en iyi nasıl koruyabileceğinizi düşünebilirsiniz. 

 

Pınar Demircan

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page