“Şimdi harekete geçmezsek çok geç kalacağız”

Merhaba sevgili Yeşil Gazete’nin iklim için köşesi okuyucuları olan şanslı on kişi,

Bu haftaya güzel haberlerle başlayalım. Çin kömürü terk ediyor.

Çin hükumeti Pazar günü yaptığı açıklamada onlarca kömürlü termik santrali kapatacağını ve yani açılması planlanan termik santral projelerini de iptal edeceğini ilan etti. Yeni yaptırımlarla 50 gigawatt’lık kömürlü termik santralleri kapatırken, kömür kapasitesinde de 150 milyon ton azaltıma gideceğini ilan etti. 2016 yılında Çin’in kömür kullanımı %4.7 azalmıştı. Greenpeace raporlarına göre ise bu azalış yüzdesi yakılan kömürün kilosu üzerinden yapılan bir hesaplama. Yakılan kömürün enerji değerlerine baktığımızda gerçek azaltımın %1.3 olduğunu görüyoruz. Bu farkın nedeni yakılan kömürün kalitesinin artmasından veya yapılan hesaplamaların şişirilmesinden kaynaklanıyor olabilir. Geçen sene kömür ve demir-çelik endüstrisindeki işler 726,000 azaltılmıştı. Bu sene ise 500,000 kömür işinin azaltılması planlanıyor.

Öte yandan Trump’ın bu hafta Obama’nın federal kömür madenleri hakkında verdiği moratorium kararını ise bozması bekleniyor. Trump’ın bu hafta çıkaracağı bir KHK ile Temiz Enerji Planı da dahil olmak üzere iklim  değişikliğiyle mücadelede büyük önem arz eden federal kömür rödovansı üzerindeki yasakları da tasfiye edeceği konuşuluyor.

Türkiye’de ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yaklaşık 8bin megawatt değerindeki yeni kömür sahalarını 30 yıllığına özelleştireceğini duyurdu. Birgün gazetesinin haberine göre Eskişehir Alpu, Afyon Dinar, Tekirdağ ve Kırklareli’nin yeni sahalarla özelleştirmesi devam etmesi planlanıyor.

Haluk Direskenli’nin enerjigunlugu.com sitesinde bu konuyla ilgili ilginç bir yazısı var. Büyük firmaların kömürlü termik santrallerden çıktığını, yerli kaynaklara teşvik ile açılan yeni ihalelere hükümete yakın küçük firmaların girdiğini, bu firmaların ise teknik kapasitesi olmadığından 2. el kömürlü termik santral kurmaya kadar varan, kalitesiz, tehlikeli, kirli yatırımlar yaptıklarını yazıyor.

Dünyanın bir ucu olan kutuplara dönersek, geçen hafta yaptığımız haberin takibini yapalım. Dünya Meteoroloji Örgütü geçtiğimiz hafta Antartika yarımadasında bulunan Arjantin araştırma merkezinde 17.5C ile rekor bir sıcaklık artışı görüldüğünü bildirdi. Bölgenin dünyanın temiz su kaynağının yüzde 90’ına sahip olduğuna işaret edilen açıklamada buz tabakasının tamamıyla erimesi durumunda dünyadaki deniz suyu seviyelerinin 60 metreye kadar yükselebileceği uyarısı yapıldı. Gazete Duvar ise bu ihtimali “Antartika dünyayı tehdit ediyor” başlığı ile duyurdu. Dünya Antartika’yı tehdit ediyor olmasın?

Güney Kutbunda ise Pazartesi Natural Climate Change dergisinde çıkan araştırmaya göre Kuzey Buz Denizi, atmosferdeki seragazları nedeniyle çok daha asidik oluyor. Karbondioksit havadan çıkıp denizin içinde çözündükçe suyun pH değerini azaltarak asitlenmesine neden oluyor.

Bilim insanları asitlenmenin dünyanın her yerinde farklı değerlerde olduğuna inanıyor. Ama bu haftanın çalışması Kuzey Kutbu için daha çok endişelenmemize neden oldu. Araştırmaya göre okyanusun artan bir bölümü deniz canlıları için tehlikeli olabilecek kadar asitlendi.

Tüm bunların olacağını ise Shell biliyordu.*

Meşhur petrol devi Shell (aynı ExxonMobil gibi) insan kaynaklı iklim değişikliğinin gerçek olduğunu 1991’den beri biliyordu. “Endişe İklimi” belgeseli 1991’de insan kaynaklı iklim değişikliğini anlatırken iklim mültecileri, açlık ve sele karşı uyarılarda bulunuyor. Shell fosil yakıt yakmanın iklim değişikliğine neden olduğunu kabul ederken, iklim değişikliğine karşı çözüm arayışlarında bulunmayı öneriyor. Rüzgar ve güneş enerjisi gibi yöntemleri önerirken, tek gerçek çözümün fosil yakıt tüketimini azaltmak olduğunu söylüyor. Buna rağmen, Shell Kuzey Kutbunda gaz ve petrol araştırmalarına devam ediyor, dünyanın en kirli yakıtı olan katran kumuna yatırım yapmaya devam ediyor, ve şu anda Shell tarafından finanse edilen lobi grupları dünyayı iklim değişikliğinin var olmadığına ikna etmek için uğraşıyor.

1991’de Shell’in dediği gibi “Şimdi harekete geçmezsek çok geç kalacağız!”

Tezatlıktan aklınızı yitirmediğiniz bir hafta dilerim.

*Güncelleme: Sevgili Ümit Şahin’in uyarısıyla, 1991’de insan kaynaklı iklim değişikliğinin var olduğu zaten biliniyordu. O sıralarda IPCC’nin ilk iklim değişikliği raporu çıkmıştı, dünya iklim değişikliği çerçeve sözleşmesine hazırlanıyordu. Belki de Shell’in böyle bir belgesel yapması ve fosil yakıtların iklim değişikliğine neden olduğu kamusal bir şekilde kabul etmesi, hatta fosil yakıt tüketimini azaltmayı önermesi ilginç olan. Yine de kampanyanın namı yürüsün ve orijinal habere sadık kalalım diye “Shell biliyordu” diye bırakalım bu cümleyi.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+1Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page