Bir Kent Sürdürülebilir Olabilir mi? – Duygu Kutluay

Günümüzde küresel nüfusun yarısından fazlası (yaklaşık 3.7 milyar insan) kentlerde yaşıyor. Bu rakamın 2050 yılına kadar iki katına çıkması bekleniyor. Kentlerin büyüdüğüne dair soru işareti yok, ancak bu büyümenin nasıl olacağı, gezegenin sınırlarını zorlayıp zorlamayacağı, sürdürülebilir yaşama katkılarına dair tonlarca soru var.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları ve TEMA Vakfı iş birliği ile yayınlanan Dünyanın Durumu serisinin bu yılki kitabı da, işte bu noktadan yola çıkarak “Bir Kent Sürdürülebilir Olabilir mi?’’ sorusuna yanıt arıyor. Atık yönetiminin zorluklarından toplu taşımanın geliştirilmesine ve halkın karar alma süreçlerine katılımına kadar değişik konuları inceliyor. Eser, toplulukların karşılaştığı büyük zorluklara karşı yeni geliştirilen ve umut vaat eden çözümleri incelerken günümüz kentlerinin anlık görüntüsünden yarının sürdürülebilir küresel şehir vizyonuna doğru nasıl yol alacağımız sorusuna odaklanıyor.

 

Kitabın ‘Kent Profili’ bölümlerinde, kentsel sürdürülebilirliği konu alan en özgün projelerde çalışan profesyoneller, birinci elden deneyimlerini paylaşıyor. Ahmedabad, Freiburg, Şangay gibi oldukça farklı kentlerin başarı öykülerini anlatıyor. Kent sakinlerinin ve vizyoner yöneticilerinin şehirlerini iyileştirmek için nasıl harekete geçtiğini dile getiriyor.

İşte bu hikayeler ve deneyimler daha iyi bir gelecek için hala umudumuz olduğunu gösteriyor. Bireylerin ve yerel idarelerin dünyada görmek istediğimiz dönüşümün liderliğini yapabileceklerini, ulusal yönetimlere ve uluslararası kurumlara örnek olabileceklerini gösteriyor. Üstelik bunu yaparken de kent sakinlerine daha yeşil, daha yaşanabilir, daha temiz, ekonomik açıdan daha refah içinde yaşam alanları sunarak.

Örneğin, Portland eski belediye başkanı, World Resource Enstitüsü ABD yeni müdürü Sam Adams’ın bu hafta belirttiği gibi federal hükümetlerin iklim değişikliği konusunda adım atmaması, kentlerin, eyaletlerin ve iş dünyasının çok daha hızlı iklim değişikliği ile mücadelesini gerektiriyor. Birçok durumda, iklim değişikliği ile mücadele konusunda önerilen çözümler zaten kentlerin yaşanılabilir olması için yapılması gerekenler.

Sadece bu hafta içinde Amerika Birleşik Devletleri’nin San Francisco kenti, yeni yapılan binalara güneş paneli zorunluluğu getiren ilk büyük ABD kenti oldu. Danimarka’nın Kopenhag kenti 2025 yılına kadar karbon emisyonlarını sıfırlamayı hedefleyen ilk büyük kent oldu. Malatya Büyükşehir Belediyesi “Malatya Entegre Çevre Tesisi” kapsamında günlük 60 bin hanenin elektrik enerjisinin çöpten üretilmesini hedeflediğini açıkladı. Denizli Belediyesi, Pamukkale ilçesinde atık suyu güneş enerjisiyle arıtacağını açıkladı. Paris Belediyesi en işlek iki caddesini araba trafiğine kapayacağını ve elektrikli tramvay ve bisiklet yollarına yer açacağını açıkladı.

Bu tarz girişimlerin o kadar fazla örneğini kitapta bulacaksınız ki insan umutlanmadan duramıyor! 2016 yılının Kasım ayında Marakeş’te gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 22. Taraflar Konferansı’na ABD Başkanlık seçim sonuçlarının damga vuramamasının nedeni de bu. Özellikle iklim değişikliği ile mücadelenin sunduğu ekonomik fırsatlar, istihdam, teknolojik gelişim ve sağlıklı yaşam koşulları gibi yan faydalarının hiçbir devlet liderinin önünde duramayacağı boyuta ulaşması. Bu yüzden, iklim değişikliği ile mücadelede yerel yönetimler, iş dünyası ve sivil toplumdan birçok kurum ve aktör ile birlikte çoktan ulusal hükümetlerin hedeflerinin ötesinde bir iradeyle yer almaya kararlılar.

Dünyanın Durumu 2016
Bir Kent Sürdürülebilir Olabilir mi?

Çeviren: Duygu Kutluay

Tema Vakfı – Türkiye İş Bankası Yayınları

 

Duygu Kutluay

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page