Hangi İnsan Hakları? Film Festivali’ni ekibine sorduk: Salyangozlara sahip çıkmaktan vazgeçmeyin

Bugün 10 Aralık, diğer bir deyişle Dünya İnsan Hakları günü. 10 Aralık Dünya İnsan Hakları günü ile aynı gün 8. Hangi İnsan Hakları ? Film Festivali‘nin başlaması da güzel bir tesadüf oldu.

Beş gün sürecek gösterim ve yan etkinlikler boyunca, temel haklarımızı bir kez daha hatırlatacak olan festival süresince SALT Galata, Aynalı Geçit ve Cezayir Salonu’ndaki gösterim ve etkinliklerin tamamı ücretsiz izlenebilir. Gösterim ve etkinlik programını www.hihff.org/ üzerinden inceleyebilirsiniz

Yeşil Gazete’nin de bu sene basın sponsorları arasında yer aldığı ve 10 – 14 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek 8. Hangi İnsan Hakları ? Film Festivali’ni festivali düzenleyen ekibe sorduk. İşte Festival ekibinin gözünden Hangi İnsan Hakları? Film Festivali.

Hangi İnsan Hakları? Film Festivali ekibi salonlarda izleyicilerini bekliyor

Necati Sönmez: 

Hangi İnsan Hakları? Film Festivali, Documentarist’in bir yan etkinliği olarak 2009’de yola çıktığında, bu alandaki tek sinema etkinliğiydi. Ardından ‘insan hakları’ temalı film etkinlikleri İstanbul’da ve başka kentlerde birbirini izledi. Kültürel cephede, insan hakları gibi metaneli bir konuda böyle bir ilgi yoğunlaşması bir yandan sevindirici, bir yandan da doğrusunu söylemek gerekirse, hazin bir durum. Çünkü ne yazık ki bu çoğalma, insan haklarına özen gösterilen bir ülkede yaşadığımızın değil, tersine ondan ne kadar mahrum olduğumuzun göstergesi daha ziyade.

Dil nasıl çürük dişe giderse, bizim insan hakları etkinliklerimiz de bu alandaki susamışlığa işaret ediyor. Bu açıdan, bu sene 8. Yılına giren Hangi İnsan Hakları? Film Festivali, gelişip büyümek veya 20., 30., 50. yılını kutlamak istemeyen bir festival; uzun vadede gereksiz hale gelmeyi ümit eden, kendini feshetmeyi arzulayan kederli bir oluşum. Fakat aynı zamanda, bize dayanışmayı hatırlatan, sadece hak ihlallerini değil bu alandaki mücadeleleri de yansıtan, dünyanın diğer köşelerinde süren benzer direnişlerden haberdar eden, bu anlamda bize güç veren hikayelerin buluştuğu bir platform.

‘İnsan hakları’ lafını duyunca silahına davranan bir devlet anlayışının tahakkümü altında bile olsak, ısrarla ‘hangi insan hakları?’ diye sormaya devam edeceğiz. Biz OHAL’lere rağmen insan haklarının festivalini yapmaktan, yani müslüman mahallesinde salyangoz satmaktan vazgeçmeyeceğiz. Siz de lütfen bu salyangozlara sahip çıkmaktan vazgeçmeyin. En azından, en doğal haklarımızı dönüp dönüp hatırlatmak zorunda kalmayacağımız zamanlar ufukta görünene kadar.

Melike Ölker:

Üzerinde yaşadığımız coğrafya -esasında ezelinden beri ama- özelinde konuşmak gerekirse son on yılı aşkın süredir esamesi okunmayan hak kavramını yedi yıldır usanmadan sorgulayan, tartışan ve bunları sanatın en etkili anlatım biçimi olan sinema aracılığıyla bizlerle buluşturan Hangi İnsan Hakları? Film Festivali bu yıl sekizinci kez düzenleniyor.

Hepimizin çok iyi bildiği gibi herhangi bir varlığın haklarının böylesine gasp edildiği, hiçbirimize yaşam alanı bırakmayan ve dolayısıyla yarını mütemadiyen karanlıklara gömülü görmemize neden olan içinden geçtiğimiz bu günlerde, Hangi İnsan Hakları? diye haykırmak sanırım ilk defa bu denli bir anlama sahip. Fakat yalnız olmadığımızı, her zaman elimize el olabilecek birilerinin tam da yanı başımızda olduğunu bizlere hatırlatan bu değerli festivali bu yıl politik sebeplerin yanı sıra benim için daha da anlamlı kılan kişisel bir sebebim var.

Bugüne dek festivali bizlerle buluşturmak için canla başla çalışıp kocaman emekler ortaya seren festival ekibinin yanında bu yıl ben de yer aldım, mutfağında çorbaya bir tutam tuz da ben ekledim. Mücadelenin ve direnişin sancılı ama bir o kadar elzem ve kıymetli kavramlar olduğu farkındalığını büyütmek, birimizin diğerinin hakkına değmeden de yaşamanın, aynı dilde değil ama aynı hislerle barışı istemenin de mümkün olduğunu anlatmak adına bu yıl ben de o adımı attım bu şahane festivalin emekçileriyle birlikte.

Umutlarımızı yitirmeden, yürekten inandığımız ve her birimizin bambaşka kollardan sarıldığı bu mücadelenin hepimizi aydınlığa çıkaracağına eminim. O gelecek günlerde ise sanatı başka türlüsüyle görmeye, izlemeye, anlatmaya devam edeceğimizi umuyorum; ama o güne dek tutkunu olduğumuz sinema ile yolumuzu aydınlatmaya, umut vadeden o ışığın dibinde önümüzü görmeye çalışacağız, bunu hep birlikte dayanışmanın dayanılmaz hafifliği ile başaracağız.

Emre Serbes:

Festivalde bu yıl, hak mücadelelerine gönül vermiş ve bu hususta çalışmalarda bulunan kişilerin ağırlanacağı forum ve sunumları, şahsi olarak oldukça önemsiyorum ve festivale yolu düşeceklere öneriyorum.

Temel hak taleplerinin neredeyse suç sayıldığı bir gündemde, tahakküm edilenin aksine bu konularda etkileşim hâlinde olabileceğimiz mecralar yaratabilmek daha da önem taşıyor. Umudum, önümüzdeki festivallerde bu bölümleri geliştirebilmek yönünde.

Ceren Candemir:

Hangi İnsan Hakları? Film Festivali, “aynı gemide” olduğumuzu bildiğim onlarca insanın toplanma ve dayanışma merkezi bence. Tüm hayatımız bir kapana kısılmışken biz, bir sinema salonunda bir araya gelip herkesin kafasını çevirmeyi seçtiği ya da kimsenin bilmediği bir hikayeye hep birlikte tanık oluyoruz.

Perdedeki hikaye ne kadar acı olursa olsun ben o salonda kendimi çok güçlü hissediyorum hep. Çünkü biliyorum, dostların arasındayım… Kah “Nevala Kasaba” filminden sonra sunum yapmak için yönetmenle sahneye çıktığımda lafı boğazında düğümlenmiş o seyirciyle göz göze gelip karşılıklı susmak, kah Toto ve Kızkardeşleri‘ni izlerken yanımda oturan hiç tanımadığım biriyle birlikte hıçkıra hıçkıra ağlamak, her anı çok kıymetli benim için.

Ekibin bir parçası olmak nedir derseniz; işte o paha biçilmez… Devrimiz daim olsun, hep birlikte olalım!

Gökalp Gönen:

Her film festivalinin bir hayali vardır. Karakter sahibi olmak… İsminden bahsedildiğinde insanların aklında filmler ve bir tad canlandırabilmek.

Türkiye’de kültür faaliyeti adında bürokrasinin birbirine ödüller yağdırdığı birçok yalandan etkinliğin aksine, Hangi İnsan Hakları? Film Festivali karakterini çoktan kazanmış gerçek bir film festivalidir. Cesurdur ve özeldir.

Elif Ergezen:

Hangi İnsan Hakları? Film Festivali çatısı altında düzenlenen Çocuk Atölyeleri, Van depremi sonrası depremden etkilenmiş çocuklarla dayanışma arzusu ile ortaya çıktı. Festival işleri ve filmler dolayısıyla hep bir arada olan ve sinema alanında üreten insanlar olarak bizlerin, çocuklarla birlikte üretmenin, çocukları dışarıda bırakmayan bir kültür sanat yaklaşımının önemini daha içten bir şekilde kavramamıza vesile olduğunu düşünüyorum bu sürecin. Çok büyük tecrübeler kazandırdı ve çocukların yol göstermesiyle gerek sanatsal ifade anlamında, gerek üslup açısından ufkumuzu açtı. Çocukları konu almanın dışında, çocuklarla hemhal olan bir sinemanın ve festivallerin eksikliğini daha derinden hissettirdi. Çocuklara ne kadar az dinliyoruz ve onları kendilerini ifade etmeleri için gerekli araç gereçten ne kadar da mahrum bırakıyoruz.

Festival, ‘hangi insan hakları?’ diye bir soru soruyor. Bu soru içinde bir isyan da taşıyor. Atölyelerimizin başladığı sene Festival Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol ve Şaban Dayanan‘ın anısına yapılıyordu… Aralık 2011. Hafızamıza o ay Roboski katliamıyla kazındı. Ve hep mayınlara basmaya devam etti çocuklar, yerde buldukları “bilinmeyen cisim”ler ellerinde patladı. Sonra ekmek almaya giderken vuruldu Berkin Elvan, Nihan Kazanhan öldürüldü, şehirler yıkılırken buzdolaplarına kondu çocukların bedenleri… Bir düğünde bile öldürülebileceklerini öğrendiler. Hapishanelere atıldılar! Hapishanelerde, yurtlarda ve hatta evlerinde tecavüze uğradılar (üstüne ülkede tecavüzcüleri koruyan yasaların çıkarılmaya çalışıldığına tanık olup mahkemede kendisine tecavüz edeni göreceği korkusuyla 9 yaşında kalp krizi geçirdiler), hapsedildikleri yurtlarda diri diri yakıldılar. Büyük bir kısmı da bedenlerinden büyük iş yüklerinin altında ezilmeye devam ettiler, iş cinayetleriyle ya öldürüldüler ya yetim kaldılar… Kimisi de çocuk hakları konusunda sabıkası böyle bir hayli korkunç olan bu ülkeye savaş nedeniyle göçe zorlandılar ve burada eğitim, barınma hakkı gibi temel haklardan yoksun “misafir ediliyorlar”. Bunlar yetmezmiş gibi çizgi film, kısa film ve belgesel atölyelerinde ürettikleri filmlerin gösteriminin, yani ifade özgürlüklerinin de engellenmeye çalışıldığı oldu.

Dört bir yandan şiddetin her türlüsüyle kuşatılmış bu çocukları nasıl koruyacağız? Atölyeler boyunca bir reflekse dönmüş bir şekilde daima bu soruyu sorup duruyoruz. Böyle bir ülkede ne yaparsak, yaptığımız her şeyde çocukların da hakkı olduğunun bilinciyle, kültür sanat alanına çocukların katılım yollarını çoğaltmanın ve beraber üretmenin sorumluluğuyla elimizden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Çocukların kendilerini özgürce ifade edebildikleri, yaşadıkları acılar nedeniyle değil, birlikte oynayarak ve üreterek görünür oldukları, hatırlandıkları bir dünya umudunu da daima içimizde taşıyoruz.

Gizem Tonbak:

Festival benim için gitmeyi ifade ediyor.

Son günlerde aklımızdan en çok geçirdiğimiz, bireysel gündemlerimizin meşguliyeti. Kimimiz erteledi, kimimiz vazgeçti, kimimiz çoktan yola koyuldu..Bunca gördüğümüz, şahitlik ettiğimiz haksızlıktan sonra bireysel çözüm süreçlerimizin başlangıcı belki de. Ya da belki varolmanın bir işareti. Gidiyorum öyleyse varım.

Filmler de bu yolculuğun en önemli parçası. Festivalin bir parçası olmak, filmlerle başka dünyalara gitmek. Bir salon dolusu izleyici ve sıcakkanlı festival ekibiyle bu yolculuğu deneyimlemek!

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+1Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page