Özgecan #sendeanlat

Bundan bir ay önce… Harbiye’den Taksim’e yürüyorum. İş çıkışı, saat altı. Üstümde annemin eskiden kalma parkası var. Biliyorsunuz, şu bana on beden büyük gelen, içinde kaybolduğum parka. Bir önemi yok aslında hiç; ne giydiğinin, ne içtiğinin, ne saatin kaç olduğunun, nerede olduğunun…

Yağmur yağıyordu kapüşonu kapattım, atkımı burnuma kadar çektim. Yüzüme yağmur gelmesin diye resmen ayaklarıma bakarak yürüyorum. İçimden şarkı söylerim ben yürürken. O zaman da Jefferson Airplane söylüyordum. Hayalimde kediler gülümsüyorlar, Grace Slick bir tavşanı kovalıyor…

Taksimin o beton çölünde yürüyorum, henüz varmadan. Bir an kafamı kaldırdım, bir adamla göz göze geldim. Adam durmuş telefonla konuşuyordu, arkamdan yürümeye başladı. Telefondakine daha küçük olduğumu (kırmızı sırt çantam vardı sanırım öğrenci sandı)  bana tecavüz ettiği zaman ne kadar korkacağımı anlattı. Arkamı döndüm bağırmak için, kaçtı.

Ayaklarımın ucundan dizlerime kadar uyuştu vücudum. Mideme kramp girdi. Midem bulandı. Başım döndü. Ölüyorum sandım. Ölmedim. Ölmeyince unuturum sandım, unutmadım.

***

Babam ben küçükken dolmuşa binip Tunalı’ya gitmeme izin vermezdi. Çok kızardım. Çok. Hiç anlam veremezdim. Benim hep evde oturup ders çalışmamı istiyor sanıyordum. Arkadaşlarımı sevmiyor. Bana güvenmiyor. Sürekli kızıyordum ona. Bir gün “Birisi dolmuşta, otobüste seni taciz ederse sen bunu kaldırabilir misin? Peki senin psikolojin bozulduğunda ben bunun vebaliyle nasıl yaşarım?” dedi.

Küçükken başıma gelenleri hatırlamaya çalışıyorum, hatırlayamıyorum. Sadece belli belirsiz terör hissini hatırlıyorum.

***

İstanbul’a ilk taşındığım ay hesabımın olduğu banka şubesinde çalışan eleman kayıtlı bilgilerimden telefon numaramı alıp mesajlar attı. Bir “arkadaşım” çok ünlü bir sanat festivalinin yöneticisi babasının yanında staj ayarlamıştı, ama staj için “arkadaşım”a arkadaşlık etmem gerektiğini ima etmişti. Sinir krizleri geçirdim, gitmedim staja. Bana tehdit mesajları attı, bir daha asla sanat camiasında iş bulamayacağımı söyledi. Bir daha o “camiada” iş aramadım ki… Eski iş “arkadaşım” sarhoş olup arar, mesaj atar, cevap vermeyince iş yerinde herkesin içinde bana “şeytan” derdi.

Babam bilmiyor muydu otobüse binmemek, sokağa çıkmamak çözüm değil. Babam bilmiyor muydu ki taciz sadece otobüste değil, sokaklarda, okulda, iş yerinde, her yerde?

Biliyordu. Beni korumaya çalışıyordu kendi gücü yettiğince.

Evdeki kocaman demir cetveli elime verip, seni rahatsız edenin kafasını bununla kıracaksın, hiç korkmayacaksın demişti.

Senin baban sana o biber spreyini aldığında ne demişti Özgecan?

***

Kadınlar #sendeanlat diyorlar birbirlerine. Hepimiz taciz edildik. Hiç anlatamadık, belki kendimize bile. Ben diğer kadınların taciz hikayelerini dinleyene kadar hep kendimi suçladım, sadece ben taciz ediliyorum sandım. Biliyordum ama duymuyordum, görmüyordum, konuşmuyorduk. Ne zaman ki başka kadınların hikayelerini okudum, o zaman anladım: Ben kadın olduğum için tüm bunlar başıma geldi.

***

Sevgili Özgecan,

Sen de anlat:

Senin adını da hep Özge Can diye yazıyorlar mıydı?

Senin adın da Leyla bir özge candır şarkısından mı geliyor?

Özgecan, gözlerin ne kadar da güzel…

Senin annen de seni kara gözlü ceylan diye sever miydi?

Canım Özgecan.

***

Benim demir cetvelim kadın dayanışması. Senden ve taciz edilen, tecavüz edilen, öldürülen…tüm kadınlardan güç aldık Özgecan. Tacizcinin, tecavüzcünün, katilin kafasını kadın dayanışmasıyla ezeceğiz. Korkmayacağız, meydanları bırakmayacağız.

Susmayacağız, anlatacağız: Biz kadın olduğumuz için taciz edildik, tecavüz edildik, öldürüldük. Bizim suçumuz değildi. Sen de anlat.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page