Yıldıray Lise: “Küçük Prens, benim en güzel hikayem”

8

Yıldıray Lise

Yıldıray Lise ile uzun bir geçmişe dayanan dostluğumuz vardır. Kendisiyle bir sonbahar akşamı İstanbul’da tanışmış idik. Tünel’deki bir kafede oturup mevsime yakışır şekilde kitaplardan, şiirden, erguvan ağaçlarından konuşmuştuk. Birlikte doğa koruma için çalıştığımız günler de olmuştu.

Yıldıray’a, koleksiyonunu yaptığı Küçük Prens kitapları ile ilgili sorular sorasım geldi Yeşil Gazete için. İşte sohbetimiz.

Güneşin Aydemir: Merhaba Sevgili Yıldıray, Küçük Prens’e olan düşkünlüğünü biliyoruz. Nasıl başladı bu ilişki bize biraz bu “en güzel” hikayenizi anlatır mısınız? Neden Küçük Prens?

Yıldıray Lise: Hakikaten benim en güzel hikayem diyebilirim. ODTÜ Biyoloji bölümünde öğrencilik yıllarımda tanıştım bu enfes kitapla. Daha sonra doğumgünü, yılbaşı ve diğer özel günlerde en çok hediye ettiğim kitap oldu. Onlarca kitap alıp hediye etmişimdir. 2008 yılı Aralık ayında ise bir gece ben bir koleksiyon yapmalıyım ve bu dünyanın birçok diline çevrilmiş olan Küçük Prens kitabı olmalı deyip bu hikayem başladı.

Bence modern bir masal olan bu kitap içinde insanları ve dünyayı anlamamızı sağlayan birçok konu var. Kitabı her okuduğumda içimde bir umut ışığı belirir.

“Bir insan neden okumalı Küçük Prens’i?” diye sorduğum zaman herkesin farklı bir cevabı olduğunu görüyorum. Bana göre dünyayı ve insanları daha iyi tanımak için en güzel modern edebiyat ürünü. Masal tadında. Masallarda bize anlatılan herşey var: kötüler, iyiler, onları anlamak… Bir kere değil defalarca okunmalı. Her okuyuşumda farklı tatlar alıyorum, farklı bölümleri dikkatimi çekiyor.

20. yüzyılın en önemli Fransız eserlerinden biri seçilen bu kitap milyonlarca insanı etkilemiş durumda. Tüm dünyada en çok dil ve lehçede basılan kitaplardan biri Küçük Prens. Yaklaşık 250 dil ve lehçede basıldığını biliyoruz.

turkce_foto_1

Küçük Prens koleksiyonundaki Türkçe baskılardan

Kitap bu kadar çok sevilince birçok farklı sanat dalında ürünler ortaya çıkmış: opera, tiyatro, bale, buz dansı gösterisi, film, çizgi film, çizgi roman… Japonya ve Brezilya’da birer müzesi var. Güney Kore’de bir Fransız mahallesi kurulmuş Küçük Prens için.

Türkçe olarak ilk baskısı kitabın yayınlanmasından 10 yıl sonra yani 1953 yılında yapıldı. İlk olarak Çocuk Esirgeme Kurumu’nun dergisi Çocuk ve Yuva’da Ahmet Muhip Dıranas çevirisi ile tefrika edildi. 1953 yılında Hüsnü Tabiat Matbası ve Doğan Kardeş Kitaplığı tarafından 2 farklı kitap olarak da basılmış durumda. Bugün Türkçemizde yayınevi ve çevirmenlerdeki farklılıkları ele alırsan 106 farklı baskısı olduğunu görüyoruz.

G.A.: Şu an koleksiyonunuzda kaç parça var ve hangi dilleri kapsıyor?

Y.L.: Zaman içinde koleksiyonumda tüm dil ve lehçelerden en az birer kopya hedefledim. Sonra internette bir arama yaptım ki dünyada ve Türkiye’de bu konuda birçok kişi koleksiyon yapıyormuş. Olsun dedim ben de yapacağım, ve başladım.

Koleksiyondan

Koleksiyondan

Zaman içinde koleksiyonumun iki temel hedefi oldu:

Hedef 1: Dünyada yayınlanmış tüm dil ve lehçelerden bir kopya. Şu an için koleksiyonumda 185 farklı dil ve lehçeden kitap örneği var.

Hedef 2: Türkçe olarak yayınlanmış tüm çevirilerin farklı çevirmen ve yayınevleri tarafından hazırlanan baskılarından bir kopya (hesaplarıma göre şu ana kadar 106 farklı çeviri var). Benim koleksiyonumda şu an 75 farklı baskı var.

Bugün koleksiyonumda tüm dünyadan 185 farklı dil ve lehçede kitap; 75 farklı Türkçe baskısı; ilginç baskı örnekler (kitap, cep telefonlarındaki T9 dilinde sadece sayılarla yazılmış bir kitap); 3 boyutlu kitaplar; mini kitaplar var. Toplamda ise 450’den fazla Küçük Prens kitabım var.

15

Baramba (Mali dilinde) Küçük Prens

Benim için en değerli kitaplardan biri uzun süre aradığım, kapağında siyahi bir Küçük Prens’in olduğu Mali’de konuşulan Bambara dili versiyonudur. Çok severim onun kapağını. Dostlarım uzun bir aramadan sonra bulup getirmişlerdi bana. Bazı dillerle orijinal çizimler dışında birçok kapak yapılmış Türkçe, Korece, Makedonca, Rusça, İspanyolca, Hint dilleri ve Çince bunlara örnekler. Ben orijinal kapak ve çizimli olanları daha çok seviyorum ama bazen çok şaşırtıcı kapak ve çizimler de olabiliyor.

Koleksiyonumdaki kitap sayısı arttıkça dünyanın farklı alfabeleri tanıma şansım oldu. İnsanın kültürel çeşitliliğine ve deneyimine bir kere daha hayret ettim diyebilirim. Aynı cümleleri 185 farklı dil veya lehçede farklı harflerle görmek büyük bir zenginlik doğrusu.

Koleksiyonum hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler blogumu ziyaret edebilirler.

G.A.: Bu koleksiyonun pek çok armağancısı var değil mi? Bildiğim kadarıyla her giden size bir küçük prens kitabı getiriyor?

Y.L.: Bu koleksiyonun tek sahibi ben değilim aslında benim “Küçük Prens/Prensesler” adını verdiğim 60’dan fazla kişinin katkısı ile oluştu bu koleksiyon. Yurtdışına gittiğinde mutlaka bir kitapçıya uğrayanlar… Couchsurfing yapanlar ve evlerinde kalanlardan ülkelerine döndüklerinde mutlaka bir Küçük Prens kitabı isteyenler…

G.A.: Başka koleksiyonerler de var mı bildiğiniz?

Y.L.: Tanıştığım ve dost olduğum birçok Küçük Prens kitap koleksiyoneri var. Küçük Prens koleksiyonu hem Türkiye’den hem de yurtdışından birçok kişi ile tanışmama vesile oldu.

2013 yılı ilkbaharında Ankara’da TAYFA Kitapkafe’de 8 hafta süreyle düzenlediğimiz “Dünyanın Küçük Prens Kitapları Sergisi” sırasında Küçük Prens kitap ve objelerini toplayana birçok kişi olduğunun farkına vardım. Tahmin ettiğimizden daha çok kişi kitap ve objelerini topluyormuş. Sergimize İstanbul, Mersin, Eskişehir ve Adana’dan ziyaretçilerimiz geldi.

Bu sergi sırasında tanışma fırsatı bulduğumuz 4 koleksiyoner ile hayaller kurmaya başladık. Düzenli olarak bir araya gelmeye çalıştığımız ekip olarak öncelikle sanal, sonra ise fiziki olarak gerçek bir Küçük Prens Müzesi kurma hayalimiz var. Bunun için çalışmalarımıza başladık. Sanal müzenin açılması ve İstanbul’da Küçük Prens kitapları ortak sergisi açmak şu an için en önemli hedeflerimiz. Belki orta vadede Sunay Akın’ın kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi gibi “Küçük Prens Müzesi” kurma şansımız da olur. Ne de olsa “Büyükler çok tuhaf oluyor”, değil mi?

G.A.: Başka bir kitap/obje koleksiyonu yapıyor musunuz?

Y.L.: Başka bir konuda koleksiyonum yok. Küçük Prens kitap koleksiyonu bile bayağı zamanımı alıyor doğrusu.

G.A.: Biraz da Küçük Prens’ten bahsedelim? En sevdiğiniz kısmı? Neden?

Y.L.: Aslında küçüklerden çocuk büyüklere yazılmış bir kitap bence. Çocukken okuduğumuz masalların tadını bize veren bir kitap. İçinde dostluk ve umut var. Evrensel değerleri çocuk diliyle anlattığından belki de hepimizin gönlünü çalmış bir kitap.

Her okuduğumda farklı bir yerini keşfediyorum kitabın. İlk göz ağrım olan tilki ile muhabbetinin ise yeri her zaman ayrıdır.Burada dostluğun çok iyi anlatıldığını düşünüyorum.

Kitabın başında şapka ve koyun çizimleri ise bize çocukların hayal dünyasının çok güzel anlatıyor. Yaşlandıkça bizim unuttuğumuz bu hayal dünyasını… Ne zaman okusam bir gülümseme kaplar yüzümü.

G.A.: Şöyle altını çize çize paylaştığınız güzel bir cümle?

Y.L.: Tek bir cümle yok aslında. Bu konuyu sorduğum arkadaşlarım genelde şu 3 cümleden etkilendiğini söylüyor:

“En iyi, yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez.”

“Gülünü senin için bu kadar önemli kılan, ona harcadığın zamandır.”

“Çölü güzel kılan, bir yerinde bir kuyu saklıyor olması.”

Kitabın özünü de anlatan her gezegeni ziyaretinden sonra Küçük Prens’in söylediği “büyükler gerçekten çok tuhaf” cümlesini severim. Üzerinde düşününce bize ne kadar çok şey anlattığını fark ederiz.

G.A.: Senin doğa koruma ile ilgili çalıştığını biliyorum. Doğa koruma ve küçük prens arasında bir bağlantı var mı sana göre yoksa bu konuya sadece hobi başlığı altında mı takılıyorsun?

Y.L.: Benim ilk çıkış noktam koleksiyon yapmak, mesleğimle ilgisini direk kuramadım.

Doğa koruma ve Küçük Prens kitabı konusunu uzun süredir düşünüyorum. Hatta bir arada bu konuda bir yazı derledim ama daha erken deyip bir kenara kaldırdım.

Her masalda olduğu gibi bu modern masal da bize doğayı, insanı ve hayatın gerçeklerini anlatıyor aslında. Bir yere, birine veya bir nesneye bağlanmak ne demek onu iyi anlatıyor.

Her gezegende farklı insanlarla karşılaşıp insanların özünü anlıyoruz. Özellikle bu 6 gezegen ve en sonunda dünyada karşılaştığı herkes bize insanlar ve doğa koruma konusunda çok şey anlatıyor. Okuyup düşünmek lazım üzerinde.

G.A.: Küçük Prens deyince benim aklıma, baobab ağacı ve fanustaki gül geliyor. Peki senin aklına?

Y.L.: Bunlar herkesin ilk akla gelenleri aslında. Düşündüm de… Benim aklıma Türk gökbilimcinin keşfettiği B612 asteroidi geliyor ve onu seyahat ettiren yaban kuşlar sürüsü geliyor.

Bunları söylerken baobab ağacını görmeyi çok istediğimi belirtmem gerek. Masalsı bir ağaç çünkü. Yakında bir Afrika ziyareti yapmam gerekecek. Orada baobab ağaçlarına dokunup uzun uzun konuşmak isterim onlarla.

G.A.: Sen olsan hangi soruyu sorardın burada sana sormadığım ve cevabın ne olurdu?

Y.L.: Geçen yıl Ankara’da kolesiyonunu sergiledin. Bundan da biraz bahsedebilir misiniz? Sergide neler vardı?

Koleksiyonuma ilk kitabı koyup biraz geliştiğini görünce böyle bir sergi açmak fikri oluştu. Mart-Mayıs aylarında 8 hafta süreyle Ankara’da TAYFA kitapkafe’de “Dünyanın Küçük Prens Kitapları Sergisi”ni düzenledik. Bu sergi ile dünyanın en çok okunan ve en çok dile/lehçeye çevrilmiş kitabını insanlara ulaştırmayı hedefledik. İnsanlara dünyada bu kitabın ne kadar çok sevildiğini, ne kadar çok kişiye ulaştığını göstermek; dünyadaki dillerin çeşitliliğine, insanların kültür çeşitliliğine dikkat çekmek ve farklı alfabelerde de olsa aynı kitabı okuduğumuzu anlattık. 8 hafta süresince söyleşiler, çocuklara yönelik atölye çalışmaları ve film gösterimleri de yaptık.

Sergimizde gördük ki bildiğimizden daha çok kişi Küçük Prens kitap veya objelerinin koleksiyonun yapıyor. Kitaba ilgi de oldukça fazla. Sergimizi görmeye İstanbul, Adana, Mersin ve Eskişehir’den gelen Küçük Prens dostları ve koleksiyonerlerioldu.

70. yıl özelinde birçok ülkede farklı çalışmalarla kutlamalar yapıldığını biliyorum. Bizim sergimiz de bir nevi Türkiye kutlaması gibi oldu!

Bu serginin daha gelişmişini birçok Küçük Prens koleksiyonerinin katılımıyla ORTAK SERGİ olarak İstanbul’da yapmak istiyoruz.

Röportaj: Güneşin Aydemir – Yeşil Gazete

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page