‘İzmir’in Çatısı’nda çatışma sürüyor

Deneme izni iptal edilmesine rağmen çalışma ruhsatı verildiği gerekçesi ile dava açılan Efemçukuru Altın Madeni İşletmesi ile çevrecilerin İzmir 3. İdare Mahkemesi’ndeki duruşması dün gerçekleşti. İzmir 9 Eylül gazetesinden Figen Bucan Bilem’in haberine göre İzmir-Bergama, Eşme, Sivrihisar, Havran/Küçükdere Elele Hareketi’nin dönem sözcüsü Dr. Oya Otyıldız, Güzelbahçe Güzelleştirme Derneği (GÜLDER) ve Elele Hareketi üyelerinin katıldığı davada, yıllardır pek çok dava açılan altın madeninin bölgeyi terketmesi talep edildi.

İzmir 1’inci İdare Mahkemesi, İzmir İl Özel İdaresi tarafından 1 Haziran 2011 tarihinde Tüprag Metal Madencilik Şirketi’ne verilen Efemçukuru Altın Madeni deneme iznini iptal etmiş, davayı açan İzmir-Bergama, Eşme, Sivrihisar, Havran/Küçükdere Elele Hareketi üyeleri bu kararın ardından madenin işyeri açma ve çalışma ruhsatının da iptal edilmesi için yeni bir dava açmıştı. Dün İzmir 3. İdare Mahkemesi’ndeki davada altın madeninin çevresel etkileri davacı avukatlar ve Tüprag Metal Madencilik şirketinin avukatları tarafından mahkeme heyetine anlatıldı. Elele Hareketi üyesi ve avukatı Arif Ali Cangı deneme izninin iptal edilmesiyle 24 Mayıs 2012 tarihinde verilen 1’inci sınıf işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptali için dava açtıklarını belirterek yaptığı savunmada İzmir’in çatısı olarak bilinen Efemçukuru’ndaki altın madeninin İzmir’in su havzalarını kirlettiğine ve geleceği yok ettiğine dikkat çekti.

RAPOR ÇÜRÜTÜLEMEZ

Cangı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun ‘Efemçukuru yok edilirse, İzmir göçmek zorunda kalır’ dediğini hatırlatarak, “Bu kentin geleceği, çocuklarımızın geleceği için bu dava çok önemli. Dokuz Eylül Üniversitesi Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gültekin Tarcan’ın bilirkişi raporunda altın madeninin dereleri etkileyeceği, toprakta yüzyıllardır uyuyan arseniğin ortaya çıkacağı ve yeraltı ile yerüstü sularına karışacağı tespitleri var. Biz, bu raporları çürüten rapor alın, çevreye zarar vermediğine inanalım dedik ama hala bir rapor yok. Hiçbir idare bu raporu çürütecek rapor alamadı, çürütemeyeceği için de alamaz. Madenin bölgedeki organik tarımı da bitireceğine dair rapor var ama onu da çürüten bir rapor yok. Bütün bunlar olduktan sonra neye yarar? Madenin denetimlerini İl Özel İdaresi yapıyor. Kurumun bu denetimi yapacak uzmanı var mı, cihazı var mı? Ben bunu öğrenmek istiyorum, beni bu konuda İl Özel İdaresi aydınlatsın” dedi.

YİNE DE UMUDUMUZ VAR

Madenin kapasitesinin arttığını, 73 hektardan 120 hektara çıkarıldığını ve süresinin de 15 yıl daha uzatıldığını belirten Cangı, Çamlı Barajı projesinin rafa kaldırılma nedenin de altın madeni olduğunu savundu. Cangı şunları açıkladı: “Çünkü hem Çamlı Barajı hem de altın madeni aynı yerde olamaz. İşletme faaliyete başlayalı sadece 3 yıl geçti ve yörede balıklar, keçiler, atlar ölüyor. İZSU balık ölümleriyle ilgi verdiği raporda suda asit olduğunu tespit etti. Şirketin kâr etmesi davamızın konusu değil. Ancak İzmir’in su kaynağının kirlenmesi gibi ciddi bir risk var. Ruhsat iptal olursa yaşamın savunulması açısından ciddi bir kanıt olacak. Dava kazanılırsa sorun çözülecek diye bir sonuç beklemiyorum. Çünkü Bütünşehir Yasası ile tüm yetkiler Büyükşehir’e devredildi. Bir tek madencilik ruhsatlarının Valilik tarafından verilmesi kabul edildi. Çünkü madenciler yetkinin Büyükşehir’e geçmesini istemedi. Sorumluluk Büyükşehir’de, yetki Vali’de olacak. Neden? Çünkü merkezi yönetim madenciden yana. Bizim yine de umudumuz var, umut olmadan nasıl yaşarız?”

YAŞAM HAKKI YASALARIN ÜZERİNDE

Elele Hareketi kurumlarından İzmir Tabip Odası’nın Avukatı Abdullah Rıza da yaptığı savunmada mahkeme heyetinin yerinde olmak istemeyeceğini, çünkü heyetin İzmir’in geleceğine karar vereceğini söyledi. Rıza, “Anayasa’nın yaşam hakkını savunan 17. ve 56. maddeleri var. Kanun da, yönetmelik de yaşam hakkından sonra gelir. Altın madenleri bugün hep üçüncü dünya ülkelerinde faaliyet gösterir” dedi. İki tarafın da dinlenmesinin ardından sona eren mahkemenin 15 gün sonra verilecek kararı sonrasında çalışmalarını sürdüren maden işletmesinin çalışıp çalışmayacağı netleşecek.

YASAL İŞLER YAPIYORUZ KAFA KARIŞTIRMIYORUZ

Tüprag Metal Madencilik şirketine vekalet eden Avukat Şeyma Ataman ise altın madeninin her türlü yasa ile işlem yaptığını kafa karıştıran işler yapmadıklarını vurguladı. Ataman itirazlarında şunları söyledi: “Bilirkişi raporları ile madenin çevreye zararı olmadığını kanıtlayan yargı kararları var. Maden işletme ve ÇED raporu yönünde kişisel görüşlere dayanarak yapılan savunmayı yargı kararı varken kabul etmiyoruz. Çalışma ruhsatı aldığımız zaman mülkiyet problemimiz yoktu. Sağlık koruma bandımız içinde kalan ve arazisini satmayan Ahmet Karaçam’ın parsellerini dışarıda bırakarak, tesisimizi küçülterek sağlık koruma bandını tamamladık. Sağlık koruma bandında bir sıkıntımız yokken çalışma ruhsatımızın iptal istemini kabul etmiyoruz. Çamlı Barajı, DSİ’nin yıl içinde açıkladığı bilgiye göre uzun vadede programda yok. Dolayısıyla Çamlı Barajı’nın işletmemizin önüne bir engel olarak konulmasını da kabul etmiyoruz. Çevre kirliliği ile ilgili iddiaları da kabul etmiyoruz. Çünkü denetimlerimiz yapılıyor ve dosyamızda var. Balık ölümleri ile ilgili çıkan su analiz raporu iddiaları desteklemiyor. Keçi ölümüyle ilgili ne bize ne Tarım İl Müdürlüğü’ne bir şikayet olmadı. Sadece gazetecilere açıklama yapıldı. İşletme olarak sosyal ve ekonomik açıdan bulunduğumuz bölgeyi kızları okula yollayarak, bağcılıkta verimi artıracak tarım uygulamalarını öğreterek, istihdam sağlayarak örnek oluyoruz.”

Figen BİCAN BULAM – İzmir 9 Eylül

30 Total Views 1 Views Today