Erkan Saka: “Aaron Swartz umut verici bir sembole dönüştü”

Yard. Doç. Dr. Erkan Saka

İnternet aktivisti Aaron Swartz’ın intiharı ardından çok şey yazıldı. Yeşil Gazete ekibinden Can Tonbil de, Aaron’u intihara sürüklediği söylenen “akademik makalelerin çalınması” suçlamasını, ya da daha doğru tabiri ile akademik makalelerin  ücretsiz şekilde paylaşması hikayesinin peşine düştü. Bu konuda akademik manada en önemli isimlerden biri olan, Yrd. Doç. Ekran Saka ile hem Aaron Swartz’ı hem de akademik makale endüstrisini konuştuk.

 

Can Tonbil: Aaron Schwartz (tr. Aaron şıvartz) doğru telaffuz ediyorum değil mi? Erkan Saka: “Aaron Swartz” (tr. svartz). En son buna karar kıldım. Swartz’un s’den sonra ch yok ya. Doğrudan sw. Konu ile alakalı birkaç video izleyince bunda karar kıldım.

Aaron Swartz

Sıvords diye geçiyor. Rusların videolarında Şıvords diyor, ama Amerikalılar genelde Sıvords diyor. Telaffuzla alakalı. Evet bayağı çalıştık geçen hafta Sosyal Kafa’da nasıl telaffuz edeceğiz diye. Ölümünden sonra Swartz’la alakalı olan haberlerde, özellikle ölümüne sebep olduğu söylenen davadan bahsediliyor. Yani MIT üniversitesi’nden giriş yaparak JSTOR adlı akademik makale arşivi sitesinden çok sayıda makale indirip, insanlara ücretsiz bir şekilde erişimine açtığı suçlamasıyla yargılandığı davadan.

Evet, şuradan da indiriyorum (torrent programını gösteriyor).

İnternete yüklediler mi?

Onun anısına 32 gigabyte’lık bir torrent dolaşıyor. Bütün o videoları, makaleleri desteklemek için ben de açtım iniyor. 32 gigabyte, daha çok zamanı var inmesine de.

Bu dava üzerinden baktığımız zaman Aaron Swartz’ın daha geçmişi de var. Reddit’in kurucularından tutun da ACTA, SOPA ve PİPA gibi interneti denetim altına almak isteyen yasalara karşı da oldukça çaba sarfeden bir isimden bahsediyoruz.

Evet, en son şeylerinden biri o. Zaten en son kurduğu NGO da biraz böyle bu tip daha lobi aktivizmle ilgili şeylerdi.

Demand Progres değil mi?

Evet. Bu aktivizm hareketlerinde de bu derneğin büyük rolü var. Anladığım kadarıyla da, bu çalışmaları  içinde son odaklandığı çalışmalar da, hükümetlere de baskı yapacak bir lobi çalışmalarıydı. O SOPA* karşıtı şeylerde onun parçasıydı gördüğüm kadarıyla. Birde tabi hükümet daha user friendly bu bağlamda. Dinliyor gibi en azından Obama Hükümeti. Kendisi de zaten oradan. Tam o dijital kuşağın bir bakıma sonucu gibi bir yerde Obama’nın başarısı. Kısmen tabii, tamamen ona indirgenemez de. O bakımdan herhalde en son faaliyeti oydu. Önceki işleri daha teknik katkılardı.

Kanıtlanmamış olsa da, bu torrentin içeriğini insanlara ücretsiz olarak dağıtma ne gibi bir cezai sorumluluk getiriyor?

Hukuki ayrıntıları çok iyi bilmiyorum ama gördüğüm kadarıyla bu suçlama biraz da ibret olsun diye Aaron’ın üzerine gidilmesinden ibaret. O yüzden, zaten savcının da görevden alınmasına dair bir imza kampanyası var. Örnek olsun mesajı vermek istiyorlar. Sonra savcı da açıklama yapmak zorunda kaldı. Onlar bile bunun klasik manada çalma, hırsızlık faaliyeti olduğunu düşünmüyorlardı. Ama onun açacağı kapıyı kapamaya çalıştılar.

Peki bu kapıyı açmasındaki hikaye nasıldı?

Kapıyı açmak tanımlanmamış alana girmek demekti. Tanımlanmamış derken, internet özgürlüğü aktivistleri için çok açık bir alan var. Bilginin kamusallaşması ve açık hale getirilmesinden bahsediyorum. Hatta çoğu akademisyen de bu görüşte. Ama orada bu, fikri mülkiyet hakları meselesinin bir cephesi. Diğer cephede de  akademik yayıncılar var. Şimdi bazı ürünler vardır ki bireysel olarak sahip olman gerekir. Mesela arabamın herkes tarafından sürülmesini, açık hale gelmesini istemem. Herkes kullansın diye almam o arabayı.  Ama bilgi aynı şey değil. Farklı bir anlamı var bilginin. Fakat bu da fikri mülkiyet hakları çerçevesinde metalaştırılmaya çalışılıyor. Bir yere kadar meta olmuş durumda zaten kapitalist sistemde. insanlar da bilginin, araba gibi ya da benzer diğer ürünler gibi aynı seviyeye gelmemesi için mücadele ediyor. Aaron da bunlardan birisiydi. Ortalama bir akademisyen de Aaron’la aynı görüşte. Yani bir bakıma benim makalemin satılması okunmasına engel oluyor. Aslında üniversite yönetimlerinin de işine gelen bir sistem değil bu. Çünkü Üniversiteler o üretimi yapan akademisyenlerin maaşını zaten ödüyor ve ayrıca akademisyenler araştırma fonlarından da para alıyor. Üniversiteler ürettiği bilginin, maaşını ödeyip ürettirdiği bilginin bir daha parasını ödemek zorunda kalıyor. Üniversite yönetimi tarafından bakıldığında da, Aaron açısından durum benzer. Aaron harekete geçerek, bu meselenin bir daha tartışılmasını sağladı.

Unutulmuş bir tartışma mıydı bu?

Aslında değil. Ama hep üstü kapatılmaya çalışılıyordu. “Copyright”cılar bunu da dayatıyorlar. “Bak bu da mülkiyettir. Bunu paylaşman=çalmak demektir” diyorlar. Bunun dağıtımı açıkça suçtur demeye çalışıyorlar. 
Aaron’da, bir bakıma o hareketiyle buna tam damardan bir karşılık verdi. Olayın sonucu olarak da, savcı da bir bakıma copyright’cıların sözcüsü haline geldi. Aaron’ı en ağır şekilde cezalandırmaya çalıştı. Süreç böyle başlamış oldu diyebiliriz.

Sistemin nasıl işlediğine dair bahsetmek gerekirse bu işleyiş nasıl oluyor? Akademik bir makale yazdınız diyelim ve bir dergiye gönderdiniz. Bu aşamadan sonra işler nasıl ilerliyor?

Genelde akademik üretim çok çeşitlidir ama özünde bu sertifikasyon süreci için hakemli denen bir süreçten geçilmesi lazımdır. Bu bir dergi olabilir, kitap olabilir, kitabın bir bölümü olabilir ya da kitabın tamamı olabilir. Akademik yayıncı kitabı yine bir hakeme gönderir . Her halükarda böyle bir hakemli süreçten geçer. Uzun bir süreçtir çoğu zaman. O indeks işlerinde bir takım özel hiyerarşiler de vardır. Bir makalenin indeks’li bir dergide yayınlanması iki üç yılı bulur. Şu anda akademik üretimin reyting sistemi böyle. Aslında özüne bakılırsa aynı sistem için açık kaynaklı dergilerde uygulamaya girmeye başladı. Artık böyle dergiler de var. Şimdiye kadar ki süreç, bir akademik yayıncı var, onun düzenlendiği kitap yayınları var, çalışmanı yayınlanması için onlara gönderiyorsun, onlar da basıyordu. Sonra kütüphaneler de satın alıyordu. Ya da istersek alıyorduk.

Satın alınırken ödenen para kimin cebine giriyor peki?

Yazarlar çok para almaz.

Yani akademik dergilerin oluşturduğu bir tekelden bahsedebilmemiz  mümkün.

Tabii. Düşünüyorum da, yazarlarına para veren akademik dergiler var mıdır?… Olabilir ama bu beklenen bir şey bile değil. Çünkü akademisyenler için önemli olan çalışmalarının orada yayınlanması. O yüzden aslında akademik dergiler açısından yayıncılık çok karlı bir sektör. Genellikle iyi bir akademik dergi yüksek meblağlar karşılığında bütün kütüphaneler tarafından satın alınacaktır. Kütüphanelerde bunu kullanıcılarına açıyor. Genelde bireysel harcamalar yetmez bu makaleleri almaya. İşte kitap sıradan nitelikteki bir kitap 10 Dolar civarındadır, ama bir akademik yayın 20 Dolardan aşağı değildir.

Peki alternatif yok mu?

Var aslında. Epeydir bu konu konuşuluyor aslında. Ama işte burada aktörler çok önemli. Yani akademinin içindeki karar verici konumundaki akademisyenlerin tavırları da önemli. Onlar “makalelerinizi nerede yayınlatacağız” diye düşünüyorlar. İnternet teknolojisi ile gelen dönüşüm, her alanda olduğu gibi bu alanda da devam ediyor tabii. Aslında genç akademisyenler açık kaynağa ilgi duyuyor. Ama onların ilgi duyması da yetmiyor, çünkü o genç akademisyenlerin daha doçent olmaları, profesör olmaları lazım. O doçentliği profesörlüğü verecek olan kişilerde jürilerdeki eski akademisyenler. Onların hoşuna gitmiyor bu açık kaynak olayı.

Yani jenerasyon farkı var.

O yüzden açık kaynak o kadar hızlı yayılamıyor. Ama teorik olarak. Eğer hakemli bir süreç oluyorsa ve bir değerlendirmeden geçiyorsa, neden bunu açık kaynaklı bir platformda yayınlamayalım ki? Ama itibarlı dergiler, bu eski tip üretim anlayışına sahip. Kara verici konumda da sıfatı büyük olan hocalar var. Tekrar etmek gerekirse, henüz onlar da pek yanaşmıyorlar bu işe.

Peki Ama zaman yavaşta olsa bir değişim var diyebilir miyiz?

Tabii tabi. Kesinlikle bir sürü open access journal var halihazırda. Bir google-lama da çıkar. Dönüşüm başladı. Ama dediğim gibi eksik. Örneğin e-kitaplar. Tartışılan şey hala e-kitap yayından sayılır mı sayılmaz mı? Bir kesinlik yok. Bazı jüriler kabul ediyor bazıları kabul etmiyor. Benim doçentliğe başvururken yazdığım iki e-kitap var, ama bilmiyorum kabul ederler mi?

E-kitap olarak dediğiniz…

Yine bir yayınevi tarafından basılıyor. Ama teorik olarak niye olmasın? Sonuçta yayın. Ama orada hakem bu çalışma sadece internette yayınlanmış derse ne olur bilemiyorum. Sonuçta jüri üyelerinin çoğunluğunun bu şekilde düşünebilme ihtimalleri var.

Arada gerçekten de bir jenerasyon farkı var.

Tabii var. Yani anlamaya çalışıyorum. Akademik üretimin biraz ciddiyet kazanması açısından hakemlik kurumu önemli. Bununla beraber, hakemlik kurumunun çok iyi işlemediğine dair de  birçok eleştiri var. Bir taraftan da, bahsettiğim bu büyük dergilerde de bazı yazıların hep aynı kişiler tarafından, aynı networkler çevresinde üretildiğini görüyorsunuz. Ama bir oturmuş bir reyting sistemi var. Televizyonda sevmezdik ama sistem çökmeden önce sektör reytinge bakardı. Benzer bir durumda da hakemli dergiler için söyleyebilmek mümkün.

Aaron Swartz meselesine dönecek olursak, böyle bir insanın ölümü ile beraber  tekrardan mücadele bitmiştir ya da ACTA, SOPA ve PIPA’nın önümüzdeki Obama’nın ikinci yılında tekrardan gündeme gelmesini öngörüyor musunuz?

Bu Aaron’a ait bir olay değil. Hatta birçok insan ölmeden önce Aaron Swartz ismini bile duymamıştı. Bence bu artık kişinin ötesinde bir hareket. Aaron’da bir kahramana dönüştü. Keşke ölmeseydi ama onun ölümü aslında bir tür onun davasını yürütenler için bence bir sembol oldu. Yoksa bir yere gitmeyecek. Ama şu var, SOPA’nın bir defa engellenmesi, SOPA bitti anlamına gelmez. Bu telif hakçıları büyük bir sektör. Kolay pes etmeyecekler zaten. Hiç bir internet aktivistinin de “Oh biz kazandık, oturalım” deme lüksü de yok. O yüzden önümüzdeki aylarda ve yıllarda bu hareket devam edecek.

Kaldığı yerden…

Tabii tabii, aynen. Bence bir bilinçlenme oldu. Uzun zamandır bu kadar duygusal metinler görmemiştim. Aaron gerçekten de önemli bir karaktermiş. İnternet için bir kayıp ama internette zaten yeni sıçramalar yapıyor. Ve internet aktivistleri devam ediyor, çok açık uçlu bir kaynaktan bahsediyoruz. Her gün yeni bir araç çıkıyor, yeni bir şey çıkıyor. Yani Aaron’la bitmez bu olay ama Aaron bir sembole dönüştü. Ümit verici bir sembole dönüştü. Röportaj:

M.Can Tonbil – Yeşil Gazete

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page