Başbakanım

tayyip burnsBiliyor musunuz ömrümde ilk defa bir başbakana mektup yazıyorum. Ve inanın nasıl hitap edilir bilmiyorum.

Faize Hücum filmi geliyor aklıma. Hani orada banker mağduru aile, derdini kimseye anlatamayınca, oturup başbakana mektup yazmaya karar veriyor, ama nasıl bir hitapla başlayacağını bilemiyor, sonunda “Sevgili Başbakanımız” diye başlayan bir mektup kaleme alıyordu ya…

Ben öyle yapmayacağım. Sahte bir yakınlığın manası yok. Ama Ahmet Hakan’ın yaptığı gibi, “Dinle Sayın Başbakan!” diye başlayan, üst perdeden/ bol ünlemli bir üslupla da işim olmaz.

“Emret Başbakanım!” diyesim var, ama o da bize çok uzak. BBC yapımı şahane dizinin bizim politik kültürümüzle hiç alakası yok ki.

Ama, madem konu oradan açıldı, bakın sizin de hoşunuza gidecek bir hikâye anlatayım. Seksenli yılların ortasında o dizide başbakanı oynayan oyuncu Türkiye’ye gelmiş, Turgut Özal ile görüşmüş; görüşmeye Semra Hanım da iştirak etmişti. Toplantı sonunda gazeteciler oyuncuya mikrofon uzatıp, başbakanımızı nasıl bulduğunu sormuşlardı. O da: “Çok sempatik, çok hoş bir insan. Özellikle kocasına bayıldım” diye cevap vermişti.

Siz söyleyin Başbakanım, şimdi içimizden kim çıkıp böyle bir espri yapmaya cesaret edebilir.

Hepimiz bir öfke topu halinde yuvarlanıp duruyoruz şu memlekette. Üzerimiz dikenlerle kaplı. Birbirimize çarptıkça daha çok batıyoruz…

Kabul: Hepimiz Celali’yiz. Peki, böyle mi devam edeceğiz?

Özellikle siz, Başbakanım. Ne kadar öfkelisiniz. Oysa ne kadar hoş olurdu değil mi, şu yukarıdaki espriyi yapmak için İngiltere’den birini beklemeye gerek kalmasa.

İnanın siz de kendinizi iyi hissedeceksiniz böyle olduğunda.

Ancak ısrarla öbür türlü yapıyorsunuz.

Bugün Greenpeace’ten arkadaşlar partinizin grup toplantısında nükleer karşıtı pankart açınca ağzınızdan şu cümleler dökülmüş:

“…Elinde iki tane paçavrayla gelecek ve Türkiye’nin nükleer enerjiden istifade etmesini provoke etmeye gayret edenlere biz bu ülkede prim vermeyiz. Bunun adımlarını atacağız, atıyoruz. Bunların yaptıkları, ülkenin kalkınması, şu bu falan değil; Türkiye’nin enerji ihtiyacının karşılanması falan değil. Bildiklerinden de değil, birileri ellerine iki tane paçavra tutuşturuyor, onunla beraber buraya kadar geliyor…”

Siz paçavra deyince aklıma geldi Başbakanım. Hatırlar mısınız bundan bir kaç ay evvel Genelkurmay Başkanı da bir belge için “kâğıt parçası” demişti. Ha kâğıt parçası, ha bez parçası, ne fark eder Başbakanım?

Haklısınız, bildiğimizden de değil. Elimize birileri ya bir bez parçası tutuşturuyor, ya kâğıt kalem ya da bisiklet pedalı. Onların aleti oluyoruz. Geçen yıl Sinop’ta nükleer karşıtı kamp kuran bisikletli Ekotopyacılar da sizin yaklaşımınıza sahip yöneticiler tarafından derdest edilmişlerdi. Maşalara böyle muamele edilir değil mi Başbakanım? Hele bir de kökleri dışarıdaysa.

Haklısınız bilmiyoruz bir şey. Ama korkuyoruz Başbakanım. O yüzden yarın radyoaktif olmaktansa bugün aktif olmayı tercih ediyoruz.

Siz de korkun Başbakanım. Hadi kendiniz için korkmuyorsunuz, geçen gün güzel oyuncaklar aldığınız torunlarınız için korkun.

Dilerim mektuba eklediğim fotoğraf size bir şey söyler. Simpsonlar’daki nükleer santral patronu Mr. Burns’u tanıdığınızı sanıyorum.

O karede Mr. Burns hiç değişmedi. Pozisyonunu hep korudu. Sizin yerinizde olanlar geldi geçti sadece: Kenan Evren, Turgut Özal, Cahit Aral vd..

Mr. Burns’a bir daha bakın Başbakanım ve bence siz de korkun.

Saygılar.

23 Total Views 1 Views Today
  • veysiberda

    Tebrikler Aydan çelik. Çok hoş bir yazı olmuş.

    Veysi