<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeşil Gazete &#187; Koray  Doğan Urbarlı</title>
	<atom:link href="http://yesilgazete.org/author/koray/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://yesilgazete.org</link>
	<description>AKTÜEL YEŞİL GAZETE</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Jul 2010 10:16:52 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Referandum&#8217;daki İllüzyon</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/07/26/referandumdaki-illuzyon/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/07/26/referandumdaki-illuzyon/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 12:44:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Değişiklikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Referandum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=10236</guid>
		<description><![CDATA[Sonuç olarak bakıldığında, büyük bir tazyik var. Başbakan, ülkücülerin evet demesini istiyor. Hayır'ın ülkücülere ihanet olduğunu savunuyor. Marqulies gibi düşünenler (açıkça söylemek gerekirse; başarılı bir tatktikle sesleri, sayısal mevcutlarından çok daha fazla çıkıyor) ise Hayır'ın sol olmadığını, devlet destekleyici bir tutum olduğunu söylüyorlar. Evet'in gerçek Müslümanlığın 6. şartı olduğunu ifade edenler de vardır mutlaka.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">2</span>1 Temmuz tarihli Taraf Gazetesi&#8217;ndeki köşesinde Roni Marqulies, &#8220;&#8216;Hayır&#8217; Kelimesinin Kaç Anlamı Vardır&#8221; başlıklı bir yazı yayınladı. Yazının konusu tahmin edilebileceği gibi 12 Eylül&#8217;de gerçekleşecek olan Anayasa Referandumu. Yazıdan bir bölüm alıntılayalım<span id="more-10236"></span>:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>O gün bugündür </em>(28 Şubat&#8217;tan bahsediyor. k.) <em>aynı durum keskinleşerek devam ediyor. Sapla saman,  devletten yana olan solla devlete karşı olan sol ayrılıyor.</em></p>
<p><em>Bunun en yeni ve en çarpıcı örneği Anayasa referandumu.</em></p>
<p><em>Sol 30 yıldır bu Anayasa’nın değişmesini istiyor. Şimdi birileri  değiştiriyor. Az değiştiriyor, çok değiştiriyor, ama değiştiriyor.</em></p>
<p><em>Ve solun geniş kesimleri yine mevcut devletten yana tavır alarak  “Hayır” diyor!</em>&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi alıntı bu. Sol ikiye ayrılmış. Devlet yanlısı sol. Devlet karşıtı sol. Roni Marqulies, yazıdan anlaşıldığı gibi, kendisini devlet karşıtı sol üyesi olarak tarif ediyor. Sekiz senedir (Devletin yaşının %10&#8242;u yani) hükümet olan ve iktidarının ilk yıllarında karşı çıktığı devlet kurumlarını, kendi düşüncesiyle yönetmeye başladıktan sonra, aynen korumayı seçen (YÖK&#8217;e kısa bir bakış bunu anlamaya yeter sanırım) AKP de devlet karşıtı.. Bunu yazıdaki &#8220;<em>dinin muhafazakâr ve ama aynı zamanda muhalif olabilme özelliği</em>&#8221; ve &#8220;<em>Müslümanlığın anti-emperyalist ve devlet karşıtı olabilme özellikleri</em>&#8221; tabirlerinden anlıyoruz. (Bir de ne zamandan beri muhafazakarlık, statükoculuk diye de okunabilir ve anti-emperyalist tutum, bu da ulusalcıların ağzından düşürmediği bir tabirdir, makbul oldu?) Bir düşünce hem muhafazakar, hem de muhalif ise bu iyi, olumlu bir durum mudur? Muhafazakarlık en basit anlatımla, var olan belli bir durumu (bu durum şimdide olabilir, geçmişte olabilir) koruma isteğidir. Bu isteğe sahip bir kesimin muhalif olması şartların değişmesi ile mümkündür ancak. Muhaliflikleri de değişimle doğru oranda artacaktır çünkü muhalif olunan aslında değişimin, var olan durumdan uzaklaşılmanın kendisidir. 1675 yılındaki gibi yaşamak isteyen kesimler, 2010 yılında tabii ki muhalif olacaktır. Bu durum olumlu mudur? Tarihte gerçekleşen değişimlerin hepsini düşünerek tekrar bakılmalı bu duruma.</p>
<p style="text-align: justify;">Genel alıntıya dönersek; neden bu kadar gizlenmek ve farklı gösterilmek isteniyor gerçek? Mesela neden, bu hükümetin 7 kere Anayasa değiştirdiği, toplamda da bu Anayasa&#8217;nın 15 kere değiştiği gizleniyor? Sanki AKP&#8217;nin, bu ilk ve tek değişikliğine; sırf AKP istiyor diye karşı çıkılıyormuş izlenimi yaratılıyor? Yalanla, dayatmayla savunulan bir değişiklikten, gerçekte ne ortaya çıkabilir?</p>
<p style="text-align: justify;">Hadi diyelim ki, bu gerçeğin yamultulması olgusunu gözardı ettik. Şöyle bir mantık olabilir mi? &#8220;<em>Şimdi birileri değiştiriyor. Az değiştiriyor, çok değiştiriyor, ama  değiştiriyor.</em>&#8221; Tamam da, değiştirilmesini istiyoruz diye, hatta tümden yenilenmesi tek gerçek seçenek olduğu halde, sadece değişiklik olsun diye bir duruma veya her duruma onay verilir mi? Bu kadar basit mi? İçerikten bu kadar bağımsız, bir değişikliği savunmak, bir değişikliğe onay vermek siyasi bir tavır mıdır? Yoksa, örneğini daha çok dinde gördüğümüz bir koşulsuz bağlılık tavrı mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak bakıldığında, büyük bir tazyik var. Başbakan, ülkücülerin evet demesini istiyor. Hayır&#8217;ın ülkücülere ihanet olduğunu savunuyor. Marqulies gibi düşünenler (açıkça söylemek gerekirse; başarılı bir tatktikle sesleri, sayısal mevcutlarından çok daha fazla çıkıyor) ise Hayır&#8217;ın sol olmadığını, devlet destekleyici bir tutum olduğunu söylüyorlar. Evet&#8217;in gerçek Müslümanlığın 6. şartı olduğunu ifade edenler de vardır mutlaka. Tüm bu ortam ise, AKP&#8217;nin son 8 yılda kendine yönelik  olarak ekonomik, kültürel ve politik alanda elde ettiği toplumsal başarının ürünü. Türk-İslam sentezinin en başarılı ürünü, en yüksek kattaki temsilcisi; gerçek solcu, has ülkücü, adanmış Müslüman ve devlet karştı&#8230; İllüzyonun büyüklüğüne bakar mısınız?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/07/26/referandumdaki-illuzyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Referandum Işığında: Yetmeyen Ne? Nelere Evet?</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/07/18/referandum-isiginda-yetmeyen-ne-nelere-evet/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/07/18/referandum-isiginda-yetmeyen-ne-nelere-evet/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Jul 2010 13:23:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[Referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Yetmez ama Evet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=10168</guid>
		<description><![CDATA[Güzel bir slogan var: &#8220;Yetmez ama Evet&#8221; diye. Güzel ama olguyu tam olarak açıklamaktan uzak, olguyu gölgeliyor. Yapılan  değişikliklerin hepsi iyi ama daha değiştirilmesi gereken maddeler  varmış gibi bir anlam taşıyor, ilk akılda bıraktığı etkinin tam tersine. Oradaki &#8220;ama&#8221; zayıflatmıyor aslında içeriği, güçlendiriyor. Peki gerçekten hepsi iyi mi?  Üstüne &#8220;yetmez, daha! daha! diyecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">G</span>üzel bir slogan var: &#8220;Yetmez ama Evet&#8221; diye. Güzel ama olguyu tam olarak açıklamaktan uzak, olguyu gölgeliyor. Yapılan  değişikliklerin hepsi iyi ama daha değiştirilmesi gereken maddeler  varmış gibi bir anlam taşıyor, ilk akılda bıraktığı etkinin tam tersine. Oradaki &#8220;ama&#8221; zayıflatmıyor aslında içeriği, güçlendiriyor. Peki gerçekten hepsi iyi mi?  Üstüne &#8220;yetmez, daha! daha! diyecek bir çizgiye mi sahip? O şekilde düşünmek zorundasınız. &#8220;Bu değişikliklerin içinde bizi geriye  götürecek maddeler de var&#8221; diye düşünüp, o maddelere hayır diyelim,  &#8220;yetmez ama evet&#8221;lere evet diyelim? deseniz olmuyor. Ya hepsine evet  diyeceğiz, ya da bir kaç iyi maddeye de evet diyemeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman bir bakalım acaba şimdiye kadar, Yetmeyen Ne? Nelere Evet?<span id="more-10168"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ergenekon’un içinden çıkılamaz bir  çorbaya çevrilmesine ve derin devletin bu şekilde perdelenecek olmasına;  Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Mümkün olan her  yere, doğanın “d”sini düşünmeden hidroelektrik santraller yapılmasına;  Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Seçimle gelenin  her konuya hakim olmasının, tüm kuvvetleri belirleyecek olmasının adının  demokrasi olmasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal mutabakat ya da toplumsal bir tartışma olmadan tek  partinin Anayasa’yı değiştirmesine Dünya’da başka örneği olmamasına  rağmen; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Nükleer  Santral’in yıllardır süren muhalefete rağmen kurulacak olmasına, bir  diğerinin de yolda olmasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Hrant Dink cinayetinin sorumlularına, ortada olmalarına  rağmen dokunulamamasına, cinayetin bir boyutunu ortaya koyan  gazetecilere cinayetten daha fazla ceza istenmesine; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">İşsizlik oranının sürekli düşmesine  rağmen, işsiz sayısının artmasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Rekor büyümeye rağmen, görünen büyümenin  sadece yoksullukta olmasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Tekel İşçileri’nin direndiği 4/C’nin ve benzeri kölelik  düzenlemelerinin yaygınlaşmasına, iş güvencesi olmadan çalışabilmenin  bile nimet olmasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardır ortaya çıkan yolsuzlukların üzerine gidilmemesine,  sıvı yumurta yüklü gemiciklere; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Silahla çözülemeyeceği her geçen gün ortada  olan Kürt Sorunu’na; demokrasi dedikten sonra durup durup çözüm diye  paramiliter gücün gösterilmesine; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Halkın oylarıyla seçilen belediye  başkanlarının tutuklanmasına, tutuklu kişilerin kelepçeli  fotoğraflarının servis edilmesine; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Ulaşıma çözüm olarak daha çok karayolu,  daha çok karayolu demeye; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Pitbull cinsi köpeklerden başlayarak bir canlı türünü yok  etmeye, insan dışında her canlıya ülkeyi zehir etmeye; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">İnternet sansürüne ve bu sansürü artık  Diyanet’in ve polisin yapabilecek olmasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül Anayasası’nın bugüne kadar 15 kere  değiştirilmesine ve bu değişikliklerin 7 tanesinin de AKP tarafından  yapılmasına rağmen, yeni bir Anayasa yapılmasına hala sıra gelmemesine,  bu değişikliğin ilk diye sunulmasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">YÖK’ün ve benzeri kurulların daha önce  şikayet edilen özelliklerinin farklı ellerde aynen devam ettirilmesine,  silahlara karşı muhalefetin silah ele geçinceye kadar olmasına; Yetmez  ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">53 bin civarında engelli  kadrosunun kamuda boş beklemesine rağmen, ayrımcılığın Anayasa  değişikliği ile giderilecek olacağını düşünmeye; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">GDO tekelleri ülkeye girsin diye defalarca  değiştirilen yönetmeliklere; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">3. Köprüye, yetmezse 4. Köprüye, yetmezse  5. Köprüye&#8230;&#8230;. ; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Maden arama, çıkarma adıyla doğanın tahrip edilmesine, insan  yaşamının zarar görmesine; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">%10’luk seçim barajının “ama ya tek başına iktidara  gelemezsek?” diyerek korunmasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Dokunulmazlıkların, düşünce özgürlüğünü  koruyaracak şekilde sınırlandırılmamasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Kentsel dönüşüm adıyla kentin yoksul  kesimlerinin zenginler için steril hale getirilmesine ve bunun önündeki  engellerin kaldırılmasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">İletişimin her türlüsünün dinlenmesine ya da halkın  “dinleniyormuş” gibi kendi kendisinin gardiyanı olmasına; Yetmez ama  Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Tersanelerde, madenlerde,  fabrikalarda, kot kumlama tezgahlarında işçilerin ölmesine, bir türlü  önlem alınamamasına; Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Çocukların yaşlarını kaç kere katlayan cezalar almasına;  Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Hasankeyf’in sular  altında kalmasına, karşı çıkanların hain ilan edilmesine; Yetmez ama  Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın Efe Boz’a uzun ömür  biçmemesi yüzünden, kafasına düşen lavabonun hiç sorumlusu olmamasına;  Yetmez ama Evet!</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bunların baş  sorumlularının demokrasinin yıldızı olarak ortaya konmasına ve bu  zihniyetin daha da sınır tanımaz olmasına; Yetmez ama Evet!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/07/18/referandum-isiginda-yetmeyen-ne-nelere-evet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köpekler Yasaklanmak ve Yok Edilmek İsteniyor</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/07/13/kopekler-yasaklanmak-ve-yok-edilmek-isteniyor/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/07/13/kopekler-yasaklanmak-ve-yok-edilmek-isteniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 21:55:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Pittbull]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=10017</guid>
		<description><![CDATA[Köpekleri toplayıp uyutun; kedileri zehirleyin; sokak çocuklarına şiddet uygulayıp sindirin; engellilere yönelik en ufak bir çaba içinde bulunmayın, evlerine kapatın; sokakları ve geceleri kadınlar için can pazarına çevirin, kadınları belli saatte eve sokun… Hoşunuza gitmeyen, her canlıyı yasaklayın, öldürün, sindirin yaşamı kendinize göre steril hale getirin. Bu yasa bunun göstergesidir. Bunun ilk adımıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">I</span>çinde bulunduğumuz günlerde, Türkiye’de canlı olmanın nasıl zor olduğunu, insanların hem kendi türlerine, hem de başka türlere nasıl da zarar verdiğini açıkça gördüğümüz olaylar yaşanıyor. Bir yasa ile köpekler toplanacak deniyor, sahiplerine para cezası verilecek deniyor; toplanan köpekler öldürülüyor ve para cezasından kaçan kişiler köpeklerini ya eve gizliyorlar ya da sokağa salıyorlar. Yaz şartlarında hırçınlaşan ve sokağa alışık olmayan köpekler de saldırganlaşıyor. Bir yasa, zincirleme olarak kaç tane can yakıyor?<span id="more-10017"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Televizyonlarda, gazetelerde sürekli işlenen bir konu var: Pitbull başta olmak üzere, bir kaç cins köpeğin yasaklacak olması! Bir cinsi, bir hayvanı yasaklamak ne demektir? Böyle bir hak, kimde var? bunun sınırı nedir? Yasaklamanın gerekçesi şiddet ve zarar vermek olarak açıklanıyor. Silah satışını özendiren resmi kurumların olduğu bir ülkede, şiddet neden gösterilerek köpekler yok edilmeye çalışılıyor. Evet tüm köpekleri ve evet yok etmeye!</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önce de gördük mi; konu canlılar olduğunda olabildiğince cahil ve acımasız olunuyor. Yasaklanan köpeklerin toplanacağı söyleniyor. Peki sonrası?  Sonrası hakkındaki derin sessizlik ve gelen haberler bize tek ihtimalin olduğunu hatırlatıyor: Köpeklerin öldürülmesi! Peki hangi köpeklerin? Yasada ismi yazan köpeklerin mi? Hangi yetkili önüne konan iki fotoğraftaki köpeklerin cinsini bilebilir ki; görev verilen alt düzeydeki insanlar bilsin? En ufak bir altyapı çalışması yapılmadan, köpekleri birer mal, belki baskında ele geçirilmiş yasadışı madde olarak görerek canlılara yaklaşılabilir mi? Bu büyük acımasızlığı ve bilgi eksikliğinin sonu tüm köpeklerin  toplatılmasıdır. Ses çıkartan köpeğin saldırgan olarak görülmesi, saldırgan olan köpeğin de pitbull olarak adlandırılmasıdır. Köpekleri toplayıp uyutun; kedileri zehirleyin; sokak çocuklarına şiddet uygulayıp sindirin; engellilere yönelik en ufak bir çaba içinde bulunmayın, evlerine kapatın; sokakları ve geceleri kadınlar için can pazarına çevirin, kadınları belli saatte eve sokun… Hoşunuza gitmeyen, her canlıyı yasaklayın, öldürün, sindirin yaşamı kendinize göre steril hale getirin. Bu yasa bunun göstergesidir. Bunun ilk adımıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisi değil, söylentisi çıktıktan sonra sokakta gezen kopek sayısı arttı. Kendi kişisel problemlerini, köpeklerini saldırganlaştırarak sarmaya çalışan insanlardan, aldığı eğitimin sonucunu sergileyen köpekleri kurtarmak yerine köpekleri yok etmeye, sahiplerine de para cezası vermeye kalkışan zihniyetin ürünü bu. Bundan sonraki her saldırının sorumlusu her olayı büyüten medya başta olmak üzere, en tepede bu yasayı çıkartanlardan, en alttaki sokakları köpeksizleştirmeyi kendisine iş edinen görevliye kadar herkestir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, ekolojistler olarak insan türünün belli bir grubunun herhangi başka bir tür üzerinde böyle bir hakkının olmadığını savunmalıyız. Bu haksız, yasanın ve yasağın bir türü yok etmek amacıyla değil, bir türü onları kendi amaçları doğrultusunda saldırganlaştıran insanlara yöneltilmesini, her köpeğin ya da her köpek sahibinin de böyle kestirmeci bir anlayışla zarar görmesinin de hiçbir mantıklı açıklamasının olmadığını savunmalıyız. Buradan hareketle, var olan duruma karşı olan, tüm bireylerle ve kurumlarla ortak hareket etmelidir. İşin canlı değeri boyutu, insani boyutu ve siyasi boyutu birbirinden ayrılamaz ve ayrılamadığı için de göründüğünden çok daha büyük bir tehdit ile karşı karşıyayız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/07/13/kopekler-yasaklanmak-ve-yok-edilmek-isteniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kongre&#8217;ye Dair; Yeni Dönem</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/06/22/kongreye-dair-yeni-donem/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/06/22/kongreye-dair-yeni-donem/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 15:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=9619</guid>
		<description><![CDATA[2008 yılında kurulan, ikinci senesini bitirmeye hazırlanan Yeşiller, her açıdan yeni bir parti. Hem yaş olarak yeni bir parti, hem de fikren yeni bir parti. Ortaya çıktığı fikirlerin, ortaya koyduğu parti mekanizmasının nasıl olduğunu anlatmak için de sürekli “yeni” kelimesine başvuran bir parti. Kendisini anlatmaya istekli ve anlatmaya mecbur bir parti.
Yeşiller, Haziran ayının başında ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">2</span>008 yılında kurulan, ikinci senesini bitirmeye hazırlanan Yeşiller, her açıdan yeni bir parti. Hem yaş olarak yeni bir parti, hem de fikren yeni bir parti. Ortaya çıktığı fikirlerin, ortaya koyduğu parti mekanizmasının nasıl olduğunu anlatmak için de sürekli “yeni” kelimesine başvuran bir parti. Kendisini anlatmaya istekli ve anlatmaya mecbur bir parti.<span id="more-9619"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yeşiller, Haziran ayının başında ilk kongresini yaparak, kuruluş sürecini tamamladı. Yapılan seçim sonucunda da, kurucular yerlerini çoğu bu iki sene içinde partiyle tanışmış olan insanlara bıraktı. Ne alışıldığı gibi gergin, ne de önceden tembihlenmiş bir şekilde tek düze geçti kongresi ve kongre sonucunda da alışılmadık sonuçlar ortaya çıktı. Belki idealde olan, uygulansa güzel olur diye düşünülen ama belirli bir noktanın sonrasına bırakılan sonuçlar, Yeşiller’de hayat buldu. Sessiz, sakin bir şekilde tüm Dünya’da tartışılan “yeni sol” akımının ideallerine yaklaşıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Getirilen yeniliklerin en önemlileri parti mekanizmasına dairdi. Seçilen tüm kurullarda bir rotasyon ve kota ilkesi uygulandı. Bu siyasi ortamımıza baktığımızda gerçek bir yenilik. Hem de bu ilkeler göstermelik, olsun diye hayata geçirilmedi. Her konuda yarı yarıya, her konuda eşit… Nasıl oldu peki kota ve rotasyon ilkesinin Yeşiller’de uygulanması? Ilkeler aslında çok basit. Her seçim döneminde, seçim yapılan kurulun yarısı yenilenecek. Bir kişiden fazla sayıda kişi seçilecekse, en az %50’si kadın olacak. Bir göreve hem kadın, hem erkek aday olduğunda pozitif ayrımcılık gereği kadın aday seçilecek. Bu yüzdendir ki, örneğin, Yeşiller MYK’sı 8 kadın, 7 erkekten oluşuyor. Başkanlığın olmadığı Yeşiller’de, varolan eşsözcülük görevi de rotasyon ve kota ilkesi gereği iki eşsözcünün değişmesiyle yenilenmiş oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapısal ilkeler bilindik gibi dursa da, aslında uygulama açısından pek de alışık olunan durumlar değil. Her partinin, “kadın kotasını uygulayan tek partiyiz biz” diyerek çıkış yapmaya çalıştığı bir yer Türkiye. Gençlere, kadınlara ve değişime önem vermeye açık göründükten sonra, onları sadece renklerden bir renk olarak görüp; fırçayı tutanların hiç değişmediği de bir yer. 81 ilin, 81 il başkanının da erkek olduğu partiler meclisi doldurmuyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Blok listeler, mutlak adaylı kongreler, bir telefonla yer değiştiren il başkanları, MYK üyeleri, başkan kültüne sonsuz bağlılık… Yenilik işte bu siyasi atmosfere göre yenilik. Bu siyasi atmosferde nefes alınabilecek bir “yeşillik”. Aslında doğala dönüşten başka bir şey de yok ortada. Çünkü, Yeşiller’de ve doğada da doğal olan eşitlik…</p>
<p style="text-align: justify;">Yapısal yenilikler dışında da gelişmeler oldu tabii ki Yeşiller Partisi kongresinde.  Önümüzdeki iki yılın çok sıcak konularına karşı mücadelenin başlatıldığına şahit olduk. Hidroelektirik Santralleri’nin tüm ülkeyi saran ve doğayı parça parça yok eden ve yok edecek olan saldırısına karşı mücadelenin daha da yükseltileceğini de söyleyebiliriz; zorunlu askerliğe son verilmesine yönelik çalışmaların olacağını da… Nükleer Santral(lere) karşı yaşamı korumaya da çalışacak Yeşiller, %10 seçim barajına karşı demokrasiyi de. İstanbul’a yapılması planlanan boğaz köprüsü de durdurulmaya çalışılacak, “Yeni Yeşil Düzen” programı ile çifte ekonomik kriz de… Kısacası olması gerektiği gibi oldu. Sorunlara karşı çözümler…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konular, eğilinecek sorunlar tabii ki, gündemin değişmesiyle çeşitlenecek, kazanımlarla da eksilecek. Yeşiller Partisi şu anda çok büyük bir parti değil. Büyümekte olan bir parti. Büyüdükçe ve güçlendikçe, (Aslında bu kaçınılmaz görünüyor. Küresel ısınma, çevresel sorunlar, demokratikleşme, Kürt Sorunu, ekonomik sorunlar Yeşiller’i büyütecek ve güçlendirecek. Çözümleri elde tutanlar, sorunlar büyüdükçe büyüyor ne yazık ki) yeni bir boğaz köprüsü diyemeyecekler bize. Her akarsuya çevresini yok edip bir santral kuralım diyemeyecekler, bunun planını yapamayacaklar. 30 yıldır bir itişmeye dönüşen nükleer santral masalı bir daha hiç açılmamak üzere kapanacak. Ne olursa olsun kalkınmacısı, endüstriyalist zihniyet geleceği çalamayacak. Doğa sorunlarının aslında nasıl da demokrasi sorunu olduğu anlaşılacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeşiller Partisi’nin bu ilk kongresinden önümüzdeki iki yıla yönelik olarak çıkan özet de, tüm bu hedeflere yaklaşılması ve Yeşil düşüncenin kök salması olarak özetlenebilir. Herkes için olduğu gibi, Yeşiller için de çok yönlü mücadelelerle geçecek bir iki yıl olacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/06/22/kongreye-dair-yeni-donem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Bir Boğaz Köprüsü Trafiği Rahatlatır Mı?</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/06/17/yeni-bir-bogaz-koprusu-trafigi-rahatlatir-mi/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/06/17/yeni-bir-bogaz-koprusu-trafigi-rahatlatir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 11:29:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Trafik]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Boğaz Köprüsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=9438</guid>
		<description><![CDATA[Bu tüm zamanların ötesinde olan soruya hemen yanıt vermek mümkün. Evet, rahatlatır! Nasıl ki, ilk köprü trafiği rahatlatmışsa, ikinci köprü trafiği rahatlatmışsa bu yapılması planlanan köprü de trafiği rahatlatır. Trafik için en güzeli herhalde boğazın asfaltlanması olur ki o zaman gerçekten trafik çok rahat olur. Hem araya da bir kaç TOKİ projesi sıkıştırdık mı, birkaç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-full wp-image-9440" title="bogaz_koprusu_5" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/bogaz_koprusu_5.jpg" alt="bogaz_koprusu_5" width="312" height="205" /><span class="drop">B</span>u tüm zamanların ötesinde olan soruya hemen yanıt vermek mümkün. Evet, rahatlatır! Nasıl ki, ilk köprü trafiği rahatlatmışsa, ikinci köprü trafiği rahatlatmışsa bu yapılması planlanan köprü de trafiği rahatlatır. Trafik için en güzeli herhalde boğazın asfaltlanması olur ki o zaman gerçekten trafik çok rahat olur. Hem araya da bir kaç TOKİ projesi sıkıştırdık mı, birkaç xport, 7 yıldızlı otel falan, her şey mükemmel olur. Rantından yenmez valla! Altından boğaz, üstünden 6 köprü geçen Dünya’nın kıtalararası tek karayolu.<span id="more-9438"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Rahatlatır rahatlatmasına da, trafik denen olgu rahatlamaya, rahatlatmaya muhtaç bir olgu mudur? Çok kilolu, hatta obez, boğazına da düşkün bir kişinin her yemekten sonra kemerini biraz daha açması mıdır sorununun asıl çözümü? Bu onu rahatlatmaz mı? Rahatlatır, rahatlatmasına da ya sonrası? Trafik, köprü ilişkisi de aynı bunun gibi işte. Siz trafiği, arabaların bir yerden bir yere gitmesini “en kutsal” olarak görürseniz, ekonomik kriz ile ilgili önlemlerde aklınıza ilk otomobil satışında vergileri düşürmek gelirse daha çok kemerinizi açarsınız. Kilo vermeniz gerektiğini bazen hissedersiniz ama, yeni köprülerin getireceği rant hoşunuza gider. Bu yolların asla bir sonunun olmadığını, bir tanesi yaptığınızda ikincisini de yapmaya mecbur kalacağınızı bilirsiniz ama kemeri gevşetmek ve o anlık rahatlama sizi içine çeker.</p>
<p style="text-align: justify;">Amacınız nedir? İnsanları bir yerden bir yere taşımak mı? Otomobilleri, kamyonları bir yerden bir yere taşımak mı? Buna açık yüreklilikle, otomobilleri taşımak tabii ki, diyebilecek herhalde kimse yoktur. Tek tek sorulursa ve yanıt alınabilirse herkes ilkini söyleyecektir. Peki neden uygulamada bunun tam tersi oluyor? Tam tersi gerçekleşiyor? Fikir ile eylem arasındaki bağlar bu kadar mı kopuk olabilir mi? Madem, iki yaka arasında köprüleri gerektirecek kadar büyük bir insan akımı var, bunu toplu taşımaya yönlendirerek, toplu taşımayı bir eziyet haline getirmekten çıkartıp gerçek bir seçenek haline getirerek çözmeye çalışmak hiç düşünülmüyorsa bu iyi niyet midir? İyi niyetli bir politika mıdır? Böyle bir şehirde, çok gelişmiş bir deniz ulaşımının olması beklenmez mi? Her noktaya ulaşacak bir vapur sisteminin olması beklenmez mi? Var mı? Yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıkça söylenmelidir artık. Şu anda karar alan mevkilerde oturanlar, kara yolu ulaşımına göbekten bağlıdırlar. Gerekirse on yıl sonra bir köprü daha yapmak da isteyebilirler ki gerekecektir bu politikaları devam ettiği sürece. Önünü alamazlar, almak için bir politikaları yok çünkü. Bir ulaşım politikaları da yok. Üçüncü köprü yapılırken, yapılmasının planı açıklanırken, bir tane öneri duydunuz mu, dördüncü köprünün olmasını, gerekmesini engelleyecek? Engellenmelidir çünkü! Belediyeler, hükümetler sadece kentleşme politikası için değil, yaşam için artık otomobil ile seyehati en az düzeye indirmeye, insanları otomobilden soğutmaya mecburlar. En büyük görevlerinden bir tanesi bu olmalı. Türkiye’de ise tam tersi. Daha çok otomobil alın, elinizdekini değiştirin, toplu taşıma, raylı sistem, deniz ulaşımı değil, karayolunu tercih edin diye çırpınıyor herkes. İzmir’de de bu şekilde, Ankara’da da bu şekilde. Daha dün, İstanbul Büyükşehir Belediyesi metro ve hafif raylı sistemin bazı güzergahlarının çalışma sürelerini verimlilik nedeniyle kısalttı. Böyle yönetiliyor şehirler ve ülke.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu yüzden trafik rahatlatılmaya muhtaç bir obez canavar olarak büyüyor karar alan insanların kucağında. Karadeniz’i otoyola çevirdiler rahatladı; İstanbul’u köprülerle donattılar rahatladı; İzmir’e köprü yapmak istiyorlar, yaptıklarında rahatlar. Bir trafiği mücadele edilecek değil, rahatlatacak bir olgu olarak gördükten sonra, doğayı yok edip, asfalt dökecek yer mi yok ülkede?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/06/17/yeni-bir-bogaz-koprusu-trafigi-rahatlatir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kongre&#8217;ye Dair; Ekolojiyi Savunmak</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/06/01/kongreye-dair-ekolojiyi-savunmak/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/06/01/kongreye-dair-ekolojiyi-savunmak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 15:40:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Çevrecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşiller Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=9104</guid>
		<description><![CDATA[Yeşiller olarak bir adım daha atmamız gerekir. "Anti kapitalist olmadan anti emperyalist olunmayacağı gibi; anti endüstriyalist olmadan da ekoloji mücadelesi, doğa mücadelesi verilemez!" dememiz gerekir. Ekolojist olmadan eşitlik mücadelesi, ekolojist olmadan barış mücadelesi, doğa sorunu ekolojist olarak incelenmeden demokrasi mücadelesi verilemez dememiz gerekir ve bunun mücadelesini gerçekleştirmek gerekir. Kavram ve mevki mücadelesinin nedeni budur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-9110" title="ecology1" src="http://yesilgazete.org/wp-content/uploads/ecology1.gif" alt="ecology1" width="286" height="311" /><span class="drop">.</span>&#8221;En büyük görev de orada duruyor zaten. Yeşiller’i bir doğa sorunu  partisi olmaktan, bir siyasal/toplumsal ekolojist partiye, her soruna  ekolojist bir çözüm getirme görevi var ki; bu çok çetin bir mevki ve  kavram mücadelesini gerektiriyor. En yakından, en uzağa…&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bir önceki yazımı bu şekilde bitirmiştim. Yeşiller&#8217;in 6 Haziran&#8217;da gerçekleştireceği kongreden sonra, ortaya çıkacak kurulların önündeki en büyük görevi tanımlamaya çalışarak.<span id="more-9104"></span> Gerçekten de Yeşiller&#8217;in sadece bir &#8220;doğa sorunu&#8221; partisi olduğunu düşünebiliriz, çoğumuz da böyle düşünüyor. Bunda tabii ki Yeşiller&#8217;in de payı yok değil. Hem bu düşünceye iştirak ederek, hem de her doğa sorununun -çok doğru bir şekilde- peşinden giderek bu düşüneye katkı verdi Yeşiller.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat ekoloji düşüncesi, sadece doğa sorununa hapsedilmeyecek kadar geniş bir dünya görüşü sunuyor bizlere. Yeşiller&#8217;in sadece doğa sorununa sıkıştırılmak istenmesi ise önümüze aşılması gereken onlarca engel oluşturuyor. Bugün her partinin çevreci olduğunu görebiliriz. Hükümet de çevreci. Koskoca Çevre Bakanlığı var. Her partinin çevre konusunda fikirleri var. Bazı partilerin ise doğrudan ekolojiye dair, ama tabii ki &#8220;ekoloji eşittir doğa sorunu&#8221; çözümlemesiyle sözleri var. Bunun hemen akla gelebilecek üç nedeni var.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlardan ilki, doğa sorununun, insanların hayatlarını doğrudan etkileyebilen ve doğrudan tepki gösterebildikleri bir konu olmasından hareketle, sermayenin ve sermayenin desteklediği grupların çevreci görünme gereği. Tepkiyi göğüslemenin bir yöntemi bu. <strong>Yeşile boyanmış bir fabrika bacası, daha az zehirli olur</strong> önermesi kadar gerçekçi bir durum bu. Nükleer santral yapımına destek veren, bir ucundan doğayı yok eden her şirketin bir yerlerinde bir yeşil boya görmek mümkün. Vicdanlarını temizliyorlar bir şekilde. O yüzden de, dönemsel olarak doğaya en çok zararı veren hükümetin başbakanı kendisini &#8220;çevrecinin daniskası&#8221; ilan ediyor. Çevrecinin daniskasının onayladığı kömür santralleri zehir yaymıyor çünkü. Kısaca, herkes çevreci. Biraz zorlarsak da herkes ekolojist olabilir. Tabii, eğer biz ekolojiyi sadece doğa ile sınırlar, toplumsal yaşama ve ilişkilere ait çözümlemelerini uzak tutarsak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci neden, küresel ısınma. Dünya üzerinde hiçbir sorun kendisini bu kadar net hissettirip, yaşamı, sona bu kadar çok yaklaştırmamıştı. Yıllar önce Rosa Lüxemburg&#8217;un yıllar önce ortaya koyduğu ayrışma &#8220;Ya barbarlık, ya sosyalizm&#8221; gerçekleşmedi fakat &#8220;Ya küresel ısınmayı durduracağız, ya da yok olacağız&#8221; ayrışması kendisini gösteriyor. İşte Tuvalu orada. Zerre katkılarının olmadığı bir olgu, uygarlığını orada oluşturmuş bir halkı yok ediyor. Yakında da tüm Dünya&#8217;ya gelecek sıra. Yazın bu haberleri daha da sık okuyacağız. İşte bu kadar gündemde olan bir soruna kimse sırtını dönemiyor, kimse yok diyemiyor. (Küresel ısınmanın olmadığını söyleyenler var tabii ki Türkiye&#8217;de. Bu &#8220;dedikoduların&#8221; yabancı kaynaklı olduğunu söyleyenler de&#8230; Havalar ısındıkça artacaktır sayılar. Sıcaklığın, düşünmeye yönelik olumsuz etkileri&#8230;) Bu yüzden de, herkes bu soruna yönelik doğru ya yanlış bir söz söyleme isteğinde bulunuyor. Suçu, doğrudan kapitalizme yükleyen de var, bizim suçumuz yok tüm suç ABD&#8217;de diyenler de. Fakat yine herkes Yeşiller&#8217;in sıkıştırılmak istendiği dar hareket alanında fikir ve söz sahibiymiş gibi davranıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü neden ise, &#8220;hareketin orada&#8221; olması. Bundan şunu kastediyorum; yerel bir doğa sorunu çevresinde , halkın tüm diğer düşünsel farklılıklarını bir kenara bırakıp toparlanması ve karşı çıkması&#8230; Bir baraja, bir kömür santraline, bir yol projesine yahut bir parkın, otopark olmasına o bölgede yaşayan ve ilk elden etkilenecek halk hemen birleşip karşı çıkıyor. Bir muhalefet dalgası oluşuyor. Bu da, her siyasi yapının arayıp da bulamadı bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Konunun kendilerinin daha önceki gündemlerinde olup olmadığına bakmadan, politize olmuş halkın yanında durup, bu işten nemalanmak isteyen her politik yapı, sadece iktidarda, karar alma mekanizmalarında kendileri olmadığı için yani kararı kendileri almadığı için olana, bitene karşı çıkıyor. Öyle örnekler var ki. Siyasi yelpazenin hangi kanadında olduğu kesinlikle farketmiyor. Bir yerde, yerel halk doğa duyarlılığı ile politize olmuşsa eğer, hemen politik yapılar da doğa duyarlılığı ile dolup taşıyor ve orada bitiyorlar. Genel ilkelere dayanmayan bu birliktelik de tabii ki, o politize olma durumu geçince ya da karar alma mekanizmasının başına geçince bitiyor, unutuluyor. Bu, muhalefet etmenin ve örgütlenmenin bir yolu olarak görülüyor. Bu yüzden de herkes &#8220;çevreci&#8221;. Herkes doğa sorununa duyarlı. Fakat Yeşiller dışında endüstrileşmeye doğrudan karşı çıkabilen bir yapı da yok. Herkes iktidarın onları kirleteceği günü bekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte hemen akla gelebilecek bu üç nedenden ötürü, Yeşiller&#8217;in yeni kurullarının işi çok zor. Çünkü, ekolojiyi yaymak ve savunmak zorundalar. Saldırı ve mücadele her yanda sürüyor. Bir yandan &#8220;sahte&#8221;leri ortaya çıkartırken, diğer yandan da &#8220;gerçek&#8221;leri sürekli üstüne bir adım daha atarak ortaya çıkarmak gerekli. Çok bilindik bir siyasi yaklaşım vardır. Ulusalcılara söylenir.  &#8220;Anti kapitalist olmadan, anti emperyalist olunamaz.&#8221; denir ve ulusalcılığın içi boş noktalarına parmak basılır. Yeşiller olarak bir adım daha atmamız gerekir. &#8220;Anti kapitalist olmadan anti emperyalist olunmayacağı gibi; anti  endüstriyalist olmadan da ekoloji mücadelesi, doğa mücadelesi verilemez!&#8221; dememiz gerekir. Ekolojist olmadan eşitlik mücadelesi, ekolojist olmadan barış mücadelesi, doğa sorunu ekolojist olarak incelenmeden demokrasi mücadelesi verilemez dememiz gerekir ve bunun mücadelesini gerçekleştirmek gerekir. Kavram ve mevki mücadelesinin nedeni budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Devam edecek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/06/01/kongreye-dair-ekolojiyi-savunmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kongre&#8217;ye Dair; Başlarken&#8230;</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/05/28/kongreye-dair-baslarken/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/05/28/kongreye-dair-baslarken/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 22:16:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Olağan Kongre]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşiller Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=9002</guid>
		<description><![CDATA[Yeşiller Partisi&#8217;nin Birinci Olağan Kongresi&#8217;ni yapmasına 10 günden az bir süre kaldı. Birinci Kongre&#8217;nin Yeşiller için önemi büyük. Bir dönemin kapanıp, başka bir dönemin açılması demek bu ki, her kongreden sonra olmayacak bir değişim bu. Bir kuşun, uçmayı öğrenmeye başlayıp, havalanması gibi. Parti ilk defa kendi kurullarını seçecek ve kurucular, kuruluş aşamasını başarıyla tamamlayıp görevlerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">Y</span>eşiller Partisi&#8217;nin Birinci Olağan Kongresi&#8217;ni yapmasına 10 günden az bir süre kaldı. Birinci Kongre&#8217;nin Yeşiller için önemi büyük. Bir dönemin kapanıp, başka bir dönemin açılması demek bu ki, her kongreden sonra olmayacak bir değişim bu. Bir kuşun, uçmayı öğrenmeye başlayıp, havalanması gibi. Parti ilk defa kendi kurullarını seçecek ve kurucular, kuruluş aşamasını başarıyla tamamlayıp görevlerini bitirmiş olacaklar.<span id="more-9002"></span></p>
<p style="text-align: justify;">2008 yılında kurulan Yeşiller Partisi&#8217;nin iki yılda bünyesine topladığı üyeler de bu vesileyle ilk defa biraraya gelip, geleceği tartışacaklar. Bundan sonraki iki yılın nasıl geçeceğini tartışacaklar. Bu dönemde gerçekleşecek olan referandumda ve genel seçimlerde Yeşiller&#8217;in nasıl tavır alacağını konuşacaklar. Önemli konulardan biri de Yeşiller&#8217;in, yani ekoloji ideolojisinin en kurumsal yapısının, nasıl örgütlenebileceği konusudur ki, Yeşiller üyeleri önünde duran bir labirenttir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeşiller&#8217;de kongre diğer partiler gibi &#8220;kolaylıkla&#8221; gerçekleşmiyor ne yazık ki! Rotasyon ve kotalar Yeşiller&#8217;i farklı kılan özellikler. Düşünün ki; parilerin başından kalkmak bilmeyen insanlar en soldan en sağa kadar her tarafta; rotasyon ilkesi gereğince görevini devretmenin ve yeni bir görev almanın isteğini duyan Bilge Contepe bir tarafta. Yoksa zaten seçilecek kişi belli olurdu, kurullara girecekler de paylaştırılırdı gerektiği şekilde ve &#8220;olur&#8221; biterdi. Göstermelik bir kaç &#8220;bayan&#8221; da eklenirdi ve her şey hallolurdu. Fakat Yeşiller&#8217;de var olan kadın kotası ile, rotasyon ile herkes gerçek şekilde geleceğine sahip çıkabiliyor. Önler kesilmeden, laflar ağza tıkılmadan&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">6 Haziran tarihi önemli. Gündemin biriktirdikleriyle daha da önemli. Nükleer tehlike bekliyor Yeşiller&#8217;in yeni kadrolarını. Türkiye&#8217;nin her yerini saran ve geri dönüşümü olmayacak zararlar veren HES&#8217;ler bekliyor. Madenler bekliyor ve o madenlerin ilk kurbanları olan madenciler bekliyor. Tabii bir de, tüm bu saydığım ve de sayamadığım sorunlarla kendi yerellerinde mücadele eden insanlara ulaşma, seslerini seslerimize karıştırma görevi bekliyor. Düşünmek lazım ki; bunlar sadece sorunların çevresel tarafı, doğayla ilgili olanı. En büyük görev de orada duruyor zaten. Yeşiller&#8217;i bir doğa sorunu partisi olmaktan, bir siyasal/toplumsal ekolojist partiye, her soruna ekolojist bir çözüm getirme görevi var ki; bu çok çetin bir mevki ve kavram mücadelesini gerektiriyor. En yakından, en uzağa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Devam edecek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/05/28/kongreye-dair-baslarken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CmHP&#8217;ye Rağmen Referandumda Hayır!</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/04/02/cmhpye-ragmen-referandumda-hayir/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/04/02/cmhpye-ragmen-referandumda-hayir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 12:25:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Değişiklikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Referandum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=8324</guid>
		<description><![CDATA[16 Eylül 2009’da Yeşil Gazete’de Ankara 7. Cadde ile ilgili yapılması planlanan bir referanduma yönelik bir yazı yazmıştım. Yazının başlığı “İlkel Referandumla Demokrasicilik Oyunu”ydu. Yazının ana sorusu şuydu: “Peki, bu gerçekten demokrasi mi? Demokrasi, bu mu? Referandumun en ilkel şekli olan “bir fazlaysa hepsi senin” mantığıyla demokrasi olur mu?” Bu soru hala güncelliğini devam ettiriyor, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">1</span>6 Eylül 2009’da Yeşil Gazete’de Ankara 7. Cadde ile ilgili yapılması planlanan bir referanduma yönelik bir yazı yazmıştım. Yazının başlığı “<a href="http://yesilgazete.org/2009/09/16/ilkel-referandumla-demokrasicilik-oyunu/">İlkel Referandumla Demokrasicilik Oyunu</a>”ydu. Yazının ana sorusu şuydu: “Peki, bu gerçekten demokrasi mi? Demokrasi, bu mu? Referandumun en ilkel şekli olan “bir fazlaysa hepsi senin” mantığıyla demokrasi olur mu?”<span id="more-8324"></span> Bu soru hala güncelliğini devam ettiriyor, hala ilkel yöntemlerin, büyük bir buluş ve ilerlemeymiş gibi bize sunulduğu bir demokrasi ortamımız var.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünlerde Ankara ve referandum yine gündemde. İkisinin de konusu farklı. Ankara neden gündemde? Tekel işçileri, herkes köle olmasın, 4-C denilen deli gömleği giyilmesin diye Ankara’da sokaktalar. Üyesi oldukları sendikanın önüne gitmek istiyorlar. Bu kadar. Türk-İş’in önüne gitmek isteyen işçileri Ankara’da ne karşılıyor? Toplam görevli 12 bin polisin 8 bini. Ankara merkezinde 5 kişinin yanyana gelmesi halinde polis onları ayırmaya çalışıyor diye belirtiyor televizyonlar. Sanarsınız yıl 1980 günlerden 11, 12 ya da 13 Eylül.</p>
<p style="text-align: justify;">Hazır 12 Eylül demişken, gündemde olan referandum konusununa geçelim. Bu sefer referandumun konusu trafik ya da gürültü değil. Anayasa değişikliği. Hükümet, 12 Eylül Anayasası’nı değiştirmek istediğini ifade edip, hepsini değiştirmek için taslaklar hazırlatıp, içinden seçtiği bazı maddeleri değiştirmekle yetinince ortaya bir kaç maddelik bir referandum olasılığı çıktı. Referandumun en parlak maddesi ise Anayasa’nın geçiçi 15. Maddesinin kaldırılacak olması. 2 Nisan günü Ankara’da 12 Eylül’ü yaşatanlar, Temmuz gibi yapılacak bir referandum ile 12 Eylül’e yargı yolunu kapatan ve büyük ihtimalle de zaten 9 yıl önce işlevsiz kalan, kalmadıysa da bu yılın Eylül’ünde işlevsiz kalacak olan bir maddeyi kaldırmak istiyorlar. O maddenin orada olması, çağdaş bir ülkeye hakarettir zaten ve kalkması gerekir. Ama?</p>
<p style="text-align: justify;">Seçilen yöntem yine bir referandum. Ve yine en ilkel yöntemi. Tam bir kazanan hepsini alır mantığı ile ortaya konuyor her şey. Hem referandumun yapısı böyle, hem de referandumun içeriği böyle. Açıklamaya çalışayım: Bilindiği gibi, referandumda bütün maddeler tek tek değil, topluca oylanacak. Çok farklı konuların tek bir soru ile yanıt bulacak olması, kazananın hepsini alacağı gerçeğini bize gösteriyor. Bu, tehlikeli ve ilkel bir mantık. Böyle sorulamaz. Tek tek sorulabilir, gruplandırılarak sorulabilir ama tümden bir evet istenirse bu arkada bir hesap olduğunu bize düşündürtmeli. Hangi maddeler, hangi maddeler arada kaynasın diye konmuş olabilir? Bu işin yapısal kısmı. Tek evet, 26 evet demek oluyor. Sandıkta bastım bir tane, yürürlüğe girdi 26 tane.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin bir de, mantık kısmı var ki, beni bu daha çok ilgilendiriyor. Çağdaş toplumlarda güç, iktidar dağıtılmalı. Tek elde toplanmamalı. Hem de öyle kuvvetler ayrılığı gibi yasama, yürütme ve yargı şeklinde ya da işin Türkiye kısmında olduğu gibi hava, deniz ve kara kuvvetleri gibi de değil. Olabildiğince ayrılmalı. Merkez dağıtılmalı. Üyesi bulunduğum ekolojik hareketin de temel ilkelerinden biri bu. Yerellik sadece, belediye anlamında değerlendirilemez. Peki bu Anayasa değişikliğiyle ne olacak? Akp ya da başka bir parti. Bunlar bugün var yarın yok ama bir hükümet her zaman olacak ise, bu değişiklikler hükümete büyük bir güç vermekte. Yani seçimi kazanan her şeyi alacak. Yargı şu anda tarafsız değil evet. Ama benim sorunum yargının o tarafta değil de, bu tarafta olması değil ki. Değişiklikler sonucunda yargı tarafını değiştirirse, bu neyi değiştirecek? İlerleme mi olacak bu? Hayır. Değişme mi olacak? Hayır! Sorun da tam burada işte. Bu referandumun en temel değişikliği, gücü iktidarı dağıtan değil, daha da merkezde toplayan bir düzenleme getiriyor. Seçim barajının büyük bir dikkatle ve hırsla korunması da bunun göstergesi. Aman merkeze çok giren olmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Referanduma karşı çıkılma yöntemlerine baktığımızda ise, gerçekten AKP’nin isteyeceği bir durumla karşı karşıyayız. Değişikliğin ana mantığına değil, değişikliğin öznesine bakarak yapılan karşı çıkışlar her zaman iktidarın işine gelmiştir ve gelecektir. CmHP bloğunun, baştan karşı çıkması, büyük ihtimalle onların da hayallerini süsleyen değişikliklerin AKP tarafından yapılıyor olmasına bağlanabilir. Onların bu karşı çıkışı, referandumdaki tarafların belirlenmesi açısından çok önemli. Çünkü bu bloğun davranışlarını izlemek istemeyen, bu blokla aynı sözü söyler gibi dahi görünmek istemeyen, sayıca az olmasına rağmen, etkinlik olarak geniş bir kitle var ve statükonun yılmaz savunucularının karşı çıktığı bir konuya karşı çıkmanın hemen çizginin öbür tarafına düşmek anlamına geleceğini düşünüyorlar. Düşünün ki, Anayasa’nın değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve Anayasa’nın sadece darbe sonrasında değiştirilebileceği bile söylendi ChMP bloğu ve onun takipçileri tarafından. Bunun tam tersi de yok değil tabii ki. Bu sistem insanları, muhalifleri o kadar sıkıyor ki, her değişiklik umut anlamına geliyor. Anlaşılmayacak bir durum değil. Koşulsuz bir değişiklik, olsun da nasıl olursa olsun isteği de var.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu nedenler gözönüne alındığında, bu referandumda hayır demek gerektiğini düşünüyorum. Tekel işçilerine yapılanlar, bu Anayasa’nın verdiği bir güç değil, demokrasi karşıtlığının verdiği bir güçtür. Gücün daha çok merkezde toplanması ve bir evet’in irade dışında birden fazla evet anlamına gelecek olması nedeniyle: CmHP’ye rağmen referandumda hayır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/04/02/cmhpye-ragmen-referandumda-hayir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzmir’i Anlamak</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/25/izmir%e2%80%99i-anlamak/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/25/izmir%e2%80%99i-anlamak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 21:43:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[CMHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hepar]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[Kadifekale]]></category>
		<category><![CDATA[Konak Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Erten]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=8208</guid>
		<description><![CDATA[İzmir’in seçimleri, İzmir’in politik tercihleri son yıllarda hiç olmadığı kadar çok konuşulmaya başlandı. Birkaç simge olayla birlikte de, gündemdeki tek konu bu oldu. Tabi burada çeşitli yanlışlıklar da yapıldı ama bu yanlışlıkların makul sebepleri de vardı. Fakat, yine de bazı konular üzerine düşünürken biraz daha ayrıntılı irdelemek gereklidir.
Bu yanlışlıklardan en büyüğü, İzmir’in sosyal demokrasinin kalesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop"></span>zmir’in seçimleri, İzmir’in politik tercihleri son yıllarda hiç olmadığı kadar çok konuşulmaya başlandı. Birkaç simge olayla birlikte de, gündemdeki tek konu bu oldu. Tabi burada çeşitli yanlışlıklar da yapıldı ama bu yanlışlıkların makul sebepleri de vardı. Fakat, yine de bazı konular üzerine düşünürken biraz daha ayrıntılı irdelemek gereklidir.<span id="more-8208"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu yanlışlıklardan en büyüğü, İzmir’in sosyal demokrasinin kalesi olduğu fikri. Genel kabul bu. Fakat şu da var ki, İzmir’in Cumhuriyet Halk Partili olması aslına bakılırsa Türkiye’nin Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı altına girmesiyle eşzamanlı olarak şekillendi. Böyle olunca da, Türkiye ne kadar sararırsa seçim sonuçlarında, İzmir o kadar kızardı. AKP’nin olmadığı ve Öcalan’ın yakalanması ile bir anda gündemi değişen seçimi İzmir’de Demokratik Sol Parti kazanmıştı fakat o zaman DSP tüm Türkiye’de başarılıydı. Yani genel bir rüzgarın esmesiydi İzmir’de olan. Bir önceki seçimde ise Doğru Yol Partisi kazanmıştı. Aradaki %20’lik Genç Parti seçimlerini düşünürsek (ki bu seçimde de Osman Pamukoğlu’nun partisinin en yüksek oy alacağı şehir İzmir olabilir, o da ilginç ve aslında bu yazının konusu) İzmir’in sosyal demokrat bir karakterden daha çok, AKP gelene kadar genel akıma uyan, AKP geldikten sonra da yaşam tarzının savunulması üzerinden ortaya çıkan bir CHP’lilik olduğu söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başka bir sorun da İzmir’de sesi çıkan kesim ile, İzmir’in tüm gerçeklerinin uyuşmaması olgusudur. Kısa bir örnekle geçilebilir. DTP konvoyunun taşlanmasıyla gündeme gelen bölgede DTP, MHP’den daha fazla oy almıştır. Fakat, taş atan ve atılmasını onaylayan kesimde de CHP, MHP’den daha çoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat burada bambaşka bir sorun da ortaya çıkmakta. Tüm Türkiye’ye karşı “farklı” tutum sergilemenin “tadını” alan İzmir, CHP’nin de CmHP haline gelmesiyle büyük bir savrulma yaşanıyor ve CmHP’nin de sağında bir zihniyet yapısının sesi çok çıkanlara hakim olduğu bir İzmir ortaya çıkıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıcak bir örnek: Bugün (25 Mart) Konak Kent Konseyi’nin toplantısına katıldım. Konak’tan ve İzmir’den 400’e yakın temsilcinin katıldığı ama toplantılarının tamamının halka açık yapıldığı bir organizasyon. Başında gerçekten bu tip organizasyonlardan iyi anlayan Metin Erten var. Konak Belediyesi’yle bağı o sağlıyor, Büyükşehir Meclisi ile de Meclis üyesi Adnan Akyarlı bu işi yapıyor. Gerçekten olabildiğince demokrat bir sistem oturtmaya çalışıyorlar, demokrasi değil tam hakimiyet ve totaliterlik isteyen insanların çoğunlukta olduğu bir konseye.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü toplantıda, bir kişi kürsüye çıktı. Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Kadifekale ile ilgili bir konuşma yaptı. Konuşmasının amacı oranın “güzelleştirilmesi”, biraz da sterilleştirilmesiydi. Bunu söylerken de övünerek Kadifekale’ye Türkiye’nin en büyük sivil bayrağının dikildiğini ifade etti. Kadifekale bu açılardan önemli. Türkiye’nin en büyük bayrağı oraya dikili. Dünya’nın en büyük rölyefi, Atatürk’ün, oraya doğru bakıyor. Cumhuriyet Bayramı kutlamaları orada yapılıyordu. Bunun yanında bölgesel olarak CHP’nin en az oy aldığı yerlerdendir İzmir’de. Neyse, bu kişi sivil lafını kullandıktan sonra, İzmir’in bu resmi ya da sivil temsilcilerinin (muhtarlar, parti temsilcileri, odalar, stklar vb.) bir bölümü bağırmaya başladı. Askerlerin dikmediği bayrağa sivil bayrak denilince, ordu halktan koparılmış hale gelmişti onlara göre. Normal değerlendirilmelerin hepsinde aşırı milliyetçi olarak düşünülebilecek bir kişi, vatan haini olmakla itham edilerek, saldırılarak, bağırıp çağırılarak susturuldu ve kürsüden indirildi. İzmir’in belli kesimleri faşist kelimesine kızıyor ama orada gerçek bir faşist dalgalanma oldu. Sorsak bunları yapanlara, hepsi sosyal demokrattır. Farklı düşüneni bağıra çağıra kürsüden indirmeye çalışacak kadar demokrat. Olaylar oldukça uzun sürdükten sonra ilk önce kürsüde kişi salonun dışına çıkartıldı, ondan sonra da o kişinin orada konuşmasına müsaade eden (tiz kellesini almayan) divanı protesto eden saldırganlar salondan çıktı. Biz de, adama karşı çıkacakken, adamın nasıl bir anda mağdur konuma geldiğini ve ona karşı çıkanların nasıl da bizim tam tersimiz bir noktadan karşı çıktıklarına bakakaldık.</p>
<p style="text-align: justify;">CHP, uzun yıllar öncesinde dümeni kırıp ırkçılığa doğru yol almaya başladığından beri, artık bir adım kendi atıyorsa, bir adım da tabanı atıyor. Bugün o konsey salonunda yaşananlar ise, CHP’nin bile makul kalabileceği günlere doğru gidildiğini gösteriyor. Asla başka bir fikre tahammül edemeyen, yabancı düşmanlığını sonuna kadar savunan, ülkesinin bölündüğünü, ordusunun sindirildiğini düşünen ve bunun öcünü de İzmir’de “çatır çatır” almaya hevesli insanların kenti olmak yolunda gidiyor İzmir. CHP’nin görüşlerinin bile makul kaldığı bir hava hakim, sesi çok çıkanlara. İşte bu yüzden Pamukoğlu’nun partisi gibi aşırı partiler İzmir’de Türkiye’nin üzerinde bir oy oranı alacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/25/izmir%e2%80%99i-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>100 Bin Ermeni 1915&#8242;e Yönelik Bir İtiraf Mı?</title>
		<link>http://yesilgazete.org/2010/03/20/100-bin-ermeni-1915e-yonelik-bir-itiraf-mi/</link>
		<comments>http://yesilgazete.org/2010/03/20/100-bin-ermeni-1915e-yonelik-bir-itiraf-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 22:40:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray  Doğan Urbarlı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KöşeYazıları]]></category>
		<category><![CDATA[100 bin Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[1915]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni Soykırımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yesilgazete.org/?p=8146</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan, Recep Tayyip Erdoğan, bir beyanat verdi. Hem de yerel bir kanala da değil; BBC gibi uluslararası bir kanala. Verdiği beyanat da tüm Dünya’nın gözünün üstünde olduğu bir konu ile ilgili olunca, her türlü etmen bir araya gelmiş oldu ve edilen söz, her yanda yankılandı. Bu açıklamalar bir beyanat olarak alınabileceğini, okunabileceğini gibi, bir itiraf [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="drop">B</span>aşbakan, Recep Tayyip Erdoğan, bir beyanat verdi. Hem de yerel bir kanala da değil; BBC gibi uluslararası bir kanala. Verdiği beyanat da tüm Dünya’nın gözünün üstünde olduğu bir konu ile ilgili olunca, her türlü etmen bir araya gelmiş oldu ve edilen söz, her yanda yankılandı. Bu açıklamalar bir beyanat olarak alınabileceğini, okunabileceğini gibi, bir itiraf olarak da alınabilir, okunabilir.<span id="more-8146"></span> Ne dedi özünde Erdoğan? Dünya üzerinde, bizimle ilgili işler istediğimiz gibi gitmezse, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan ve belirli kurallara uymadan ülkemizde yaşayan Ermenileri, Türkiye sınırlarından süreriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında, bu fikir ilk kez kamuoyunun gündemine, Cumhuriyet Halk Partisi’nin içe kapanmadan sorumlu üyesi Onur Öymen tarafından getirilmişti. Ne büyük bir hükümet-muhalefet işbirliği ama! Zaten konu yabancı düşmanlığına geldiğinde, “farklı”ya karşı yaklaşım olduğunda “birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz günler” biranda gerçeğe dönüşüveriyor. Milli mutabakat sağlanıveriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Erdoğan, bu cümleleri eder etmez, pek bir tepkiyle karşılaşmadı aslında. Büyük muhalefet partilerinin temel dayanak noktası, “madem böyle bir kaçak durum var. Neden buna göz yumuldu şimdiye kadar?” şeklinde olan cümlelerini duyduk. Yani, bunları 100 bin kişi oluncaya kadar neden biriktirdiniz? Baştan halletseydiniz ya bu sorunu! demek istediler bir şekilde.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta, bunun bir beyanat olarak okunabileceği gibi, bir itiraf olarak da okunabileceğini yazmıştım. Bu itiraf neyin üzerine geldi? İlk önce Amerika Birleşik Devletleri ardından da İsveç, 1915 yılında yaşanan olayların soykırım olduğuna yönelik olarak tasarıları meclislerinden geçirdiler. 24 Nisan’a yaklaşırken, konu tekrar gündeme geldi. Başbakan da, bu kararların çıkması için lobi yaban Ermeni Diasporası’na yönelik olarak “Ya bu lobi faaliyetlerini kesin, ya da Türkiye’deki vatandaş olmayan Ermenileri süreriz” mesajını veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi düşünelim, bir Dünya vatandaşı olarak düşünelim: Başbakanın söylediklerinden hareketle, 2010 yılında, Türkiye&#8217;den bilmem ne kadar uzak ülkelerin parlamentolarında yapılan oylamalara karşılık, kendi topraklarında yaşayan 100 bin Ermeni’yi sürebilecek bir hâkim zihniyetin, 1915 yılında neler yapmış olabileceği açısından önemli bir itiraf değil midir bu sözler? Bir de, bunun üzerine son günlerde resmi zihniyetin sözcülerinin televizyonlarda 1915 ile ilgili olarak ortaya koydukları tezin “ama onlar da isyan etmişlerdi.” olduğunu düşünürsek&#8230; Her zaman bir kılıf var, her zaman bir neden var. O zaman isyan etmişlerdi, şimdi ise 1915’te topraklarından sürülürken hayatta kalmayı başarabilen bir kesimin torunlarının lobi faaliyetleri yüzünden.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra ne olur, nasıl devam eder pek de bilinmez değil aslında. Bu sözün yanlış anlaşıldığına dair açıklamaları, geri çekilen diplomatların geri gönderilmesi izleyecek. Türkiye kendi içinde, uluslaşmasını ve zenginleşmesini dayandırdığı bu olayın asla gerçekleşmemiş olduğunu savunmaya devam edecek. Bunu yaparken, “Türk’ün kalbinde böyle zulüm bulunmaz” gibi sözler edecek öğretim görevlileri; “Türk’ün tarihinin lekesizliğini ve büyüklüğünü herkes biliyor ama kabul etmek işlerine gelmiyor” diyebilecek resmi tarih tezinin oluşturulmasına katkıda bulunan insanlar. Tartışma programlarında soykırımın nasıl gerçekleşmediğini konuşmaya devam edecek insanlar. Sevan Nişanyan katıldığı bir programda bir cümle etmişti: “Bu tasarılara hayır oyu verenler de biliyor aslında konuşulanın gerçek olduğunu ama şimdi politik olarak evet demek işlerine gelmiyor” şeklinde. Sanırım yurtdışı da bu şekilde gidip gelecek bir süre daha.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yesilgazete.org/2010/03/20/100-bin-ermeni-1915e-yonelik-bir-itiraf-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
