Yeşil Gazete'ye Hoş Geldiniz

AKTÜEL YEŞİL GAZETE

Paneli Kapat

Üye Girişi

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Henüz üye değil misiniz? Üye olun!

RSS

Yeşiller EşSözcülerinin Kongre Konuşmaları Haz 8

yazan: Haber Merkezi | Yazdır |

_GLT6613stanbul, 8 Haziran 2010 – Yeşiller Partisi’nin 6 Haziran Pazar günü Ankara’da yapılan 1. Olağan Büyük Kongresi’de eş sözcü seçilen Yüksel Selek ve Ümit Şahin’in kongrede yaptıkları konuşmaların tam metnini sunuyoruz.

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Ümit Şahin’in Büyük Kongre Konuşması:

“Yüzünü Güneşe Dön!”

Sevgili arkadaşlar, değerli konuklar

Yeşiller Partisi’nin bu ilk kongresinin, sadece biz yeşiller için değil, yeni, açık ve temiz bir siyasi partinin özlemini duyanlar ve ekolojik, özgürlükçü ve demokratik bir toplum yolunda mücadele edenler için de bir dönüm noktası olmasını diliyorum. Yeşiller Partisi’nin kapılarının böyle bir politik mücadele zemini olarak her zamankinden daha açık olması ve önemli bir çekim merkezi yaratması gerektiğini düşünüyorum.

Yeşiller Partisi ekoloji eksenli bir parti. Yeşilleri diğer siyasi hareketlerden ayıran en önemli özellik bu. Ekoloji ekseni demek yeşillerin bütün ilkelerini bir bütünlük içinde kavramak demek. Dünyayı anlamaya çalışır, bugüne ve geleceğe dönük politikalar üretirken başta şiddetsizlik, doğrudan demokrasi ve ayrımcılığa karşı mücadele olmak üzere bütün ilkelerimizi ekoloji ekseninde ve birlikte ele alıyoruz.

Küresel ısınmanın, ekolojik krizin, şiddetin ve savaşların tırmandığı bir dönemdeyiz. Dünyanın bütün yeşilleri olarak kırk yıldır söylediğimiz her şey; tüketim toplumunun büyümesinin ve bütün dünyaya yayılmasının iyi bir şey olduğunun sanıldığı o yıllarda felaket tellalığı olarak küçümsenen bütün öngörülerimiz ne yazık ki gerçekleşiyor. Bugün bütün dünyaya yayılan yıkımların, şiddetin ve sefaletin önüne geçmek için başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanmak ve bunun için mücadele etmek zorundayız.

***

Sözlerimin başında geçen hafta Gazze’ye insani yardım malzemesi taşıyan gemilere saldırıp barış aktivistlerini katleden İsrail’i bir kez daha kınamak istiyorum. Gazze’yi günlerce bombalayıp, yıllar süren insanlık dışı bir ablukanın altına alan ve Filistin üzerindeki işgali sürdüren ırkçı ve militarist İsrail rejimi bütün evrensel değerleri çiğniyor. Uluslararası toplum dünyayı bir savaş çıkmazına sürükleyen İsrail’i durdurmanın bir yolunu bulmak zorundadır. Şiddetsizlik ve antimilitarizm bizim en önemli ilkelerimiz arasındadır. Bu nedenle Yeşiller savaşın sesini sustur, barışın sesini yükselt diyenlerin partisidir. İsrail saldırganlığına karşı da barış politikalarımızı geliştirmeliyiz.

Aynı şekilde bu topraklarda on yıllardır süren savaşı durdurmak, bu topraklarda da barışın sesini yükseltmek zorundayız. Kürt sorunu korkak açılımlarla askeri operasyonları harmanlayarak çözülemez. Kürt sorununu çözmenin tek yolu şiddetsizliktir. Sorunu bu noktaya taşıyan ve kangrenleştiren devlet silahları susturmalı, önce kalıcı barış için niyetli olduğunu göstermelidir. Kürt sorunu ancak askeri çözüm sevdasından ve silahların dilini konuşmaktan bütünüyle vazgeçerek ve eksiksiz bir demokrasiyi tesis ederek çözülebilir. Oysa bugün açılım adı altında Kürt halkının seçilmiş temsilcileri cezaevlerine atılıyor, küçücük çocuklar taş attıkları gerekçesiyle terörist olarak nitelendiriliyor.  AKP hükümeti Kürt sorununu gerçekten çözmek, başarısızlığa uğrayan demokratik açılımı tekrar başlatmak isitiyorsa, önce bu durumu derhal ortadan kaldırmalıdır. Kürt açılımı oy kaygısıyla değil, ancak barış kaygısıyla başarıya ulaşabilir.

Kürt sorunu ancak Kürtlere yönelik bütün ayrımcılıklar ortadan kadırılarak ve seçim barajının da kaldırıldığı eksiksiz bir demokratik sistem kurarak çözülebilir. Bu politikalar Kürt hareketi bütünüyle şiddetsiz bir barış mücadelesini benimsemedikçe başarıya ulaşamaz. Bu nedenle Kürt hareketinin de eş zamanlı olarak şiddetin dilini mahkum etmesini gerekir.

Yeşiller olarak bu topraklarda ve dünyanın her yerinde barış isteyenlerin sesi olmalıyız. ABD’nin Irak ve Afganistan işgalleri sürerken, İsrail’in nükleer denizaltıları İran açıklarında beklerken, yeni bir nükleer savaş tehlikesi büyürken, iç savaşlar ve bölgesel çatışmalar sürerken bütün bu işgallerin sona erdirilmesi, barış mücadelesinin yükseltilmesi ve silahsızlanma vazgeçilmez politik çizgimiz olmalıdır.

Dünyamızın karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunun ne olduğu konusunda biz yeşiller herkesten biraz farklı düşünüyoruz. Şu anda karşımızda olan en yaşamsal sorun küresel ısınmadır. Tüketim toplumunun, fosil yakıt bağımlılığının, kârdan başka bir amaç taşımayan kapitalist sistemin en doğrudan sonucu olan küresel ısınma durdurulmadan ve küresel ısınmanın kaynağı olan bu sistem değiştirilmeden ne savaşlar, ne mülteci sorunu, ne soykırımlar, ne açlık, ne de sefalet biter. Tüm canlıların ve çocuklarımızın bugün ve gelecekteki yaşam hakkını, küresel ısınmayı çözmemekge, bu akıl dışı büyümeci sistemden vazgeçmemekte inat ettiğimiz için tehdit ediyoruz.

Ekolojik krizin en önemli yüzü olan küresel ısınma her geçen gün şiddetleniyor. Ekolojik krizin diğer yüzünde ise canlı türleri ortadan kalkıyor, dünyanın akciğerleri olan ormanlar yok oluyor, sulak alanlar tükeniyor, insanların ve diğer canlıların üzerinde yaşayabileceği son doğa alanları sonsuza dek kaybediliyor. Bugün küresel ısınmayı ve ekolojik krizi durdurmak için çok az zamanımız kaldığını bilmek zorundayız. Yeşiller olarak bizim on yıllardır mücadele ettiğimiz bu sorunların ciddiyetini politikalcılar ve diğer siyasi hareketler daha yeni yeni anlamaya başlıyor. Ancak bu sorun alışılmış yaklaşımlarla çözülemez. Sorunu ortaya koyan yeşillerin sorunun kaynağı ve çözüm yollarına dair sözlerini herkesin dinlemesi gerekir.

Ekolojik krizi çözmek için insan-doğa ilişkisini bütünüyle değiştirmek, insanın doğanın bir parçası olduğunu kabul etmek, doğaya ve insanlara yönelik sömürünün bir madalyonun iki yüzü olduğunu anlamak zorundayız. Bu sorun politiktir. Petrol şirketleri mi, insanlar mı? Dünyayı elinde tutan bir avuç ayrıcalıklı şirket sahibinin özel çıkarlar mı, bütün canlıların ortak çıkarı mı? Bu sorun ancak politik mücadeleyle ve politik aktivizmle çözülebilir. Bu politik mücadelenin doğduğu yer yeşil harekettir. Büyütmek de bizim sorumluluğumuzdur.

Geçtiğimiz aylarda dünyanın en önemli belgelerinden biri hazırlanmaya başlandı. iklim değişikliğine ve ekolojik krize karşı hakların zirvesini yapmak için Bolivya’da toplanan aktivistler doğanın ve toprak ananın haklarına dair bir evrensel bildirge için çalışmaya başladılar. Önümüzdeki yıllarda en az insan hakları beyannamesi kadar önemli ve en az onun kadar devrimci olan bu yeni bildirgeyle doğanın, canlı yaşamın ve yaşamımızı borçlu olduğumuz yeryüzünün, yani toprak ananın haklarının inkar edilemez olduğunu bütün dünya kabul edecek. Yeşiller olarak ilk büyük kongremizde, yeşil düşüncenin en önemli evrensel başarılarından biri olan toprak ananın hakları deklerasyonunu selamlayalım.

Küresel ısınma ve ekolojik krizle yakından bağlantılı olan enerji politikaları alanında yıllardır öncülük ediyoruz. Yeşiller Türkiye’deki ve dünyadaki antinükleer mücadelenin bir parçasıdır, hatta antinükleer mücadelenin içinden doğmuştur. Bugün hükümetin Rusya’ya yapmak istediği kirli nükleer anlaşmaya karşı da en aktif şekilde mücadele etmek zorundayız. Akkuyu ve Sinop halkının yanındayız. Vadileri yok eden, doğayı tahrip eden hidroelektrik santrallara, Hasankeyf’i, Munzur ve Çoruh vadilerini, Allianoi antik kentini tehdit eden barajlara, küresel ısınmanın ve hava kirliliğinin en önemli nedeni olan kömürlü termik santrallardan 47 tane daha yapılmasına izin veren hükümete dur demek zorundayız. Başta Karadeniz olmak üzere, bütün Türkiye’de derelerini ve vadilerini korumak için, termik santralları durdurmak için mücadele edenlerin yanındayız.

Bizim enerji politikamız daha fazla değil, daha az enerji tüketmenin daha iyi bir uygarlık olduğu fikrine dayanıyor. Enerjiyi az ve verimli kullanmak ve havaya savurmamak enerji politikamızın temelidir. Yenilenebilir enerji kaynaklarını çok daha fazla kullanarak verimlilik ve tasarruf yoluyla azalan enerji ihtiyacımızı rahatça karşılayabiliriz. Bu enerji politikasını ciddiye almayan, kaçınılmaz olanın eski kömür ve nükleer teknolojileri olduğunu iddia etmeye devam edenler ve bunun politika olduğunu sananlar geleceklerini yok ettikleri çocuklarımıza hesap vermek zorunda kalacaklar.

Aynı şekilde başta siyanürlü altın madenleri olmak üzere çevre ve insan sağlığını hiçe sayan bütün madenlere karşıyız. Bergama’dan Ulukışla’ya kadar altın madenlerine karşı mücadele eden köylülerin yanındayız.

İnsanları ilgilendiren en önemli şey yaşamdır. Temiz bir çevrede sağlıklı yaşamak, sağlıklı gıdalarla beslenmek, temiz bir hava solumak, temiz su içmek herkesin hakkıdır. Ancak bugün büyüme ve kâr uğruna bu en temel haklar ihlal ediliyor. GDO’lu ve zehirlerle kirletilmiş gıdalar her yerde. Gerçek,  doğal, işlenmemiş gıdalarla beslenmek sanki bir lüks gibi gösterilmeye çalışılıyor. Öte yandan su kaynakları kirletiliyor, ticarileştiriliyor ve bir kâr aracı haline getiriliyor. Oysa su bir ticari mal değildir ve doğanın bütün canlılara bir armağanı olan suya sınırsız erişim herkesin hakkıdır.

Yeşiller olarak GDO’lu gıdalara, endüstriyel tarıma, çevre kirliliğinin en önemli nedenlerinden biri  olan plastik poşetlere, ormanların yangınlarla ve tarım alanları veya yollar açılmak için yok edilmesine karşı mücadele etmek zorundayız. Bizim en önemli politik önceliğimiz yapay politik tartışmalar ve çıkar kavgası değil, yaşamın politikası olmak zorundadır.

Hayvan haklarını politikalarında öncelikli yere koyan tek siyasi parti de Yeşiller Partisi’dir. Sokaklarda ve barınaklarda zulüm gören, endüstriyel çiftliklerde birer makine gibi hapis hayatı yaşayan, birer mal olmak dıuşında hiçbir hak tanınmayan hayvanların haklarını savunan, sessizlerin sesi olan parti de yine insan merkezci değil, ekoloji eksenli bir siyasi hareketin partisi olan Yeşiller Partisi olmak zorundadır.

Bugün yanlış politikaların en önemli simgelerinden biri İstanbul’daki üçüncü köprü projesidir. İstanbul’un kalan son ormanlarını yok edecek, yine partimizin edindiği bilgiye göre toplam 2,5 milyon ağacın kesilmesinin sebebi olacak olan üçüncü köprüyü ancak biz durdurabiliriz. Yeşiller Partisi’nin önümüzdeki dönemde en önemli görevlerinden birinin bu olması gerekiyor. Üstelik üzçüncü köprü İstanbul’la sınırlı olmayan, köprüye bağlanacak olan sahil yolu nedeniyle bütün Batı Karadeniz kıyılarını da yok edecek bir yıkımın parçasıdır. Yani mücadele İstanbul’un değil, bütün Türkiye’nin mücadelesi olmalıdır.

Motorlu taşıtlara ve petrole dayalı ulaşımda bu kadar ısrar, küresel ısınmayı ve ekolojik krizi ciddiye almamakta ve otomotiv ve petrol şirketlerinin kârlarını her şeyin üzerinde tutmaktaki ısrarın bir parçasıdır. Petrol bağımlısı ulaşım aynı zamanda hem küresel ısınmayı hem de sömürüyü arttıran  sınırsız küresel ticaretin bir parçasıdır. Yerel ve bölgesel pazarlara dayalı, daha ekolojik, daha insani ölçekte bir ekonomi için önceliğin yerelleşmeye verilmesi yeşillerin en önemli politikaları arasında yer almalıdır.

Çevre ve insan sağlığı açısından risk yaratan bütün yatırımlarda halkın kararlara katılım hakkı bizim politikamızın en önemli parçasıdır. Yıllardır Akkuyu ve Sinop’ta nükleere karşı direnen halk, ya da köyünde, kentinde zararlı sanayi ve maden tesisleri istemediği için mücadele eden herkes aslında bir doğrudan demokrasi mücadelesi veriyor. Bu nedenle biz göstermelik ÇED toplantılarını değil, gerektiğinde yerel referandumlar da dahil olmak üzere halkın kararlara tam katılımını sağlayacak mekanizmaların zorunlu olmasını savunmalıyız. Bunun uluslararası çerçevesi olan ve Türkiye tarafından hala imzalanmayan Aarhus konvansiyonunu imzalatmak bu mücadelenin bir adımı olabilir.

***

Yeşiller Partisi ekolojik eksenli bir parti. Ekoloji, barış ve demokrasi ise bir bütündür. Türkiye’nin içinde yuvarlandığı çıkmazdan kurtulmasının tek yolu eksiksiz bir demokrasiye sahip olmasıdır. Bugüne dek demokrasi eksikliği Türkiye’nin yapısal bir sorunu oldu. Yeşiller Partisi’nin de, bütün demokrasi ve barış güçlerinin de önünü tıkayan, Türkiye’yi hukuksuzkluğa, savaşa ve ekolojik yıkıma mahkum eden demokrasi eksikliği ancak samimi bir demokrasi mücadelesiyle giderileblir.

Bunun için öncelikle Türkiye 12 Eylül’in askeri anayasasından kurtulmak zorundadır. Kısıtlı değişiklikler demokrasi değil çatışma getiriyor. Bu anayasa bütünüyle çöpe atılmalı, toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla yeni, sivil, özgürlükçü, ekolojik ve sosyal bir anayasa yazılmaldır. Ama anayasa değişikliği de yetmez. 12 Eylül rejiminin doğrudan ya da dolaylı ürünü olan bütün yasalar değiştirilmelidir. Siyasi partiler yasasını tamamen kaldırmak siyasi partilerin üzerindeki bu deli gömleğini çıkartmak anlamına gelecektir. Biz dünyayı değiştirmek istiyoruz, ama kendi partimizi kendi ilkelerimize göre örgütlememiz yasak. Seçime girmek için koşullar anlamsız derecede zorlu. Sadece belli çıkar çevrelerine dayanan partilerin ve devlet partilerinin önü açılıyor. Bu seçim yasası değiştirilmelidir. Sisteme muhalif partilerin ve barışçı Kürt hareketinin önünü tıkamak için korunan %10 barajı da tamamen kaldırılmalıdır. Yeşiller Partisi olarak bu konuda diğer siyasi partileri bir araya getirererek geçtiğimiz dönemde başlattığımız çalışmaları sürdürmemiz tahmin edeceğimizden daha etkili olabilir. Bu çalışma her şey bir yana, kendi siyasi varolşumuz için de gerekiyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği perspektifini koruması demokrasi ve siyasi istikrar için vazgeçilmezdir. Yeşiller Partisi olarak bundan böyle daha cesur ve kararlı bir şekilde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi gerektiğini savunmalı, bunun için mücadele etmeliyiz. Avrupa Birliği her şeyden önce bizim Yunanistan ve Kıbrıs sorunlarımızı çözecek, darbeler dönemini tamamen bitirecek, demokrasi mücadelesini bir üst aşamaya taşıyacaktır. AB’nin bir cennet olmadığını elbette biliyoruz. Ama izolasyonu ya da ulus devlet sınırlarını değil, sınırların kalktığı bir dünyayı istiyorsak, silahlanmayı durdurmak istiyorsak, AB, içinde yer almamız ve değiştirmek için mücadele etmemiz gereken bir alandır. Son yıllarda özellikle Avrupa Birliği tarafından gelen bütün kısıtlara rağmen Yeşiller samimi ve kararlı bir AB politikasının öncülüğünü yapmalıdır.

Türkiye bugün çok önemli bir dönüm noktası yaşıyor. Darbeler dönemini sona erdirmek, derin devletten, kontrgerilladan, yargısız infazlardan, siyasi cinayetlerden kurtulmak, hatta Kürt sorununu çözmek için Ergenekon soruşturmasının sonuna kadar götürülmesi, bütün darbe planlarının açığa çıkarılıp sivil, asker bütün sorumluların mahkum edilmesi gerekiyor. Askeri vesayeti ortadan kaldırmanın ve gerçek demokrasiyi kalıcı hale getirmenin tek yolu elektronik veya postmodern olanlar, ya da ilerici görünenler de dahil olmak üzere bütün darbelere ‘ama’sız karşı çıkmaktır. Askerin siyaset ve toplum üzerindeki etkinliği azalıp minimum düzeye indiğinde sağ, muhafazakar, otoriter politikalara karşı mücadelemizin çok daha güçleneceğinden emin olmalıyız. Askeri vesayetin ortadan kaldırılması aynı zamanda toplumun militarize edilmesine bir son vermekle olur. Bunun için vicdani reddin en kısa tanınması da hayati öneme sahiptir.

Ne var ki kendi siyasi geleceği için Ergenekon soruşturmasını başlatan ve yargı reformu yapmaya kalkışan AKP, demokrasi konusunda samimi olmadığı için başladığı hiçbir açılımı bitiremiyor. Hrant Dink suikastinin üzerinden üç yıl geçti. Hrant’ın katillerinin devlet içindeki uzantılarını herkes biliyor, ama dokunamıyor. Derin devleti böyle mi bitireceksiniz? Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli değerlerden biri olan, ezilenlerin, ayrımcılığa uğrayanların dostu, antimilitarist ve feminist hareketin göz bebeği arkadaşımız Pınar Selek olmayan bir olayın sorumlusu olarak on yıldır mahkemelerde ve cezaevlerinden süründürülüyor. Hepimizin tanığı olduğu Pınar Selek’in hayatını karartarak mı yargı reformu yapacaksınız?

Türkiye’nin insan hakları karnesi hala son derece bozuk. Hala karakollarda ve cezaevlerinde işkence var, hala adli tıp kurumu ve mahkemeler yavaş ve işlevsiz, hala mahkum ve tutuklular F tiplerinde ve tecritte tutuluyor. Bugün sadece politik tutuklular değil, sayıları giderek artan sığınmacılar da ağır insan hakları ihlallerine maruz kalıyor. Zaten sadece taş atan çocuklara reva görülen muamele bile Türkiye’de siyasi ve adli sistemin insan haklarını içselleştirmediğinin simgesidir. Bugüne dek yaşanan gelişmeler 12 Eylül sonrasında başlayan kararlı insan hakları mücadelesinin elde ettiği kazanımlardı. Bu mücadeleyi sürdürmeli ve bir parçası olmalıyız.

İnsan hakları ihlallleri ve şiddet, her türlü ayrımcılığın hem nedeni hem de sonucu. Örneğin bugün cinsel yönelim ayrımcılığı en ağır bir şekilde devam ediyor. Eşcinsellerin hakları için mücadele etmek, lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellere karşı yok saymadan-aşağılamadan başlayarak, fiziksel şiddete ve cinayetlere kadar varan ağır insan hakları ihlalleri ve ayrımcılık devam ediyor. Yeşiller Partisi cinsel yönelim ayrımcılığına son vermek için yapılan mücadelenin en kararlı adresi olmalıdır.

Yeşiller Partisi bugün kadınların siyasi hayatta en aktif biçimde yer aldığı partilerden biridir. Kadınların mecliste %4 oranında temsil edildiği bir ülke için Yeşiller’in varlığı bir örnek olmalıdır. Kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın sürdüğü ataerkil bir düzende yaşıyoruz. Yeşiller Partisi kadınların özgürleşme mücadelesinin en önemli destekçisi ve adresi olmaldır.

Çok kültürlülüğe sahip çıkmak, azınlıkların hakkını savunmak, Türkiye’deki sayıları da hızla artan mülteci ve sığınmacılara insanca yaşam koşulları sağlamak için mücadele etmek de görevimizdir. Irkçılığa, milliyetçiliğe, yabancı düşmanlığına dur demek için Yeşiller Partisi önemli bir sorumluluğa sahiptir.

***

Bütün bu sorunların çözümünde öncelikle büyümeye dayalı endüstriyel uygarlığın ve şirket kârlarından başka bir şeyi önemsemeyen kapitalist sistemin yerine başka bir dünyayı, başka bir sistemi savunmak gerekiyor. Yıllardır yeşillerin çevre politikalarında iyi olduğu ama ekonomi politikalarında zayıf olduğu söylenir. Bu aslında ekonomi politikalarında söyleyecek yeni bir şeyi olmayanların yanılgısı. Yeşil düşüncenin çıkış noktası sınırsız büyümeye ve kalkınmaya dayalı endüstriyalist politikaların eleştirisidir. Bizim savunduğumuz sistem öncelikle daha küçük, sürdürülebilir ve insani bir ekonomik sistemdir.

Bu nedenle Yeşiller Partisi olarak bütün düşüncelerimizi birleştirdiğimiz çözüme dönük politikalarımız yeşil ekonomi politikaları olmalıdır. Yenilenebilir enerjiye, ekolojik ve geleneksel tarıma, çevreyi koruyan ve onaran yeşil işlere öncelik veren, yerelleşen, tabana yayılan, böylece işsiziliğe ve işsizliğin yarattığı sosyal sorunlara da çözüm bulan bir yeşil ekonomiyi savunmalıyız.

Bugünkü AKP hükümeti sosyal politikaları kendine düşman gören neoliberal bir iktidar. İşçilerin sendikal haklarını tanımayan, TEKEL işçilerine yapıldığı gibi işçileri güvencesizliğe mahkum eden, maden kazalarında ve Tuzla tersanelerinde olduğu gibi iş kazalarında onlarca insanın ölmesine ve sakat kalmasına neden olan iş güvenliği koşullarını düzeltmek yerine bu kazaları kader ilan eden AKP hükümetinin sosyal politika düşmanlığına karşı da mücadele etmek zorundayız. Herkese yurttaşlık geliri ve herkesin sağlık ve emeklilik güvencesine sahip olması başta olmak üzere sosyal güvenliğin devletin sorumluluğunda olduğu sosyal politikaları savunmalıyız.

Yeşiller Partisi herkese sağlık hakkı için, kamusal sağlık hizmetleri için, özgür ve kamusal eğitim için, okullardaki baskının ortadan kaldırılması için, çocuk hakları için de taraf olmalıdır.

Daha güçlü, daha görünür, ekoloji, barış ve demokrasi politikalarının kararlı savuncusu ve adresi olan bir Yeşiller Partisi için hep birlikte mücadele edelim. Biz kişilere dayalı bir siyasi hareket değiliz. Yeşil düşünceleri yaymak, yeşil politikalar üretmek, politikalarımızın hayata geçmesini sağlamak için kolektif bir mücadele vermeliyiz. Önümüzdeki dönemde sesimizi daha güçlü çıkarmak için çok sesliliğimiz ve çoğulcu yapımızı koruyarak birlikte olalım.

Yeşiller Partisi ile birlikte, yüzünü güneşe dön…

Ümit Şahin

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Yüksel Selek’in Büyük Kongre Konuşması: “Romantikler İleri!”

Sevgili Yeşiller!

Kongremizin iki günlük yoğun çalışması sona yaklaşırken, oldukça yorgun görünüyorsunuz. Benim için biraz talihsiz bir durum. Ama merak etmeyin, şu ana kadar söylenenleri tekrar etmeyeceğim, tabii, Yeşiller Partisi’ni bugünlere getiren herkese yürekten teşekkür etmek dışında. Ayrıca, beni eşsözcü adaylığı için cesaretlendiren, başta genç yeşil arkadaşlarım olmak üzere, herkese de teşekkür etmek istiyorum. Bundan büyük bir onur duydum. Sizler gibi yaratıcı, dinamik, bildiğini derinlemesine bilen genç aktivistlerle çalışmak benim için büyük mutluluk olacak.

Bugün Yeşiller Partisi yasal kuruluşunu tamamlayarak siyasal mekanda bir özne olmayı hak etmiş oluyor; fakat gerçek yeşil siyasal özne olabilmek için daha çok yolumuz var. Bana göre kuruluş bir süreçtir, kendimizi ve partimizi her gün yeniden inşa etmeye devam edeceğiz. Çünkü, Yeşil hareket romantiktir…

Biraz önce Sevgili Ümit Şahin, üçüncü köprüyü yaptırmazsak biz yaptırmayacağız, diyordu, coşkulu bir vurguyla. İşte akılcı görünen sahici bir romantik, diye düşündüm. İnanarak söylüyordu başaracağımıza, haklıydı. Neden böyle düşünüyorum, sabrınıza sığınarak biraz açmak isterim. Biliyorsunuz, romantizimin dilimizde ona çok yakışan iki karşılığı var: coşkuculuk ya da coşumculuk.

İktidarı gökyüzünden insan aklına indiren Aydınlanma, pozitivist düşünceyi, modern yeni düzenin temeline yerleştirerek bilimi, rasyonalizmi, determinizmi mutlaklaştırmak yoluyla kendini tahkim ediyordu. Hayatın anlamı sorusuna yanıt olamayan, insan bireyin varoluşuna dar gelen bu düzen bu coşkulu insanları bunaltıyordu. Böylece, 17.yy. son çeyreğinden 18.yy ilk yarısına uzanan dönemde, insanların manevi dünyalarını yok sayan, yoksullaştıran, inançlarını yıkıma uğratan, toplumu kutsayıp bireyi önemsiz kılan, aklı araçsallaştıran moderniteye ilk karşı çıkış, romantiklerden geldi.

Romantikler sanki, bu ruhsuz madde dünyasına karşı, insandaki, sonsuza fırlamak isteyen o enerjiyi, başka bir dünya yaratmak için açığa çıkarmaya çağırıyordu. İnsanların daha mutlu olacağı toplum tahayyülleri, ütopyalar geliştirdiler. Doğayı, insanı sevmeyi, tanımayı ve duyguları yücelttiler. Bayron, Hugo, Schiller romantiktiler. Bethoven, Çaykovski romantikti. Marks da, Engels de romantikti. Nazım da, Kafka da, Dostoyevski de, Goethe de, Nietzsche de…

Ben de romantiktim; içimdeki o tutkulu enerjiyle özgürlüğe koşuyordum. Komünist toplum tahayyülü, insanlığın tasarlayacağı en mükemmel ütopya olarak görünüyordu. Komünist oldum. Sonra Feminist ütopyayla tanıştım, feminist oldum. Sonra da ekotopya ile tanıştım. Ve işte, siyasal ekolojik mücadeleyi tüm ütopyalarımın bileşkesi olarak görüp benimsediğim toplum tahayyülüme ulaştıracak yol olarak gördüğüm için aranızdayım, buradayım.

Artık doğrusal gelişmenin, ilerlemenin sonuna gelindiğini, değişim dinamiklerinin çoklu karakterini görüyoruz. Kadınların, gençlerin, tüm farklılıkların kendilerini özgürce var edebilecekleri, geliştirebilecekleri çok paradigmalı toplum tahayyüllerimiz, ütopyalarımız var artık. Sürdürülebilir, adil bir yaşam için, yeşil yeni düzen için siyasi bir mücadelemiz var. Onun için buradayım.

80’lerin ikinci yarısında, küreselleşen yeni dünyanın çanları, iki sistemli dünyanın sonu için çalarken, komünist ütopyaya ulaşmada bir ara aşama olarak tasarlanmış, ama kendini kapitalist sistem karşısında tahkim etmiş olan sosyalist sistemin, ufku açık, akıllı yöneticileri, sarsıntılar arasında, perestroyka-glasnost (yeniden yapılanma ve şeffaflık), demokrasi, diye seslerini yükseltiyorlar, insanlığın ulaşmak istediği yere doğru yürünecek yeni bir yolun varlığına işaret ediyorlardı. Romantikler ileri! diye haykırdılar, ama sesleri kapitalizmin kaba gürültüleri arasında boğulup gitti. Ne yazık ki, tarihin sonunu bugünden ilan edenler her zaman yanılırlar ve ütopyalarına da ihanet etmiş olurlar. Özgürlük, kurtuluş vaat ederek gelenler, özgürlüklerin, değişimin önüne set çekerlerse, sonlarını kendi elleriyle hazırlamış olurlar.

Biz Yeşiller; derslerle dolu tarihi ve belirsizliklerle, çelişkiler, risklerle dolu bugünü, bu küreselleşmiş dünyayı doğru anlarsak, bu tarihsel anda, geleceğin partisi olan Partimizin misyonunu hakkıyla yerine getirebilir, onu değişim ve yenilenme sürecinin içinde geliştirebiliriz. Tek tek her birimiz, kendimizi özgürleştirebilir, demokrasimizi demokratikleştirerek yolumuza devam edebiliriz.

Böyle bakarak; gezegenimiz mahvolmasın, yaşam sürsün diye çıktığımız bu yolda politikamızı, Partimizin logosunu iğne oyasıyla işleyen o güzel kadınlar gibi, ince ince, itinayla, güzelliğin yasalarına uyarak öreceğiz, güneşe yürüyeceğiz, diyorum.

Romantikler ileri!

Yüksel Selek



ads ads ads

Yorum Yapılmamış, Yorum Yapın ya da Ping

“Yeşiller EşSözcülerinin Kongre Konuşmaları” isimli yazıya Yorum Yazın.


La Via Campesina :”İklim Adaleti İçin Binlerce Cancun !”

La Via Campesina :”İklim Adaleti İçin Binlerce Cancun !” La Via Campesina tüm dünyada harekete geçmek için davet  çağrısında ...Haberin Devamı →

Kalem Oynatmadan Şampiyon!

KPSS’deki kopya iddialarıyla ilgili inceleme başlatan YÖK Denetleme Kurulu, ...Haberin Devamı →

Sponsor

ads