Yeşil Gazete'ye Hoş Geldiniz

AKTÜEL YEŞİL GAZETE

Paneli Kapat

Üye Girişi

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Henüz üye değil misiniz? Üye olun!

RSS

Taraf Olmak Doğru mudur Yanlış mı? İnsan Her Konuda Taraf Olabilir mi? Şub 1

yazan: Rana Arıbaş | Yazdır |

Bu başlıkla öncelikle belirteyim ki, Taraf gazetesini okuyan biri değilim ve bu yazının Taraf Gazetesi ile alakası yoktur.

Bu yarı şaka girişten sonra geçen haftayı Uğur Mumcu öldüğünden beri kutladığımız biçimde Adalet ve Demokrasi Haftası olarak kutlamaya başladık. Farkında mısınız ne çok adalet demeye başladık, Çocuklar için Adalet, Barış ve Adalet, demek ki yaşamımızda adalet kavramı gerçekten eksik ki, Afrikalıların dediği gibi bu kadar çok dillendiriyoruz ve adalete olan inancımızı gittikçe yitiriyoruz. Bunun nedeni bu olmalı belki de.

Ülkemizde belli dönemlerde işlenen cinayetler var, Özdemir Sabancı, Üzeyir Garih, Uğur Mumcu, Hrant DİNK. Bunlar yığınla işlenen cinayetler arasında faali meçhul olarak geçenlerden sadece dördü ama yazının ilerleyen satırlarında göreceğiniz gibi çok ciddi bir ortak paydaları var.

Sondan başlayalım dilerseniz. Hrant DİNK, BirGün Gazetesinde yıllarca bize yazılarıyla ışık olan, yol olan, karanlıkları aydınlatan bir usta. Ermeni kimliğini yadsınamamış ama bu ülkede eşit şartlarda Ermeni kimliğini kimsenin gözünün içine sokmadan, ajitasyon çekmeden, onuruyla, namusuyla, yaşayan bir aydın, Entelektüel, Ermeni cemaatine ne kadar yakınsa, Türkleri de o kadar sevmiş, Agos gazetesini çıkarmasına rağmen, Ermenice yazmasına rağmen, kendi gazetesinde, bir başka gazetede tarafsız, şovene kaymayan, kışkırtmayan, ruhu güvercin tedirginliğinde olsa da, iyimser ruh halini kaybetmemiş, objektif düşünceden sapmamış, her daim pozitif, her daim insan sıcağında bir kimlik. Kimilerini korkutacak kadar dürüst, samimi ve gerçek. Mış gibi yapmadan, aldığı tehditlere rağmen, korkmadan doğduğu topraklara sadık kalmış bir onur yürüyüşüdür Hrant.

Uğur Mumcu, kimi sol çevreler, onu dönek görseler de, o değişmeyen tek şeyin değişim olduğunun bilincinde kalan bir aydındır. Ne yazık ki bü ülkede her kesimin bir Atatürk takıntısı vardır. Sosyalistlere göre kötü, milliyetçilere göre komünist, İslami kesime göre dinsizdir çoğunlukla ve ne acıdır ki, bu ülkede Atatürkçü olduğunu söyleyen kimi kesimler, yaptıkları ile Atatürk sevgisini öldürürken. Atatürk sevdalısı bir Uğur Mumcu, geçen hafta Kızının Vatan gazetesine verdiği röportajda ortaya çıktığı üzere, çok önemli bulgulara ulaşmaya başlamışken öldürülmüştür. Vurulduk ey halkım unutma bizi diyerek. Asla taraf değildir.

Üzeyir Garih, dini dili farklıdır. Ama ötekileri ile ortak paydası Ülkesini en az onlar kadar sevmesi, bu ülkede yaşadığı gerçeğini bilmesi , şundan Ya da bundan olma kaygısını taşımamasıdır. Asla bir kimliği diğerinin önüne geçmemiştir.

Aynı şirketler topluluğunda, Benim patronluğumu yapan Sayın Özdemir Sabancı ise, görünüşte bunlara benzemez ölümü ile hatta sonrası ile de benzemez, zira ellerinde her türlü gücü olan bir aile, bu cinayete dair ne varsa, kabul etmiş gibi görünmüş ve susma hakkını kullanmış, sis perdesini araladıysa da, kamuoyu ile paylaşmamıştır. Ama işin içinde gözden kaçan bir nokta vardır, O dönem Sabancının yaptığı görüşmeler vardır, ciddi yatırımlar söz konusudur, ama kendileri öldükten sonra, nedense bu yatırımlar yapılmamıştır. Bunu da, çok iyi analiz etmek gerekir. Neden o yatırımlar ertelenmiştir. O yatırımlar nelerdir, kimler neden rahatsız olmuştur. Bunlar bize asla feedback olarak dönemeyecektir. Ama Sayın Sabancı Ülkesini seven ve uğraşan bir işadamıdır.

Yaşam bize öğretmiştir ki, her şeyin bir bedeli vardır. Nitekim bu 4 insanda bir taraf olmamanın ağır bedellerini ödemişlerdir. Eğer siz, kula kulluk etmezseniz, eğer siz, şu ya da bu tarafı körü körüne seçmezseniz, bedel ödemeniz kaçınılmazdır. Ötekileştirilirsiniz, özgürlüğü savunanlar, sözde kül bırakmayanlar, hep sizden tedirgindir. Bir yerden onların da açığını bulabilir ve hatta bunu haykırabilirsiniz, zira sizi bağlayan tek zincir, beyninizdeki adalet duygusu ve vicdandır. Ümmetiniz ve kulluğunuz onadır. Ruhunuzu satmamızın bedelini birileri size ödetir. Hatta her iki kesimde sizi sevmez, gerekirse sizin için dayanışmaya bile girebilirler, düşmanımın düşmanı dostumdur şiarı ile.

İster işadamı olsunlar, ister yazar, özelikle bu 4 insanın bunu yaşaması rastlantı değildir. Neden uç noktalardan biri değil de, bu 4 insan bunu yaşamıştır. Ortadadır. Taraf değillerdir. Taraf olmamaları, objektif düşüncede kaçmamalarının bedeli gövdelerinin aramızdan alınmaları olunmuştur. Bıraktıkları düşünceler ise, her birimize ruhlarımız güvercin tedirginliğinde de olsa, bize bırakılan mirası korumak gibi bir misyon, yüklemiş ve yol açmışlardır. Anıları önünde saygıyla. Hepimize adalet dolu günler dileğiyle.


Yazar Rana Arıbaş isimli Yazara e-posta gönderin | Yazarın tüm yazıları Rana Arıbaş | Kategori: KöşeYazıları | Etiketler: None

ads ads ads

Yorum Yapılmamış, Yorum Yapın ya da Ping

“Taraf Olmak Doğru mudur Yanlış mı? İnsan Her Konuda Taraf Olabilir mi?” isimli yazıya Yorum Yazın.


Fransa’da Irkçı Afiş Yasaklandı

Fransa’nın güney illerinden Marseille’de mahkeme milliyetçi Front National (Millî Cephe) ...Haberin Devamı →

İngiltere “Tükeniyor”

İngiltere'de yaklaşık 500 hayvan ve bitki türünün son iki yüzyılda ...Haberin Devamı →

Sponsor

ads

Etiketler

Kategoriler

Fransa’da Irkçı Afiş Yasaklandı

Fransa’nın güney illerinden Marseille’de mahkeme milliyetçi Front National (Millî Cephe) ...

Yazının Devamı →

8 Mart: Dükkanlarda Bugün İndirim VMağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel ! Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Veyahut Duygu Asena’nın ironisiyle “365 Günün Sultanı” bugün. Mahya asalım, tüm feodal beyliklere… Kadın emeğini sömüren fabrikaların bacaları arasına…Hoşgelmiş diyelim Sultanımız. Mesala Desa’ya asalım koca bir mahya, ışıklı ışıklı… Patron, kadınlar gününe özel belki birer çanta verir kadın işçilerine, ya da “işçi kadın”lara… Unutturur belki geçen yılki işten attığı kadınları, fazla mesaileri küçük bir çantayla… İşçilerin bir saatte, belki otomasyonla 5 dakikada ürettiği maaşları ayarındaki çantayla… Kırmızı rujlarını sürsün bugün kadınlar, mini eteklerini giysin, zifiri karanlık ortasına çıksınlar bugün.Ama korkmaca olmasın bugün, çekinmece de. Korktuk altlarında sıkı sıkı tuttukları çantalarını almasınlar yanlarına, son aranan numaraya bir erkek yereştirmesinler evden çıkarken… Bütün ihtişamıyla yürüsünler, arkak sokakta aylak aylak gezen herhangi birisi gibi… Gebzeye bugün beyaz bir duvak gönderelim.Ertesi gün aynı trenle geri dönsün… Ama kirlenmeden… Bembayaz… Bugün bütün erkek polisler izine çıksın. Değil kadınlar. Erkekler çıksın tatile. Kadınlar korusun bizi. Tarlabaşı’ndan inerken, sohbete dursun bir travestiyle kadın polis. Dertleşsinler sabaha kadar. Ya da Harbiye yoluna çıksın, dövülen seks işçisi kadınları görsün…Korusun… Belki de, “bu fahişeyi mi koruyorsun?”u duyup bir tekme de o yesin, azgın bir magandadan.. Sonra kadın polis, sorsun kendine birşeyler. Ya da polis kadın… Bugün tüm analar kız çocuğu doğursun mesela… Narin ağlama sesleriyle sarsılsın dünya… Babaları kahveye gitsin koşa koşa, kahvede poker oynayan tüm adamlara çay söylesin “benden herkese demli bir kaçak çay” narasıyla… Meclise bugün kadınlar gelsin bir tek…Ya da ,ya da eşlerinin altından, yıldızlı vekil rozetlerini döşlerine taksınlar, otursunlar en rahat koltuklara… Meclis Başkanı da bugün kim olsun mesala… Pınar Selek olsun misal… Sabiha Gökçen mi?.. O da olur; Sebahat Tuncel de olur aslında… Ya da-a-a Sennur Sezer, en şairane sesiyle açsın oturumu…Takır takır kaldırıp indirsinler Ana-yasamızı… *** Ya yarın?.. Herkes eski biçilen “rol”üne devam mı eyleyecek?.. *** Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Tek taş pırlantalar bile mor renge bürünmüş bugün. Kadınlara özel! Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Kimisi “Cennet anaların ayakları altındadır” edebiyatıyla, biçilmiş kaftanıyla örter kadını, ritueli gösterir kadına/kadınına, en yüce/ilahi hediyeyle. Kimi “Erkek şiddetine son”, “Tacize son”… Kimi “Eşit işine eşit ücret” talep eder, büyük sermayesinden patronun. Kimi de küçük bir mor pırlanta koparır kocasından, plazada yanan ışıklar da morartılır! Koca Mart’ı morluklarla geçirir, ondan bundan habersiz kimisi de. Kapitalizme entegre olmuş cinsiyetçilik: İşçi Kadın-Kadın işçi 1857 yılında Newyork’ta çalışma koşullarına karşı direnen dokuma işçisi kadınların grevine polisin uyguladığı baskı ve tekabülünde çıkan yangında, 129 tane işçi kadının can verdiğini kimse unutmadı. 1910 yılında 2. Enternasyonel’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in; 129 işçi kadın anısına 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ilan edilmesi önerisinin direkt kabul edilişini de unutmadı kimse. 1975 yılına kadar düzenli/düzensiz kutlanan , 1977 yılı Birleşmiş Milletlerin “Dünya Kadınlar Günü” çıkarmasıyla daha da kurumsallaşan gün; Türkiye’de 1975′den itibaren daha yaygın kutlanmaya başladı. 1970 li yıllarda Amerkida iş hayatında ırk ve cinsiyete göre yapılan ayrımcılığa karşı seslerini yükselten emekçi kadınlari ücretlerin iyileştirilmesinden, kayıt dışı çalıştırılmaya, cinsiyete bağlı iş istihdamını ortadan kaldırmaya kadar, kapitalizmle entegre olmuş cinsiyetçiliğin eleştirisini fabrikalarda başlatarak kadın hareketını başlattılar. 1970′lerden sonra büyüyen kadın hareketi pozitif ayrımcılık tartışmlarına kadar gitti. Tartışmalarla sınıfın toplumsal cinsiyeti üzerine deneyimler sağladılar. Hatta cinsiyet ayrımının yanında ırksal ayrımdan dolayı “öteki” addedilenlerin iş sahasında ayrımclığını(job seggration) engelleyen, ayrımcılığı önleyici yasalar (anti-discrimination laws) kazanımlarının, daha sonra “modern kadın hareketine” katkısı yadsınalamaz. Türkiye’de ise 1980 sonrasında dağıtılan sol oluşumların arasından küçük bir grup entelektüel kadının bir araya gelmesinden oluşan Feminist hareket ise daha çok cinsiyet(gender) ve cinsellik(sexuality) özerine odaklanan gruplar oldu.1975′den itibaren daha düzenli kutlanılmaya çalışılan 8 Mart, 1980 darbesi sonrası 4 yıl sekteye uğratıldı. 1980 darbesi sonrası, sosyalist bileşkelerin kadınların mücadelerine bir armağanı, mücadeleyi anma günü olana 8 Mart, siyasi partilerin kadın örgütleri ve Türkiye’de hızlanan Feminist hareketin sahip çıktığı noktalardan birisi olarak gündeme oturdu.1980-1990 arasından Feminist hareket hızlı bir yükselişe geçti, Feminist hareketin kadın görünürlüğü ve hak alma mücadelesinde bir boşluğu doldurduğu su götürmez bir gerçek iken, sol- sosyalist partiler kadın mücadelesinde sınıfın toplumsal cinsiyeti politikası ile, 80 sonrası yok edilmeye çalışılan sınıf hareketinin içinde çırpınarak da olsa mücadelesini sürdürürdü.Teorik ve pratik anlamda, kadınların bu hak mücadelesine yeri/günü geldiğinde bir “sınıf” mücadelesini kısmen hakkını veren sosyalist partiler, kadın cinsel/beden kimliği üzerinden yapılan acımasız baskılara karşı politika üretemenin ve pratik yoksunluğunun getirisi/götürüsü olarak kadın hareketini tam manasıyla oluşturamadı. Diğer yandan;Türkiyedeki Feminist örgütler, Birlemiş Milletler Kurulunun “emekçi” lafını çıkarmasını pek de umursamayan -veyahut kapitalist sistem içerisinde tüm kadınların – eve emeği gibi- emekçi olduğu gerçeğini göz önünde tutarak – “sosyalist jargonun” emekçi ibaresi ve kadın emeği hakkı mücadelesinde geri kalan, daha çok orta sınıf ve küçük burjuva içerisinde örgütlenen bu hareketler, kadın hareketi içerisinde yerel ağız oluşturamadı. Ama son yıllarda Femisit hareketin kısmen de olsa alt sınıf söylemleri ve pratik örgütlenmeleri, sosyalist camianın toplumdaki kadının cinsel/beden algısı hakkındaki bilinçlenme hali kadın hareketi açısından gözden kaçırılmayacak durumlar oldu. Kadın Mücadelesinde Erkekler Feminist hareketin örgütlendiği orta sınıf entellektüel ağız; bu hareketi alt sınıftan kendini koparırken, toplum gözünde oluşturdukları “femist erkek algısı” çoğu çevre tarafından eleştirildi. 8 Mart’ın kadınlara özel, sadece kadınların kutlama günü hareketi, diğer camialar tarafından “erkek düşmanlığı” diye algılanırken, kadın örgütleri kendi açıklamasını oluşturmuştu: “Anti-ataerkilizm” Yüz yıllardır süren biyolojik ayrımın ahlak algısına infiltre olduğu, kadının her ortamda ikinci plana atıldığı bir dünyada kadınların kendi mücedelesinde insiyatif/görev almaları için erkek hegomanyasının “bir günlük” kırılışı idi bu. Ama kadın mücadelesinin erkek algısının, toplum ahlak yapısının bir birleşeni olan erkekler tarafından anlaşılmazlığı ve bu ahlak yapısının tüm birleşenler tarafından yıkılması ya da zamanla revize edilmesinin yolunun birleşik bir mücadeleden geçtiği de göz ardı edilmemeli idi. Öte yandan kapitalizmin insan emeğine yükeldiği misyon yani kadını fabrikanın ithal yedek parça alıgısı ve bu yedek parçayı en ucuza indirgeme çabası,(dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor. buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una, dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.) kadın-erkek emek mücadelesinin kazanılmasında bu iki bileşenin ne kadar mühim olduğunu gösterme yolunda herkesi sınamaya devam ediyor. Bunula birlikte Feminist hareket içerisinde meyadan gelen sosyalist zemin üzerinden feminist dünya özlemi, salt kapitalizmin kadın algısının yıkılmasıyla feminist dünyanın gerçekleşmesinin gerçekleşmesi imkansız bir dünya olması, sosyalist bilinçlenmeyle feminist bir hareket yaratmaya, ve sosyalist partileri ise kadının cinsel/beden politikası üretmeye, toplumun düşünce yapısına yerleşmiş olan kadın üzerinden beslenen ahlak hegamonyasını eleştirmeye/bilinçlenmeye itmiştir Yani, gelişen durumlarda Feminist hareket kendini emek eksenine yakınlaştırırken, sosyalist harketinin kadının cinsel/beden’i üzerinden yapılan baskı/ayrımcılığına karşı politikasını şekillendirmesi totalinde daha oturaklı bir kadın hareketi doğuracağının müjdesi iken, çoğu sol sosyalist partilerinde bir sorunu olan, alt sınıfa inememe olgusu kadın mücadelenin de mihenk taşlarından birisi olarak durmaktadır… Türkiye’deki tüm kadın hareketi; kapitalizminde içerisinde şekillenen cinsiyet algısı ve oluşturulan cinsiyetçilik ve gelenekselleştirilmiş olan ahlak yapısınına karşı mücadele ve sınıfın toplumsal cinsiyet algısını oluşturarak, sınıfsız sömürüsüz-eşit bir dünya özlemini gerçekleştirme yolunda ileriliyor. *** Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel! Beyoğlunda, en güzel çiçekleri satan Roman kadınlar yoğun bugün…En çok satılan çiçek Leylaklar…Mor mor… Roman kadın satıyor çiçekleri, paralı eşlerine kadınların… . Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Roman Kadın yoruldu bugün… Geçmiş olsun…ar

Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel ! Bugün “Dünya ...

Yazının Devamı →

Abone Olun

E-posta adresinizi girin: