Yeşil Gazete'ye Hoş Geldiniz

AKTÜEL YEŞİL GAZETE

Paneli Kapat

Üye Girişi

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Henüz üye değil misiniz? Üye olun!

RSS

AKP’ye Muhalefet – 3 Oca 29

yazan: Ümit Şahin | Yazdır |

Geçen hafta içinde Başbakan Erdoğan’ın iki önemli açıklaması oldu.

Erdoğan, yaptığı bir konuşmada direnen Tekel işçilerinin (veya sendikaların) hükümeti değiştirme gibi bir güçleri olmadığını söyleyerek meydan okuyordu. Hükümetin genel grevle devrilmesi ihtimalini askeri darbeyle karıştırmış gibi görünen Erdoğan’ın bu sözlerinden yansıyan zihniyet önemli. “Bizi millet getirir, millet götürür” diyen, böylece darbecilere karşı mesaj vermeye çalışır görünen Erdoğan, aynı zamanda o binlerce Tekel işçisinin arasında kendi partisine oy vermiş (ve herhalde bir daha vermeyecek) kaç işçi olduğunu hesaba katmıyordu.

Oysa bu direniş başka yerlere yayılırsa hükümetiniz bal gibi gidebilir. Alacağınız oy azalacağı için seçimi kaybedebilirsiniz, ya da ciddi bir genel grev ve toplumsal huzursuzluk durumunda parti içinde yaşanacak bölünmelerin ardından gelebilecek bir gensoruyla hükümetiniz düşebilir. Bunlar gayet demokratiktir ve bu durumlarda sizi götüren de “millet”tir.

Ama Erdoğan burada kendini her durumda destekleyen blok bir taraftar kitlesi olduğunu varsayan, toplumu kendisinden olan ve olmayan diye kategorize eden antidemokratik anlayışını bir kez daha sergiliyor, üstelik bu sefer “işçileri” kendisinden olmayan kitleyle eşitlemek gibi tehlikeli sulara yelken açıyor. Oysa o işçiler, o yoksullar oy vermeseydi, AKP herhalde biraz zor tek başına iktidar olurdu.

Erdoğan yaptığı bir başka konuşmada ise Balyoz darbe planını zamanında bildiğini söyledi, ama bir önlem alıp almadığını da tam olarak açıklamadı. Daha da beteri Erdoğan’ın darbelere karşı eylem yapıp Emasya protokolünün iptali, Başbuğ’un görevden alınması gibi talepleri dile getirenlere ve kendisini daha aktif önlem almaya çağıran bazı köşe yazarlarına çıkışıp “beni gaza getiremezsiniz” demesi ve “zaten risk aldıklarını” söyleyerek bir anlamda aba altından sopa göstermesiydi.

Başbakan gaza gelirse ne olur? Askerin siyasete müdahalesini mümkün kılan koşulları ortadan kaldıracak yasal değişiklikleri yaparsa ne olur? Emasya protokolünü iptal ederse, TSK’nın iç hizmet kanunundaki meşhur darbe maddesini kaldırırsa, Genelkurmay’ı Milli Savunma’ya bağlarsa ne olur?

Daha da ileri gidelim. Askeri darbeleri mümkün kılan ve karşı olduklarını söyledikleri darbe dönemlerinin ürünü olan yasaları, en önemlisi de siyasi partiler ve seçim yasalarını değiştirir, %10 barajını kaldırırlarsa ne olur? Bu durumda mümkün olmaktan çıkan sadece askeri darbeler mi olacaktır, yoksa aynı zamanda kendi iktidarları mı?

İşte AKP’nin gerçek bir demokrasi mücadelesi verememesine neden olan temel sıkıntıları burada yatıyor.Tıpkı işçilerin hak mücadelesine olan alerjisinin sadece sahip olduğu paternalist ideolojiden kaynaklanmaması gibi bu da pratik bir mesele… Çünkü grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakları ve iş güvenceleri yasalarla güvence altına alınmış işçiler kendilerinin ve temsilcisi oldukları kesimlerin düzenini bozacaktır. Çünkü AKP tüccar zihniyetli bir patron partisi…

AKP’nin gerçek bir demokrasi mücadelesi veremeyip, darbeleri mümkün kılan ortamla böyle bıçak üstünde bir ilişki kurması da sadece savunduğu temel ideoloji ile ilgili değil.

Çünkü darbeleri mümkün kılan bu ortam aynı zamanda AKP iktidarını da mümkün kılıyor.

Nedenleri basit.

Temsil adaletini sağlayan barajsız bir seçim sistemi insanların gerçekten tercih ettikleri partilere oy vermesini sağlayabilir, toplumsal muhalefetin ayağına dolanan zincir kırılır ve AKP ya da benzeri bir partinin bedavadan iktidar olması o kadar da kolay olmaz.

Bu durumda mecliste Kürt halkının temsilcileri hak ettikleri sayıda yer alabilir, hatta koalisyonlar yoluyla hükümete girebilir ve devletin Kürt sorununda çözümsüzlükten beslenen ve aslında bir anlamda AKP’yi de besleyen siyaseti çökebilir.

Bu durumda muhalif görünümlü devlet partileri değil, halkın çıkarlarını savunacak gerçek muhalefet partileri Meclis’te hükümete kök söktürmeye başlayabilir.

Siyasi partiler yasası demokratikleşirse AKP’deki ve diğer devlet partilerindeki merkezden belirlenen delegelik sistemi, liderlerin iki dudağının ucundaki örgüt yönetimleri, tepeden atanan ve mecliste her şeye parmak kaldıran vekiller devri sona erebilir.

Askeri darbeleri de mümkün kılan antidemokratik yasalar değiştirilirse, işte o zaman toplumsal gösterilerle, genel grevlerle ve halkın siyasete doğrudan katılımıyla bu hükümet ve benzerleri ‘millet tarafından’ ve gerçek anlamda ‘sokakta’ götürülebilir.

Bu nedenle AKP bu darbe girişimlerinin hem hedefi ve mağduru, hem de halihazırda askeri darbelere zemin hazırlayan ve askere bu cüreti veren sistemden en fazla çıkar sağlayan partilerden biri durumunda. Çünkü AKP bu rejimin mümkün kıldığı bir siyasi iktidar.

Bu kadar bıçak üstünde statükoyu korumaya çalışmak da kolay iş değil doğrusu…

Şu anda AKP’nin önünde bir yıldan daha az bir zaman var. Eğer önümüzdeki sonbahara, yani seçimlerden önceki son 6 aya dek belki Anayasa’yı değil, ama bütün bu antidemokratik yasa ve genelgeleri temizleyecek ciddi bir demokratikleşme paketi hazırlığına girişmezse, AKP’nin askeri darbeler döneminin ürünü ve faydalanıcısı olduğu, artık ironik bile olmayan, kaba bir gerçeklik halini alacak.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde AKP’ye muhalefet sadece sosyal politikalar, insan hakları ve ekoloji temelinde değil, aynı zamanda AKP’nin de bir parçası olduğu bu antidemokratik cendereyi kıracak bir demokrasi mücadelesi temelinde olmalı.

Bu tartışma daha en az bir yazı kaldırır. Devam edeceğim.


Yazar Ümit Şahin isimli 1969’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden 1991’de mezun oldu. Aynı fakültede fizik tedavi ve rehabilitasyon ihtisasını bitirdi. İstanbul Üniversitesi’nde halk sağlığı doktorası yaptı. 2001’de Kudüs Hebrew Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’ndan halk sağlığı master derecesi aldı. Halk sağlığı alanında ağırlıklı olarak çevre sağlığı ile ilgili çalışmalar yaptı. 1990’ların başından bu yana yeşil hareketin, insan hakları hareketinin ve nükleer karşıtı mücadelenin içindedir. Kurucuları arasında olduğu Çevre İçin Hekimler Derneği’nde genel sekreter ve başkan olarak görev yapmıştır.Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nda gönüllü ve bir dönem profesyonel olarak çalışmıştır. Türkiye Yeşilleri’nde basın-yayın koordinatörü ve iklim değişikliği sözcüsü olarak görev yapmıştır. 2008 yılına kurulan Yeşiller Partisi’nin kurucuları arasındadır. Pastoral, Değirmenlere Karşı, Akkuyu Postası, Hekim Forumu, Yeşil Gazete gibi gazete ve dergilerin yayın kurullarında çalışmıştır. İstanbul Tabip Odası’nın yayın organı olan Hekim Forumu’nun bir dönem editörlüğünü yapmıştır. 2003 yılında yeşil politika ve özgürlükçü düşünce dergisi Üç Ekoloji’yi kurmuştur. Çeşitli dergi ve gazetelerde (Üç Ekoloji, Birikim, Mesele, vb.) ekoloji, yeşil politika ve çevre alanında yazı ve makaleler yayınlamaya, çeviriler yapmaya, “Yeşil Düşünce ve Ekoloji” seminerleri vermeye devam etmektedir. Yeni İnsan Yayınevi’nde yayını süren Ivan Illich’in bütün eserlerinin dizi editörlüğünü yürütmektedir. Ömer Madra ile yaptığı söyleşilerden oluşan “Niçin Daha Fazla Bekleyemeyiz: Küresel Isınma ve İklim Krizi” adlı kitap 2007’de Agora Kitaplığı tarafından yayınlanmıştır. Ayrıca Özgür Üniversite Kitaplığı’ndan çıkan ve editörlüğünü Fikret Başkaya’nın yaptığı “Küresel Kapitalizmi Meşrulaştıran Söylemler” kitabında “Sürdürülebilir Kalkınma”, editörlüğünü Armağan Öztürk'ün yaptığı "Yeni Sol, Yeni Sağ" kitabında "Yeşil politika: Radikal reformizm, pasifizm ve ekolojik mücadele" başlıklı bölümleri yazmıştır. Editörlüğünü, eş yazarlığını ve bölüm yazarlığını yaptığı çevre sağlığı ve insan hakları ile ilgili çeşitli akademik kitaplar vardır. Halen Üç Ekoloji dergisinin yayın yönetmenliğini ve Yeşiller Partisi eş sözcülüğünü yürütmektedir. Açık Radyo’da Çarşamba sabahları 10:30’da (Ömer Madra ile birlikte) “Açık Yeşil” adlı radyo programını hazırlayıp sunmaktadır. Ayrıca İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “Çevre Haberciliği”, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde "Çevre Politikaları" derslerini vermektedir. Yazara e-posta gönderin | Yazarın tüm yazıları Ümit Şahin | Kategori: KöşeYazıları | Etiketler: ,

ads ads ads

Bir Yorum, Yorum Yapın ya da Ping

  1. Durukan Dudu

    1

    Yazıdaki analizlere tamamen katılıyorum. Türkiye toplumunda farklı sosyal dinamikler ve güçler arasındaki ilişkilerin, rekabetin, ittifakların ve çekişmelerin son 10-15 yıldır (ve özellikle de son 3-5 yıldır) nasıl da tepetaklak olduğunu da düşünürsek iyice bir anlam kazanıyor bu analizler. Öyle bir geçiş aşamasındaki Türkiye toplumu, sisteme “bu benim acayip yararıma olur” ümidiyle koyduğunuz bir katkı (girdi) size acayip zarar veren bir çıktıya dönüşebiliyor… AKP nin kendisini yok etmeye çalışırken yağla balla besleyen yobaz militarist anlayış için de geçerli bu; AKP nin “bir numaralı düşman ve birincil mücadele alanı” olarak ilan ettiği “mevcut sistem” sayesinde ayakta kalması için de..

    Tüm bu karanlık labirentler içinde ilerlerken yapılması gereken, kanımca, değer bildiklerini önüne fener niyetine katıp etrafında olanlarla dikkatini dağıtmadan (ama olanları izleyip değerlendirmekten de vazgeçmeden) ilerlemek tünelin ucundaki ışığa doğru.

    Please continue discussion on the forum: link

    29 Oca

“AKP’ye Muhalefet – 3” isimli yazıya Yorum Yazın.


“Üçüncü Köprü Çevre Katliamı Demek, Sessiz Kalmayın”

Yeşiller Partisi, "2 Milyon Ağaç İçin 2 Milyon İstanbullu" kampanyası ...Haberin Devamı →

Çevreciler Tarkan’a Özendi: Burunlarını Soktular!

Cevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun Allianoi'nin baraj suları ...Haberin Devamı →

Sponsor

ads