Yeşil Gazete'ye Hoş Geldiniz

AKTÜEL YEŞİL GAZETE

Paneli Kapat

Üye Girişi

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Henüz üye değil misiniz? Üye olun!

RSS

“Ben yolumu buldum” Oca 11

yazan: Durukan Dudu | Yazdır |

Kopenhag’da aralık ayında gerçekleşen İklim Değişikliği Zirvesi, endişelerimizi haklı çıkardı ve bir fiyaskoyla sonuçlandı. Gerek zirve öncesi büyük aktörlerden gelen mesajlar, gerekse zirvenin ilk haftasında birbiri ardına gerçekleşen skandallar COP15′in “resmi” anlamda çuvallayacağının güçlü işaretlerini vermişti zaten; ortaya çıkan sözümona anlaşma da Kopenhag’dan yana hala umudunu koruyanlara son darbeyi vurmuş oldu.

Ancak umudun nihai bir terk-i diyar eylemesi pek de kolay değil. Kopenhag’da da umut Bella Center’da kaybolurken Klimaforum’da hızla yeşeriyordu. Sıcak, konforlu ve nazik salonları terk ediyor; soğuk, gerçek ve samimi sokaklarda yayılıyordu. Karmaşık ve karmaşıklaştırılmış asık suratlı hesaplamalara sırtını dönüyor, açık ve net, işe yarar çözümlere doğru hızlandırıyordu adımlarını. Bürokrat ve politikacıların tektip, sıkıcı ve ciddi rolü yapan takım elbiselerini üzerinden bir hışımla atıyor; Amerikan yerlilerinin renkli takılarını, campesino’nun hasır şapkasını, el pueblo’nun keten pantolonunu ve Tibet rahiplerinin bordo gömleğini geçiriyordu üstüne. Saçı rastalıydı, sırtında yaşamayı seçtiği basit hayatını sığdırdığı çantası vardı. İnsanlardan bakışlarını kaçırmaktan vazgeçmişti, uzun uzun ve gülümseyen parıltılarla bakabiliyordu hiç tanımadığı birinin gözlerine artık. Öfkeden tamamen arındırıyordu kendini hızla; polis barikatına doğru bir dans ve muhabbet dalgası olarak ilerliyordu. Umut, uzatmalı yareni olan sıkıcı, yıkıcı ve ciddi otoriteyi bir daha geri dönmemek üzere terk ediyor; en başından beri sevdalısı olduğu şenlikli, samimi ve mutlu insana doğru koşuyordu kollarını kocaman açmış. İki sevgilinin buluşmasını görenler sınırsız bir coşku, koşulsuz bir sevgi ve dingin bir yaşama sevincini aynı anda içiyorlardı kana kana.

Bundan 5-10 sene sonra geriye dönüp baktığımızda, Kopenhag’dan aklımızda kalacak manzara bu olacak. Özellikle 90′ların sonundan beri adım adım yayılan bir gülümseme bu; farklı akım ve görüşlerden gelen ama temelde aynı “yol”u adımlayan insanların ilk büyük toplaşması, birbirini hissedişi, birbirine dokunuşu ve birbirinden gerçek anlamda haberdar oluşu olarak hatırlanacak 2009′un son demleri. Yalnız olmadığımıza kesin olarak emin olduğumuz an, insanlığı her şeye rağmen aydınlık bir geleceğin beklediğine kanaat getirdiğimiz dakika, mutluluğun tanımını sözlerimizle değilse de bakışlarımızla yapmayı başardığımız gün, doğanın ve evrenin zengin tekliğini yeniden hatırladığımız kutsal bir farkındalık karnavalı olarak geçecek halkların tarihine.

Bu buluşmanın ana aktörünün gençler olduğunu da hatırlatmamız gerekiyor birbirimize. Hatırlatmamız, hatırlamamız, hatırımızda tutmamız gerekiyor; çünkü yaşları ne olursa olsun “genç” denince akla gelenleri ruhunda, kalbinde ve dimağında taşıyor birbirine coşkuyla sarılanlar. Duygularını göstermekten korkmuyor, müziği ve ritmi her daim duyuyor, ne istediğini biliyor, tüketici ve yok edici bireyselcilikten uzak tutuyor kendini; barış, dayanışma, birlik ve gerçek bir devrimi gerçekleştirmeye kendinden başlıyor. Kendisine sunulan parıltılı ve ama içi boş hediye paketlerini gülümseyerek geri çeviriyor, “İhtiyacım yok” diyor, “Ben kendi yolumu buldum” diyor, “Sen de gel, bir bak istersen” diyor, elini uzatıyor önyargısız. Bu yüzden de dalga dalga büyüyor; kimseyi yaftalamadığı, hiçbir varlığı değersiz ve işe yaramaz sanmadığı, ve gülümseyişiyle çelikten beter buzları paramparça edebildiği için.

Bu güçlü gülümseme artık her yerde. Güney Amerika’nın ova ve yaylalarındaki yün kazaklı campesino’nun, dünyanın her yerinden elleri nasırlı pueblo’nun, dingin ve sakin bakışlı asyalı çiftçinin, gözlerinden sarmalayıcı bir ateş fışkıran güçlü afrikalının, cebinde sarma tütünü ve sırtında devasa çantasıyla gezgin rastalının, taşradan gelen saf yürekli esnafın, farkında ve duyarlı şehirlinin, ağarmış sakallı ve huzur dolu bakışlı ihtiyarın yüzünde. Ve bu yüzler birbirine baktıkça güzelleşiyor, öğreniyor, farkına varıyor : Kadından sevgiyi, çocuktan saflığı, tibetliden ruhsallığı, toprağı işleyenden emeği, ağzı laf yapandan sözün uçtuğunu, eli kalem tutandan yazının kaldığını öğreniyor. Barış ve huzur dolu, doğayla bir, eşit, ayrımcılıksız, hoşgörülü, sürdürülebilir ve dostluk üzerine kurulu bir dünyanın mümkün olduğunu görüyor, gösteriyor. İklim değişikliğinin bir sorun değil, esas sorunun bir semptomu olduğunu haykırıyor olanca gücüyle. Günü kurtarmalık sözde reformlara kanmıyor; geçiş süreçlerinin gerekliliğini kabul ediyor, ve ama gitmek istediği yeri de tereddütsüz gösteriyor parmağıyla.

Modernitenin betonunu tuzla buz ediyor nefesiyle, ve toprağı yeniden avuçluyor.


Yazar Durukan Dudu isimli 1985 doğumlu, an itibariyle İsveç'te Kırsal Kalkınma master' yapıyor. Gazete ve bazı yazılı organlarda çeşitli konularda yayınlanmış yazıları var. Türkiye ve Avrupa ölçeğinde Genç Yeşiller hareketinin içinde. Derin ekoloji, eko-köyler ve "Gönüllü Sadelik" üzerine çalışıyor. Doğada varolmaktan büyük keyif alıyor, dağ bisikleti, kaya tırmanışı, oryantiring, dağcılık gibi doğa sporları yapıyor. Zamanı geldiğinde arkadaşlarıyla bir eko-köy oluşturup orada yaşamaya başlamayı planlıyor. Yazara e-posta gönderin | Yazarın tüm yazıları Durukan Dudu | Kategori: Kopenhag, KöşeYazıları, Yeşillerden | Etiketler: None

ads ads ads

5 Yorum, Yorum Yapın ya da Ping

  1. orman kanunu

    1

    - gençler konusundaki tespite katiliyorum. buradan yeni bir sinif cikacak issallah.
    - kopenhag icin kendinizi o kadar gaza getirdiniz ki, zirve kepazelikle sonuclaninca (kuresel isinma durdurulmayinca:D) simdi de “insanların ilk büyük toplaşması, birbirini hissedişi, birbirine dokunuşu ve birbirinden gerçek anlamda haberdar oluşu” olarak resmediyorsunuz. siz ilk kez kuresel bulusmaya gittiniz diye insanlar simdi dokundular saniyorsunuz belki.
    - halbuki bu “temas” yilardir devam ediyor. temasa devam edenler, kopenhag’in fiyaskoyla sonuclanmadigini, “fiyaskonun ta kendisi” oldugunu, 1996-1997 yillarindan beri BM sürecinin fiyasko urettigini soylediler, soyluyorlar.
    - baslik cok tuhaf, kotu cagrisimlar yapiyor. yolunu bulmak, turkcede belli bir anlamda kullanilir. sizin oyle kullanmadiginizi saniyorum, fakat “kyoto ekmegi” yeme hadisesine eklemlenmenin ucundasiniz belki de. sanilanin aksine yolun kopenhag gibi zirvelerde bulunabilmesi mumkun degil. vadilere, ovalara, yaylalara bakmakta fayda var.

    11 Oca
  2. Durukan Dudu

    2

    -”Kopenhag için kendinizi gaza getirdiniz”, demişsiniz. Kimiz biz?

    -”Küresel ısınma durdurulamayınca”, demişsinız : Kopenhag’da küresel ısınmanın “durma” ihtimali olduğunu düşünen bir kişi bile var mıdır Dünya üzerinde?

    -Sizin “siz” hitabınızla kimi kastettiğinizi bilmediğimden kendi adıma konuşayım : Kopenhag konusunda zerre gaza gelmedim. Yazının ilk paragrafı da tam olarak bunu söylüyor zannımca.

    -Hangimiz daha çok buluşmada yer aldı, hangimiz daha derin duygular hissedip güçlü analizler yaptı, bilemiyorum. Önemli de değil. Bildiğim bir şey varsa o da Kopenhag’da bir şekilde tanıştığım yüzlerce insanın yüzünde o bakışı ve gülümsemeyi görmüş olduğum. Özellikle son 10 yıldır bir çok küresel buluşma yaşandı tabi ki, hiç birinin önemini inkar etmiyorum. Ancak benim gözümde (ki bu yazı benim gözümden yazılmış bir yazı fark ettiğinizi umduğum üzere) Kopenhag on yıl sonra “ilk ve/veya ilklerden biri” olarak hatırlanacak. Bunun Kopenhag’da kaç kişinin toplandığıyla falan alakası yok, tamamen ortamdaki düşün ve duygu yoğunluğuyla ilgili. Benim “kaç küresel buluşmaya gittiğim” gibisinden bir “benim babam seninkini döver” tartışmasına ise girmiyorum.

    -BM sürecinin fiyaskonun ta kendisi olduğu sıkça ileri sürülen bir tez. Ulus-devlete dayanan siyasi yapılanmaların (bir de mevcut hükümetler eklenince işe) işe yaramadığını ben de düşünüyorum. Ancak yazının anafikrini yine kaçırmışsınız : Toplumda “daha güzel bir dünya” hayali kuranlar bu hayalin küresel ısınma ve iklim adaleti açısından gerçekleşmesi için “isteseler de istemeseler de” BM sürecinde baskı unsuru oluşturmaktan (alternatif zirveler, gösteriler, kamuoyu oluşturma vb…) başka bir yol bulamadılar. Çünkü kararı “iktidar” alır; ve bu durumda iki seçeneğiniz var : Ya iktidarın sizin istediğiniz kararı almasını sağlayacaksınız (baskı unsurlarıyla), ya da iktidarı baştan yapılandıracaksınız (ve belki de yok edeceksiniz – yerelleştirme ve yataylaştırma yoluyla). Kopenhag’da geçirdiğim 2 haftadan kalan izlenimim burada “yeniden doğan” hareketin iki yolu da eşit oranda ve etkili olarak kullandığı yönünde.

    -Yolunu bulmak, farkettiyseniz, tırnak içinde kullanıldı başlıkta ve metinde; ve vermek istediği mesaj da “Ben kendi yaşam biçimimi, değerlerimi, doğrularımı buldum. Modern olanın yıkıcı dayatmalarını reddediyorum” gibisinden bireysel ve toplumsal düzeyde ortaya çıkan bir alternatif yaşam ve algı biçiminin oluştuğu. Bu algı, metinde de belirtildiği üzere (”Özellikle 90′ların sonundan beri adım adım yayılan bir gülümseme bu”) bir günde ortaya çıkmış bir şey değil. Türkçe’de “yolunu bulmak” deyim olarak kullanıldığında evet, genelde olumsuz bir anlam taşır; yozlaşmaya işaret eder. Ama bizim gibi insanlar için “yol” (ya da patika) bir hayat algısını işaret eder; kendini bulmayı ve gerçekleştirmeyi falan… Burada da o anlamda kullanıldığı açık fikrimce. Ki benim “yol”um tamamen vadilerden, ovalardan, ormanlardan ve sade yaşamdan geçiyor; şu anda yaşadığım eko-komün de buna bir örnektir herhal.. Siz gerçi tamamen yanlış anlamışsınız; yolla kastedilenin Kopenhag olduğunu düşünmüşsünüz. Tesellim yazıyı can sıkıntısından kaynaklanan bir “hemen bok atayım” algısıyla okumayacak ve bu sayede belki sizin kadar tersten anlamamayı başaracak olanların çoğunlukta olacağını düşünmemdendir.

    -”Kyoto ekmeği yeme hadisenin başındasınız belki de” zaten gülünç, öfkeli ve acınası bir laf atmadan öteye gidememiş fikrimce. Bu “kendinden emin olmama ve kendiyle barışık olmama” dan kaynaklandığını tahmin ettiğim saldırgan ve asık suratlı-öfkeli davranışa sahip olup da kendini “doğru yolda” olarak tanımlayanlarla (belki de öyledirler gerçekten, bilemem) Kopenhag’da hiç karşılaşmadım. Belki de o yüzden bu kadar olumlu duygularla ve bir o kadar da umut dolu dönmüşümdür ovalarıma, yaylalarıma, ormanlarıma; gönüllü sade yaşamıma.

    11 Oca
  3. Aysen Ataseven

    3

    Mukemmel bir manifesto. Yeni zamanları müjdeleyen ve yeni muhalefetin ruhunu çok güzel yansıtan bir yazı.

    Bu anlatılanlar Kopenhag’dan gelenlerin yüzlerine, gözlerine, hallerine, seslerine sirayet etmiş vaziyette zaten. Buradan devam edelim hadi!

    11 Oca
  4. 4

    Bu yazının samimiyeti, coşkusu ve umutlu tonuyla, yazıya gönderilen imzasız yorumun tepeden bakan, soğuk ve sevimsiz alaycılığı, nasıl bir mücadelenin içinde olduğumuzu gösteriyor bir yanıyla.
    Durukan’ın yaptığı tespit çok basit: Durduğu yerde, olduğu kişi olarak, zorlukların ve hayatın farkında olarak, ama yine de samimiyetle umut ederek direnmekten ve değiştirmekten söz ediyor.Bundan daha doğal, daha basit, daha saygı duyulası bir tutum olabileceğini sanmıyorum. Oysa yapılan yorumdaki ton umutsuz, küçümseyici ve içe dönük. Etiketliyor, yargılıyor, yok sayıyor. Neyin yanlış olduğunu bildiğini sanıyor. Muhtemelen de kendini radikal sayıyor. Oysa değil…
    Durukan’ın yazısı çok güzel, benim içime dokundu, umut verdi, motive etti.
    Teşekkür ediyorum.

    11 Oca
  5. Mürüvvet

    5

    Bu ülkenin , Dünyanın, insanlığın geleceği konusundaki karamsarlığım senin ve senin gibi gençlerin azmini, kararlılığını, yaşam felsefesini ,mücadelesini gördükçe, okudukça umuda dönüşüyor (Ben Yolumu Buldum) yazısıyla mükemmel özetlemişsin durumu. Gençlere güvenen herkes adına teşekkürler.

    Please continue discussion on the forum: link

    11 Oca

““Ben yolumu buldum”” isimli yazıya Yorum Yazın.


Küresel Isınma: Bu Yaz Hava Bir Derece Daha Sıcak

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, bu yıl ülke ...Haberin Devamı →

Sayıştay Denetimine Askeri İtiraz

Genelkurmay Başkanlığı, askeri harcamaların Sayıştay denetimine açılmasını öngören Sayıştay Yasa ...Haberin Devamı →

Sponsor

ads