Yeşil Gazete'ye Hoş Geldiniz

AKTÜEL YEŞİL GAZETE

Paneli Kapat

Üye Girişi

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Henüz üye değil misiniz? Üye olun!

RSS

Ahmet Türk’ün Yeri Doldurulabilir mi? Ara 14

yazan: Konuk Yazar | Yazdır |

Anayasa Mahkemesi ve mevcut sistem DTP’yi kapattı. Kapatmakla da kalmadı, Kürt siyasetinin en ılımlı isimlerinden Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliklerini de düşürdü. İzlediği ılımlı ve yapıcı politikalarla Kürtlerin haklı sevgisini kazanan Ahmet Türk, karar sonrası yaptığı açıklamada barıştan ve demokrasiden vazgeçmeyecekleri mesajını veriyordu. Yasaklanırken bile asaletinden ve hoşgörüsünden hiç taviz vermedi.

Bilindiği gibi Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk hakkında hazırlanmış birçok dava dosyası var. Bence asıl büyük tehlike buradadır. Kürtlerin iradelerine getirilen yasak, eğer cezaevi ile sonlandırılırsa asıl büyük tehlike o zaman başlayacaktır. Şu bilinmelidir ki Kürtler bunu asla kabul etmeyeceklerdir. Alınabilecek böyle bir karar beraberinde derin yaralar ve felaketler getirecektir.

Biz Kürtler barıştan taviz vermeyen sürekli birlikteliği ve kardeşliği vurgulayan Ahmet Türk’ün yerine kimin geçeceğini düşünüyoruz. Bölge de şu aşama da isimleri en çok geçen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve Fırat Anlı’dır. Bunun yanı sıra bölgede çok sevilen ve sayılan isimler de var. Bunlar da Akın Birdal ve Ufuk Uras’tır. Partinin başına geçecek olan kişi kim olursa olsun halkın görüşlerini dikkate almak zorundadır.

Hepimiz biliyoruz ki DTP’de adaylar belirlenirken genelde halkın istediği, benimsediği adaylar seçilmemiştir. Halkın görüşlerine önem vermeyen bir partinin siyasi arenada sağlıklı yol alması çok zordur. Partinin başına geçecek olanlar bu hassasiyetleri de göz önünde bulundurmak zorundadırlar.

Aslında Kürt hareketi ya da Kürt solu Kürtlere yakın duran Türk solu ile ciddi bir işbirliğine gitmeleri gerektiğini düşünüyorum. Ancak Kürtler ihtilalcı bir zihniyeti benimseyen ve sözde kendilerine solcuyuz diyenlerle asla bir arada siyaset yapmayacaktır. Bölge de birçok kişi “Türk solu ile ittifak bir masaldan öteye gitmez” dese de ben bu konuda ümitliyim. Aslında bölge insanının bunu söylemesine gerekçe olabilecek geçmişte birçok deneyim yaşanmıştır. Eskiden sol için mücadele eden birçok şahsiyetin bu gün Ergenekon yapılanması içerisin de yargılandıklarını görüyoruz.

Bu kadar hoşgörülü bu kadar yapıcı bu insanlara siyaset yasağı getirmek ve milletvekilliklerini düşürmek, barıştan yana olan Kürtler arasında derin bir umutsuzluğa sebep olmuştur. Anayasanın bu kararını Kürtler kabullenemiyorlar. Anayasa Mahkemesi çok titiz bir süreç sonucundan böyle bir karar aldıklarını belirttiler.

Ben Anayasa Mahkemesi’nin ülkenin içinde bulunduğu durumu ve süreci iyi değerlendiremediğini düşünüyorum. Anayasa Mahkemesi, parti üyesi olmayan Leyla Zana’yı parti üyesi gösterecek kadar dersine iyi çalışmış. Bu nasıl bir titizlikse artık! Şırnak Belediyesi çalışanı Abdullah İsnaçı DTP Şırnak il yöneticisi olarak gösterebilecek kadar gerçekten de derslerine iyi çalışmışlar…

Eğer gerçekten Anayasa Mahkemesi ve üyeleri ülkenin içinde bulunduğu durumu ve koşulları idrak etmiş olsalardı böyle bir karar almazlardı. Bu kararlarıyla Kürtleri yok saymışlardır. Bu karar bir bakıma Kürtlerin, Cumhuriyet’e olan bağlılıklarını ve aidiyet duygularını da ayaklar altına almıştır. Bu karar, Ahmet Türk’ün belirttiği gibi siyasi bir karardır. Bu karar, barış yanlısı Kürtlerin barış özlemlerine  ve beklentilerine ipotek koymadır. Bu karar sonrasında gelişen olaylar da bunun bir kanıtıdır.

Ahmet Türk’ün sağduyu çağrısı Kürtlerin demokrasi ve insan haklarına olan bağlılıklarının da bir göstergesidir. Barış yanlısı olan biz çoğunluk Kürtler, HPG’nin Tokat’ta gerçekleştirdiği saldırıyı anlamakta zorlanıyoruz. Demokratik açılım süreci yaşanırken bu saldırının mantığını başta Ahmet Türk ve milyonlarca Kürt sorguluyor..

Kandil’den bile demokratik açılıma destek gelirken bu saldırının yerel inisiyatiflerce gerçekleştirilmesi ve üstlenilmesini sorgulamak ve hesabını sormak her Kürt gibi ben de sorguluyorum. Uğruna bedeller verdiğimiz özgürlüğümüz için, anadilimiz için, şerefimiz için, artık bu uğurda kandırılmak ve aldatılmak istemiyoruz.

Şu bilinmelidir ki; hiç bir güç Kürtlerin inandıkları, güvendikleri ve oylarıyla meclise gönderdikleri iradelerine ipotek koyamaz. Bu kapatma kararı demokrasiye ve barışa inanmış Kürtleri daha da birleştirecektir. Kürtler, barışa olan özlemlerinin mahkeme kararlarıyla yok edildiğini düşünüyorlar. Bu kararla Kürtler artık nerelere ve kimlere güvenecekler? Kürtlerin temsilcilerini parlamento dışına iterek mi barışı getireceksiniz bu ülkeye?

Kürtler, arzularını, beklentilerini bundan böyle kime anlatacaklar? Kürt’tün iradesini hiçe sayacaksın, parlamento da ağzına gem vuracaksın, onu varlığını inkâr edeceksin, duygularına, hayallerine surlar öreceksin, yok yok bunu Kürtler asla kabul etmeyeceklerdir. Bu böyle biline… Kürtler bu güne kadar ne çektiyse hep aldatılmaktan ve ikiyüzlü siyasetçilerden çektiler. Ama artık bu iki yüzlü ve popülist siyasetçilere inanmayacaklardır.

Bu sürece bizleri getiren, bize bu süreçleri yaşatanlar ileride olabilecek kötü sonuçların vebalini de üstlenmek zorundalar. Bu süreci baltalayan her iki kesimin savaş yanlıları bu takındıkları tavrın hesabını çok  ağır ödeyeceklerdir..Kürt halkının savaş istemediğini, savaştan yılgın ve bitkin düştüğünü artık görülmesi gerektiğini düşünüyorum..Kürt halkına savaşmayı ve çözümsüzlüğü dayatanlar şunu iyi bilmelidirler ki Kürt halkı peşlerinden asla gitmeyecektir.

DTP’de yeni ve taze kana ihtiyaç vardır. Kürt halkının da barış eğilimli yeni anlayışları daha çok kucaklayacağına inanıyorum. Ahmet Türk, her ne kadar yasaklı olsa bile birçok Kürt için vazgeçilmez bir değerdir. Kürtler sevgili Ahmet Türk’ü perde arakasın da bile olsa barışa ve kardeşliğe hizmet etmesini beklemektedir.

Ben başta AKP içerisinde yer alan Kürt siyasetçilere seslenmek istiyorum. Eğer biraz vicdanınız varsa bu kapatılma olayına şiddetle karşı çıkarsınız. Gerekirse gider Ahmet Türk ile kol kola girersiniz. İradenizi ve vicdanlarınızı AKP’de birileri kızacak diye ayaklar altına almayın. Gün dayanışma günüdür. DTP’nin kapatılmasını kınamak yetmiyor. Bu halk sadece biz kapatılmasını doğru bulmuyoruz gibi sözleri inandırıcı bulmamaktadır.

Evet, bugün bütün DTP’liler Diyarbakır’da olacaklar. Kürt halkı kapatılan DTP’lileri ve 5.yıl boyunca siyasi yasak getirilen eş başkanlarını bağrına basacaklar. Kürtler Ahmet Türk’ün ağzından çıkacak her kelimeye, her cümleye dikkat edeceklerdir. Gün Ahmet Türk’ün barışa olan inancını tekrar tekrar dile getirme günüdür. Bu yapılmak zorundadır. Zaten Ahmet Türk de hep barıştan ve kardeşlikten yana olmuştur. Umarım bugün Diyarbakır da sağduyu galip gelir. Umarım Diyarbakır da şiddetin değil, barışın dili yükselir…

Biliyorum bu ülkede barış istemeyen birçok Kürt ve Türk var. Ama ne olursa olsa barıştan umudumuzu kesmeyeceğiz.Çünkü yaşamak ve yaşatmak için barıştan başka bir seçeneğimiz yok!

-Veysi Berda-


Yazar Konuk Yazar isimli Yazara e-posta gönderin | Yazarın tüm yazıları Konuk Yazar | Kategori: Yeşeriyorum | Etiketler: , , ,

ads ads ads

Bir Yorum, Yorum Yapın ya da Ping

  1. özlem yasar

    1

    Tokat saldirisinda 7 asker öldü, bütün basin ve kisiler bu olayi kinadilar. barisa ve kardeslige darbe olarak yorumladi herkes. bu siddet kürt ve türk cephesinde de kinandi. aydin oldugunu düsündügümüz bu kisler, ordunun yaptigi operasyonlara neden dur diyemediler? baslatilan bu sözde acilim politikasi süresinde, firsatci türk ordusunun 80 hpgli gerillayida vurdugu biliniyor mu peki? hpg catismasizlik karari uygularken, hain bir sekilde bunu firsat bilip saldirmak ve 80 insanin yok olamsina sebep olmak, kardeslige ve barisa darbe degil mi peki? burada bi ikiyüzlük var, baristan ve kardeslikten bahsedenler, sadece kendilerine müslüman bir tavirla kardeslikten sözediyorlar. operasyonlarin durmasi icin, kürtlerden baska sokaga dökülen oldu mu peki, o cok savas yanlisi dediginiz kürtler dahi operasyonlarin olmamasini dillendirdiler her yerde. keske tokat saldirisina karsi cikan kürtler kadar, operasyonlara dur diyen türk halki da olsaydi.

    Please continue discussion on the forum: link

    14 Ara

“Ahmet Türk’ün Yeri Doldurulabilir mi?” isimli yazıya Yorum Yazın.


Fransa’da Irkçı Afiş Yasaklandı

Fransa’nın güney illerinden Marseille’de mahkeme milliyetçi Front National (Millî Cephe) ...Haberin Devamı →

İngiltere “Tükeniyor”

İngiltere'de yaklaşık 500 hayvan ve bitki türünün son iki yüzyılda ...Haberin Devamı →

Sponsor

ads

Etiketler

Kategoriler

Fransa’da Irkçı Afiş Yasaklandı

Fransa’nın güney illerinden Marseille’de mahkeme milliyetçi Front National (Millî Cephe) ...

Yazının Devamı →

8 Mart: Dükkanlarda Bugün İndirim VMağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel ! Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Veyahut Duygu Asena’nın ironisiyle “365 Günün Sultanı” bugün. Mahya asalım, tüm feodal beyliklere… Kadın emeğini sömüren fabrikaların bacaları arasına…Hoşgelmiş diyelim Sultanımız. Mesala Desa’ya asalım koca bir mahya, ışıklı ışıklı… Patron, kadınlar gününe özel belki birer çanta verir kadın işçilerine, ya da “işçi kadın”lara… Unutturur belki geçen yılki işten attığı kadınları, fazla mesaileri küçük bir çantayla… İşçilerin bir saatte, belki otomasyonla 5 dakikada ürettiği maaşları ayarındaki çantayla… Kırmızı rujlarını sürsün bugün kadınlar, mini eteklerini giysin, zifiri karanlık ortasına çıksınlar bugün.Ama korkmaca olmasın bugün, çekinmece de. Korktuk altlarında sıkı sıkı tuttukları çantalarını almasınlar yanlarına, son aranan numaraya bir erkek yereştirmesinler evden çıkarken… Bütün ihtişamıyla yürüsünler, arkak sokakta aylak aylak gezen herhangi birisi gibi… Gebzeye bugün beyaz bir duvak gönderelim.Ertesi gün aynı trenle geri dönsün… Ama kirlenmeden… Bembayaz… Bugün bütün erkek polisler izine çıksın. Değil kadınlar. Erkekler çıksın tatile. Kadınlar korusun bizi. Tarlabaşı’ndan inerken, sohbete dursun bir travestiyle kadın polis. Dertleşsinler sabaha kadar. Ya da Harbiye yoluna çıksın, dövülen seks işçisi kadınları görsün…Korusun… Belki de, “bu fahişeyi mi koruyorsun?”u duyup bir tekme de o yesin, azgın bir magandadan.. Sonra kadın polis, sorsun kendine birşeyler. Ya da polis kadın… Bugün tüm analar kız çocuğu doğursun mesela… Narin ağlama sesleriyle sarsılsın dünya… Babaları kahveye gitsin koşa koşa, kahvede poker oynayan tüm adamlara çay söylesin “benden herkese demli bir kaçak çay” narasıyla… Meclise bugün kadınlar gelsin bir tek…Ya da ,ya da eşlerinin altından, yıldızlı vekil rozetlerini döşlerine taksınlar, otursunlar en rahat koltuklara… Meclis Başkanı da bugün kim olsun mesala… Pınar Selek olsun misal… Sabiha Gökçen mi?.. O da olur; Sebahat Tuncel de olur aslında… Ya da-a-a Sennur Sezer, en şairane sesiyle açsın oturumu…Takır takır kaldırıp indirsinler Ana-yasamızı… *** Ya yarın?.. Herkes eski biçilen “rol”üne devam mı eyleyecek?.. *** Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Tek taş pırlantalar bile mor renge bürünmüş bugün. Kadınlara özel! Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Kimisi “Cennet anaların ayakları altındadır” edebiyatıyla, biçilmiş kaftanıyla örter kadını, ritueli gösterir kadına/kadınına, en yüce/ilahi hediyeyle. Kimi “Erkek şiddetine son”, “Tacize son”… Kimi “Eşit işine eşit ücret” talep eder, büyük sermayesinden patronun. Kimi de küçük bir mor pırlanta koparır kocasından, plazada yanan ışıklar da morartılır! Koca Mart’ı morluklarla geçirir, ondan bundan habersiz kimisi de. Kapitalizme entegre olmuş cinsiyetçilik: İşçi Kadın-Kadın işçi 1857 yılında Newyork’ta çalışma koşullarına karşı direnen dokuma işçisi kadınların grevine polisin uyguladığı baskı ve tekabülünde çıkan yangında, 129 tane işçi kadının can verdiğini kimse unutmadı. 1910 yılında 2. Enternasyonel’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in; 129 işçi kadın anısına 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ilan edilmesi önerisinin direkt kabul edilişini de unutmadı kimse. 1975 yılına kadar düzenli/düzensiz kutlanan , 1977 yılı Birleşmiş Milletlerin “Dünya Kadınlar Günü” çıkarmasıyla daha da kurumsallaşan gün; Türkiye’de 1975′den itibaren daha yaygın kutlanmaya başladı. 1970 li yıllarda Amerkida iş hayatında ırk ve cinsiyete göre yapılan ayrımcılığa karşı seslerini yükselten emekçi kadınlari ücretlerin iyileştirilmesinden, kayıt dışı çalıştırılmaya, cinsiyete bağlı iş istihdamını ortadan kaldırmaya kadar, kapitalizmle entegre olmuş cinsiyetçiliğin eleştirisini fabrikalarda başlatarak kadın hareketını başlattılar. 1970′lerden sonra büyüyen kadın hareketi pozitif ayrımcılık tartışmlarına kadar gitti. Tartışmalarla sınıfın toplumsal cinsiyeti üzerine deneyimler sağladılar. Hatta cinsiyet ayrımının yanında ırksal ayrımdan dolayı “öteki” addedilenlerin iş sahasında ayrımclığını(job seggration) engelleyen, ayrımcılığı önleyici yasalar (anti-discrimination laws) kazanımlarının, daha sonra “modern kadın hareketine” katkısı yadsınalamaz. Türkiye’de ise 1980 sonrasında dağıtılan sol oluşumların arasından küçük bir grup entelektüel kadının bir araya gelmesinden oluşan Feminist hareket ise daha çok cinsiyet(gender) ve cinsellik(sexuality) özerine odaklanan gruplar oldu.1975′den itibaren daha düzenli kutlanılmaya çalışılan 8 Mart, 1980 darbesi sonrası 4 yıl sekteye uğratıldı. 1980 darbesi sonrası, sosyalist bileşkelerin kadınların mücadelerine bir armağanı, mücadeleyi anma günü olana 8 Mart, siyasi partilerin kadın örgütleri ve Türkiye’de hızlanan Feminist hareketin sahip çıktığı noktalardan birisi olarak gündeme oturdu.1980-1990 arasından Feminist hareket hızlı bir yükselişe geçti, Feminist hareketin kadın görünürlüğü ve hak alma mücadelesinde bir boşluğu doldurduğu su götürmez bir gerçek iken, sol- sosyalist partiler kadın mücadelesinde sınıfın toplumsal cinsiyeti politikası ile, 80 sonrası yok edilmeye çalışılan sınıf hareketinin içinde çırpınarak da olsa mücadelesini sürdürürdü.Teorik ve pratik anlamda, kadınların bu hak mücadelesine yeri/günü geldiğinde bir “sınıf” mücadelesini kısmen hakkını veren sosyalist partiler, kadın cinsel/beden kimliği üzerinden yapılan acımasız baskılara karşı politika üretemenin ve pratik yoksunluğunun getirisi/götürüsü olarak kadın hareketini tam manasıyla oluşturamadı. Diğer yandan;Türkiyedeki Feminist örgütler, Birlemiş Milletler Kurulunun “emekçi” lafını çıkarmasını pek de umursamayan -veyahut kapitalist sistem içerisinde tüm kadınların – eve emeği gibi- emekçi olduğu gerçeğini göz önünde tutarak – “sosyalist jargonun” emekçi ibaresi ve kadın emeği hakkı mücadelesinde geri kalan, daha çok orta sınıf ve küçük burjuva içerisinde örgütlenen bu hareketler, kadın hareketi içerisinde yerel ağız oluşturamadı. Ama son yıllarda Femisit hareketin kısmen de olsa alt sınıf söylemleri ve pratik örgütlenmeleri, sosyalist camianın toplumdaki kadının cinsel/beden algısı hakkındaki bilinçlenme hali kadın hareketi açısından gözden kaçırılmayacak durumlar oldu. Kadın Mücadelesinde Erkekler Feminist hareketin örgütlendiği orta sınıf entellektüel ağız; bu hareketi alt sınıftan kendini koparırken, toplum gözünde oluşturdukları “femist erkek algısı” çoğu çevre tarafından eleştirildi. 8 Mart’ın kadınlara özel, sadece kadınların kutlama günü hareketi, diğer camialar tarafından “erkek düşmanlığı” diye algılanırken, kadın örgütleri kendi açıklamasını oluşturmuştu: “Anti-ataerkilizm” Yüz yıllardır süren biyolojik ayrımın ahlak algısına infiltre olduğu, kadının her ortamda ikinci plana atıldığı bir dünyada kadınların kendi mücedelesinde insiyatif/görev almaları için erkek hegomanyasının “bir günlük” kırılışı idi bu. Ama kadın mücadelesinin erkek algısının, toplum ahlak yapısının bir birleşeni olan erkekler tarafından anlaşılmazlığı ve bu ahlak yapısının tüm birleşenler tarafından yıkılması ya da zamanla revize edilmesinin yolunun birleşik bir mücadeleden geçtiği de göz ardı edilmemeli idi. Öte yandan kapitalizmin insan emeğine yükeldiği misyon yani kadını fabrikanın ithal yedek parça alıgısı ve bu yedek parçayı en ucuza indirgeme çabası,(dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor. buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una, dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.) kadın-erkek emek mücadelesinin kazanılmasında bu iki bileşenin ne kadar mühim olduğunu gösterme yolunda herkesi sınamaya devam ediyor. Bunula birlikte Feminist hareket içerisinde meyadan gelen sosyalist zemin üzerinden feminist dünya özlemi, salt kapitalizmin kadın algısının yıkılmasıyla feminist dünyanın gerçekleşmesinin gerçekleşmesi imkansız bir dünya olması, sosyalist bilinçlenmeyle feminist bir hareket yaratmaya, ve sosyalist partileri ise kadının cinsel/beden politikası üretmeye, toplumun düşünce yapısına yerleşmiş olan kadın üzerinden beslenen ahlak hegamonyasını eleştirmeye/bilinçlenmeye itmiştir Yani, gelişen durumlarda Feminist hareket kendini emek eksenine yakınlaştırırken, sosyalist harketinin kadının cinsel/beden’i üzerinden yapılan baskı/ayrımcılığına karşı politikasını şekillendirmesi totalinde daha oturaklı bir kadın hareketi doğuracağının müjdesi iken, çoğu sol sosyalist partilerinde bir sorunu olan, alt sınıfa inememe olgusu kadın mücadelenin de mihenk taşlarından birisi olarak durmaktadır… Türkiye’deki tüm kadın hareketi; kapitalizminde içerisinde şekillenen cinsiyet algısı ve oluşturulan cinsiyetçilik ve gelenekselleştirilmiş olan ahlak yapısınına karşı mücadele ve sınıfın toplumsal cinsiyet algısını oluşturarak, sınıfsız sömürüsüz-eşit bir dünya özlemini gerçekleştirme yolunda ileriliyor. *** Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel! Beyoğlunda, en güzel çiçekleri satan Roman kadınlar yoğun bugün…En çok satılan çiçek Leylaklar…Mor mor… Roman kadın satıyor çiçekleri, paralı eşlerine kadınların… . Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Roman Kadın yoruldu bugün… Geçmiş olsun…ar

Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel ! Bugün “Dünya ...

Yazının Devamı →

Abone Olun

E-posta adresinizi girin: