Yeşil Gazete'ye Hoş Geldiniz

AKTÜEL YEŞİL GAZETE

Paneli Kapat

Üye Girişi

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Henüz üye değil misiniz? Üye olun!

RSS

Türk Milliyetçiliği Beter İmiş Domuz Gribinden Eki 20

yazan: Aysen Ataseven | Yazdır |

Ben beyaz yakalı bir plaza işçisiyim. İş ve arkadaş çevremde siyasetle domuzilgilenmediğini söyleyen pek çok arkadaşım var.

Fakat aslında işler göründüğü gibi değil. Bu insanlarla bir sebepten azıcık politika konuşmaya başlayınca birden fark ederisiniz ki, aslında pek çoğunun en alasından politik görüşleri vardır. Fakat ilginçtir ki bu kişiler savundukları şeylerin aslında kendi politik görüşleri olduğunu düşünmezler. Genel devlet politikası ile son derece paralel olan görüşleri “olması gereken”dir, “doğru” olandır. Kendi dünyalarında kendilerine benzer insanlarla yaşayan bu insanlar için ilk şok edici gelişme, kendi görüşlerinin “bir görüş” olduğunu anladıkları anda yaşanır. İşte o an asabileşirler. Çünkü benim sevgili arkadaşlarım, egemen kaldıkları sürece “tahammül”gösterebilirler. 

Son zamanlarda, laf dönüyor dolaşıyor bir şekilde barış sürecine geliyor.  Birden kendimi iş yerindeki arkadaşlarımla, eski okul arkadaşlarımla, tekel ya da gazete bayisi ile, barış süreci hakkında konuşurken buluyorum. Bazen bir şaka, bazen dükkana girdiğim anda televizyondaki haber, bazen satın aldığım gazete vesilesi ile sohbete başlıyoruz. Aslında bu politika ile ilgilenmeyen insanlar eni konu konuşmak istiyor olmalılar ki, uzun uzun görüşlerini anlatıyorlar bana. Beni görüşlerine ikna olmaya, onlara hak vermeye çağırıyorlar.

Tüm bu konuşmalar sırasında fark ettiğim bir şey var: Bu ülkede (Kürt olmayan diye gruplayabileceğim) pek çok kişi, etnik kimliği Türk olsun olmasın, Türk milliyetçisi fakat bunun farkında değil.

Yine Kürt olmayanlar diye sınıflayabileceğim bu insanların, örneğin şöyle görüşleri var:

• Türkler bu ülkede egemendir ve bu ülke biz Türkler’e aittir. (ve takip eden, neleri eksik, söylemi)
• Türk demek, Türk demek değildir. Bunda anlamayacak ne var! ( Ne mutlu Türk’üm diyene tartışmasında)

Tüm bu tartışmalar sayesinde bazı şeyler fark ettim:

Birincisi insanlar kendilerini devlet sanıyorlar. Sorunları devlet gibi tanımlayıp, devlet gibi düşünüp, kabul ediyor veya etmiyorlar.

İkincisi, devletin Kürt illerinde son 25 yılda karanlık eli ile siviller üzerinde de uyguladığı hukuksuzluğu, şiddeti, köy boşaltmaları, ayrımcılığı ve baskıyı sürekli görmezden geliyorlar. Birazı bilmiyor gerçekten. Birazı da oradan buradan duysa da inanmıyor. Hatta bazıları “Öyle bir şey yok, münferit olaylar..” diyecek kadar ileri götürüyor sözü. Pek çok tartışmada bu red/inkar noktasına kısa zamanda varıyorsunuz.

En “özgürlükçü” olanlar, Kürtler’e uğramadan hümanizme varıyor. Kürtler’in taleplerini es geçip, “onlar da insan” söylemini benimsiyorlar.

En son bir arkadaşım “Bu Kürtlerle ilgili bir mesele değil, “Doğu” ile ilgili bir mesele” deyince, bir süre ona donuk donuk baktıktan sonra, yüzüm yavaş yavaş gevşedi ve aniden gelen kahkahama engel olamadım. Arkadaşım neden güldüğümü sordu. “Kusura bakma” dedim ona, “ o kadar çok inkar senaryosu dinledim ki, artık yaratıcı olanları beni eğlendiriyor. Neden Kürtler’i anmaktan bu kadar çok çekiniyorsun? “Doğu”da kimler var?”

İnanılır gibi değil gerçekten. Nasıl başarıyorlar bu kadar meselenin etrafından dolanmayı, insan şaşıp kalıyor. Ortada artık devletin bile kabul ettiği açık seçik bir Kürt meselesi varken, pek çok insan hala, inatla böyle bir mesele olmadığına inanıyor, kendini buna inandırmak istiyor.

Çünkü aksi halde belki de ulusal kimliğindeki tek egemenlik alanını kaybedecek. (Sanki her biri İttihat ve Terakki militanı, sanki hala Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşıyoruz.) Ya da  bunca zamandır burnunun dibinde yaşanan çok büyük bir acı ile karşılaşacak ve bununla yüzleşmesi gerekecek.Ya da devletin kendisine de uyguladığı baskıcı yüzü ile hesaplaşmak zorunda kalacak. (Çünkü bazıları da şöyle söylüyor: Devlet herkese baskı uyguladı, Kürtler’e ayrıca ne yaptı ki?!. Yani “biz katlandık, onlar neden katlanmadı” ya getiriyor. )

Geçenlerde duyduğum başka bir hikaye de, ordunun (siyaseten de) güçlü, Türkler’in egemen olması gerektiğini söyleyen bir ahbabın annesinin Arap, babasının Yahudi olduğu idi.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “Türklük” vurgusu sayesinde, “örnek vatandaşlarımız” Türk milliyetçiliğine kavuşuveriyorlar. Böylece dört başı mamur bir Türk milliyetçiliği dünyasında buluyoruz kendimizi. Böylece ideolojik olarak etnik milliyetçiliği savunmayan orta yolcular bile bu dünyanın içinde yerlerini alıyorlar.

Hep aynı şeyleri söylüyorum böyle tartışmanın sonunda: “ Sen bir Kürt köyünde doğabilirdin. Bir gün, sen daha çocukken, bilmediğin adamlar gelip babanı ver kardeşini gözünün önünde öldürebilirlerdi.”

Ve bazen de tartıştığım kişiye kendisinin devlet olmadığını, insan olduğunu hatırlatmam gerekiyor. Ve hatta bazen, devletin kimseye ayrımcılık falan yapmadığını söyleyen birisine kendisinin Alevi olduğunu hatırlatmam gerekebiliyor.

İnsan karmaşıktır, biliyorum. Fikrini sorduğunuzda çoğunlukla onaylanmak için söylemesi gerekeni, genel geçeri söyler. Öfkelenir, şiddete düştüğü de olur. Hepsi korkudandır. Ama öfke de korku da bir giysi gibidir, teni değildir insanın. Bu yüzden öfke ve şiddetle beslenen milliyetçiliği alt edecek iradenin yine aynı insanlarda olduğunu biliyorum. Rüzgar başka yönden de esebilir yani. Benim bir tek nefesim var, onu üflüyorum bu iş için.

Yeter, çok anlattım, hadi şarkı söyleyelim:

Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.

 Aysen Ataseven


Yazar Aysen Ataseven isimli Yazara e-posta gönderin | Yazarın tüm yazıları Aysen Ataseven | Kategori: Yeşeriyorum | Etiketler: None

ads ads ads

6 Yorum, Yorum Yapın ya da Ping

  1. 1

    Nicedir bu kadar duru, icten, ve hic mi hic dolayli yola bulasmadan bu denli cirkin ve kirli seyleri anlatan yazi okumamistim. Sagolasin. Bir de bu yazilari okumanin en guzel yani ne biliyor musunuz, insanin icinde kurumaya yuz tutumus ciceklere su tasiyor…

    20 Eki
  2. Serkan Köybaşı

    2

    Çok güzel yazmışsın Aysen. Hem gülümsemeyle hem de “hakikaten yaaa” nidalarıyla okudum. Ama en sevdiğim bölüm sonu oldu. Bahsettiğin bu “irrasyonel topluluğa” karşı bile hala azimkar olman, biricik nefesini hala üflüyor olman, içimizdeki o bıkmaya meyilli çocuğu susturup mücadeleye devam etmemize yardımcı oluyor.

    İyi ki varsın.

    20 Eki
  3. Kahraman Şahin

    3

    Süper bir saptama ” insanlar kendini devlet sanıyorlar” belki de bu yönde düşünmek, “hakim unsur olmanın gururunu yaşamak” gibi bir duygu yaşatıyor. Ama haydaaa devlet şimdiye dek söylediğinden farklı şeyler söylemeye başlayınca bir bocalama oluyor. Bunu ben de kendi arkadaşlarımdan çıkarıyorum. Onlar fiziksel olarak plazalarda değiller belki ama orada olmak isterler:)
    Kısaca benzer tepkileri ben de dinliyorum. Ama bugüne dek devlet onların düşünmesini istemedi , onların yerine ne olduklarını söylerlerse mutlu olacaklarını söyledi. Şimdi bu kadar zamandan sonra mutlu olmak için ne demeliler…
    Sana katılıyorum en iyisi şarkı söylemek….

    20 Eki
  4. 4

    göçmenler nede bu kadar ırkçılar kürtlere karşı?

    bu konu da irdelenmeye değer…

    20 Eki
  5. Durukan Dudu

    5

    Evet, hatta bariz.

    20 Eki
  6. Tuğrul Burak

    6

    Türk Milliyetçiliğini domuz gribine benzetirken, Kürt Milliyetçiliğini yüceltmek mi gerekiyor. Genelin sahip olduğu aidiyetlik duygusunu reddetmek, azınlığın sahip olduğu Irk’ına sempati ve Irkına ait kimliği kabul ettirme çabasını özgürlük ve demokrasi kılıflarına sokmak ne derece doğru. Ötekileştirmenin bir yöntemi de bu değil mi ? Önünde sonunda bir kimlik savaşını körüklemiyor muyuz. Kürt kendi kimliğini korumanın ve savunmanın peşinde, Türk ha keza aynı şekilde. Mesele kendi kimliğiyle yeni bir unsur oluşturmak, gururlanacağı tarihi bir geçmişe sahip olmak ve kendini kabullendireceği adı olan bir devlete dönüşmekse;bu da milliyetçiliğin alasıdır. Mesele hak sahibi olmak , özgürce konuşabilmek, ekonomik sorunlarını çözebilmek, kültürünü özgürce gösterebilmek ve bununla ilgili etkinliklerini rahatça yapabilmekse onun yolu terör’den ve onu beslemekten değil siyasetten geçer. Bu seferde aynı siyaset ayrılıkçılığı körüklemeye çalışır ve ayrılmanın yollarını arar . Türk ve Kürdü ayrı kefelere koyar, bunun için çaba gösterirse o zaman teröristin alası o siyasetçi olur.
    Türk Milliyetçiliğini ırkçılıkla aynı kefeye koyan zihniyet, nedense konu Kürt, Laz, Çerkez v.b. milliyetçiliği olduğunda Türk Milliyetçisinden daha milliyetçi kesilirler. Bu ikilemin farkında değil misiniz? Yoksa fark etmek istemiyor musunuz ?

    Please continue discussion on the forum: link

    20 Eki

“Türk Milliyetçiliği Beter İmiş Domuz Gribinden” isimli yazıya Yorum Yazın.


“Üçüncü Köprü Çevre Katliamı Demek, Sessiz Kalmayın”

Yeşiller Partisi, "2 Milyon Ağaç İçin 2 Milyon İstanbullu" kampanyası ...Haberin Devamı →

Çevreciler Tarkan’a Özendi: Burunlarını Soktular!

Cevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun Allianoi'nin baraj suları ...Haberin Devamı →

Sponsor

ads