Yeşil Gazete'ye Hoş Geldiniz

AKTÜEL YEŞİL GAZETE

Paneli Kapat

Üye Girişi

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Henüz üye değil misiniz? Üye olun!

RSS

Habur ve Paradigmanın İflası… Eki 20

yazan: Oktay Çaparoğlu | Yazdır |
Bir savaş bitmek üzere. Öcalan’ın çağrısı üzerine ‘barış elçileri’habur Mahmur kapısndan Türkiye’ye Habur sınır kapısından giriş yaptılar.
Teslim olmaya gelmediklerini demokratik zeminde bir çözüm için siyasetin önünü açmaya yardımcı olmaya geldiklerini söylediler. İmralı’dan yapılan çağrıya bir yanıt olarak böylesi bir karara vardıklarını ve artık barış zemininde bir çözüm istediklerini ifade ettiler.

Kürt sorununun çözümü dayattığı, ülkenin İsrail’e açıktan tavır aldığı, Ermenistan ve Suriye ile ilişkilerin cumhuriyet tarihinde ilk kez  olumlu ve somut adımlarla düzeltilmeye çalışıldığı ve Kürdistan özerk bölgesinde temsilcilik açılacağının cumhurbaşkanı gül’ün ifadesiyle açıklandığı bir süreç.

Artık barış kaçınılmaz bir olay ve maalesef bu koşullarda muhalefetin tavrını anlamak oldukça zor…

Savaş sürsün istiyorlar.

Kan aksın.

Kan lekesi kalkmasın istiyorlar kirli siyasetlerinden…

Habur’dan barış elçileri geliyorlar.

İzdiham nedeniyle dolup taşmış sınır. İnanılmaz bir coşku. Kürtler tam da barışa olan inançlarını yitirmişken ve açılım sürecinin bir ‘tuzak’ olduğunu düşünmeye başlamışken umutlar yeniden yeşerdi.

Kürtler başta olmak üzere barışa inanan ve Kürt sorununun demokratik-halkçı temelde çözülmesi gerektiğini düşünen tüm Türkiyeliler ülkemizdeki Kürt meselesinin artık bir aka-ı selim ve sağduyunun şart olduğunu görerek sorumluluk alıyorlar. Ezberler, önyargılar, kalıplar tarihin çöplüğünde hak ettiği yeri bulmalı diyorlar ve barışa, kardeşliğe, halkların eşitlik-özgürlük ve gönüllü birlik temelinde bir arada yaşamaları gerektiğine inanıyorlar.

Bu inancı paylaşmak önemli.

Yeni bir gelecek ve yeni bir donem bekliyor ülkemizi. Yeni bir sürecin kapısı aralanıyor.

Akan kanın durması çok önemli.

Kan silah çatışma gözyaşı olmadan düşmanlık kin nefret ırkçılık ve ayrımcılık olmadan sorunlarımıza daha gerçekçi ve insani çözümler sunabiliriz. Başarı şansımızın daha yüksek olacağı aşikâr…

30 yıldır sürdürülen düşük yoğunluklu savaşta yaşana acılardan sonra böyle bir sürece girilmesi oldukça umut verici bir gelişme fakat muhalefetin ve milliyetçi-ulusalcı-muhafazakâr kesimin statükonun devamından yana tavır koyması kafaları karıştırmıyor değil.
Kürtlerin elde edeceği kazanımlar ülkemizde demokratik alanın genişlemesi, devlet karşısında bireyin, toplumun, farklı kimlik, inanç, düşünce ve kökenden grupların hak ve özgürlüklerinin daha da geliştirilmesi bağlamında önemli bir adım.

Kürt sorunu ülkenin en öneli değilse bile hemen tüm sorunlarıyla birebir ilişki içersinde ola kilit konumundaki bir sorunu.

Gelinen noktada açıkça görülmektedir ki 86 yıllık cumhuriyetin ve kurucusu olan CHP ideolojisinin Kürt sorununa azınlık sorununa alevi sorununa ermeni meselesine yaklaşımı iflas etmiştir.

Çözümsüzlükten şiddetten acıdan kandan başka hiçbir şey üretememiştir resmi ideoloji ve onun resmi politikaları.
Ve gerçek anlamda bir cumhuriyetten özetmek de mümkün değildir zaten. Rejim, ağaların beylerin işbirlikçi feodallerin paşaların ve ermeni-Rum mallarını yağmalayarak zengin olan çakma burjuvazinin oligarşim diktatörlüğüne dönüşmüştür.

Halkımız açlığa yoksulluğa eğitim ve sağlık olanaklarından mahrum bırakılmaya geleceksizliğe mahkûm edilmiştir. Bir tebaa olarak algılamış ve devlet aygıtı halkın üzerine hâkim kılınmıştır.

Diller kültürler kimlikler inançlar düşünceler süngülerle silahlarla bombalarla işkencelerle katliamlarla zindanlarla bastırılmaya sindirilmeye yok edilmeye tasfiye edilmeye çalışılmıştır.

Tüm bu politikalar devletin resmi ideolojisinin ve politikasının urunudur. Buna özellikle vurgu yapıyorum çünkü sistemin kurucu felsefesi her ne kadar misak-ı milli sınırları içindeki herkesi kucakladığını iddia etse de realitede tam ersi uygulamalara imza atmış, ulus-devletin örgütlenmesi adına tek tipçi bir anlayış rejimin felsefesine egemen olmuş, her türden farklılık tehlike olarak algılamış ve yasaklamıştır.

Bu politikalara karşı direncin güçlü olduğu dönemlerde darbelerle cuntalarla faşist uygulamalarla devlet terörüyle azınlıkların emekçilerin işçi sınıfının öğrencilerin aydınların Alevilerin Kürtlerin devrimci-ilerici güçlerin örgütlenmeleri önüne engeller konmuş talepleri ve eylemleri devlet terörüyle ezilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri bu uygulamalar hükümetler değişse de aynen tek elden çıkıyormuş gibi uygulanmaya devam etmiştir.

Ve Kürt meselesi de şark ıslahat planlarıyla Türkleştirme politikalarıyla zorunlu göç uygulamalarıyla 86 yıldır bir halkın yok edilmek istenmesi biçiminde varlık göstermiştir.

12 Eylül darbesi sonrası demokratik zeminde mücadele yürüten kesimlerin bile en ağır işkenceler ve baskılarlarla karşılaşması, özellikle Diyarbakır cezaevinde Kürt kökenli tutsaklara yönelik uygulanan insanlık dışı vahşet, Kürt ulusunun ulusal ayrımcılığa ve sömürüye karşı verdiği mücadelenin farklı bir boyuta taşmasına neden olmuştur.

Simdi 86 yıllık kirli şaibeli kanlı tarihin hesabını verme günüdür.
Geçmişin yanılgılarından arınıp yüreklerde sevgiye barışa ve kardeşliğe su verecek umut pınarlarının özgürce çağlaması için rejimin ve iktidar sahiplerinin özeleştiri verme günüdür.

Şimdi cumhuriyetin demokratikleştirilmesinin günüdür.

‘Türkiye’ye demokrasiyi biz Kürtler getireceğiz’ diyordu epe Musa ve sistem tarafından katledildi. Ama umudu dimdik ayakta.

Ve Ape Musa’nın çocukları onun vasiyetini yerine getirecekler…

Türkiye’ye herkese ve herkes için lazım demokrasiyi Kürtler getirecekler.

Sevgiyle…

Oktay Çaparoğlu

19.10.2009

 

 


Yazar Oktay Çaparoğlu isimli Hataylıyım. Mozaik müzesi ve mozaik yapısına sahip nadide bir şehir. İktisat bitirdim şimdilik müzikle geçimimi sağlamaktayım. Kapitalizmle az problemliyim o yüzden bilim yapmanın daha anlamlı olacağı inancındayım kendim için. İzmir"de ikamet ediyorum. Müzik dışında tarih, sosyoloji, felsefe ve siyasetbilime karşı özel ilgim var. Şiir yazmak da ayrı bir tutku benim için. Türk kökenliyim. Irkçılığınz her türlüsünün karşısındayım ve müziğimde de yaşamımda da ülkemizin ve dünyanın güzel renklerini ve farklılıklarını ifade etmeyi EVRENSEL İNSAN BİLİNCİYLE, hepimizin farklı hepimizin eşit olduğu düşüncesiyle yaşamsal duruşumu biçimlendirmeyi tercih eden bir insanım. Politikayla erken yaşta ilgilenmeye başladım. O sene 24 Ocak'ta Uğur Mumcu öldürülmüştü 2 Temmuz'da da Sivas Katliamı olmuştu. Halkevlerinde ve İHD de etkinliklere katılıyordum. 1994 DEP'te (DEMOKRASİ PARTİSİ) Leyla Zana, Orhan Doğan ve Hatip Dicle ile DEP li milletvekillerin milletvekili yemini sonrasında BİZ BU YEMİNİ TÜRK VE KÜRTLERİN KARDEŞLİĞİ İÇİN EDİYORUZ demeleri ile karışan ortalık ve gözaltına alınmaları ülkemiz politikasını ve tarihini daha derinden analiz etmeye itti beni. 1995'te EMEK PARTİSİ GİRİŞİMİ'nde aktif görev aldım ve 2000 yılına kadar bu partide Gençlik Kolları Yöneticisi olarak çalıştım. Sonrasında ideolojik-politik platformu üzerine giriştiğim sorgulamalar nedeniyle partiden ayrılmaya karar verdim. 2000 den bugüne bu ülkede demokrasiden sosyal adaletten eşitlikten emekten ve ezilenlerden yana tüm kesimlerin etkinlik eylem ve çalışmalarına gönüllülük temelinde destek verdim. Bunu daha çok da müziğimle yaptım. Ülkemizde katı-statükocu mantalitenin en sağdan en sola her yanda kendini tüm gücüyle hissettirdiği gerçeği üzerinden düşündüğümde Yeni Demokrasi Hareketi ve Liberal Demokrat Parti'nin dönemine göre erken ama olumlu olduğu kanaatine vardım. Tartışılması ve dokunulması olanaksız konular ve gündemlere müdahil olabilmek adına Liberal politik açılımlara ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim. İşin doğrusu Liberalizme karşıyım ama karşıt tüm inanç düşünce ve görüşlerin birbirini düşman olarak algıladığı bir ülkede özgürlükçü bir tartışma ortamı için liberalizme ihtiyaç olduğu düşüncesindeyim. Ama esas itibariyle anarşist ruh taşıyan yerel yönetimlere dayalı ekolojik bilince ve duyarlılığa sahip sosyalist bir toplumsal modele inanmaktayım dünyanın kapitalizmden kurtulması için... :) Yazara e-posta gönderin | Yazarın tüm yazıları Oktay Çaparoğlu | Kategori: Yeşeriyorum | Etiketler: None

ads ads ads

2 Yorum, Yorum Yapın ya da Ping

  1. 1

    Habur ve Paradigmanın İflası…

    Bir savaş bitmek üzere. Öcalan’ın çağrısı üzerine ‘Barış Elçileri’ Mahmur Kampı’ndan Türkiye’ye Habur sınır kapısından giriş yaptılar.

    Teslim olmaya gelmediklerini demokratik zeminde bir çözüm için siyasetin önünü açmaya yardımcı olma için geldiklerini söylediler. İmralı’dan yapılan çağrıya bir yanıt olarak böylesi bir karara vardıklarını ve artık barış zemininde bir çözüm istediklerini ifade ettiler.

    Kürt sorununun çözümü dayattığı, ülkenin İsrail’e açıktan tavır aldığı, Ermenistan ve Suriye ile ilişkilerin cumhuriyet tarihinde ilk kez farklı bir şekilde olumlu ve somut adımlarla düzeltilmeye çalışıldığı ve Kürdistan özerk bölgesinde temsilcilik açılacağının Cumhurbaşkanı Gül’ün ifadesiyle açıklandığı bir süreç.

    Artık değişim kendini dayatıyor ve bunda kaçış yok.

    Artık barış kaçınılmaz bir olay ve maalesef bu koşullarda muhalefetin tavrını anlamak oldukça zor.

    Savaş sürsün istiyorlar.

    Kan aksın.

    Kan lekesi kalkmasın istiyorlar kirli siyasetlerinden…

    Habur’dan barış elçileri geliyorlar.

    İzdiham nedeniyle dolup taşmış sınır. İnanılmaz bir coşku. Kürtler tam da barışa olan inançlarını yitirmişken ve açılım sürecinin bir ‘tuzak’ olduğunu düşünmeye başlamışken umutlar yeniden yeşerdi.

    Kürtler başta olmak üzere barışa inanan ve Kürt sorununun demokratik-halkçı temelde çözülmesi gerektiğini düşünen tüm Türkiyeliler ülkemizdeki kürt meselesinin artık bir akl-ı selim ve sağduyunun şart olduğunu görerek sorumluluk alıyorlar. Ezberler, önyargılar, kalıplar tarihin çöplüğünde hakkettiği yeri bulmalı diyorlar ve barışa, kardeşliğe, halkların eşitlik-özgürlük ve gönüllü birlik temelinde bir arada yaşamaları gerektiğine inanıyorlar.

    Bu inancı paylaşmak önemli.

    Yeni bir gelecek ve yeni bir dönem bekliyor ülkemizi. Yeni bir sürecin kapısı aralanıyor.

    Akan kanın durması çok önemli.

    Kan, silah, çatışma ve sonucunda gözyaşı olmadan düşmanlık kin nefret, ırkçılık ve ayrımcılık olmadan sorunlarımıza daha gerçekçi ve insani çözümler sunabiliriz. Başar şansımızın silahsız ve çatışmasız bir ortamda daha yüksek olacağı aşikar…

    30 yıldır sürdürülen düşük yoğunluklu savaşta yaşana acılardan sonra böyle bir sürece girilmesi oldukça umut verici bir gelişme fakat muhalefetin ve milliyetçi-ulusalcı-muhafazakâr kesimin statükonun devamından yana tavır koyması kafaları karıştırmıyor değil.
    Kürtlerin elde edeceği kazanımlar ülkemizde demokratik alanın genişlemesi, devlet karşısında bireyin, toplumun, farklı kimlik, inanç, düşünce ve kökenden grupların hak ve özgürlüklerinin daha da geliştirilmesi bağlamında önemli bir adım.

    Kürt sorunu ülkenin en öneli değilse bile hemen hemen tüm sorunlarıyla birebir ilişki içersinde ola kilit konumundaki bir sorunu.

    Gelinen noktada açıkça görülmektedir ki 86 yıllık cumhuriyetin ve kurucusu olan CHP ideolojisinin Kürt sorununa azınlık sorununa alevi sorununa ermeni meselesine yaklaşımı iflas etmiştir.

    Çözümsüzlükten şiddetten acıdan kandan başka hiçbir şey üretememiştir resmi ideoloji ve onun resmi politikaları.
    Ve gerçek anlamda bir cumhuriyetten söz etmek de mümkün değildir zaten. Rejim, ağaların beylerin işbirlikçi feodallerin paşaların ve Ermeni-Rum mallarını yağmalayarak zengin olan çakma burjuvazinin oligarşik diktatörlüğüne dönüşmüştür.

    Halkımız açlığa yoksulluğa eğitim ve sağlık olanaklarından mahrum bırakılmaya geleceksizliğe mahkûm edilmiştir. Bir tebaa olarak algılamış ve devlet aygıtı halkın üzerine hakim kılınmıştır.

    Diller kültürler kimlikler inançlar düşünceler süngülerle silahlarla bombalarla işkencelerle katliamlarla zindanlarla bastırılmaya sindirilmeye yok edilmeye tasfiye edilmeye çalışılmıştır.

    Tüm bu politikalar devletin resmi ideolojisinin ve politikasının urunudur. Buna özellikle vurgu yapıyorum çünkü sistemin kurucu felsefesi her ne kadar misak-ı milli sınırları içindeki herkesi kucakladığını iddia etse de realitede tam ersi uygulamalara imza atılmış, ulus-devletin örgütlenmesi adına tek tipçi bir anlayış rejimin felsefesine egemen olmuş, her türden farklılık tehlike olarak algılamış ve yasaklamıştır.

    Bu politikalara karşı direncin güçlü olduğu dönemlerde darbelerle cuntalarla faşist uygulamalarla devlet terörüyle azınlıkların, emekçilerin, işçi sınıfının, öğrencilerin, aydınların, Alevilerin, Kürtlerin, devrimci-ilerici güçlerin örgütlenmeleri önüne engeller konmuş talepleri ve eylemleri devlet terörüyle ezilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri bu uygulamalar hükümetler değişse de aynen tek elden çıkıyormuş gibi uygulanmaya devam etmiştir.

    Ve Kürt Meselesi de şark ıslahat planlarıyla Türkleştirme politikalarıyla zorunlu göç uygulamalarıyla 86 yıldır bir halkın yok edilmek istenmesi biçiminde varlık göstermiştir.

    12 Eylül darbesi sonrası demokratik zeminde mücadele yürüten kesimlerin bile en ağır işkenceler ve baskılarlarla karşılaşması, özellikle Diyarbakır cezaevinde Kürt kökenli tutsaklara yönelik uygulanan insanlık dışı vahşet, Kürt ulusunun ulusal ayrımcılığa ve sömürüye karşı verdiği mücadelenin farklı bir boyuta taşmasına neden olmuştur.

    Simdi 86 yıllık kirli şaibeli kanlı tarihin hesabını verme günüdür.
    Geçmişin yanılgılarından arınıp yüreklerde sevgiye barışa ve kardeşliğe su verecek umut pınarlarının özgürce çağlaması için rejimin ve iktidar sahiplerinin özeleştiri verme günüdür.

    Şimdi cumhuriyetin demokratikleştirilmesinin günüdür.

    ‘Türkiye’ye demokrasiyi biz Kürtler getireceğiz’ diyordu Ape Musa ve sistem tarafından katledildi. Ama umudu dimdik ayakta.

    Ve Ape Musa’nın çocukları onun vasiyetini yerine getirecekler…

    Türkiye’ye herkese ve herkes için lazım demokrasiyi Kürtler getirecekler….

    Sevgiyle…

    Oktay Çaparoğlu

    19/10/2009

    20 Eki
  2. 2

    baskı hataları için özür dilerim :)

    Please continue discussion on the forum: link

    20 Eki

“Habur ve Paradigmanın İflası…” isimli yazıya Yorum Yazın.


GDO’lu 25 Ürün Türkiye’de

Daha önce sadece GDO’lu mısır ve soyaya izin veren Bilimsel ...Haberin Devamı →

BM, Suyu Temel İnsan Hakkı Olarak Tanıdı

28 Temmuz 2010 tarihinde toplanan Birleşmiş Milletler üyesi devletlerden 122’sinin ...Haberin Devamı →

Sponsor

ads