YeÅŸil Gazete'ye HoÅŸ Geldiniz

AKTÜEL YEŞİL GAZETE

Paneli Kapat

Üye Girişi

Åžifrenizi mi kaybettiniz?

Henüz üye değil misiniz? Üye olun!

RSS

Değişen İklim miydi? Eki 19

yazan: Konuk Yazar | Yazdır |

 Son yıllarda, iklim değişikliği ekolojik hareketin en önemli konularından biri haline geldi. Özellikle herkesin gözü yakında yapılacak olan Kopenhag iklim zirvesine çevrilmiş durumda ve bu zirveye hazırlanılıyor. Zirvede, en iyimser tahminle karbon salımının düşürülmesi üzerine pek çok tedbir alınacak ve kısıtlamalar getirilecektir. Bunlar elbette önemli gelişmeler, ancak alınacak çevreci kararların da çok fazla şey götüreceğinden oldukça eminim. (Yenilenebilir enerji yatırımları -başta Dünya Bankası’ndan olmak üzere- daha çok yatırım desteği alacak.)

Doğal İklim değişimlerinin çok çeşitli nedenleri olabilir: tektonik hareketler, yörünge etkileri, volkanik püskürmeler, okyanus akıntılarındaki değişimler, solar değişimler. Bu anlamda bu denli çok yönlü değişken varken, temelde doğrusal iki değişkene dayanan iklim modellerinin pek sağlıklı olabileceğini düşünmüyorum. Ancak insan kaynaklı iklim değişimi elbette her zaman için ön plandadır ki bence de odaklanılması gereken önemli konulardan biridir.

Yalnız, iklim değişikliği mücadelesinde karbon emisyonu takıntılı olarak ele alınıyor. Karbon emisyonunun iklim üzerindeki etkisi – ki sadece iklim üzerinde etkisi yoktur – tehlikeli olsa da burada bir hata yapılmaktadır. Küresel ısınmayı, sadece karbon salımının bir sonucu olarak ifade etmek anlamsızdır. Bu gazlar iklim değişimine neden olsalar da, bunlar sadece birer semptomdur.

Genel olarak iklim üzerindeki insan kaynaklı etkinin 100-200 yıl önce başlamış olduğu ileri sürülür. Sanayi devrimi ile birlikte karbondioksit ve metan gazlarının atmosferdeki oranlarının değişmeye başladığına işaret edilir. Ancak insan kaynaklı etkinin bundan çok daha uzun süre önce başladığı gözden kaçırılır. Ormansızlaştırma, çiftlik hayvanlarının bağırsak gazları (özellikle hububatla beslenenler), tarım faaliyetleri (özellikle çeltik pirinç tarımı), sulak alanların kurutulması, vb. 8-10 bin yıla kadar geriye giden insan kaynaklı etkilerin en önemlilerindendir.

İklim değişimine yol açsalar da sera gazlarının aslında neden değil sadece birer belirti olduklarını tekrarlamak isterim. Küresel ısınma ele alınması gereken önemli bir belirti olabilir, ancak eğer yarın bunun önüne geçebilsek bile, pek çok yaşam formunu yok etmeye devam eden başka semptomlarla uğraşmaya devam ediyor olacağız.

 Belirtiler Değil Yaşam Biçimi Önemli

Ne yazık ki, semptomları tek tek ele alarak bir sonuca ulaşamayız. Tüm bunların köküne inmeliyiz. Getirdiğimiz tüm çözümler – ki her çözüm beraberinde başka bir semptomu (sorunu) doğurmuştur – daha iyi hissetmemizi sağlayabilir. Bu yanılsamanın yaratılması sistemin devamı için gereklidir. Gelişmiş ülkelerin karbon emisyonlarını belirli yüzde oranları doğrultusunda düşürmesi-ki bilim insanlarının verdiği oran yüzde seksen-gerekir. Gelişmekte olan ülkelere yatırım yapılması gerekir. Enerji verimliliğinden bahsedilmesi gerekir. Kısa duşlar yapılmalı, ampuller değişmeli. Yeni, alternatif, çevreci enerjiler kullanılmalı. Keşke karşılaştığımız problemleri çözmek bu kadar kolay olsaydı. Keşke her sorun sadece bireysel çabalarla ve ufak müdahaleler ile çözüme kavuşabilseydi.

Her seferinde daha yeşilini, daha çevrecisini, daha verimlisini çıkarıyoruz. İşe yaramadığını yıllardır gördüğümüz halde, gerçeği kabullenmeyi istemiyoruz. Neden oldukça açık: binlerce yıl önce gerçekleşen yaşam tarzımızdaki köklü değişim. Bunu ise sadece bir grup insan gerçekleştirdi. Bu bir grup insanın yaşam tarzının takipçileri olarak bu noktaya kadar geldik. Öyle ki, tüm gezegene yayılmış ve tehdit eder bir durumdayız.

Gerçekten de, gezegen üzerinde şu anda yaşadığımızdan farklı bir şekilde yaşamamız gerekiyor, çünkü kendi doğal ortamımızla birlikte pek çok canlının da doğal ortamını yok ediyoruz. Yüz binlerce yıllık doğal döngüleri bir çırpıda bozabilecek tanrısal bir güce sahibiz. İşe yaramadığına şahit olduğumuz halde aynı yaşam tarzını sürdürmeye çalışıyoruz. Başka yaşam tarzlarını yeniden keşfetmemiz gerekiyor. Ekonomik büyüme adına farklı kültürleri yok etmeden önce, onların doğal yaşam örneklerinden dersler çıkarmalıyız.

Yaşamın kaynağını, havayı, suyu, toprağı zehirlemeyebiliriz. Parçası olduğumuz yaşam ağına saygı gösterebiliriz. Doğanın sağladığından daha fazlasını ya da daha hızlısını talep etmeyebiliriz. Doğa ile uyum içerisinde yaşayan diğer kültürlerin örneklerini takip edebiliriz.

Karşılaştığımız her sorun karşısında yeni alternatifler üreterek, bunlara çözümler aramaktan ve her seferinde bambaşka yeni sorunlarla karşılaşmaktan vazgeçemiyoruz. Küresel boyutta bir yalan söyleniyor ve kanıyoruz. Hatayı en başında yaptık bunu kabul edelim. Gezegeni yok eden bu kusurlu yaşam tarzımızı kökten değiştirmeye uğraşmak yerine, onunla donatılmış ve onun en büyük savunucuları olan insanlardan zirvelerde çözümler arıyoruz – termik santral yerine hidroelektrik santral yapalım. Peki, neden balıklara sormuyoruz – tüm barajları kaldırın. Neden bitkilere sormuyoruz – toprağı kaplayan tüm asfaltları sökün.

Serhat ‘Elfun’ Demirkol


Yazar Konuk Yazar isimli Yazara e-posta gönderin | Yazarın tüm yazıları Konuk Yazar | Kategori: Yeşeriyorum | Etiketler: ,

ads ads ads

5 Yorum, Yorum Yapın ya da Ping

  1. 1

    İklim deÄŸiÅŸikliÄŸinin ne olduÄŸunu dair yanlışlarla dolu bir yazı bu… İşin kötüsü yazının ikinci bölümü çok doÄŸru tespitler içeriyor, ama iklim deÄŸiÅŸikliÄŸinin ne olduÄŸuna dair giriÅŸ yanlış bir bakış açısının ürünü. YeÅŸil Gazete gibi bir gazetede yer almasına üzüldüm doÄŸrusu… İklim deÄŸiÅŸikliÄŸi, çok basit bazı bilimsel gerçekleri anlamadan üzerine böyle insanları yanlış yönlendirebilecek yazılar yazılabilecek kadar basit bir olay deÄŸil. YeÅŸil Gazete’ye yakışmıyor…

    19 Eki
  2. subcomandante

    2

    merhaba,
    sanayi devrimi ve yeraltı karbonunun (kömür, petrol, dogalgaz) çılgınca artan ivmeyle atmosfere salınmaya baslamasindan once de iklim üzerinde insani bir etki oldugundan bahsedilebilir, fakat bu etki ihmal edilebilirdir (okyanuslar, ormanlar tarafindan kompanse edilebilir olcektedir), ör: baska canlilarikinden milyarlarca kat fazla degildir.

    2009 yilinda artik “osturuktan” :) ) -bagirsak gazlari dersek belki daha iyi anlasilir- iklim degiskenleri ile ugrasmak yerine, fosil yakit madenciliginin dev kar hirslarini ketleyebilecek siyasi erk nasil nerede uretilir onu tartismaliyiz belki de… elbette co2 ile sinirli dusunmemeli, ancak oncelikli hedef belirlemekte fayda var gibi, artik. baliklara ne soruyoruz onu anlamadim… belediyeye sorsak?

    19 Eki
  3. Dilaver DemiraÄŸ

    3

    Bence Elfunun yazısı başka bir olguya dikkat çekiyor bunun içinde biraz farklı gözle bakmak gerek kanımca. Elfun bu yazıda iklimi etkilyen diğer atmosferik süreçleri dikkate almadan küresel ısınma ile ilgili mevcut paradigmayı tek doğru kabul etmek yerine, iklim de insan dışı faktörlerin de etken olabileceğini düşünmek gerekir demeye getiriyor. Şimdi paradigma içi ezberle bunun artık aşıldığını bunun esasında petrol kartellerinin tezi olduğu söylenecektir. Ama elfun onlarla benzer pardigmadan konuşmuyor. Elfunun söylediği bence kaos modeli ile kartezyen modelin paradigmatik uyuşmazlığı. İklim kaotik, küresel sınma üzerine söyeldiklerimiz ise büyük oranda input output yani girdi çıktı denilen doğrusall modelleme. Elfun insan etkili iklim değişimini göz ardı etmiyor, ama sadece bu modeli esas alan bir küresel ısınma modelinin sonuçlar konusunda eksik şeyler söyleyeceğine dikkat çekiyor. Her neyse sonuçta madem bilimsel olarak yanlış, o zaman doğrusunu yazın arkadaşlar. Elfunda sizin yazdıklarınıza göre ya hakkı teslim eder, ya da kendince açıklama yapar.

    19 Eki
  4. erdem

    4

    ekolojik mucadele için siyasi mucadele taktiklerinin kullanılmasından oldum olası rahatsızdım. önce bir mevziyi işgal edelim sonra diğer mevziye yönelelim tavrı bence ekolojik mucadele icin dogru bir strateji değil hele hele ekolojik dengeye daha rahat ve açık bir biçimde insan müdahalesini varedecek gücü ele geçirip sonra herşeyi düzeltebiliriz tavrı daha da yanlış geliyor. ekolojiye yapılacak her müdahalenin iyi niyetli olsada doğal dengeye zarar verecegine inanıyorum. bu yüzden bu yazı hoşuma gitti, ekolojiyi kurtarmaya soyunmak yerine yaşamlarımızı kurtarmaya soyunmamızı ve ekolojinin kendi dengesine ulasabilecegine dair bir vurgu iceriyor. kendimizi, doğayı egemenlik altına alabilecek ya da doğayı kurtaracak yetide kimseler olarak görmektense alelade canlılar olarak görmemiz gerektigini vurguluyor. özellikle yazının sonunda bahsedilen çözümün gene insanlardan arandıgı tesbiti kayda deger. yapmamız gereken sistemi yenilenemeyecek sekilde bozmaktır aslında. sabotaj, saldırı, bozgun, provakasyon, hasar, işgal, yeni yaşam alanları kurmak, değiştirmek, dönüştürmek vb. işte yapmamız gereken bunlar. unutmayalım ki doğa herzaman insandan daha büyük ve gelişmiştir.

    19 Eki
  5. lynx lynx

    5

    Ümit Şahin, sözünü ettiği yazıdaki bilimsel yanlışların doğrularını bizimle paylaşacak mı acaba.?

    Please continue discussion on the forum: link

    19 Eki

“DeÄŸiÅŸen İklim miydi?” isimli yazıya Yorum Yazın.


GDO’lu 25 Ürün Türkiye’de

Daha önce sadece GDO’lu mısır ve soyaya izin veren Bilimsel ...Haberin Devamı →

BM, Suyu Temel İnsan Hakkı Olarak Tanıdı

28 Temmuz 2010 tarihinde toplanan BirleÅŸmiÅŸ Milletler üyesi devletlerden 122’sinin ...Haberin Devamı →

Sponsor

ads