Yeşil Gazete'ye Hoş Geldiniz

AKTÜEL YEŞİL GAZETE

Paneli Kapat

Üye Girişi

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Henüz üye değil misiniz? Üye olun!

RSS

Üretici Güçlerin Önceliği Yanılsaması Eki 9

yazan: Konuk Yazar | Yazdır |

Volkan Postacıoğlu

ÜRETİCİ GÜÇLERİN ÖNCELİĞİ YANILSAMASI VE MARKSİZMİN EKOLOJİYE AÇILAN KAPISI
Üretici güçlerin başatlığı sorunu, henüz Marx’ın ölümünün ardından yapılan tartışmalarda Engels’i rahatsız etmiş ve uyarı yazıları kaleme almıştı. Ancak ne yazık ki ekonomizmin temelleri çoktan atılmıştı ve bu anlayışın temsilcileri görüşlerinde ısrarlıydılar. Sonraki yıllarda Marksizm’i mevcut koşullara, mevcut konjonktüre uyarlamaya çalışan pek çok Marksizm okulu doğdu. Burada Avrupa kıtasıyla sınırlı okullar içinde Marksizm’in ruhuna en uzak, iki uç yaklaşım, konuya ilişkin daha net sorular sorulabilmesi için özellikle ele alındı. Tüm kısıtlılığına, statikliğine rağmen, alt yapı-üst yapı metaforuna gönderme yapacaksak; sorunu üretici güçlerin ya da üretim ilişkilerinin önceliği sorunu olarak ortaya koymaktan ziyade, öncelik sorununu üretici güçlerle üretim ilişkilerinin birliğinden oluşan üretim tarzının, üstyapısal öğelerle ilişkileri açısından ortaya koymak daha doğru görünüyor.
Marksizm’in tarihinde çok önemli bir yeri olduğundan Sovyet deneyimine özellikle değinmek gerekir. Bucharin ve Stalin üretim tarzını, üretici güçlerle üretim ilişkilerini eşit ! ölçüde kucaklayan bir birlik, tarihi de ardışık üretim tarzlarının tarihi olarak tanımlamaktaydılar. Ancak üretim tarzında önceliği yine de üretici güçlere veriyorlardı. Bu yorum Resmi Sovyet Marksizm’inin teknolojik determinizme teslimiyetinin habercisi sayılmalıydı. Tahlillerinin ardında yatan felsefe, yüzeysel biçimde kotarılan, Resmi Sovyet  Marksizm’inin amentüsü kabul edilen ‘diyalektik materyalizm’ ilkeleriydi. Bu ilkeler doğanın ve toplumun tarihinden soyutladığı diyalektiğin genel kanunlarını (Engels’ten devralınan), ki bunlar üç esasa indirgenmişti ; niceliğin niteliğe dönüşümü, karşıtların birliği kanunu, yadsımanın yadsıması olarak çok kabaca özetlenebilecek aşkın bir mantık olarak ele almıştı. Tarihsel toplumun somut analizlerinden değil, genel, soyut ilke ve derlemelerle, bilinç ve diyalektik tartışmalarına yedirilmişlerdi. Bu anlayış, diyalektik çelişkiyi yukarıdaki ilkelerin ışığında 2. Enternasyonalden olduğu gibi devraldı ve onu Marx’ın yöntemine içkin bir felsefe olarak tanımladı, hatta bu tespiti daha da derinleştirerek Marx’ın eserini diyalektik yönteme indirgedi. Hegelci çelişki diyalektiğini yanlış biçimde (Engels’e dayanarak), dışsal bir ikili karşıtlık ilişkisi olarak burjuvazi ve proletarya arasındaki karşıtlığa indirgedi. Oysa ;
“Marx’ın yöntemi çelişkiyi kendi içinde barındırdığı için değil, toplumsal gerçekliğin çelişik hareketini açıkladığı için diyalektiktir” (14)
İçinde bulunulan dönemin çelişkilerini de sadece bu ikili çelişkiye endeksli tanımlamaya çalıştı, Lenin’in Marksizm’e yaptığı olağanüstü katkıları (çelişkilerin yoğunlaşması) anlayamadı. Kısmen Lenin’in de sorumlu olduğu bu sığ kavrayış, sınıf yapılarındaki değişimleri (faşizmin kitle tabanı) ve siyasal üstyapılardaki özerklikleri tahlil edemedi. Faşizmin gerçek bir tehlike olarak görülmemesinin altında yatan sebeplerden biri budur. Marx, tarihsel materyalizmin tespitlerine, kapitalizmin incelenmesiyle başlamış olmasına rağmen, bu incelemenin bizlere ondan önceki üretici sistemlerin (sınıflı toplumların da diyebiliriz) anlaşılmasının anahtarını sağlayacağını belirtiyordu ;
“Burjuva toplumunun ilişkilerini ifade eden kategoriler…, bütün toplumsal formasyonların üretim ilişkilerini ve yapılarını anlamamızı…, ve eski çağların anahtarını sağlar” (15)
Üretici güçlerin başatlığını savunan anlayış bu anahtarı bize veremez. Pre kapitalist toplumlarda artık değere el konulması sürecinde gücün (ya da zor), otoritenin belirleyiciliğine işaret etmek gerekir. Elbette pre kapitalist toplumlarda gücün merkezi temelinin sadece güç ilişkileri olduğu söylenmiyor. Özel tarihsel durumlarca belirlenen arazi mülkiyeti (üretim ilişkileri) olmadan, güç ilişkileri de gelişemeyecekti. Ancak soyut üretim tarzı tahlillerini ve güç ilişkilerini, mekanik bir indirgemeciliğe tabi tutmadan doğru değerlendirebilirsek, Marksizm bu anahtarı bize verebilir.
Marx bir bütün olarak ekonominin belirleyiciliğinin, bugünden yarına gerçekleşeceğini hiçbir zaman söylemedi, bu etkinin tedrici süreçlerde oluşacağını gösterdi. Daha sonraki yıllarda bazı Marksistlerin katkılarıyla bu etkinin, sonsuz sayıda yapıyla etkileşerek neredeyse belirsizleştiğini gördük. Marx, sosyalizmin 2. Enternasyonal reformizmi gibi üretici güçlerin gelişiminin doğal, zorunlu bir sonucu değil, ancak işçilerin ve devrimcilerin mücadelesinin eseri olabileceğini pek çok kez vurgulamıştı.
Alman Yeşilleri’nin şu anda tümüyle sitsem içi bir partiye dönüşmesinin nedeni, ekonomizmin kıskacından kurtulamamış olmasıdır. Gelinen nokta, 2. Enternasyonal reformizmi  ve tarihselci Marksizm’in birleşiminden oluşan, tükenmiş geleneksel politikalardan daha da geri bir noktadır. Ekonomizm her türden insan ve doğa sömürüsünün meşrulaştırma ideolojisidir ve biz Yeşilleri bekleyen en büyük tehlike de budur.

13 – R. Bhaskar-Aktaran, A.Callinikos –Tarih yapmak – s.112
14- R.Bhaskar-Aktaran,J. Larrain-Tarihsel Materyalizmi Yeniden Yapılandırmak– s.87).
15 – Marx – Grundrisse – Aktaran – J. Larrain -Tarihsel Materyalizmi Yeniden              Yapılandırmak– s.134

Yazarın Yeşil Gazete’ deki yazı dizisi;

Yeşiller Partisi Politikalarının Eleştrisine Giriş

Türkiye’ de Yeşil Hareketin Bölünmüşlüğüne Dair

Kapitalizmde Teknolojik Determinizmin Temelleri

İnsan Rasyonalitesi ve Teknolojik Determinizm İlişkisi

Yeşil Gazete


Yazar Konuk Yazar isimli Yazara e-posta gönderin | Yazarın tüm yazıları Konuk Yazar | Kategori: Yeşeriyorum | Etiketler: None

ads ads ads

Yorum Yapılmamış, Yorum Yapın ya da Ping

“Üretici Güçlerin Önceliği Yanılsaması” isimli yazıya Yorum Yazın.


Fransa’da Irkçı Afiş Yasaklandı

Fransa’nın güney illerinden Marseille’de mahkeme milliyetçi Front National (Millî Cephe) ...Haberin Devamı →

İngiltere “Tükeniyor”

İngiltere'de yaklaşık 500 hayvan ve bitki türünün son iki yüzyılda ...Haberin Devamı →

Sponsor

ads

Etiketler

Kategoriler

Fransa’da Irkçı Afiş Yasaklandı

Fransa’nın güney illerinden Marseille’de mahkeme milliyetçi Front National (Millî Cephe) ...

Yazının Devamı →

8 Mart: Dükkanlarda Bugün İndirim VMağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel ! Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Veyahut Duygu Asena’nın ironisiyle “365 Günün Sultanı” bugün. Mahya asalım, tüm feodal beyliklere… Kadın emeğini sömüren fabrikaların bacaları arasına…Hoşgelmiş diyelim Sultanımız. Mesala Desa’ya asalım koca bir mahya, ışıklı ışıklı… Patron, kadınlar gününe özel belki birer çanta verir kadın işçilerine, ya da “işçi kadın”lara… Unutturur belki geçen yılki işten attığı kadınları, fazla mesaileri küçük bir çantayla… İşçilerin bir saatte, belki otomasyonla 5 dakikada ürettiği maaşları ayarındaki çantayla… Kırmızı rujlarını sürsün bugün kadınlar, mini eteklerini giysin, zifiri karanlık ortasına çıksınlar bugün.Ama korkmaca olmasın bugün, çekinmece de. Korktuk altlarında sıkı sıkı tuttukları çantalarını almasınlar yanlarına, son aranan numaraya bir erkek yereştirmesinler evden çıkarken… Bütün ihtişamıyla yürüsünler, arkak sokakta aylak aylak gezen herhangi birisi gibi… Gebzeye bugün beyaz bir duvak gönderelim.Ertesi gün aynı trenle geri dönsün… Ama kirlenmeden… Bembayaz… Bugün bütün erkek polisler izine çıksın. Değil kadınlar. Erkekler çıksın tatile. Kadınlar korusun bizi. Tarlabaşı’ndan inerken, sohbete dursun bir travestiyle kadın polis. Dertleşsinler sabaha kadar. Ya da Harbiye yoluna çıksın, dövülen seks işçisi kadınları görsün…Korusun… Belki de, “bu fahişeyi mi koruyorsun?”u duyup bir tekme de o yesin, azgın bir magandadan.. Sonra kadın polis, sorsun kendine birşeyler. Ya da polis kadın… Bugün tüm analar kız çocuğu doğursun mesela… Narin ağlama sesleriyle sarsılsın dünya… Babaları kahveye gitsin koşa koşa, kahvede poker oynayan tüm adamlara çay söylesin “benden herkese demli bir kaçak çay” narasıyla… Meclise bugün kadınlar gelsin bir tek…Ya da ,ya da eşlerinin altından, yıldızlı vekil rozetlerini döşlerine taksınlar, otursunlar en rahat koltuklara… Meclis Başkanı da bugün kim olsun mesala… Pınar Selek olsun misal… Sabiha Gökçen mi?.. O da olur; Sebahat Tuncel de olur aslında… Ya da-a-a Sennur Sezer, en şairane sesiyle açsın oturumu…Takır takır kaldırıp indirsinler Ana-yasamızı… *** Ya yarın?.. Herkes eski biçilen “rol”üne devam mı eyleyecek?.. *** Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Tek taş pırlantalar bile mor renge bürünmüş bugün. Kadınlara özel! Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Kimisi “Cennet anaların ayakları altındadır” edebiyatıyla, biçilmiş kaftanıyla örter kadını, ritueli gösterir kadına/kadınına, en yüce/ilahi hediyeyle. Kimi “Erkek şiddetine son”, “Tacize son”… Kimi “Eşit işine eşit ücret” talep eder, büyük sermayesinden patronun. Kimi de küçük bir mor pırlanta koparır kocasından, plazada yanan ışıklar da morartılır! Koca Mart’ı morluklarla geçirir, ondan bundan habersiz kimisi de. Kapitalizme entegre olmuş cinsiyetçilik: İşçi Kadın-Kadın işçi 1857 yılında Newyork’ta çalışma koşullarına karşı direnen dokuma işçisi kadınların grevine polisin uyguladığı baskı ve tekabülünde çıkan yangında, 129 tane işçi kadının can verdiğini kimse unutmadı. 1910 yılında 2. Enternasyonel’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in; 129 işçi kadın anısına 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ilan edilmesi önerisinin direkt kabul edilişini de unutmadı kimse. 1975 yılına kadar düzenli/düzensiz kutlanan , 1977 yılı Birleşmiş Milletlerin “Dünya Kadınlar Günü” çıkarmasıyla daha da kurumsallaşan gün; Türkiye’de 1975′den itibaren daha yaygın kutlanmaya başladı. 1970 li yıllarda Amerkida iş hayatında ırk ve cinsiyete göre yapılan ayrımcılığa karşı seslerini yükselten emekçi kadınlari ücretlerin iyileştirilmesinden, kayıt dışı çalıştırılmaya, cinsiyete bağlı iş istihdamını ortadan kaldırmaya kadar, kapitalizmle entegre olmuş cinsiyetçiliğin eleştirisini fabrikalarda başlatarak kadın hareketını başlattılar. 1970′lerden sonra büyüyen kadın hareketi pozitif ayrımcılık tartışmlarına kadar gitti. Tartışmalarla sınıfın toplumsal cinsiyeti üzerine deneyimler sağladılar. Hatta cinsiyet ayrımının yanında ırksal ayrımdan dolayı “öteki” addedilenlerin iş sahasında ayrımclığını(job seggration) engelleyen, ayrımcılığı önleyici yasalar (anti-discrimination laws) kazanımlarının, daha sonra “modern kadın hareketine” katkısı yadsınalamaz. Türkiye’de ise 1980 sonrasında dağıtılan sol oluşumların arasından küçük bir grup entelektüel kadının bir araya gelmesinden oluşan Feminist hareket ise daha çok cinsiyet(gender) ve cinsellik(sexuality) özerine odaklanan gruplar oldu.1975′den itibaren daha düzenli kutlanılmaya çalışılan 8 Mart, 1980 darbesi sonrası 4 yıl sekteye uğratıldı. 1980 darbesi sonrası, sosyalist bileşkelerin kadınların mücadelerine bir armağanı, mücadeleyi anma günü olana 8 Mart, siyasi partilerin kadın örgütleri ve Türkiye’de hızlanan Feminist hareketin sahip çıktığı noktalardan birisi olarak gündeme oturdu.1980-1990 arasından Feminist hareket hızlı bir yükselişe geçti, Feminist hareketin kadın görünürlüğü ve hak alma mücadelesinde bir boşluğu doldurduğu su götürmez bir gerçek iken, sol- sosyalist partiler kadın mücadelesinde sınıfın toplumsal cinsiyeti politikası ile, 80 sonrası yok edilmeye çalışılan sınıf hareketinin içinde çırpınarak da olsa mücadelesini sürdürürdü.Teorik ve pratik anlamda, kadınların bu hak mücadelesine yeri/günü geldiğinde bir “sınıf” mücadelesini kısmen hakkını veren sosyalist partiler, kadın cinsel/beden kimliği üzerinden yapılan acımasız baskılara karşı politika üretemenin ve pratik yoksunluğunun getirisi/götürüsü olarak kadın hareketini tam manasıyla oluşturamadı. Diğer yandan;Türkiyedeki Feminist örgütler, Birlemiş Milletler Kurulunun “emekçi” lafını çıkarmasını pek de umursamayan -veyahut kapitalist sistem içerisinde tüm kadınların – eve emeği gibi- emekçi olduğu gerçeğini göz önünde tutarak – “sosyalist jargonun” emekçi ibaresi ve kadın emeği hakkı mücadelesinde geri kalan, daha çok orta sınıf ve küçük burjuva içerisinde örgütlenen bu hareketler, kadın hareketi içerisinde yerel ağız oluşturamadı. Ama son yıllarda Femisit hareketin kısmen de olsa alt sınıf söylemleri ve pratik örgütlenmeleri, sosyalist camianın toplumdaki kadının cinsel/beden algısı hakkındaki bilinçlenme hali kadın hareketi açısından gözden kaçırılmayacak durumlar oldu. Kadın Mücadelesinde Erkekler Feminist hareketin örgütlendiği orta sınıf entellektüel ağız; bu hareketi alt sınıftan kendini koparırken, toplum gözünde oluşturdukları “femist erkek algısı” çoğu çevre tarafından eleştirildi. 8 Mart’ın kadınlara özel, sadece kadınların kutlama günü hareketi, diğer camialar tarafından “erkek düşmanlığı” diye algılanırken, kadın örgütleri kendi açıklamasını oluşturmuştu: “Anti-ataerkilizm” Yüz yıllardır süren biyolojik ayrımın ahlak algısına infiltre olduğu, kadının her ortamda ikinci plana atıldığı bir dünyada kadınların kendi mücedelesinde insiyatif/görev almaları için erkek hegomanyasının “bir günlük” kırılışı idi bu. Ama kadın mücadelesinin erkek algısının, toplum ahlak yapısının bir birleşeni olan erkekler tarafından anlaşılmazlığı ve bu ahlak yapısının tüm birleşenler tarafından yıkılması ya da zamanla revize edilmesinin yolunun birleşik bir mücadeleden geçtiği de göz ardı edilmemeli idi. Öte yandan kapitalizmin insan emeğine yükeldiği misyon yani kadını fabrikanın ithal yedek parça alıgısı ve bu yedek parçayı en ucuza indirgeme çabası,(dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor. buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una, dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.) kadın-erkek emek mücadelesinin kazanılmasında bu iki bileşenin ne kadar mühim olduğunu gösterme yolunda herkesi sınamaya devam ediyor. Bunula birlikte Feminist hareket içerisinde meyadan gelen sosyalist zemin üzerinden feminist dünya özlemi, salt kapitalizmin kadın algısının yıkılmasıyla feminist dünyanın gerçekleşmesinin gerçekleşmesi imkansız bir dünya olması, sosyalist bilinçlenmeyle feminist bir hareket yaratmaya, ve sosyalist partileri ise kadının cinsel/beden politikası üretmeye, toplumun düşünce yapısına yerleşmiş olan kadın üzerinden beslenen ahlak hegamonyasını eleştirmeye/bilinçlenmeye itmiştir Yani, gelişen durumlarda Feminist hareket kendini emek eksenine yakınlaştırırken, sosyalist harketinin kadının cinsel/beden’i üzerinden yapılan baskı/ayrımcılığına karşı politikasını şekillendirmesi totalinde daha oturaklı bir kadın hareketi doğuracağının müjdesi iken, çoğu sol sosyalist partilerinde bir sorunu olan, alt sınıfa inememe olgusu kadın mücadelenin de mihenk taşlarından birisi olarak durmaktadır… Türkiye’deki tüm kadın hareketi; kapitalizminde içerisinde şekillenen cinsiyet algısı ve oluşturulan cinsiyetçilik ve gelenekselleştirilmiş olan ahlak yapısınına karşı mücadele ve sınıfın toplumsal cinsiyet algısını oluşturarak, sınıfsız sömürüsüz-eşit bir dünya özlemini gerçekleştirme yolunda ileriliyor. *** Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel! Beyoğlunda, en güzel çiçekleri satan Roman kadınlar yoğun bugün…En çok satılan çiçek Leylaklar…Mor mor… Roman kadın satıyor çiçekleri, paralı eşlerine kadınların… . Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Roman Kadın yoruldu bugün… Geçmiş olsun…ar

Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel ! Bugün “Dünya ...

Yazının Devamı →

Abone Olun

E-posta adresinizi girin: