
Söylenecek çok söz yok…
Tarihi ile yüzleşmemekte ısrar eden bir toplumsal yapı, böylesi acımasızlıklara gebedir.
Geçmişi doğru anlamadan kavramadan bilimdışı provakatif söylemler üzerine kurulu söylemlerin ardı sıra tek bir bilgi kırıntısı bile içermeyen beyinleriyle gidip kendini aşağılık zavallılar durumuna düşüren bir yapı işte bu tarihinden korkmanın ürünüdür.
Ermenilere kıydık. Dersim, Ağrı Katliamları’ nı, Sivas’ı Maraş’ ı, Gazi’yi, 6-7 Eylül’ ü Varlık Vergisi’ni ve mübadeleleri o denli rahat içi acımadan hiçbir insani vicdani değere duyguya yer bırakmadan uygulayan bir iktidar örgütlenmesinin çocuklarıyız …
5 Milyon Kürt’ü zorunlu olarak göçe tabi tutan ve savaştan başka hiçbir açılıma yanaşmayan şiddet kültürü ile yoğrulup topluma da bu kültürü yayan bir iktidar örgütlenmesinin çocuklarıyız.
Hak ve özgürlük deyince terörizm anlayan, insan hakkı deyince bölücülükten bahseden, Kürt’ten, Arap’tan, Ermeni’den Rum’dan, Hristiyan’dan ve Alevi’den öcü gibi korkan, bu isimleri küfür niyetine kullanan, kendini dayanaksız bir biçimde yüce olarak tanımlarken, binlerce yıldır ortak bir coğrafyayı paylaştığı insanları böylesine iftira-karalama-yalan bombardımanına tutan nesiller yetiştirdi bizi…
Yedi alevi öldürenin yahut bir komünisti öldürenin cennete gideceğini, alevi ve hristiyanların malının, ırzının, namusunun ve canının helal olduğunu, onlara uygulayacağı vahşeti ise cihat olarak adlandırarak ebedi saadete ereceğini düşünenlerle çoğaldık bu ülkede…
Sevgi nedir bilmeden düşmanlık ve kin duvarlarını daha ilkokulda çevresine ören, sınır komşularını, kendinden olmayan halkları ‘Bu ülkede gözleri var’ Bizi parçalamak istiyorlar.’ paranoyası ile Türklüğüne ve müslümanlığına başat tehlike olarak gören bir zihniyetin egemenliği altında çocuklarımız.
Darbelerin gölgesinde silahların gölgesinde provakasyonların gölgesinde suikastlerin gölgesinde yaşamaya mahkum edilmiş korku toplumunun fertleri olarak yaşamakta çocuklarımız…
Kendi kimliğini tüm bağımlılık ve ekonomik kölelik ilişkilerine rağmen üstün ve ari ırk olarak adlandırırken, başka uluslara ırkçı, emperyalist uşağı diyecek kadar kendinden bi haber bir aydıncık duruşunu kendine örnek alan insancıklar topluluğuyuz.
İşimiz zor Etyem Mahçupyan. Çok zor.
Tüm bunlar kendi kendine olsa idi, zaten zayıf olan toplumsal belleğimize bir operasyon uygulayıp geçmişin kötü izlerini silerdik.
Öyle değil mi ya Susurluk’u bu kadar çabuk unuttuk. Öyle değil mi ya darbelerin hesabı duruyor ortada. Öyle değil mi ya kirli ilişkilere bulaşan eli kanlı katiller bir anda kahramanlarımız olabiliyor.
Hepimiz birer Ermeniyiz….
100 yıl geç kalmış bir slogan.
100 yıl sonra seslerini biz Türklerin de duymanın onurunu yaşattık Ermenilere.
100 yıl geç kaldık bağışlayın bizi.
100 yıl daha kaybetmemek için,
Özgürlük, eşitlik, adalet ve demokrasi için, ırk esasına değil insan unsuruna dayalı bir geleceği yaratabilmek için, silah seslerinin değil oynayan çocukların haykırışlarının kuş cıvıltılarına karıştığı bir ülke için, 100 yıl daha beklemeyelim.
Tükeniyor dünya, tükeniyor insanlığımız… Her defasında biraz daha kirli biraz daha lekeli biraz daha başı eğik olacağız.
Ermeni dostlarımız!
Ki siz değil miydiniz bize insanlığı, medeniyeti, zanaatı, şehirleşmeyi, mimariyi, sanatı, birlikteliği, hoşgörüyü, dostluğu ve sevmeyi öğretenler…
Siz değil miydiniz bir dilim ekmeği bölüşüp, komşu komşu huzur içinde birlikte yüzyıllarca yaşadığımız canlarımız…
Ne oldu böyle…
Canlara nasıl da kıydık…
Nasıl da seyirci kaldık kıyanlara…
Nasıl da sustuk…
Giden cana değil ırkçı propagandalarla zehirlenmiş zihinlerdeki bulanıklıkla
gidenlerden kalan mallara nasıl da tamah ettik…
Hangi vicdan, hangi insanlık, hangi dürtüdür bu?
Nedir bu kıyım makinelerine dönmüş vahşetin yüzümüzde iz bulan ifadesi…
Acınız yüreğimizde 100 yıldır…
Haberimiz yoktu kusura kalmayın… Yeni farkettik…
100 yıl sonra… Bir 100 yıl daha sürmesin diye bu anlamsız kin bu temelsiz düşmanlık…
Özürse özür ölen her can için…
Özürse özür yok edilen, silinen bir tarih, bir kültür, bir kimlik için…
Milyonlarca kez özür…
Utancımızla yaşadık 100 yıl…
Nasıl yaşadık nasıl bastırdık sesini vicdanımızn…
Toplarken kafataslarını toplu mezarlardan,
Akarken kızıl kanlarla derelerimiz…
Bunlara şahit olan atalarımız nasıl dayandılar, nasıl direndiler haykıran vicdanlarına…
100 yıl geç kaldık ama
Tekrar tekrar haykırıyoruz….
Kıvançla, mutlulukla….
Hepimiz inadına birer Ermeniyiz…
(Hrantımızın katledilişinin 1. yılında Etyen Mahçupyan’ a attığım maildir…)



Stumble et
Digg et
Tweet eyle
13 Yorum, Yorum Yapın ya da Ping
hülya küçükakça
oktay bey;
hrant dink’in katledilmesi hepimizin canını yaktı. bir ermeni öldürüldüğü için değil bir insan öldürüldüğü için. ama bunun yansıması bi tarafa şirin gözükmek ve diğer tarafa vurun abalıya mantığıyla yüklenmek midir orada şüpheliyim. tarihi yorumlarken onlar bunu yaptığı için biz bunu yaptık mantığı ne kadar yanlışsa bugünün gözlükleriyle dünü yargılamak o kadar yanlış kanımca.etyen mahçupyana attığınız mail çok demagojik geldi bana. bu katillerin haklı olduğu ya da onlar gibi düşünmek anlamına gelmiyor. yargılanması gerekenler yargılanmalı ve sonuna kadar gidilmeli kesinlikle ama bu şekilde bi demogajiyi canlı tutmanın da bu sorunun çözümüne katkıda bulanmayacağına inanıyorum. eğer bu sorunu çözmek istiyorsak düne tam bi sünger çekip bugünün şartlarında neler yapılacağına bakmamız gerekmez mi. üstelik kitlelere ulaşan işler yapanların bu konuda daha dikkatli olmasını beklemek çok mu pollyannacılık olur bilemiyorum ama kişisel olarak ben savaş baltamı gömüp yarınlara dönmek istiyorum yüzümü……. bu konuda yapılan çalışmalar her iki taraftan da destek bulacaktır barış adına. asıl bunu desteklemeyenlere karşı savaşmamız gerektiğini belki görürüz o zaman……
oktay çaparoğlu
daha dün sivasta 33 kişiyi diri diri yakarak öldüren bir mantalitenin bu topraklarda kök salmadığını ve rejimin bu ülkede ırkçı-dinci-şoven dalgaya destek olarak halkların birbirini boğazlaması için üstüne düşeni fazlasıyla yerine getirdiği gerçeğini nasıl gözardı edebiliriz?
bu konuları bile daha yeni yeni tartışabiliyorken ve o insan ‘ERMENİ’ olduğu için öldürülmüşken siz bu gerçeği nasıl görmezden gelebilirsiniz?
savaş baltanızı gömmeyin.
onda yokedilen tarihlerin, dillerin, kimliklerin, kültürlerin ve değerlerin kan lekesi var. ellerimizdeki baltaların vurduğu her bir darbe için bir hesap verip geçmişten bugüne yarının barış ve sevgi dolu dünyasını öyle yaratacağız.
diyarbakır cezaevinde yapılan işkenceleri duymuşsunuzdur.
şimdi oraya okul yapacaklar o müzeyi yıkıp.
yani yaşanmış gerçeklikleri yok edip unutturacaklar.
peki kim verecek hesabını bu ülkede kendisi olmak istemekten ve çocuklarına kendi değerlerini aktarmaktan başka suçu olmayan insanları ezmenin asimile etmenin yoksaymanın öldürmenin sürmenin hesabını?
siz, bizimle olmalısınız.
bu acılar yaşandı.
yaşanmadığını söyleyemezsiniz. kim kime yaptı niye yaptı nasıl yaptı sorularını sormaktan çok koyup elimizi vicdanımıza BİZ BU TOPRAKLARDA BARIŞ İÇİNDE YAŞAMAYI NASIL UNUTTUK VE NEDEN BU DENLİ DÜŞMANLAŞTIK BİRBİRİMİZE yi sorgulamak gerekiyor.
Hrant Dink cinayeti sıreadan bir adamın alacak verecek meselesi için öldürüldüğü bir CİNAYET değildir.
Katili de rejjimin ta kendisidir.
Ve rejim demokratikleşmediği sürece yeni HRANT DİNK ler katledilmeye ve yeni OGÜN SAMATlar üretilmeye devam edecektir.
Gerçekçi olun.
Silahların ve darbelerin gölgesinde bir ülkede düne kadar BEN KÜRDÜM bile diyemiyordu insanlar. Olayları basit geçmişi unutunca silinecek olan olaylar olarak görmeyin. Burası ORTADOĞU. Avrupa değil. Ve Yeşil Hareket de BU GERÇEĞİN FARKINDA olarak bu ülkede kendini konumlandırmayı başarırsa bir ivme kazanabilir. Sadece çevre duyarlılığı değil ÇEVREYE VE İNSANA SAYGISI olmayan sistem ve onun iflas etmiş PARADİGMASINI da görmek sorgulamak yargılamak ve mahkum etmek zorundadır YEŞİL HAREKET. Yani az KIZIL kabarcıklar çoğaltmalıdır.
Sevgiyle ve dostça kalın.
hülya küçükakça
eğer amaç oluşmuş olan kan davasını son ferte kadar devam ettirmekse sizinle aynı yerde olmamız mümkün değil. bu olayı anacak hümanizmin çözeceğine inanıyorum. kırılması en zor olan şey önyargılardır çünkü. barış mı istiyorsunuz o zaman bunlarla uğraşmak yerine insanları sevmeyi öğrenmemiz gerekiyor önce. Hrant Dink bir Ermeni’den önce bir insandı daha da ötesi insanları SEVMEYİ VE BİRLİKTE YAŞANABİLECEĞİNİ öğretmeye çalışan bir insandı. Bu yaptığınız onun mirasına ne kadar sahip çıkmak oluyor sizce? Yapmaya çalıştıkları yıkılıyor gibi geliyor bana. Onlarca yılda alabildiğimiz ancak bir arpa boyu olan yolu günler bazında fersah olarak geri veriyoruz.
Ne yazık ki adalet her zaman tecelli bulmuyor doğru ama bunun getirisi dağ kanunlarını mı kullanmaya başlamak olacak yani. Söylermisiniz lütfen hala 20-30 yıl öncesini konuşup canlı tutarak bugünün nesline ne vermeyi düşünüyorsunuz? Kürt olduğunu söylemekten korkan hiçbir Kürt’e rastlamadım bugüne kadar, eğer saklayacak birşeyleri yok ise. Unutmayın ki tepki etkiden doğar. Birbirimizi yemek yerine savaşmamız gerekenlerle savaşalım lütfen. “Birbirimize neden düşmanlaştık” diyorsunuz ya “asıl bunun sorgulanması gerekiyor” bu tür yaklaşımlarla düşmanlığı canlı tutmaktan olabilir mi acaba? Siz Sivas’ı, işkenceleri hatırlatırken karşıdan gelen 35000 gencimizin öldürülmesi, onlarca büyükelçimizin, aydınımızın katledilmesi ne peki diye sorulduğunda ne diyeceksiniz? Yıllardır halk olarak yaşadığımız ezikliğin etkilerini nasıl göz ardı edeceksiniz? Amacım taraf olmak değil tam tersine taraf olmaktan çıkıp bütün olarak bakabilmek…. T.C kimliği taşıdığı için değil insanları kapsadığı için bu olaylara olan tepkim. Sadece bir tarafın değil herkesin canı yanıyor; bu ayrımı körükleyenler dışında. Tepkimizi bu körükçülere ve onların maşalarına karşı dile getirdiğimizde ancak Ogün Samat’ların üretilmesine engel oluruz. İşimiz insanı doğru yolda eğitmek olmalı çıkacak farklı seslerden korkmadan. Bir annenin çocuğunu doğuya gönderdiğinde “acaba?” , veya Kürt kökenli bir vatandaşın etnik kimliğimi söylediğimde başıma bişey gelir mi endişesini yaşamadığı bir ülke için hepimizin bişeylerden feragat etmesi gerektiğine inanıyorum. Feragat derken de asla tarihi unutmaktan olanları silmekten bahsetmiyorum. Bu yaşananları hiçbir zaman unutmamalıyız ki tekrar aynı yanlışlara düşmeyelim. Üstelik bu ülkenin parlementosuna bakarsanız sizin tabirinizle o Kürt olduğunu söyleyemeyen insanlardan oluşuyor onlarca yıldır. Sizce de bi tuhaflık yok mu bund? Kimliğini ifade etmekten korktuğun bir ülkede en yüksek mercilere gelebiliyor olabilmekte.
Kızıl kabarcıklar zaten oluşmuş durumda. Tek farkla: Ülke olarak kişiler için çalışıyoruz devlet için değil. Tabana birbirlerini yedirip kendi keyiflerince yaşayıp feodalizmi yavaş yavaş kanıksatıyorlar. Acı olan buna gerçekten alışmış olmamız. Herşeyden önce halkın kafasındaki Kominizm’in Allah’sızlıkla eşitlenmesinin silinmesi gerekiyor ki dini kullanarak üzerlerinde oluşturulan afyon etkisinden kurtulabilsin insanlar. Bu ülkenin aydın görülen kısımından bile Komünizm denildiğinde “mülkiyetsiz ve allahsız işçi topluluğu ” cevabını alabiliyorsanız daha yolun neresindeyiz düşünelim hep baraber.
Diyeceğim o ki: enerjimizi savaşmak yerine eğitimle harcayalım ki buna bağlı olarak gelecek ekonomik rahatlamayla Ogün Samat’lardan kurtulabilelim ve bugüne kadar dökülen kanlar boşuna dökülmemiş çekilen işkenceler bir anlam bulmuş olsun
Sevgi, dostluk ve saygılarımla………
Oktay Çaparoğlu
Yazdıklarınızın tamamına katılmakla beraber sizin ülkemizdeki statükocu güç hakkında biraz görmezden gelerek düşünmek ve süreci anlamlandırmak istediğinizi gördüğümü belirtmek isterim.
evet. haklısınız.
ama unuttuğunuz birşey daha var.
hrant dink, ERMENİ SOYKIRIMI YAPILMIŞTIR tezinde idi. Bu gerçeği elbette intikam ve düşmanlık tohumları atmak için kullanmadı aksine halkların geçmişleriyle yüzleşmesi için bir tartışma süreci başlatmak istedi ve ermenilerin kendi kimliklerini dillerini değerlerini sahiplenmelerini istedi onlar arasında bu amaçla faaliyetler yürüttü diasporaya savaş açtı ama bu arada türkçü tarih tezini de çürütebilmek için çaba gösterdi.
o bir insandı bir ermeniden önce ama insan olduğu için değil ermeni olduğu için öldürüldü. sorun halkların algısından kaynaklı değil sistemin yapılanma biçiminden kaynaklı. kemalizm maalesef bu ülkede türk olmayan herkesi ve herşeyi MİLLİ BÜTÜNLÜĞE VE ULUS DEVLET e aykırı bir tehlike olarak algıladı ve asimile etmeye kalktı. VATANDAŞ TÜRKÇE KONUŞ KAMPANYALARI ŞARK ISLAHAT PLANLARI TAKRİR-İ SÜKUN KANUNLARI ve azınlıklar, aleviler, kürtler ve diğer kesimler üzerinde yürüttüğü kimi zaman kanlı inkar-imha ve asimilasyon politikalarını görmezden gelemezsiniz.
Eminim biliyorsunuz.
arada bir nüans farkı var.
ben sizden farklı olarak halkımızın da tarihsel belleğini yitirdiği için birçok suça ortak olduğu ve kendi gerçekliğini görmesi gerektiği inancındayım ve ermenilerin kürtlerin alevilerin rumların süryanilerin ve diğer farklı etnik köken ve inançtan insanların TÜRK EGEMEN KİTLELER tarafından onore edilmeye umutlarının yeşertilmeye ihtiyacı var.
6-7 eylül daha taze.
Malatya katliamı santaro cinayeti hepsi taze.
Kürtlere girişilen kıyım va katliamlara değinmiyorum bile.
yada 12 mart 12 eylül ve hatta 27 mayıs darbeleri ce sonuçlarına da girmiyorum bile.
sivas, maraş, dersim, yozgat çorum, gazi, dersim katliamlarına da girmiyorum.
tüm bunlar dışarıdan ithal edilen maket robotlarla yapılmadı.
bir tehlikeye işaret ediyorum.
biliyorsun kemalizm iktidara geldikten sonra azınlıkların mallarına el konuldu kiliseleri cezaevlerine genelevlere yada 12 mart sonrası birçoğu porno sinemalara dönüştürüldü. yani bu ülkede izi olan kültür ve kimliklerin tüm tarihsel miraslarına saldırıldı.
daha düne kadar hatayda eski hatay meclisi porno sinema olarak işletiliyordu.
yani bunca hakaret bunca aşağılama varken bunları görmezden gelip KARDEŞ OLALIM BARIŞ İÇİNDE YAŞAYALIM demek hayalciliktir.
Yapılan yanlışları görmek ve gerrekli telafileri yapmak önemlidir.
Suça ortak olduk.
en azından susarak.
umarım anlaşılmışımdır.
dünü ve günü doğru çözümlemeden geleceğin sınıfsız sömürüsüz eşit özgür toplumunu inşa edemeyiz.
sevgiyle ve dostça kalınız.
Mustafa Deniz
” yani bunca hakaret bunca aşağılama varken bunları görmezden gelip KARDEŞ OLALIM BARIŞ İÇİNDE YAŞAYALIM demek hayalciliktir. ” diyorsunuz.
O zaman pkk kendi savaşında haklı mı? devam mı etsin yani,
ne demek bu?
45 yaşındayım ve “bunca hakaret bunca aşağılama varken” dediğiniz şeylere ” bunca ” yı bir yana bırakın ” biraz ” bile olsa tanık olmadım.
O yüzden, siz milyonlarca kez özür dileyebilirsiniz ancak ben sadece Hrant Dink in öldürülmüş olmasından ötürü üzgünüm ve onu öldürenlere, cinayeti planlayanlara, bu cinayetten bir takım sonuçlar ummuş olanlara öfke duyuyorum. Ama hayır, kimseden özür dileyecek bir şey yapmadık biz, aksine abd ‘nin, ab ‘nin, diğer kuşatmacıların, ırkçıların hedefi haline gelmiş, kuşatma altında olan biz türklerden özür dilemesi gerekiyor. ve türk -kürt kardeşliğini hançerleyenlerden biri olan pkk ‘nın bizden özür dilemesi gerekiyor.
Halk nasıl tarihe baksın ki, sürekli kuşatma, psikolojik saldırı altında bir halk bu. Osmanlının dağılmasından beri sürekli emperyalist saldırılarla, kışkırtmalarla uğraşıyor.
Oktay Çaparoğlu
Çorum katliamını bir araştırmanızı önereceğim.
Maraş katliamını.
6-7 Eylül’ü.
Sivas Katliamı’nı.
Trabzondaki linç girişimini.
Sakaryadaki linç girişimini.
İnternet gazetelerinde Hrantla ilgili haberler yayınlandı. Onların altındaki halkımızın yorumlarını okuyun. Kürt sorunu ile ilgili haber çıktığında yorumları okuyun. youtube sitesindeki videoların altındaki binlerce insanın ırkçı-şoven bakış açısıyla yazdığı KATLİAM çağrıları yapan yorumlarını okuyun.
Siz hangi ülkede yaşadığınızdan bihabersiniz sanırım.
Kimliğini saklamak zorunda kalması bir Alevinin sadece sistemin suçu değildir.
Onun hakkında aşağılayıcı ve asılsız iftiralarla kafasını doldurmuş ve GÜNER ÜMİT gibi milyonların karşısında bilinçaltındakini açığa vurabilen bir insanda somutlaşan yönünü görün halkımızın.
Kendi gerçeğimizi görelim. Kabul edelim.
Suça ortağız.
Zihinlerimizde ötekine saygı yok yaşama hakkı bile tanımıyoruz çoğunlukla.
Ben TÜRK kökenliyim. Ve sorumluyum.
1000 yıllık kardeşlerime karşı özenli davranmadığım için sorumluyum.
Hun çavanin’
Ez Başim. Tu çavani?
diyemediğim için Kürt kardeşime.
Alevi kardeşimin semahını bilmediğim için ve ona MUM SÖNDÜ OYNUYOR karalamasında bulunan bir neslin evladı olduğum için sorumluyum.
Ve bu lekelerin temizlenmesi için çabalamak gibi bir sorumluluğum var.
Ben realiteden sözediyorum.
kendimizi bilelim.
Tarihsel belleğini yitirmiş bir toplumda tüm bunlar gayet normal.
Adam Maraşlı ama Maraş’ın Ermenice bir kelime olduğundan bihaber. Umrunda da değil. Birçok geleneği yemeği kültürel öğesi Rumlardan Ermenilerden Süryanilerden kalma olan müslüman halkımızın bundan çoğunlukla haberi bile yok.
Malatya katliamı olduğunda AZ BİLE YAPMIŞLAR TÜM HRİSTİYANLARI KESMEK LAZIM diyen binlerce yorum ve yazı okudum.
Girin facebookta kurulan gruplara ve oradki nefrete bakın. Ötekine duyulan kin ve yoketme isteği nasıl kendini açıkça dökmekte ortalığa.
Lütfen kendi içinizde yaşadığınız DEMOKRATİK AYDIN İLERİCİ insan profili üzerinden bu ülkeyi değerlendirmeyin.
Eski Foça’da çalıştığım barda AHMET KAYA ve Kürtçe Müzikler serpiştirdiğim için repertuarın arasına o ÇOK KÜLTÜRLÜ VE OKUMUŞ SÖZDE DEMOKRATLARDAN inanılmaz ağır tepkiler aldım.
Dedim eğer bunlar böyleyse artık Anadolulu yoksul insanlara kızmaya hakkım bile yok çünkü aydın okumuşunda FAŞİZAN EĞİLİMLER olan bir ülkede cahil halk ne yapsın.
Değişmesi gereken çok şey var ve verilmesi gereken ço mücadele.
KArdeşleşmek adına önce birbirimizin ACILARINA BAKMAYI öğreneceğiz.
Kürtlere laf söylemeden önce 86 yıllık imha inkar asimilasyon zorunlu göç katliam iskan ve zulüm politikalarının ne büyük bir yıkım yaratrtığını göreceğiz.
Azınlıkların uğradığı haksızlıkları göreceğiz Alevilerin neden kimliklerini saklamak zorunda bırakıldıklarının sırrını çözeceğiz ve o insanları onore edeceğiz.
Neyse uzatmayayım.
Düşmanlık üretmiyorum tam tersine gerçeğimizin farkında olalım ki mücadele esnasında umulmadık şeylerle karşılaştığımızda AMA BÖYLE BİLMİYORDUK demeyelim.
Benim iki dostum demokrasi mücadelesinde ülkücüler tarafından bıçaklanarak öldürüldü ve 3 er aydan fazla yatmadılar katilleri.
Sistemin bu tip boğazlaşmaları körüklediğini ve desteklediğini sonrasında da hesap sormadığı gerçeğini kabul edelim.
Bırakalım dış mihrakları.
İçimizde yeniden çoğaltmamız gereken bir VİCDAN var.
Ona sığınalım.
İğneyi kendimize batıralım.
Türklüğünü gizlemek Türkçesini unutmak ve Türklüğü savunurken bir derin cinayetle öldürülmek gibi bir kaderle karşılaşmadık ama TÜRK olmayanlar bununla karşılaştılar.
Sevgiyle kalalım.
Sevgiyi ve barışı arayalım.
Ne olduğuımuzu ve ne olmamız gerektiğini bilerek verelim mücadelemizi.
Ermenilerden Kürtlerden Alevilerden Çerkeslerden Lazlardan Hristiyanlardan ve bu ülkede farklı etnik köken ve inançtan tüm insanlardan bir TÜRK VE SÜNNİ olarak özür diliyorum.
Ve dileme ONURUNU göstermeliyiz diyorum.
Sevgiyle kalın.
Mustafa Deniz
” Maraş katliamını, 6-7 Eylül’ü, Sivas Katliamı ”
- Emperyalist gizli servislerin kontrol edip yönlendirdiği provakatörlerin ve faşistlerin gerçekleştirdikleri bu katliamlardan ben niye özür dileyeceğim? Bu insanların yaptıkları nasıl Türk milletine mal edilebilir?
” Ben TÜRK kökenliyim. Ve sorumluyum ”
bunu bilerek yanyana getiriyorsunuz!! Hayır. ” Ben de Türküm ve sorumlu değilim. ”
” Onların altındaki halkımızın yorumlarını okuyun ”
- Tahmin edebiliyorum. Etnik milliyetçiliğin bu kadar güçlenmesinde pkk nın rolü ve çıkarı yok mu?
” Malatya katliamı olduğunda AZ BİLE YAPMIŞLAR TÜM HRİSTİYANLARI KESMEK LAZIM ”
- Böyle yorum yapan birkaç bin kişi olacaktır. 71 milyonuz bu ülkede. Dunyanın her ülkesinde böyle birkaç bin kişi var. En yakın örnek Almanya! Malatya katliamı değil, cinayeti. Türklere, katliam maletme bıktırdı.
” Zihinlerimizde ötekine saygı yok yaşama hakkı bile tanımıyoruz çoğunlukla. ”
– Abartiyorsunuz. ‘Öteki’ne tavır insanın bugünkü düzeyinde olan birsey, Türk halkına özgü değil. Dunyanın her ülkesinde ötekine yönelik gizli ya da açik bir savaş yürüyor zihinlerde.
” Alevilerin neden kimliklerini saklamak zorunda bırakıldıklarının sırrını çözeceğiz ”
– Anlamak mümkün değil, Bektasileri bizzat Osmanli kullanmadi mi? Hangi kimlik gizlemesi. bir gizleme varsa Osmanli dan çok once Hristiyanlığı Anadolu da egemen kılma donemindeki katliamlarda, savaşlarda, ezilen ayaklanmalarda aramak lazim temkinliligi.
Bugün Türkiye de ne bir devrim oldu ne de ilerici çağdaş partiler iktidarlara geldi son 30 yıldır, o zaman ne oldu da şimdi örgütlenip partiler karşında yaptırımı olan bir güç haline geldi Aleviler?.
Demek ki son 30 yıldır Alevılere yonelik Türk halkından kaynaklı herhangi bir baskı yok, Türkiyeyi karıstırmak için malzeme eden güçleri ise zaten Türk halkı falan değildir.
Türk halkına Sunni denemez, Alevi de denemez. Aleviler kendilerine Türküm derler ya da demezler, ancak Türk olup da Alevi olan milyonlar vardir. Bu nedenle tekrar olacak ama, Türk halkını suçlu göstermek en hafif deyimiyle yanliştir, bir halkı suçlu göstermek yanlıştır.
Devlet resmen Sunni bir diyanet işleri yürütmüş olabilir, imam hatiplerinde Sunni imamlar yetiştirmiş, binlerce camii açarken bir tane cemevi açmamış olabilir, ama bu da Türk halkının suçu değildir. Milyonlarca Alevi de bu partilere oy vermiştir.
” kurtce muzikler serpistirdigim icin cok kulturlu ve okumus sozde demokratlardan inanilmaz agir tepkiler aldim ”
- Bunun, Kürtlere ya da Kürtceye degil pkk ya olan bir tepki oldugunu anlamalisiniz. Bir yandan hergün gençler vurulurken, bir yandan da onlari destekleyenlere tepkisiz kalmak nasil bir seydir? Yani hem vursunlar, hem de biz de demokratlik adina ezilen halkın savunma gucu diyelim , oyle mi? Unuttunuz mu, ” vur gerilla vur kurdistani kur ” sloganlari buydu!
Bu toz duman ortamda, pkk ya tepkinin, Kürtlere tepkiye dönüştürülmek istenmesinin, Türkiye halkını bir daha biraraya gelemeyecek şekilde bölmek isteyenlerin olduğunu ve buradan da büyük kurdistan kurulmak istendiğini, cnn haritasina bakinda anlayin lutfen.
Türkiye de ki Barzaniciler de bu haritalari begenmiyor, yetersiz ve sartlandirma olarak degerlendiriyor. İşte bunların tepki yaratmaması mümkün mü?
” Türklüğünü gizlemek Türkçesini unutmak ve Türklüğü savunurken bir derin cinayetle öldürülmek gibi bir kaderle karşılaşmadık ”
Oktay Bey, Bulgaristan da Türklere uygulanan baskıları unuttunuz mu, isim değiştirmeye direnen Türklerin, bir hafta da 500 000 Türkün Türkiye ye 50 cm lik vagon genişliğine eşyalarını sığdırılarak kovalandığını? Çok değil 20 yil olmadı daha. O zaman pkk mücadelesinin en hararetli noktasında ezilen Türk halkına ilişkin ne söyledi? Bugün AB üyesi olan o Bulgaristan dan kim hesap sordu? Bati Trakya da Türklerin adı bile yok. Unuttunuz mu Ahiska Türklerinin Kazakistanın çöllerine sürülmelerini. Rusya Komünist Partisinin sözde komünist yöneticilerinin Kazaklara, Türkmenlere, Azerilere, Özbeklere, Kırgızlara kendi dillerini unutturduklarını unuttunuz mu? Bakın tüm bu ülkeler bağımsız olalı nerdeyse 20 yıl oldu, hala resmi dil olarak kendi dillerine geçemiyorlar, çünkü devlet görevlileri bile yeni yeni öğreniyor kendi dillerini. Kendi idlleri ile başladıkları konuşmalarını Rusça ıle sürdürüyorlar.
Bugun Türkiye de Kurtlerin icinde Türkçe bilmeyen çok, Araplarin içinde 40-50 yasinda
Türkçe bilmeyen çok, bunları bir düşünün lütfen. Kürtçeyi bilmeyen kürtler de var evet ama bu da Türkçeyi bilmeyen, 3. nesil Almancı gençlerin durumundan farklı değil.
“Kürtlere laf söylemeden önce 86 yıllık imha inkar asimilasyon zorunlu göç katliam iskan ve zulüm politikalarının ”
- Kürtlere laf söylenmiyor farkında değil misiniz, pkk ya laf söyleniyordu.
Şimdi şimdi, ancak bu “açılım süreci” nden sonra laf söyleyen bir kaç kişi çıkıyor.
Varto daki törenlerde ” indirin o bayrağı ” diyenlerin, açılımı fırsat bilip ” ayrılığı tartışacağız artık” diyenlerin provake ettiği bir ortam sözkonusu. Çok da tehlikeli bir ortam. Halklari birbirine Sevr ‘ciler, bölgeye yönelik planları olanlar dusurmeye calisiyor.
Velhasil bu kadar lafi, ülkemizin ve onun tarihinin güllük gülistanlık olduğunu göstermek için etmedim. İtirazim çok açık: bir yanıyla, eskiden yaşanmış olanlardan türküyle, kürdüyle, ermenisiyle, arabıyla, çerkeziyle, lazıyla herkes bir ölçüde sorumludur,
ancak onlardan önce, 40 yıldan bu yana, sağcıyı solcuyu birbirine vıurdurarak siddet kültürünü basta gencliğe ve tum topluma enjekte eden abd güdümündeki anti-komünist orgutlenme, ayni olcude, stanilist, maoist sosyalizm anlayisi, abd ye karsi soguk savaş yıllarında ki politikalari ile rusya, sosyalizmi daha baslangicinda devlet kapitalizmine dönüştürerek, kaçılası bir rejim haline getirip, dünyaya rezil eden Rusya Komunist Partisi, Çin Komunist Partisi, onlara sesini çıkarmadan paşa paşa uyan sözde sosyalistler, her taşin altında çıkarı olan ve bugün Türkiye de ajanlari fink atan ingiltere, fransa, ezeli “düşman ” yunanistan milliyetcileri, ermeni milliyetcileri sorumludur,
onlardan da önce herkesi kafir, neredeyse bilimi, sanatı şeytan işi ve günah ilan eden, emevi dini sorumludur. Halkı din afyonuyla yüzlerce yıl fanatikleştirmiş her milletten sözde ulemalar sorumludur,
bir o kadar da, osmanlı parçalanırken emperyalist vaatlerle o hengamede iktidar edecekleri bir devlet için ingilterenin milliyetciliği körükleme politikalarini hemen benimseyen ve buradan devlet çıktıktan sonra yüzlerce yıl hala Osmanlı korkusuyla, Türkiye ye düsmanlık besleyenler, devlet kurmak için genç cumhuriyete ayaklanıp, yenildikten sonra da çocuklarına Türk düşmanlığı enjekte edenler de sorumludur, ki pkk şimdilerde sakladıkları o düsmanlıkla beslenmektedir,
ama asıl, olan biten herseyden, toplumu zehirleyen ataerkil iktidar ahlakı sorumludur.
ataerkil ahlak, aşiretlerde, camilerde, kiliselerde, kışlalarda evlerin içinde, töre namus cinayetlerinde, recmlerde, kırbaçlamalarda, heryerde, her ülkede acılar üretmekte. Endüstriyalizmi, ataerkil ahlak yaratmıştır. İşgalciliği, sömürgeciliği, tahakkümü, dinleri, savaşları, çevre yıkımını, türlerin yokedilişini, ataerkil ahlak yaratmıştır.
Asıl acıyı kadinların ve çocukların çektigi bu durumdan, ne kendine Türk diyenler, ne kendine Kürt diyenler ne kendine Alevi diyenler bunlardan daha fazla sorumlu degildir.
Bu nedenle, özür sistemin yarattığı acıları tedavi edilebilecekse, basta o özürü, bugün bize demokrasiyi öğretmeye kalkan kendi geçmişleri gerçek katliamlarla dolu emperyalist ülke devletleri ve onlara hizmet edenler dilemelidir, yoksul, aç, işsiz, bunaltılmıs, sindirilmiş Türk halkı değil!
Saygıyla
not: sayin editorler, yine yaziyi yayinlamayacaksiniz nedenini verilen e-posta adresine aciklamalisiniz.
Oktay Çaparoğlu
Sevgili Mustafa Deniz,
Amacım çatışmacı ve ayrışmacı bir dil ile insanlarımız arasında bir uzlaşmazlık yaratmak değil.
Ama biz bir sürecin ve gerçekliğin farklı boyutları üzerinden tartıştığımız için ifade edilenler kendi zeminine oturmuyor.
PKK yi Kürt Sorunu’nda bir manipülasyon aracı olarak kullanan rejimden etkilenen aydın demokrat insanları MAZUR görürken Cumhuriyet Tarihi boyunca askeri sıkıyönetimler Umum Müfettişlikleri Olağanüstü haller ve İskan politikalarıyla inkar-imha-asimilasyon-kıyım-sürgün-katliamlarla dolu acı bir tarihe sahip olan bir halkı yani Kürtleri DAĞLARA ÇIKTIKLARI için MAZUR görmüyor.
12 Eylül Faşizmi koşullarında ülkede yokedilen demokratik örgütlenmelerin sendikal örgütlenmelerin mesleki örgütlenmelerin susturulan basının idamların işkencelerin baskıların tanığı olan bir insanın gerçekçiliği kendine ilke edinirken DAĞLARA ÇIKMAKTAN BAŞKA KENDİNİ İFADE ETME ŞANSI olmayan Kürtleri ve onlarla ortak hareket eden Türkiyeli diğer devrimcileri ANLAMAMAKTA ve bu gerçekliği yok saymaktaki tavrını anlamak mümkün değil.
ABD ye yıktığı 6-7 Eylül, Sivas, Maraş, Çorum, Malatya katliamlarında görev alan kitlelerin ABD den gelmediği bizzat sistem tarafından örgütlenip yetiştirilip organize edilip Azınlıkların Kürtlerin Alevilerin üzerine sürüldüğü gerçeğini de hafifleterek gözden kaçırıyorsunuz. Tüm bu olaylar olurken seyreden bir devlet vardı askeri polisi ordusu bürokrasisi siyaseti ve yerel yönetimleriyle.
Halkları birbirine düşürerek kendi imtiyazlarını ve oligarşik diktatörlüklerini koruyan demokratik hiçbir mücadele ve açılıma tahammülü olmayan bir rejimin sistemli politikalarının ürünü olduğunu elbette biliyorum. Ama ABD tek başına HADİ YAPIN EDİN demedi zaten bu ülkede bunun altyapısı yıllar önceden hazırlanmıştı.
Balgat Katliamında, Bahçelievler katliamında, 16 mart katliamında devrimci-demokrat aydınlara karşı girişilen suikastlerde görev alan faşistler kendi kendilerine yapmadılar bu kıyımları ve sayıları ya da destekçileri hiç de az değildi.
Arkalarında TSK nın da olduğunu silahlandırıldıklarını adam boğma ve öldürmeleri için bombalamalar için bizzat askerler tarafından eğitildiklerini çok iyi biliyoruz bugün. ABD deyip bizdeki rejimi aklamaya çalışmayalım lütfen.
Aleviler hakkında MUM SÖNDÜ oynuyorlar diyen Ermeni ve Rum kelimelerini bir küfür olarak kullanan, daha ilk ve ortaöğretimde yabancı düşmanlığını ve Hristiyan düşmanlığını körüklleyen bir eğitim sistemiyle yetişip medya tarafından neredeyse günün 24 saati ırkçı-şoven-gerici propaganda ve şiddet dolu bir dil ile manipüle edilen bir TÜRK İNSANI PROFİLİ gerçeğinin yaygın olmadığı iddiasında bulunabilir misiniz?
Sevgili Mustafa Deniz,
1930 yılında Rejimin denetimi ve onayıyla çıkan bir gazete olan Akşam Gazetesi’nde Ağrı İsyanı ile ilgili olarak orada ayaklanan Kürtlerin KIZILBAŞ KÜRTLER olduklarını, subayların bildirdiğine göre İNSAN eti yiyerek beslendiklerini ve ahlaksız bir hayat sürdükleri yazıldıktan sonra ÇELİK KARTALLARIMIZ ASİLERİN ÜZERİNE BOMBA YAĞDIRDI deniyor.
Size başka bir örnek daha vereyim. Diyanet in izni ve onayıyla çıkan İslam Ansiklopedisi’nde ARAP ALEVİLİK ile ilgili olan bölümde şunlar yazıyor:
‘Sonuç olarak; gerçekte bir mezhep gibi görünmesine ragmen Nusayrilik, ne Hristiyanlikla, ne Yahudilikle, ne de Islam ile ilgisi olmayan; gerek inanç, gerekse ibadet yöntemleriyle ayri bir din olarak ortaya çikmaktadir. Bunlarin kâfir, müsrik, mülhid olduklarinda bütün Ehl-i sünnet ve Sia ulemasi ittifak etmistir. Hatta Ibn Teymiyye, bunlarin kestiklerinin yenilemeyecegini, kadinlarinin nikâh edilemeyecegini söyledikten sonra; mürted olduklarindan Cizye ödemekle hayat hakkina sahip olamayacaklarini bildirmektedir.’
Yani Nusayriler cizye verseler dahi katledilmelilermiş İbn Teymiyye’ye göre.
Bu devletin resmi politikasının ürünü olarak kitleler sistemli bir şekilde farklılıklar aleyhinde rejimin çizdiği ve istediği çerçevede düşünmeye sevkedildi.
Bergama köylülerinin direnişi sürecinde EUROGOLD firması Alevi ve Sünni köyleri birbirinden ayırmak için Sünni köye CAMİ ve HAYRAT yapıyor. Adamlar işi çözmüş ki bu ayrım üzerinden politika geliştiriyorlar.
Bu ülkede kitlesel anlamda bir ırkçı-dinci-gerici şiddet yada eylemselliğin olmaması kitlelerin politika yapma noktasında duyarlılık hissetmemesinden kaynaklanmaktadır. Yoksa ben gözlem ve araştırmaların sonucunda gördüm ki çok ciddi bir şiddet eğilimi var toplumumuzda. Bunu ekonomik baskının ve sosyal yapının bir ürünü olarak da görebiliriz ama böyle bir realite var.
Ben yaşamımda üç defa LİNÇ ile karşı karşıya kalmış bir insanım.
Uğur Mumcu öldürüldüğünde Sivas katliamı olduğunda ve İskenderun’da yapılan bir kilise yüzünden. Toplumun gericileştirildiği 12 Eylül darbesi ile depolitize edildiği ve asker postalları altında ezilen onurlarından ötürü artık ülkenin kaderini tamamen güç ve iktidar sahiplerine bıraktıkları gerçeğini kabul edelim lütfen.
Faşistler kendi kendilerine yapmadılar bu kıyımları ve sayıları ya da destekçileri hiç de az değildi.
Arkalarında TSK nın da olduğunu silahlandırıldıklarını adam boğma ve öldürmeleri için bombalamalar için bizzat askerler tarafından eğitildiklerini çok iyi biliyoruz bugün. ABD deyip bizdeki rejimi aklamaya çalışmayalım lütfen.
Sizinle uzlaştığım nokta olayın TÜRK-KÜRT yada TÜRK-ERMENİ meselesi olmadığı tamamen sistem sorunu olduğudur. Ama uzlaşmadığım nokta, egemen güçlerin resmi ideolojisinin kendisini TÜRK olarak ifade edenler üzerinde ciddi bir etkiye sahip olduğudur. Ve şiddet eğilimi vardır.
Birkaç bini geçip geçmemesi önemli değil çünkü bu ülkede milyonlar, kendi kaderlerini zaten güç sahiplerine teslim etmişler. Ekmeklerinin derdindeler. Dünya yansa umurlarında değil. Tamamen apolitik, kayıtsız ve ilgisizler. Çünkü bir dönemler duyarlı olmaya kalktıklarında tepelerine inen askeri faşist cuntalarla geçirildikleri işkencelerle tanık oldukları işten çıkarmalarla yalnızlaştırmalarla okuldan atılmalarla terbiye edildiler. Olaylara karışan karışmayan herkes bu ülkede HAK demenin karşılığının ne akdar ağır olduğunu yaşayarak gördü.
O birkaç bin belirliyor ülke siyasetini. milyonlar değil. Milyonlar sadece oy kullanırken bir tercihte bulunuyor ki bence ona da tercih diyemeyiz. Yine o birkaç binin belirlediği adayları oyluyorlar.
Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim kanununun ne kadar anti-demokratik olduğu da aşikar.
Kitlelerin politik örgütlenmelerin dışında kaldığı bir ülkede yaşadığımız gerçeğini birkez daha vurguladıktan sonra Kürt meselesine geçeceğim.
Bulgaristandan söz etmişsiniz.
Ve diğer örneklerden.
Ben de sizinle aynı kanaateyim. Her kim ki insanların diline kimliğine kültürüne varlığına karşı yıkıcı-imha, inkar ve asimilasyona dönük soykırım ve katliam politikaları uyguluyorsa karşısında durmak İNSANİ bir görevdir. Ve İNSANIM diyen hiçbir kimse savunduğu İDEOLOJİYE sığınarak bu katliamlara bir KILIF uydurma hakkına sahip değildir. Bu apaçık ve alenen FAŞİZMdir.
Türkiye’de de Kürtlere Bulgarlara yapılanın katbe kat fazlası yapıldı.
Ben 1993′ten bu yana aktif olarak politik örgütlenmelerin içerisindeyim ve tanık olduğum acıların haddi hesabı yok. Bugün Kürt illerinde ŞEHİDİ olmayan bir sülale göremezsiniz. Tekrarlamak istemiyorum ama sadece HADEP üyesi 5000 insanın devlet tarafından öldürüldüğünü düşünürsek ve sadece Diyarbakırda 4000 den fazla fail-i meçhul cinayet olduğu gerçeğini gözönünde bulundurursak (HADEP demokratik mücadele veren bir örgütlenme olduğu halde bu katliamlara maruz kalmıştır) AZICIK VİCDAN SAHİBİ BİR İNSANIN Kürtleri yada bölgede demokratik ya da silahlı mücadeleyi değerlendirirken rejimin zulmünden bağımsız anlaşılamayacağı gerçeğini hazmentmesi gerekir. Ve o insanlar öldürülürken onları öldürenler de birkaç kişi değil idi. ABD den de gelmediler. Bu rejim katiller yarattı halkları birbirine düşmanlaştırdı ve iktidarını imtiyazlarını gücünü ve belirleyiciliğini bu şekilde sürdürdü.
Bu ülkedeki halklar eşitlik ve özgürlük temelinde birleşik bir demokratik mücadele zemini yaratamazlarsa ne Kürtler ne Türkler ne diğer kesimler için kurtuluş umudu da yoktur.
Bu gerçeğin altını çizerek ÖZÜR dilemenin bazı yaraları hafifleteceğini, en azından başkalarının acılarını anladığımız gibi bir olgu üzerinden diyalog ve uzlaşma zeminine yol açacağını yinelemek istiyorum.
1.5 milyon ermeni, 1 milyon civarında Rum, 500000 civarında Laz bu ülkeden sürülürken kitleler halinde halkımızın destek vermediğin yağmalar yapmadığını tamamen masum olduğunu söylemek büyük bir yalan olur. Elbette sadece TÜRKLER sorumlu değildir bu ZORUNLU GÖÇLER sırasında yaşanan acılarda. Ama katliamlar sonrasında İSLAMLAŞTIRILAN SERMAYE, kurulan TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ne dayanak olmuştur bu gerçeğin de altını çizmek gerekir. KÜRDİSTAN yada ÇERKESİSTAN değildir kurulan. Ve kurulan ülkede bu sefer de TÜRK olmayan unsurlara karşı TÜRKLEŞTİRME politikası güdülmüştür. Kürtleri SÜRMEK gibi bir şansları olsaydı emin olun sürerlerdi ama çok kalabalık bir halk olduğu için daha uzun yıllara yayılı ve sistemli bir imha politikası izlendi.
Bu durumda KENDİSİNİ TÜRK olarak YENİDEN İNŞA EDEN ULUS DEVLET örgütlenmesinin TÜRKLÜK anlayışı, bu ülkedeki tüm halklara ÖZÜR borçludur. Bu sistem ayakta kalabilmek adına her türlü insanlıkdışı uygulama ve yöntemlere başvurmuştur.
İdamlarla terbiye edilen Kürtler maalesef 86 yıldır kimliklerini savunmaya devam etmişler ve sistemin bu PARADİGMASININ İFLAS etmesine neden olmuşlardır.
Başımı belaya sokacak laflar etmeden daha fazla yazımı bitirirken saygılarımı sunuyorum. Bakış açınızdaki hassasiyetleri paylaşıyorum. Türklerin YEKVÜCUT olarak herşeyin sorumlusu ve müsebbibi olduğu gibi bir iddiam yok. Kayıtsız ve duyarsız kalmak da ÖZÜR DİLEMEK için yeter bir sebeptir. Ve bir ÖZÜR ile kazanacağımız DEMOKRATİK ÖZGÜR FARKLILIKLARA SAYGILI VE DAYANIŞMA DUYGUSUYLA YENİDEN ŞEKİLLENMİŞ bir TÜRKİYE vardır diyorum.
Sevgiler.
Oktay Çaparoğlu
Son yaptığım yorumdaki baskı hataları için özür dilerim
bir heyecanla yazıp düzenlemeden yayınlayıverdim.
Yazıda PKK ve Silahlı mücadeleyi övüyor ya da savunuyormuşum gibi bir anlam çıkmasını istemem o yüzden eklemek isterim ki silahlı mücadele ve PKK, ülkemizde uygulanan yanlış politikaların bir ürünüdür ve ben bu ürünün ‘doğal bir sonuç’ olduğunu ifade etmeye çalıştım.
Ayrıca PKK yokken de Türkiye’de Kürtler aynı muamelelerle dışlanmalarla karşılaşıyordu. KUYRUKLU KÜRT tanımlamasını ve aşağılamasını duymayanınız yoktur. Bu ülkede sadece Kürtlere karşı değil egemenlerin asimile edemediği ve sindiremediği tüm kesimlere karşı aşağılayıcı ve dışlayıcı bir dil kullanıldığı gerçeğini hatırlatmak isterim.
Küçükken güneşte fazla kalıp kararınca anneannem bana ERMENİ SURATLI…. ERMENİ DÖLÜ… YETER ARTIK GEZDİĞİN GÜNEŞTE… diye bağırırdı. Su çektikleri kuyuya eğilince, ‘BRE OĞLUM EĞİLME İÇİNDEN ARAP ÇIKAR SENİ YUTAR’ derdi. Anneanne Arap ne? deyince BİR DUDAĞI YERDE BİR DUDAĞI GÖKTE KAPKARA BİR YARATIK. ÇOCUKLARI YİYOR’ derdi. Gece uyutmaya çalışırdı bizi annem, uyumayınca KÜRT GELİR SENİ KAÇIRIR BAK SENİ KÜRDE VERİRİM… derdi.
Bunlar ve daha nicesi benim bizzat tanık olduklarım.
Farkındayım hoş olmuyor ama kendi gerçekliğimizi anlamak gibi bir zorunluluğumuz var. Adamın biri çıkıp star tv de BEN KIZILBAŞ MIYIM Kİ KIZIM YAŞINDAKİ KADINLA EVLENEYİM diyebiliyor halen bu ülkede.
Bir komşumuz vardı. Alevi Kürt idi. Mahalledeki tek Kürt ve Alevi aile idiler. Adamlara yapılmayan kalmadı mahallede. Ve NEDEN BİZE BUNLARI YAPIYORSUNUZ denildiğinde SİZİN MALINIZ CANINIZ IRZINIZ MÜSLÜMANA HELAL gibi bir yanıtla karşılaştılar her seferinde.
Birşeyleri aşmak değiştirmek istiyorsak içinde yaşadığımız toplumda hiç de azımsanamayacak bir nüfusun beynine ve davranışlarına nüfuz etmiş çarpık ve temelsiz algılamaları anlamak ve kırmak zorundayız.
Ermenilerden özür dilerken konu Alevi ve Kürt meselesine geliverdi birden. Çünkü asla birbirinden bağımsız değil. Bu ülkede farklılıklara yaşatılan acılarda sistemin bu denli rahat ve umursamaz bir saldırganlık içerisinde olmasının nedeni ülkede çoğunluğu oluşturan TÜRK nüfusun bu uygulamalara herhangi bir muhalefette bulunmayacağı gerçeğidir. Maalesef bu ülkede halkımız içerisinde farklı kimlik-kültür-inanç ve düşünceye sahip insanlar EVRENSEL İNSANİ DEĞERLER temelinde buluşma şansını pek yakalayamadı.
Nüfusu birkaç bini geçmeyen Rumların İSTANBULU ELE GEÇİREREK KONSTANTİNAPOLİS i YENİDEN KURACAĞINA inanan insanlarla dolu bu ülke.
Kürtler bölücü, Araplar hain, Ermeni ve Rumlar batı tarafından beslenen misyoner hainler, Aleviler İslam dışı, Süryaniler zaten var bile değil, Çerkesler-Lazlar zaten TÜRK olduklarını kabul ettiler ve bizdenler, tüm sınır komşularımızın ülkemizde emelleri var bizi yıkmak bölmek parçalamak istiyorlar, türban takanlar şeriati, devrimciler komünüslüğü getirecek…… diye listelenebilecek korkularla yetiştirilen bir toplum nasıl diğer kesimlere karşı kendinden menkul bir SEVGİ VE HOŞGÖRÜ geliştirebilir ki.
Çingenelere değinmedim bile. Araştırırsanız göreceksiniz ki Çingeneler hakkındaki yasa, Hitler Faşizminin içerdiği maddeden daha kötü.
Farklı cinsel tercihlere sahip insanlara da değinmedim.
Oralara gelene kadar daha çok yolumuz var.
Ve sanırım LAMBDA kapatılmış. işte böyle bir ülke gerçekliğimiz var.
Bir de TSK tarafından eğitildiğini söylemiştim 12 Eylül öncesi katliamlara karışanların. Mesela 6-7 Eylülde OKTAY ENGİN diye biri var araştıran görür ORDU ve DEVLETLE bağlantısını. Abdullah Çatlıların, Haluk Kırcıların, Mehmet Ali Ağcaların, Oral Çeliklerin, Mehmet Güllerin Muhsin Yazıcıoğullarının Ökkeş Şendillerin ve adını sayamayacağım nice devlet beslemeli kiralık katillerin ve 12 Eylül sonrası Kürtlerle Özel Savaş yürütmek üzerine organize edilen maaşlı resmi ama gizli kapaklı JİTEM örgütlenmesinin sistemle olan bağlantılarını düşündüğümüzde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Devlet tarafından kurulan ve sonra elleriyle koymuş gibi buldukları ölüm evleriyle HİZBULLAH ı da saymadım bakın
Türkiye artık DEMOKRATİKLEŞMEK zorunda. Kendi insanlarına bireysel hak ve özgürlüklerini ve toplumsal örgütlülüklere katılarak düşünce ve kanaatlerini özgürce ifade etme hakkını tanımak zorunda. Tartışabildiğimiz bir ülkede silahlara gerek kalmaz ve fikirlerin tartıştığı yerde insanlar çatışmaz.
Uzun ve yorucu bir yazı oldu
Sevgiyle kalın.
Mustafa Deniz
Oktay Bey,
siddet hicbir soruna cozum getirmez, sorunlari bastirir ve o sorunlar baska sorunlari dogurur. yasamak icin oldurmenin kendiliginden bir eylem olmaktan cikip, zorunlu olmadigi halde secilen bir eylem olmasi erkegin dogaya egemen olabilecegi yanilgisi nin baslangicini isaret eder ve boylece gercek ” siddet ” baslamistir 6-7 bin yil once.
oysa ki insan ( hominidler) 600 000 yil bu “siddet” siz yasamistir. onu tarihten saymaz kimse. tarih siddetle baslar. tarih siddeti anlatir zaten. siddet yoksa tarihte yoktur.
erkek egemenligini tesis etmek isteyen ” ruhban ” kesimin baslattigi surec nereye ulasmistir? hukumetlere, iktidar icin yarisan partilere, tarikatlara, ibadet binalarina, tum dunyayi yakabilecek silahlara, viruslere, okullara, merkeze, giderek buyumeye, buyuyemeyince krize giren dunya sistemine, iki kutuplu, bes kutuplu, g20 li, g7 li, ordulu, gerilla ordulu, silahli eylem gruplu, gizli servisli, birbirini dinlemeli, takip etmeli, provake etmeli, once topragi, suyu, havayi geri koymamacisina somuren, sonra hayvan bitki turlerini kendisi icin yaratilmis gorup, onlari yiyen, yokeden bir “uygarliga ” ulasan sureci baslatmistir. ” makina ” mizin baslangici budur.
Bu “uygarliga” ulasma da , varolan tek tanrili dinlere gecis sureci , erkegin kadinlar ve doga uzerindeki tahakkumunu saglamlastirma surecidir. dinlerin asil fonksiyonu halki uyusturmak degil, erkek egemenligini ve onun temel ilkesi olan tahakkumu yaymak, tahakkum ilkesini egemen kilmaktir.
birbirine bagli sistemlerden olusan yasam zincirini parcalamis, insanligi irklara , sinirlara ayirmis, dogadan koparmis birbirinin ustune biner hale getirmistir. Yarattigi uluslar, hayvanin diger hayvanlari algilayisindan farkli degildir. Bu tum uluslar icin gecerlidir, otekine dislayici, yokedici tutum bu ataerkil ahlakin urunudur.
ve bu ahlak turkler, kurtler, araplar, ermeniler, ruslar, almanlar, ingilizler, sulular, tutsular, basklar, saksonlar, cinler, urdular vs vs diye ayrilmis tum uluslarin kurumlarina, erkeklerine ayrimsiz hakimdir.
dolayisiyla yasami yoketme sisteminin yaratilmasinda, surdurulmesinde siyasi, ahlaki, kulturel sorumluluk anlaminda bir ulusun diger ulustan farki yoktur.
yasanan her turlu kurumsal siddetin, ve cogu bireysel siddetin kesisim kumesi adalet degil, tahakkumdur.
ataerkil ahlagin bir cok boyutu var, burada girmeyecegim, ama en onemlisi bir sey uzerinde tahakkum ve bir seyin kontrolu ilkesidir. bunlar hayvanligimizda varolan gercek siddeti evrimlestirememis, ama kurumsallastirmistir.
kitlesel, kurumsal ve cogu bireysel siddetin amaci iktidardir ve yikicidir. endustriyalizmin kendisi zaten dogaya ve insana karsi en buyuk siddettir. insan oldurerek, bir yerlere varacagini dusunenlerin, birbirinden farki yoktur, siddetle kurulmus ya da siddetle kurulmak istenen kurumlarin temsil ettiklerini iddia ettikleri insanlara bir hayri yoktur. hepsi birbirine esittir. hepsi en az digeri kadar kotudur. dile getirdiginiz faili mechul cinayetlerin icerigi ile daga cikmak diye romantiklestirilen gerilla tarzi adam oldurme, orgut ici infaz, revizyonizmi tasfiye vs. vs. arasinda bir fark yoktur.
dusuncelerinizi ifade edisinizden cikan en onemli farklilik su: tum bu cercevenin icinden sadece turk milletini ozur dileyecek bir duruma getiriyor. bu yuzden temelden yanlis.
yani sira turklerin ozur dileyecek bir kulturel, psikolojik, politik duruma getirilmek istenmesi de, bolgede yeni bir siyasi egemenlik yapisi kurulmasinin planlanimis psikolojik bir adimidir.
tekrar ediyorum , ozur dilenerek bu dunya degisseydi, tum uluslarin kendi uzak ve yakin, , tum silahli gruplarin, tum ulemalarin, tum komutanlarin, tum mudurlerin, tum mazlumlarin, tum egemenlerin, tum babalarin, tum analarin, tum genclerin yaptiklari , kurduklari, yedikleri, ictikleri, tukettikleri hersey icin ozur dilemeleri gerekirdi.
oldurenle oldurulen ayni midir diyebilirsiniz? hayir.
mardin ‘in bilge koyunde oldurulen cocuklar, kadinlarla, olduren erkekler ayni olabilir mi, tabi ki hayir. ama iste bugun oldurunler yarin da oldurenlerin cocuklarini oldurecek.
burdan sunu da anlamak gerekir: oldurme(ler) ye goturen celiskilerin sadece su iki tarafi yoktur: 1) olduren / oldurten 2) gecmiste oldurenlerin yasayan simgesi. bugun oldurenlerin yakinlari belki de dun, bugun oldurulenlerin yakinlari tarafindan oldurulmustur? ancak bu dualizmin otesinde, tek gercek olduren tahakkumcu, endustriyalizmi yaratmis, ataerkil ahlaktir.
saygilar
Mustafa Deniz
zulu ve tutsi olacakti..
Oktay Çaparoğlu
Sevgili Mustafa deniz!
Olayı sistemden ve tarihsel evrimden koparmak zaten bilimdışı bir tavır olur.
ben farklı birşey söylüyorum diyorum ki sistem katilleri besliyor ödüllendiriyor yaşları küçültüp yargılanmalarını engelleiyor cezaevlerinde kral gibi bakıyor en üst düzeylere gelebiliyorlar katiller ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi DEVLET TÖRENİ ile gömülebiliyorlar.
Militarist bir yapı var ve sivilleşememe DEMOKRASİNİN önündeki en büyük engel. Militarizm sivil düşünce ve yaşam algılama biçimlerini o denli etkilemiş ki ORDU MİLLET kavramından bile gurur duyar hale gelmişiz.
İddiam şudur. Bu süreçlerde halkımız artık rejimin yalanları ve yönlendirmelerine o kdar kendini kaptırmış ki KRALDAN DAHA KRALCI bir pozisyona gelmiş ve kendi hakları için mücadele eden insanlara karşı bile SİSTEMİN BEKÇİLERİNİN AĞZIYLA VE MEDYA YÖNLENDİRMESİ ile öfke ve kin kuabiliyor.
6-7 Eylül olaylarının gerekçesi olarak bahane edilen MUSTAFA KEMAL’İN SELANİKTEKİ EVİNE BOMBA atılması olayının faili OKTAY ENGİN in daha sonraları NEVŞEHİR VALİSİ olarak ödüllendirilmesi gibi ERMENİ KATLİAMLARINA KARIŞAN SUBAY VALİ VE PAŞALARIN YADA YERLİ AŞİRET RESİLERİNİN AĞALARIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE en üst düzek bürokratlar oldukları milletvekillikleri yaptıkları büyükelçilerin büyük çoğuınun onların çocuklarından seçildiği gibi bir gerçek var ortada.
ermeni ve Rum azınlıkların sistemli bir şekilde anadoludan tasfiye edilmesi ve imhası sürecinde kitleler İSTEMEYEREK İÇLERİ ACIYARAK dğeil gayet GANİMET ALMA VE ZENGİNLİKLERİNİ PAYLAŞMA niyeti ve güdüsüyle katliamlara katıldılar.
1905 ADANA olaylarını bir araştırın. YAĞMA HAREKATLARI defalarca defalarca tekrarlanmıştır ve bu operasyonlar devlet odaklı planlamalarla gerçekleştirilmiştir.
Oktay Çaparoğlu
Bu yazdıklarım sadece bir boyutu olayların.
Ülkemizde HRİSTİYAN NÜFUSUN İMHASI VE YOKEDİLMESİ PROJESİ ardından Kürtlere ve Alevilere dönük olarak Cumhuriyet Tarihi boyunca uygulanmıştır. Bu uygulamalara dönem dönem militarist güçler dışında halklarımız da alet olmuşlardır. Alevi köylerine cami yapılırken bir yandan öte yandan da halk arasında düşmanlık körüklenmişştir. İnsanların kimliklerini ifade etmesi engellenmiş farklılıklar kendi farklılıklarını ortaya koyamaz duruma getirilmişlerdir.
Bir buçuk milyon ANADOLULU Ermeniden günümüzde 75-80 bin civarı ermeni kalmıştır ve bunların da büyük çoğunluğu ERMENİSTANDAN ÇALIŞMAK AMACIYLA GELEN ERMENİLERDİR.
Türkiyedeki TEK ERMENİ KÖYÜ ise memleketim olan HATAY’ın Samandağ İlçesindeki VAKIFLI köyüdür.
Ve eğer orada yaşama şansı bulmuşlarsa bunu ARAP ALEVİ NÜFUSUN KALABALIK OLMASINA borçlulardır.
Bugün metopol olmayan TÜRK bölgelerinde HRİSTİYAN YADA GAYRIMÜSLİM BİR NÜFUSUN varlığından sözedemezsiniz.
Olaya bir de bu açıdan bakınız.
Sosyolojik bir olgu.
Artık bu ülkede farklılıkların bir arada yaşamasının tek koşulu ilk önce halkların içerisine ekilen DÜŞMANLIK VE TEHDİT algısının kırılmasıdır.
Eğitimin her aşamasında KÜRTLÜK HRİSTİYANLIK RUMLUK ERMENİLİK yıkıcı bölücü Cumhuriyet düşmanı gibi kavramlarla ortak anılmaktadır. MİLLİ VARLIĞA ZARARLI CEMİYETLER deyip bu isimler de birlikte kullanılınca ve halen SEVRİ UYGULAMAK İSTEDİKLERİ gibi saçmalıklar daha ilkokuldan başlayarak insanların beynine yerleştirildiğinde kendine şu soruyu soruyor çocuk:
YA BUNLAR SEVRİ NASIL HAYATA GEÇİREBİLİRLER? KÜRTLERİ ERMENİLERİ RUMLARI HRİSTİYANLARI KULLANARAK. DEMEK Kİ BU ÜLKEDE BUNLAR YAŞADIĞI SÜRECE SEVR DE BAŞARILI OLABİLİR VE TÜRKLÜĞE KARŞI BİR OPERASYON BAŞARI KAZANABİLİR. ÖYLEYSE BUNLARIN BU ÜLKEDE YOK EDİLMESİ VATANİ BİR GÖREVDİR
gibi bir bilinci açığa çıkartabiliyor.
HEPİMİZ ERMENİYİZ sloganı atıldığında bir insan neden rahatsızlık duyar ki?
İşte bu aldığı eğitim yüzünden.
Korkuya dayalı politikalar yaparak insanlarımız arasına duvarlar ördüler. Bu gerçeği kabullenelim. Ve ırkçı-şoven nefret ve öfke kitlesel boyutta bir güce ve etkiye sahiptir.
Bu gerçeği görelim.
Bir özür dilendiğinde ALMANYADA 1990LARDA YAPILAN SOLİNGEN KATLİAMI SONRASI ALMAN HÜKÜMETİNİN DİLEDİĞİ ÖZÜR AKLIMA GELİYOR. AYNI YILLARDA SİVAS KATLİAMI OLDU VE KİMSENİN UMRUNDA DEĞİLDİ TÜM DEVLET ZİRVESİ
-BU OLAYLAR BİR MAÇ SONRASI BİLE OLABİLİRDİ ABARTMAYALIM (MESUT YILMAZ)
-ALLAHTAN OTEL ÇEVRESİNDE TOPLANAN EYLEMCİ HALKIMIZA BİR ZARAR GELMEMİŞ ( ÇİLLER)
-HALKLA POLİSİ KARŞI KARŞIYA GETİRMEYİN – HALKTAN OTEL YAKANLARI K“
ASTEDİYOR- (SÜLEYMAN DEMİREL)
-bunları yapanlar gene bulunmaz. çünkü arkasından cia çıkar. tıpkı uğur mumcu cinayetinde olduğu gibi, katilleri bulamazlar.”
(necmettin erbakan)
-bir toplumda herkes aynı biçimde düşünmek zorunda değildir. bu düşünceler çok “ tahrik edici” bir biçimde de ifade edilmiş olabilir….”
(deniz baykal)
gibi laflar etti. En mantıklı lafı da Erbakan söyledi. Arkasındaki güçleri ortaya çıkarmak gibi bir derdi oldu mu ki rejimin?
Hayır.
Taman rejim böyle peki ya halk suçsuz mu? içine beslediği büyüttüğü hoşgörüsüzlük düşmanlık ve öfkeden ötürü hiç mi sorumluluğu yok?
Neden Hristiyanlar ya da Aleviler ya da Kürtler ötekilere karşı böyle girişimlerde bulunmuyorlar? (AZINLIKLAR DA ONDAN DİYECEK GİBİ OLACAK BAZI ARKADAŞLAR
)
Sistem faşizmi ve onun yayılmasını hep desteklemiştir. Sanırım ÇORUM KATLİAMINDA ALEVİLERİ KATLEDEN FAŞİSTLERİ SAVUNMAK ADINA
_Bana bu ülkede sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz…. siyen dönemin başbakanı DEMİREL e kulak verdiğimzde kimlerin nereden güç aldığı da ortaya çıkıyor.
Elbette CHP ideolojisi ve politikası da bu sürecin ve sorumluluğun dışında değildir.
Ecevit in evinde HRANT DİNK CİNAYETİ İLE İLGİLİ BELGELER BULUNMNASI VE ZAMANINDA ECEVİT KONTRGERİLLAYI AÇIKLAYACAĞIM DEYİP AÇIKLAYAMAMASI DA SUÇA ORTAK OLUP İKTİDARDAN VE ÜLKENİN YAĞMALANMASINDAN PAY ALDIKLARI GERÇEĞİNİ DOĞRULAMAKTADIR.
Zaten bu ülkede gerici-faşist-ırkçı ve rejimden yana katliam yapanlar HALK oldu bizler de DEVLET DÜŞMANI VATANIN BÖLÜNMEZLİĞİNE KASTEDENLER VE YOKEDİLMESİ GEREKENLER OLDUK.
Sorun sistem sorunudur.
Tarihler boyunca böyle olmuştur.
ve bizler ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEYEREK halkımızda yer etmiş ve aslında onlara ait olmayan düşünce tepki hassasiyet ve öfkeyi yargılamaya sorgulamaya itiyoruz insanlarımızı.
Ve elbette Ermeniler başta olmak üzere 86 yıldır yoksayılan ezilen katliama kıyıma asimilasyona uğrayan dipğer farklılıklara da UMUT olmuş oluyoruz.
Bu ülkede halen farklılıkları farkedenve gericiliğe ırkçılığa faşizme karşı mücadele veren militarist anlayışı yıkma potansiyeline sahip güzel insanlar olduğu insanlar olduğu mesajını veriyoruz.
Onların buna ihtiyacı var.
Birlikte eşit yurttaşlık temelinde özgürlük ve adalet duygusunu yitirmeden saygı ve sevgi ilişkisi kurarak YAŞAMAK için.
Sevgiyle…
Oktay Çaparoğlu
Please continue discussion on the forum: link
“Hrant Dink Anısına Yüzyıl Gecikmiş Bir Özür” isimli yazıya Yorum Yazın.