Yeşil Gazete'ye Hoş Geldiniz

AKTÜEL YEŞİL GAZETE

Paneli Kapat

Üye Girişi

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Henüz üye değil misiniz? Üye olun!

RSS

Bir Hukuka Uygunluk Sebebi Olarak İklim Değişikliği Kas 19

yazan: Konuk Yazar | Yazdır |

Serkan Köybaşı**

Son günlerde İngiltere’de hukuk adına da çevre adına da son derece ilginç gelişmeler yaşanıyor. Belki hatırlanacaktır, İngiltere başbakanı Gordon Brown’un ülkenin güneydoğusundaki Kent’te kurulması planlanan yeni kömür santraline onay vermesini engellemek isteyen çevreci bir grup, 8 Ekim 2007 tarihinde aynı bölgede yer alan ve kömürle çalışan Kingsnorth enerji santralinin bacasına tırmanmıştı.Greenpeace üyesi altı kişilik grup (Kingsnorth altılısı), her gün 20 bin ton karbondioksit salımı gerçekleştiren santralin 200 metre yüksekliğindeki bacasına çıkarak başbakanın ön adını yazmış ve enerji üretimini de durdurmaya çalışmıştı  Eylemciler daha sonra polis tarafından gözaltına alınmıştı.Greenpeace enerji kampanyası sorumlusu Robin Oakley, Alman şirket E.ON tarafından kurulması planlanan yeni kömür santralinin 50 yıl boyunca yılda 10 milyon ton karbondioksit salımı gerçekleştireceğini ve bunun da İngiliz hükümetinin iklim değişikliğine karşı karbondioksit salımını azaltma planlarına aykırı olduğunu belirtmişti.

Sıradan bir sivil itaatsizlik eylemi gibi gözüken Kingsnorth eyleminin hukuksal açıdan önem kazanmasına neden olansa, santralin bacasına yazı yazarak 30 bin pound (yaklaşık 53 bin dolar) zarara  sebep oldukları gerekçesiyle haklarında açılan davada altı eylemcinin tümünün beraat etmesidir. Beraat gerekçesi ise eylemcilerin meşru savunma halinde  bulunmaları. Maidstone Kraliyet Mahkemesi’nin 11 Eylül 2008 tarihinde verdiği karar, çevre örgütleri ve ekolojistler için son derece önemli.

Hukuksal Süreç

Kingsnorth altılısı, eylemlerinde temel bir hukuka uygunluk sebebi olduğunu iddia etti: Meşru savunma! Kingsnorth altılısı ifadelerinde, santralin bacasına çıkıp “GORDON” yazarak ve üretimi durdurmaya çalışarak, dünya üzerindeki çeşitli mülke zarar veren iklim değişikliğinin en önemli nedenlerinden kömür yakımını engellemeye çalıştığını iddia etti. Bir başka deyişle eylemciler, başkalarının mallarını korumak adına, tehlikenin kaynağını durdurmayı amaçlamıştı. Bu, bir mahkeme önünde iklim değişikliğinin bir hukuka uygunluk sebebi olarak kullanıldığı ilk örnek oldu.

Dava sürecine bakarsak, Savcı John Price, eylemin hukuk içerisinde sayılmasının mümkün olmadığını, bir eylemin hukuk içinde yapılması için çeşitli yöntemler olduğunu ancak santralin bacasına çıkılarak hukuk dışılığa geçildiğini iddia etmişti. Kısacası, suç çizgisinin bilerek ve isteyerek aşıldığını, dolayısıyla sivil itaatsizlik eyleminin gerçekleştiğini belirtmişti. Bilindiği üzere, sivil itaatsizlik eylemlerinin belirli kriterleri bulunmaktadır. Bunların başında da eylemin yasaya aykırı olması gelir. Söz konusu aykırılık eylemci tarafından bilinir ancak kanun, ahlakî motivasyonla, bilerek ve istenerek çiğnenir. Burada amaç yasanın veya ihlal edilen yasağın meşruiyetinin sorgulanmasını sağlamaktır.

Mahkeme, dava sürecinde çeşitli iklim değişikliği uzmanlarını dinledi. Bunların arasında yer alan NASA Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Prof. James Hansen mahkemede, Kingsnorth santralinin günde 20 bin ton karbondioksit salarak dünya üzerindeki 400 canlının neslinin tükenmesine neden olduğunu ifade etti. Kömürün yakılmasıyla oluşan kirliliğin boyutlarını bir rapor  eşliğinde sunan Hansen insanlığın büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu belirtti ve birilerinin öne çıkıp “artık daha fazla kömür santraline hayır” demesi gerektiğini söyledi.

Savunma makamı, iklim değişikliği nedeniyle zarar gören veya görecek olan mülklerin bir listesini de mahkemeye sundu. Buna göre, iklim değişikliğine bağlı olarak yükselecek deniz suyu nedeniyle kömür santralinin yapılmasının planlandığı Kent bölgesi, Pasifik adalarından Tuvalu ve Grönland büyük tehdit altındaydı. Ayrıca Arktika ve Antartika’daki Larsen B buzulu ile Bangladeş ve New Orleans kentinin kıyı bölgelerinin de Kingsnorth santrali nedeniyle zarar gördüğü aktarıldı.

Davada görev alan 12 kişilik jürinin çoğunluğunun görüşü, Dünyanın çeşitli bölgelerinde zarar neden olan iklim değişikliğinin bir meşru savunma nedeni yarattığı yönünde oldu. Davayı özetleyen yargıç David Caddick, davadaki esas sorunun eylemcilerin bir yasayı çiğneyip çiğnemediği değil, bir hukuka uygunluk sebebine sahip olup olmadıklarının tespiti olduğunu belirtti. Yargıç, jürinin eylemi, başkasının malını korumak için acil ve kaçınılmaz olarak gördüğünü açıkladı.

Kararın Ardından Yaşananlar

Karar, Greenpeace örgütü tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandı. Jürinin kararını açıkladığı 10 Eylül 2008 günü örgüt tarafından “olağanüstü bir gün” olarak tanımlandı. Greenpeace’in web sayfasında, kararın eylemcileri akladığı, bu yolla da aslında kömürün mahkum edildiği ifade edildi. Ayrıca örgüte göre jüri, iklim değişikliğine neden olan kömür yakımına karşı doğrudan eylem yapma hakkının varlığını kabul etti.  

Kararın en önemli etkisi, kömür santralini kurmakta kararlı gözüken Gordon Brown’un kabinesinde yaşandı. Özellikle karbon salımındaki yüksek rakamlar nedeniyle Çevre Bakanı Hilary Benn ve selefi David Miliband, 1 milyar pound’luk yeni santral projesine karşı tutumlarını açıkça ortaya koydu. Bu tepkiler üzerine söylemini yumuşatan Başbakan Brown, “temiz kömüre  yatırım”dan bahsetmeye başladı. 

Nobel Barış Ödülü sahibi Al Gore ise kararı memnuniyetle karşılamanın ötesine geçti: Gençlere, kurulacak yeni kömür santrallerine karşı sivil itaatsizlik çağrısı yaptı. Karardan beş gün sonra New York’ta katıldığı bir toplantıda gençlerden, karbon yakalama kapasitesine sahip olmayan yeni kömür santrallerinin yapımını engellemesini isteyen Al Gore, “Dünyanın geleceğiyle ve bu konuda ne yapılıp ne yapılmadığıyla ilgilenen bir gençsen, sivil itaatsizlik zamanı aşamasına geldiğimize inanıyorum” ifadesini kullandı.

Sonuç

Al Gore, gençleri sivil itaatsizlik eylemlerine çağırsa da, Maidstone mahkemesinin kararının ardından, iklim değişikliğini durdurma saikiyle verilen zararlar artık sivil itaatsizlik eylemi adlandırılmamalıdır. Çünkü bu tür eylemler artık meşru savunma amacıyla yapılmış sayılmalı ve suç hiç bir zaman oluşmamış kabul edilmelidir. Maidstone Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar, kömür santrallerinin çalışmasının ve kurulmasının engellenmesi eylemlerini suç olmaktan çıkarmış ve ekoloji hareketini yeni bir boyuta taşımıştır.

Kingsnorth altılısıyla ilgili kararın beraat yönünde çıkmasındaki ana etmen, kanaatimizce, iklim değişikliğinin kendisini her gün daha fazla hissettiriyor olması. Buzullar eriyor, fırtınalar daha güçlü ve aniden oluşuyor, deniz seviyesi yükseliyor, kuraklık artıyor ve insanlık geri dönüşü olmayan bir felakete doğru sürükleniyor. Ve bu felaketi yaratan neredeyse sıfır karbon salımı gerçekleştiren küçük ada ülkesi Tuvalu değil. Batı’nın petrole (ve kömüre) dayalı yüksek üretim ve tüketim düzeyinin yarattığı küresel ısınmanın ilk kurbanları açlıktan ve sellerden kırılan masum ülkeler oluyor.  Tuvalu’yu başka ülkeler izleyecek. Ardından bütün Dünya iklim değişikliğiyle büyük bir yıkıma sürüklenecek. Maidstone mahkemesi, bu yıkıma bütün Dünya adına dur demek isteyen insanlara çok güzel bir dayanak verdi.

İngiltere’de yaşanan Kingsnorth olayının benzerleri sık sık ülkemizde de yaşanmakta. Çünkü Türkiye’de de Greenpeace ve benzeri örgütler iklim değişikliğine karşı çeşitli eylemlere girişmekte ve bunlardan bazıları tutuklamalarla sonuçlanmakta. Son olarak, yine Greenpeace örgütü, Türkiye’de kurulması planlanan 40 adet kömür santralini protest etmek için Adana’nın Yumurtalık ilçesinde kömür taşıyan gemilerin yanaştığı platforma tırmanarak yükleme işlemini belirli bir süre için bloke etti.  Eylemin neden olduğu zarar dolayısıyla örgüte ceza kesildi. Platforma tırmanan dört eylemci serbest bırakıldı ancak davaları sürüyor.  Maidstone mahkemesinin kararı, bu davada Türk mahkemesine de örnek teşkil etmelidir. Kanımızca, aynı yönde bir karar vermek için mevzuat açısından Türk yargıçlarının önünde bir engel bulunmamaktadır. Ancak acaba yargıçlarımız kömürün enerji üretmek için ne kadar kirli ve sebep olduğu iklim değişikliğinin ne kadar “açık ve yakın bir tehlike”  olduğunu biliyor mu, işte asıl mesele budur.

Serkan KÖYBAŞI

*Bu yazı daha once guncel hukuk dergisinde de yayınlasmıstır

*Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi
Yeşiller Partisi Beyoğlu İlçesi Eş Koordinatörü

 http://www.guardian.co.uk/environment/2007/oct/08/climatechange.energy, 30 Eylül 2008 tarihinde ziyaret edilmiştir.
  İngiliz hukuk sisteminde verilen bu tür zararlara “criminal damage” adı verilmektedir.
  Karar orijinalinde dayanak olarak kullanılan terim “lawful excuse”dür. 1971 tarihli İngiliz Cezaî Zarar Kanunu’nun (http://www.opsi.gov.uk/acts/acts1971/pdf/ukpga_19710048_en.pdf, 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edilmiştir.) ilk maddesine göre başkasına ait bir malı yok eden veya ona zarar veren kişi suçludur, meğer ki bir “lawful excuse” sahibi olsun. Söz konusu terim İngiliz hukukunda, mala karşı işlenen eylemlerde hukuka uygunluk sebeplerinin tümünü kapsar şekilde kullanılmaktadır. Bunun içine mal için ve üçüncü kişilerin malı için meşru savunma da girmektedir. İngiliz hukukundaki “Self-defense” kavramı ise yalnızca hayata karşı meşru savunmaları kapsar. (Bknz: http://en.wikipedia.org/wiki/Self-defense_(theory), 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edilmiştir.) Makaleye konu olan olay, üçüncü kişilerin mallarına zarar veren ve yakın gelecekte de vermesi muhtemel bir tehlikenin kaynağına karşı yapılmış bir eylemdir. Dolayısıyla, kanaatimizce bu durum, Türk hukukunda “üçüncü kişilerin malı için meşru savunma” (Türk Ceza Kanunu madde 25/1) kapsamındadır.
  Dava süreci için bknz: http://www.guardian.co.uk/environment/2008/sep/11/activists.kingsnorthclimatecamp, 30 Eylül 2008 tarihinde ziyaret edildi.
  Sivil itaatsizlik eylemlerinin kriterleri için bknz: Şükrü NİŞANCI, Sivil İtaatsizlik, Okumuş Adam, 2003, İstanbul, ss. 211-233.
  Rapor için bknz: http://www.greenpeace.org.uk/files/pdfs/climate/hansen.pdf, 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edildi.
  http://www.greenpeace.org.uk/blog/climate/kingsnorth-trial-breaking-news-verdict-20080910, 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edildi.
  Yanma halinde normale göre daha az karbon salımı yaptigi iddia edilen kömür türleri “temiz kömür” olarak adlandırılmaktadır. Ancak bunlar halen geliştirilme aşamasındadır. Konuyla ilgili İngiliz Parlamentosu Bilim ve Teknoloji Ofisi’nin bir raporu için bknz: http://www.parliament.uk/documents/upload/postpn253.pdf, 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edildi.
  http://www.independent.co.uk/environment/climate-change/cabinet-split-on-kingsnorth-power-station-942811.html, 30 Eylül 2008 tarihinde ziyaret edildi.
  http://www.reuters.com/article/newsOne/idUSTRE48N78A20080924, 30 Eylül 2008 tarihinde ziyaret edildi.
  Ümit ŞAHİN, Kyoto’ya İtirazın Arka Planı: Endüstriyel Kalkınmaya Evet mi, Hayır mı?, Birikim, sayı 216, Nisan 2007, İstanbul, ss. 8-9.
  Haber için bknz: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=898666, 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edildi.
   http://www.greenpeace.org/international/news/coal-shipment-stopped-turkey150908, 3 Ekim 2008 tarihinde ziyaret edildi.
  İlk kez yargıç Oliver Wendell Holmes, Jr tarafından Schenck Amerika Birleşik Devletleri’ne Karşı davasında kullanılan, daha sonra Amerikan Yüksek Mahkemesi tarafından vatandaşların haklarının yasalara karşı korunmasıyla ilgili davalarda sıklıkla başvurulan ilke.


Yazar Konuk Yazar isimli Yazara e-posta gönderin | Yazarın tüm yazıları Konuk Yazar | Kategori: Yeşeriyorum | Etiketler: None

ads ads ads

Yorum Yapılmamış, Yorum Yapın ya da Ping

“Bir Hukuka Uygunluk Sebebi Olarak İklim Değişikliği” isimli yazıya Yorum Yazın.


Fransa’da Irkçı Afiş Yasaklandı

Fransa’nın güney illerinden Marseille’de mahkeme milliyetçi Front National (Millî Cephe) ...Haberin Devamı →

İngiltere “Tükeniyor”

İngiltere'de yaklaşık 500 hayvan ve bitki türünün son iki yüzyılda ...Haberin Devamı →

Sponsor

ads

Etiketler

Kategoriler

Fransa’da Irkçı Afiş Yasaklandı

Fransa’nın güney illerinden Marseille’de mahkeme milliyetçi Front National (Millî Cephe) ...

Yazının Devamı →

8 Mart: Dükkanlarda Bugün İndirim VMağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel ! Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Veyahut Duygu Asena’nın ironisiyle “365 Günün Sultanı” bugün. Mahya asalım, tüm feodal beyliklere… Kadın emeğini sömüren fabrikaların bacaları arasına…Hoşgelmiş diyelim Sultanımız. Mesala Desa’ya asalım koca bir mahya, ışıklı ışıklı… Patron, kadınlar gününe özel belki birer çanta verir kadın işçilerine, ya da “işçi kadın”lara… Unutturur belki geçen yılki işten attığı kadınları, fazla mesaileri küçük bir çantayla… İşçilerin bir saatte, belki otomasyonla 5 dakikada ürettiği maaşları ayarındaki çantayla… Kırmızı rujlarını sürsün bugün kadınlar, mini eteklerini giysin, zifiri karanlık ortasına çıksınlar bugün.Ama korkmaca olmasın bugün, çekinmece de. Korktuk altlarında sıkı sıkı tuttukları çantalarını almasınlar yanlarına, son aranan numaraya bir erkek yereştirmesinler evden çıkarken… Bütün ihtişamıyla yürüsünler, arkak sokakta aylak aylak gezen herhangi birisi gibi… Gebzeye bugün beyaz bir duvak gönderelim.Ertesi gün aynı trenle geri dönsün… Ama kirlenmeden… Bembayaz… Bugün bütün erkek polisler izine çıksın. Değil kadınlar. Erkekler çıksın tatile. Kadınlar korusun bizi. Tarlabaşı’ndan inerken, sohbete dursun bir travestiyle kadın polis. Dertleşsinler sabaha kadar. Ya da Harbiye yoluna çıksın, dövülen seks işçisi kadınları görsün…Korusun… Belki de, “bu fahişeyi mi koruyorsun?”u duyup bir tekme de o yesin, azgın bir magandadan.. Sonra kadın polis, sorsun kendine birşeyler. Ya da polis kadın… Bugün tüm analar kız çocuğu doğursun mesela… Narin ağlama sesleriyle sarsılsın dünya… Babaları kahveye gitsin koşa koşa, kahvede poker oynayan tüm adamlara çay söylesin “benden herkese demli bir kaçak çay” narasıyla… Meclise bugün kadınlar gelsin bir tek…Ya da ,ya da eşlerinin altından, yıldızlı vekil rozetlerini döşlerine taksınlar, otursunlar en rahat koltuklara… Meclis Başkanı da bugün kim olsun mesala… Pınar Selek olsun misal… Sabiha Gökçen mi?.. O da olur; Sebahat Tuncel de olur aslında… Ya da-a-a Sennur Sezer, en şairane sesiyle açsın oturumu…Takır takır kaldırıp indirsinler Ana-yasamızı… *** Ya yarın?.. Herkes eski biçilen “rol”üne devam mı eyleyecek?.. *** Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Tek taş pırlantalar bile mor renge bürünmüş bugün. Kadınlara özel! Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Kimisi “Cennet anaların ayakları altındadır” edebiyatıyla, biçilmiş kaftanıyla örter kadını, ritueli gösterir kadına/kadınına, en yüce/ilahi hediyeyle. Kimi “Erkek şiddetine son”, “Tacize son”… Kimi “Eşit işine eşit ücret” talep eder, büyük sermayesinden patronun. Kimi de küçük bir mor pırlanta koparır kocasından, plazada yanan ışıklar da morartılır! Koca Mart’ı morluklarla geçirir, ondan bundan habersiz kimisi de. Kapitalizme entegre olmuş cinsiyetçilik: İşçi Kadın-Kadın işçi 1857 yılında Newyork’ta çalışma koşullarına karşı direnen dokuma işçisi kadınların grevine polisin uyguladığı baskı ve tekabülünde çıkan yangında, 129 tane işçi kadının can verdiğini kimse unutmadı. 1910 yılında 2. Enternasyonel’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in; 129 işçi kadın anısına 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ilan edilmesi önerisinin direkt kabul edilişini de unutmadı kimse. 1975 yılına kadar düzenli/düzensiz kutlanan , 1977 yılı Birleşmiş Milletlerin “Dünya Kadınlar Günü” çıkarmasıyla daha da kurumsallaşan gün; Türkiye’de 1975′den itibaren daha yaygın kutlanmaya başladı. 1970 li yıllarda Amerkida iş hayatında ırk ve cinsiyete göre yapılan ayrımcılığa karşı seslerini yükselten emekçi kadınlari ücretlerin iyileştirilmesinden, kayıt dışı çalıştırılmaya, cinsiyete bağlı iş istihdamını ortadan kaldırmaya kadar, kapitalizmle entegre olmuş cinsiyetçiliğin eleştirisini fabrikalarda başlatarak kadın hareketını başlattılar. 1970′lerden sonra büyüyen kadın hareketi pozitif ayrımcılık tartışmlarına kadar gitti. Tartışmalarla sınıfın toplumsal cinsiyeti üzerine deneyimler sağladılar. Hatta cinsiyet ayrımının yanında ırksal ayrımdan dolayı “öteki” addedilenlerin iş sahasında ayrımclığını(job seggration) engelleyen, ayrımcılığı önleyici yasalar (anti-discrimination laws) kazanımlarının, daha sonra “modern kadın hareketine” katkısı yadsınalamaz. Türkiye’de ise 1980 sonrasında dağıtılan sol oluşumların arasından küçük bir grup entelektüel kadının bir araya gelmesinden oluşan Feminist hareket ise daha çok cinsiyet(gender) ve cinsellik(sexuality) özerine odaklanan gruplar oldu.1975′den itibaren daha düzenli kutlanılmaya çalışılan 8 Mart, 1980 darbesi sonrası 4 yıl sekteye uğratıldı. 1980 darbesi sonrası, sosyalist bileşkelerin kadınların mücadelerine bir armağanı, mücadeleyi anma günü olana 8 Mart, siyasi partilerin kadın örgütleri ve Türkiye’de hızlanan Feminist hareketin sahip çıktığı noktalardan birisi olarak gündeme oturdu.1980-1990 arasından Feminist hareket hızlı bir yükselişe geçti, Feminist hareketin kadın görünürlüğü ve hak alma mücadelesinde bir boşluğu doldurduğu su götürmez bir gerçek iken, sol- sosyalist partiler kadın mücadelesinde sınıfın toplumsal cinsiyeti politikası ile, 80 sonrası yok edilmeye çalışılan sınıf hareketinin içinde çırpınarak da olsa mücadelesini sürdürürdü.Teorik ve pratik anlamda, kadınların bu hak mücadelesine yeri/günü geldiğinde bir “sınıf” mücadelesini kısmen hakkını veren sosyalist partiler, kadın cinsel/beden kimliği üzerinden yapılan acımasız baskılara karşı politika üretemenin ve pratik yoksunluğunun getirisi/götürüsü olarak kadın hareketini tam manasıyla oluşturamadı. Diğer yandan;Türkiyedeki Feminist örgütler, Birlemiş Milletler Kurulunun “emekçi” lafını çıkarmasını pek de umursamayan -veyahut kapitalist sistem içerisinde tüm kadınların – eve emeği gibi- emekçi olduğu gerçeğini göz önünde tutarak – “sosyalist jargonun” emekçi ibaresi ve kadın emeği hakkı mücadelesinde geri kalan, daha çok orta sınıf ve küçük burjuva içerisinde örgütlenen bu hareketler, kadın hareketi içerisinde yerel ağız oluşturamadı. Ama son yıllarda Femisit hareketin kısmen de olsa alt sınıf söylemleri ve pratik örgütlenmeleri, sosyalist camianın toplumdaki kadının cinsel/beden algısı hakkındaki bilinçlenme hali kadın hareketi açısından gözden kaçırılmayacak durumlar oldu. Kadın Mücadelesinde Erkekler Feminist hareketin örgütlendiği orta sınıf entellektüel ağız; bu hareketi alt sınıftan kendini koparırken, toplum gözünde oluşturdukları “femist erkek algısı” çoğu çevre tarafından eleştirildi. 8 Mart’ın kadınlara özel, sadece kadınların kutlama günü hareketi, diğer camialar tarafından “erkek düşmanlığı” diye algılanırken, kadın örgütleri kendi açıklamasını oluşturmuştu: “Anti-ataerkilizm” Yüz yıllardır süren biyolojik ayrımın ahlak algısına infiltre olduğu, kadının her ortamda ikinci plana atıldığı bir dünyada kadınların kendi mücedelesinde insiyatif/görev almaları için erkek hegomanyasının “bir günlük” kırılışı idi bu. Ama kadın mücadelesinin erkek algısının, toplum ahlak yapısının bir birleşeni olan erkekler tarafından anlaşılmazlığı ve bu ahlak yapısının tüm birleşenler tarafından yıkılması ya da zamanla revize edilmesinin yolunun birleşik bir mücadeleden geçtiği de göz ardı edilmemeli idi. Öte yandan kapitalizmin insan emeğine yükeldiği misyon yani kadını fabrikanın ithal yedek parça alıgısı ve bu yedek parçayı en ucuza indirgeme çabası,(dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor. buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una, dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.) kadın-erkek emek mücadelesinin kazanılmasında bu iki bileşenin ne kadar mühim olduğunu gösterme yolunda herkesi sınamaya devam ediyor. Bunula birlikte Feminist hareket içerisinde meyadan gelen sosyalist zemin üzerinden feminist dünya özlemi, salt kapitalizmin kadın algısının yıkılmasıyla feminist dünyanın gerçekleşmesinin gerçekleşmesi imkansız bir dünya olması, sosyalist bilinçlenmeyle feminist bir hareket yaratmaya, ve sosyalist partileri ise kadının cinsel/beden politikası üretmeye, toplumun düşünce yapısına yerleşmiş olan kadın üzerinden beslenen ahlak hegamonyasını eleştirmeye/bilinçlenmeye itmiştir Yani, gelişen durumlarda Feminist hareket kendini emek eksenine yakınlaştırırken, sosyalist harketinin kadının cinsel/beden’i üzerinden yapılan baskı/ayrımcılığına karşı politikasını şekillendirmesi totalinde daha oturaklı bir kadın hareketi doğuracağının müjdesi iken, çoğu sol sosyalist partilerinde bir sorunu olan, alt sınıfa inememe olgusu kadın mücadelenin de mihenk taşlarından birisi olarak durmaktadır… Türkiye’deki tüm kadın hareketi; kapitalizminde içerisinde şekillenen cinsiyet algısı ve oluşturulan cinsiyetçilik ve gelenekselleştirilmiş olan ahlak yapısınına karşı mücadele ve sınıfın toplumsal cinsiyet algısını oluşturarak, sınıfsız sömürüsüz-eşit bir dünya özlemini gerçekleştirme yolunda ileriliyor. *** Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel! Beyoğlunda, en güzel çiçekleri satan Roman kadınlar yoğun bugün…En çok satılan çiçek Leylaklar…Mor mor… Roman kadın satıyor çiçekleri, paralı eşlerine kadınların… . Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”… Roman Kadın yoruldu bugün… Geçmiş olsun…ar

Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel ! Bugün “Dünya ...

Yazının Devamı →

Abone Olun

E-posta adresinizi girin: