- Haber Merkezi

Nükleer karşıtı eylemler neden basına yeterince yansımıyor? – Medyadaki nükleer akrabalıklar üzerine birkaç denklem

Mersin Akkuyu’da yapılması planlanan nükleer santral için ihaleye girmesi beklenen (şartname alan) şirketler şöyle sıralanıyor:

- Vinci Construction Grand Projects (Fransa)
- Itochu Corporation (Japonya)
- AECL (Kanada)
- Suez Tractabel (Fransa - Belçika)
- Atostroyexport Tsco (Rusya)
- ENKA - KEPCO (Güney Kore)
- China Nuclear Power Com. Co.- Park Holding
- Unit Investment N.V. (Belçika)
- Iberdrola SA-Sabancı Holding-General Electric Hitachi Nuclear Energy (GEH)

Bu listede adı geçmeyen Doğan Holding’in de Unit Inverstement ve Anadolu Endüstri Holding ile birlikte hareket edeceği ve nükleer işine gireceği birkaç gün önce haberlerde yer aldı.

Bu listeyi biraz daha tanıdık kılmak için son üç sıradaki gruplara dair bazı denklemler kuralım:

Sabancı Holding

= Akbank, Toyota ve her türlü SA’lar. Türkiye’nin en büyük ve en tanınan sermaye kuruluşlarından biri. Peki ortağı General Electric (GE) kimin ortağı?

GE, Doğuş Holding’in ortağı. Doğuş = Garanti Bankası, NTV, vb.

Bir üst sıradaki Unit Investment’in ortağı olan Aydın Doğan’ın Doğan Holding’i = DHA, Hürriyet, Milliyet, Radikal, Kanal D, CNNTürk, Star, Petrol Ofisi vb. Aydın Doğan ayrıca Sabancı grubuyla hısım akraba… Ortakları Anadolu Grubu ise = Efes Pilsen.

Bir üst sırada Park Holding var. Park Holding Ciner Grubu’nun en büyük kuruluşu. Ciner, medya gücünü büyük ölçüde kaybetti, ama Kanal 1 ve HaberTürk Ciner’in. Ciner ayrıca şu sıralar Newsweek ile ağırlığını arttırmaya hazırlanıyor. Ayrıca Ciner Grubu’nun Cumhuriyet gazetesinin arkasında olduğu da uzunca zamandır söylenir.

Sabancı sayısız şirketi ve ürünü, Anadolu Grubu ise özellikle Efes Pilsen ile reklam piyasasında ciddi bir ağırlığa sahip. Aynı şekilde Doğuş grubu da sadece sahip olduğu medya kuruluşlarıyla değil, reklam piyasasındaki gücüyle de önemli. Reklam verenler arasında nükleercilerin ağırlığı medya üzerinde başlı başına bir etki.

Doğuş ve Doğan Holding’in sadece medya gücü değil, çevreci gruplara olan yakınlıkları da ayrıca incelenebilir.

Medyadaki en büyük grup olan Doğan Holding’in ve büyükler arasındaki Doğuş ve Ciner’in bizzat nükleer ihalesine girmesi bir yana, diğer büyük grupların çoğunun doğrudan hükümet yanlısı olduğunu da unutmamak lazım: Bunlar Albayrak (Yeni Şafak), Çalık (Sabah, ATV, Aktüel), Sancak (Star gazetesi ve Kanal 24), Fettullah Gülen (Zaman, Samanyolu, CHA), Kanal 7, Koza İpek (Bugün ve Kanaltürk. Bu grubun Bergama altın madeninin sahibi olması dolayısıyla nükleer karşıtlarını hükümet yanlılığının ötesinde de “sevmeyeceğini” tahmin edebiliriz).

Geriye birkaç nispeten bağımsız medya grubu kalıyorsa da, medya sektörünün ya doğrudan nükleerci ya da hükümet yanlısı olduğu için nükleerci sermaye grupları tarafından büyük ölçüde tutulmuş olduğu söylenebilir.

Elbette bir gazete, dergi, ya da radyo-televizyonda çalışan gazeteciler patronun emirlerine göre hareket etmezler. Yazı işlerinin, köşe yazarlarının ve muhabirlerin, belli bir bağımsızlığı vardır. Ama Türkiye’de patronun gazete yönetimini ve yazarları, yazı işlerinin de muhabirleri haber seçiminde tamamen serbest bıraktığı vaki değildir. Üstelik mesele ideolojik olmaktan çok patronun yatırımlarını ve gazetenin ilan gelirlerini ilgilendiriyorsa baskı ya da en azından “ayarlama” kaçınılmaz olabilir.

Sonuç açık: Nükleerciler medyayı bugüne dek hiç bu denli ele geçirmiş değillerdi.

Bu durumda nükleer santral ihalesinin sonuçlanmasına bir ay kala, nükleercilerin bu medya gücünü kullanarak yaratacakları dezinformasyonu ve nükleer karşıtlarının gücünün ve etkinliklerinin görmezden gelinmesini nasıl engelleyebileceğimiz ciddi bir sorundur.

Kendi medyalarımızı kullanmak veya yaratmak ve medyanın nükleerci de olsa görmezden gelemeyeceği eylemler örgütlemek gibi geleneksel çözümler dışında bir çözüm, şimdilik yok.

Yorum yapın.